Şu bağımsız gönderi olayı sırf müzik için gelmiş sanki ama iyi ki gelmiş diyelim zira yeni ezgiler keşfetmek pek hoş 🎶 Bir de herkes şarkı öneriyor, benim de canım çekti. Ben de öneriyorum hemen bir tane, buyurunuz efendim 🙃 Emre…devamıŞu bağımsız gönderi olayı sırf müzik için gelmiş sanki ama iyi ki gelmiş diyelim zira yeni ezgiler keşfetmek pek hoş 🎶
Bir de herkes şarkı öneriyor, benim de canım çekti. Ben de öneriyorum hemen bir tane, buyurunuz efendim 🙃
Emre Fel - Merhabalar 🍃🌸
Hey, bu satırlara denk gelmiş değerli okuyucu 💕 senden bir ricam olacak. Acaba kulaklıklarını takabilir misin? Taktın mı? Tamam, şimdi de "Erkan Oğur - Gnossienne No.1" parçasını açabilir misin? Ben yazarken bunu dinledim ve senin de okurken bunu dinlemeni isterim.…devamıHey, bu satırlara denk gelmiş değerli okuyucu 💕 senden bir ricam olacak. Acaba kulaklıklarını takabilir misin?
Taktın mı? Tamam, şimdi de "Erkan Oğur - Gnossienne No.1" parçasını açabilir misin? Ben yazarken bunu dinledim ve senin de okurken bunu dinlemeni isterim. Arka fonda çalsın ama buraya geri dönmeyi unutma, gözüm yollarda bekliyorum gelmeni 👀 :)
.
.
.
.
.
.
.
.
Geldin mi? Tamaam, çok güzel. Şimdi seni kaçırıyorum. 🤫 Şşş, kimseye bir şey deme ve usulca satırları aşağı doğru kaydırmaya devam et, yani lütfen istirham ediyorum 😶🔫 :)
.
.
.
.
.
.
.
Aa, bak şurada birileri var, görüyor musun? Saklan şuraya da görmesinler bizi. Ne konuştukları duyuluyor sanki, aşk meşk falan ne diyor bunlar, anlıyor musun bir şey?
.
.
+ Aşk ile yanan yüreğe kötülük uğrayamaz, dedi.
- Nasıl uğrayamaz, diye sordu diğeri. "Kötülük bu, işi her şeye uğramak, her şerre bulaşmak değil midir zaten?"
+ Anlayacaksın, dedi.
- Neyi?
+ Bildiğini.
- Nasıl yani?!
+ Yüzüne, görmüş geçirmiş birinin tebessümünü yerleştirip "İnsan duyduklarını zamanı geldiğinde işitirmiş, evladım." dedi. "Her şeyin bir zamanı vardır. Zamanı geldiğinde anlarsın."
- Anlayınca ne olacak peki?
+ İnsan anlamadığını sevemez, evladım. Önce anlaman gerekir.
- Düşünceli başını önüne eğmişti diğeri. "Anlamak pek de kolay bir iş değil sanırım." diye söylendi usulca.
+ Görmüş geçirmiş olan bir kahkaha attı. "Kolay olsaydı herkes anlardı zaten evladım." Yüzündeki gülümsemeyi bozmadan konuşmaya devam etti karşısında duran bir çift düşünceli göze doğru. "Divan edebiyatı şiirlerini sever misin?"
- Sevmem. Çok karışık ve abartılı geliyor bana. Sanat dediğin de bir yere kadar yani!
+ Gel beraber bakalım ne denli karışıkmış anlarız, dedi görmüş geçirmiş olan.
- Diğeri huysuzlanarak "Eskimiş, tozlanmış dizeleri ne yapacaksak? Eskimişler bir kere ne işimize yarayabilirler ki!" diye kısık sesle söylendi.
+ Görmüş geçirmiş olanın bu dünyadaki senelerinin çoğu tükenmişti belki ama kulakları henüz tükenmemiş, belliydi. Duyduğunu belli eder gibi yan yan bakarak "Şansına Fuzûlî çıktı evladım." diyip iki satırlık beyiti okumaya başladı:
"Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denlü dutuşan odlare çâre su"
- Anlamını bilmediğim kelimeler var, dedi diğeri. Eşk ne demek, od ne demek ve ayrıca o e'ler, ü'ler, d'ler de ne öyle, yazım hatası mı?
+ Eşk, gözyaşı demek, od da ateş... Sana yazım hatası gibi gelen harflere gelince o zamanki kullanım öyleymiş. Şekile takılma, mânâya bakmak gerekir. Ne anladın bu dizelerden?
- Hiçbir şey... Karışık işte.
+ Anlamamak için çabalarsan ulaşabileceğin tek sonuç anlamamak olur tabi. Neyi ararsan onu bulursun evladım. Sen önce ara bakalım da anlam bulursun elbet. Durmakla yol alınmazmış.
- Ey göz demiş. Gönlümdeki, içimdeki ateşlere gözyaşı saçma ki, bu kadar tutuşan ateşlere su fayda vermez. Doğru anlamış mıyım?
