"Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen." Kitabın ilk iki yaprağını çevirdiğinizde bu alıntı karşılıyor sizi ve bir müddet bakışabiliyorsunuz koca sayfadaki bu iki cümlecik ile. Cemil Meriç'in bu kitabındaki üslubunu çok beğendim. Bir nebze esprili, öz ve manidar bir dil... Kitabın…devamı"Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen."
Kitabın ilk iki yaprağını çevirdiğinizde bu alıntı karşılıyor sizi ve bir müddet bakışabiliyorsunuz koca sayfadaki bu iki cümlecik ile.
Cemil Meriç'in bu kitabındaki üslubunu çok beğendim. Bir nebze esprili, öz ve manidar bir dil...
Kitabın içeriğine gelince "Entelektüel nedir, kime denir?" ile konuya giriş yapılıyor ve devamında yazar, Avrupa'dan Rusya'ya ve oradan da bir miktar Asya'ya uzanan çeşitli kavramların tarihi serüvenini seriyor önümüze; sofist, filozof, intelijansiya, kapitalizm, nihilizm, popülizm, anarşizm, liberalizm, komünizm, sosyalizm... Soylular, köylüler, burjuva, sınıf çatışmaları... 1789 Fransız İhtilali... İhtilâl midir, inkılâp mıdır? Devrim neye denir? Ve nihayet biz... Hakikatte içi de dışı da bir olan mağaranın dışından başlayıp mağaradakilere uzanan bir yolculuk...
Konunun meraklısına oldukça ilgi çekici gelebilecek bir kitap lakin "Banane bu izm'lerden" diyenlerin de kitabı sıkıcı bulabileceği aşikâr. Ama fikrimce siz yine de okuyun, derim 🙃
Kitapta fazlasıyla önemli addedilecek bir husus da bulunmakta ki Cemil Meriç şöyle demiş: "Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi."
Yani ne denmek isteniyor? Okuyup öğrenebilirsiniz 🙃
Kültürümüzü, geçmişimizi bugüne bağlayan köprümüz, dilimiz... Dilin gelişmesi ile düşünce gelişir, düşüncenin gelişmesi demek kültürümüzün, milletimizin gelişmesi demek, değil midir?
Cemil Meriç'e göre: "Türk düşüncesinin en büyük düşmanı dildeki istikrarsızlık." ve "Yapılması gereken: Lafızları sağlam mefhumlara bağlamak, dilin mazbut bir kamusunu vücuda getirmektir."
Yani yapılması gereken dilin kavram hazinesini zenginleştirebilmek, diyebiliriz. Bunu nasıl yapabileceğimizi de Celâl Nuri şu cümlelerle dile getiriyor: "Dili zenginleştirmek ona yeni mefhumlar kazandırmakla olur. Kelime atmak değil, kelime almak zorundayız."
Kelime atmak demişken Cumhuriyet Dönemi'ndeki dilde tasfiyeciliği yani dili yabancı kelimelerden ayıklama durumunu detaylarıyla anlatan önemli bir kitabı da yeri gelmişken tavsiye etmek isterim: Geoffrey Lewis - "Trajik Başarı: Türk Dil Reformu".
Evet, ortada bir başarı var ama trajik olan kısım ise şudur ki günümüzden daha 93 yıl öncesine ait Atatürk'ün Nutuk'unu bile günümüz Türkçesine çevirmeden anlayamıyoruz, diyor kitap.
Celâl Nuri'nin sözüne geri dönerek şöyle bir parantez daha açmak istiyorum ki "kelime almak"tan kastedilen "Plaza dili" diye tabir ettiğimiz durum değildir. Dünya'nın herhangi bir noktasında, ülkesinde keşfedilen yeni bir olguya, yeni bir buluşa dilimizde bir karşılık bulmak, demektir. Dile yerleşmiş bir kelimeye yapılabilecek bir müdahale yok ama daha dile yerleşmeden önce o yeni kavramlara Türkçe bir karşılık bulabilme şansımız var. O şansı heba etmemeliyiz 🍃