+ "Evet evladım, doğru ama bu dizelerin anlatmak istediklerinin hepsi bu kadar mı?" dedi o yüzündeki alışıldık tebessümüyle görmüş geçirmiş olan.
- Başka ne anlatabilir ki, diye sordu diğeri şaşkın şaşkın.
+ Gözyaşı tatlı mıdır, tuzlu mu evladım?
- Tuzlu.
+ Pekii, tuz ateşi harlar mı?
- ...
Diğeri sessizce düşüncelere dalıp konuşmamaya başlamıştı, sadece görmüş geçirmiş olanın sözlerini dinliyordu artık.
+ Yüreği aşk ile yanan, gönlündeki ateşin sıcaklığıyla gözlerinden yaş döker ama bu su, gönlündeki ateşi söndürmek yerine daha da harlamaz mı? Yüreği aşk ile yanan gönüllü âşıktır. Kendi isteğiyle harlanarak aydınlanmış bir yürekte şeytanın ateşinin işi ne? Şeytanın işi kararmış yüreklerle... İnsan, yüreği sevgiyle aydınlandı mı o zaman insandır. Aksi hâlde karardı mı bir yürek neye yarar?
- Eskiler büsbütün eskimemiş demek ki, diye sesli düşündü diğeri. "Hâlâ onlardan bir şeyler öğrenilebiliyormuş."
+ Görmesini bildikten sonra insan her şeyden bir şey öğrenebilir evladım, dedi görmüş geçirmiş olan. "İnsan bu dünyaya ölmek için değil, olmak için gelmiş evladım."
- Ne olmak için?
+ Onu ben bilemem, orası da sana kalmış.
Son sözü, diğerinin aklında dolanıp dururken görmüş geçirmiş olan, oturduğu yerden usulca kalktı, yürüdü, yürüdü... Ta ki diğerinin, arkasından bakakalan gözlerinin henüz göremediği yerde gözden kaybolup gidene dek...
.
.
Tamam dostlar, zamanınızdan daha da çalmak istemiyorum :)
Şimdi, ben niye bu kadar uzattım konuyu. Şöyle ki -sanırım biraz da öğretmen kimliğimin etkisiyle- sizi kitabın konusunun içine çekmek istedim. Derse hazırlık gibi düşünün 🙃
Veee dersimizin konusu aşk, kitabımızın adı da "Kerem ile Aslı"
Bazı şeyler eskidikçe güzelleşirmiş. Eskidikçe güzelleşmiş, halkın dilinde, dilden dile dolana dolana şekillenmiş bir halk hikayesi.
Bu kitabın anlatım dili çok çok iyi, sanki masal okuyormuşsunuz gibi akıp gidiyor. Birçoğunuz duymuştur bu hikayeyi ama yine de okumanızı tavsiye ederim. Okuyun dostlar, okudukça anlayın, anladıkça sevin... Sevgiyle, sağlıcakla kalın 🍃🌸
Son olarak buraya kadar sabırla okuyanlara teşekkürlerimi sunmak isterim. Sağ olunuz, var olunuz efendim :) 💕
📌Sf. 52 "Ama benim en büyük sorunum, insanların duygularımı apaçık anlamalarından ölesiye korkmam değil mi?" Her insan illaki kendine dair bazı şeyleri diğer insanlardan saklayabilir. Bu gayet doğaldır ki bence herkesin her şeyi bilmesine de gerek yoktur zaten. (Bu cümle…devamı📌Sf. 52
"Ama benim en büyük sorunum, insanların duygularımı apaçık anlamalarından ölesiye korkmam değil mi?"
Her insan illaki kendine dair bazı şeyleri diğer insanlardan saklayabilir. Bu gayet doğaldır ki bence herkesin her şeyi bilmesine de gerek yoktur zaten. (Bu cümle biraz "Seni seviyorum ama bundan sanane" der gibi oldu, neyse... sjdkfgskdj) Yine de insanların bir çift kulağının olması ve iki hoş kelam duymak istemesi de gayet doğal değil midir?
Kitaba dönersek ana karakterimiz olan Kiyoaki'nin bu korkusu, duyguların apaçık dışa vurulmasının onaylanmadığı bir ülke için gayet yerinde bir korku olsa gerek.
Japon yazarımızın ustalıkla yazdığı kitabında kullandığı dil ve betimlemeler oldukça iyi ve akıcı lakin bazı yerlerde şiirsel dili bir miktarcık abartmış sanki. Okurken "Bu şimdi ne alâka..." demedim değil ama kültür böyleymiş deyip geçelim yine de biz 🙃
Kitabı, içeriği bakımından iki alanda ele alabiliriz:
✔ Birincisi; soylu bir samuray ailesine mensup ama narin, zarif ve yakışıklı olarak tasvir edilen Kiyoaki ile soylu bir ailenin saray zarafetiyle yetiştirilmiş güzel kızı Satoko'nun aşkını konu almasıyla bir aşk romanı...
✔ İkincisi ise; Japonyanın kültürünü, geleneklerini, inanışlarını büyük bir ustalıkla yansıtması ve bunların yavaş yavaş yerini batı hayranlığına doğru bırakmasını işlemesi bakımından kültürel bir roman.
Kitabın, benim ilgimi çeken asıl yanı ikincisiydi. Geleneksel Japon sanatları ve sporlarından tutun, Budizm'in mezheplerine kadar ve Şinto adetleri, ruh göçü, intihar inanışları, güzellik anlayışları, çeşitli günler ve törenler de dahil birçok konu işlenmiş kitapta.
Japon kültürüne ilgi duyanlar veya bu kültürü merak edenler için okunacak kitaplar listesinde yer hak eden bir kitaptır kendileri 🗻🍃👘
----------------------------------------------------------------------------
📌Sf. 25
"Bir şey, bir daha geri döndürülemez bir biçimde kayıp gitmekte."
📌Sf. 131
"Gerçek kan hiç dökmedim. Yürek dışında hiçbir şeyi yaralamadım." diye övündü ama içten içe hafif bir üzüntü de duymuyor değildi.
📌Sf. 182
"İçten içe, gerçekten kaybetmiş olmayı, kaybetme korkusuna yeğliyordu."
📌Sf. 267
"Hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini bile bile, sürdürmeye hakkım var, diye tutturmak aptallık olmaz mı?"
📌Sf. 356
"Kimse Satoko'nun ruhuyla ilgilenmiyordu, ulusun çıkarını ilgilendiren tek şey saçlarıydı şimdi."
📌Sf. 372
"Vicdanını susturmak için onu hiçe sayması gerçekten de bir cesaret örneği miydi? Yoksa gerçek cesaret, şimdiki durumuna güçlü bir tutuklu gibi sessizce katlanmasını mı gerektirirdi?"
📌Sf. 39 "Demek ki düşünmemek unutmak demek değilmiş." Hatıralarda tozlanan anılarımız, onların var olduklarının uzunca süreler hiç farkında olmasak dahi, bazen hiç ummadığımız bir anda gelip dikilebilirler karşımızda. Hatıralar ölümsüzdür, derler. Hatırlayanları olduğu müddetçe de var olmaya devam ederlermiş. Öyle…devamı📌Sf. 39
"Demek ki düşünmemek unutmak demek değilmiş."
Hatıralarda tozlanan anılarımız, onların var olduklarının uzunca süreler hiç farkında olmasak dahi, bazen hiç ummadığımız bir anda gelip dikilebilirler karşımızda. Hatıralar ölümsüzdür, derler. Hatırlayanları olduğu müddetçe de var olmaya devam ederlermiş. Öyle ya, başka türlü nereden çıkıp da gelecekler tekrar tekrar karşımıza.
Aynı böyle bir durumda, yaşlı bir adam ve yaşlı bir at, dağ yolunun ortasında, kendilerine çok uzakta kalmış geçmişlerinin yığın yığın saldırısına tutulmaya başlarlar kitabın başlarında. Onlar, köyden geç vakitte yola koyulup dağdaki evlerine doğru uzanan yolda seyrederlerken bir zamanlar -ikisi de daha gençken- biriktirdikleri anıları da yavaş yavaş eşlik etmeye başlar onlara.
Aytmatov, şimdi ile geçmiş arasında mekik dokuyarak ustalıkla ve ince ince işlemiş kaleme aldığı hikayeyi. Ama öyle güzel, öyle güzel işlemiş ki... Anlatılamaz ancak okunur 🙃
Kitap o kadar hoşuma gitti ki yaşayarak okudum, resmen o sayfaların arasında kaybolup gittim. Sanki onlarla beraber o sıkıntıları çektim, o zorlukları aşmak için mücadele verdim, aynı hayal kırıklıklarını bölüştüm. O denli gerçekti kitap; ete kemiğe bürünmüş kanlı canlı gerçek...
Aynı zamanda kitapta Kırgız kültürü de aynı incelikle nakış nakış işlenmiş. Türküler mi dersiniz, o türkülerin hikayeleri mi, keçe çadırlar mı, o asil mi asil atlar mı, yarışlar, yarışmalar mı, Kazak Kırgız kardeşliği mi dersiniz... Yani kısacası kitapta yok yok.
Ayrıyeten birtakım ideolojik konulara da değiniyor kitap. Kitapta sosyalizm ve komünizmle birlikte eskiye dair her şeyi yıkıp yenilerini inşa etme düşüncesinin oluştuğu işleniyor. Eskiyi yıkıyorlar yıkmasına lakin yeni geldi mi gelecek mi bunu kitabı okudukça keşfetmenize bırakıyorum 🙃
Son olarak kitapta altını renk renk çizdiğim cümlelerden birkaçını alıntılayarak bitirmek istiyorum. Keyifli okumalar dilerim... 🌸🍃
Not: Bu arada kitabın Ötüken 2015 basımını okudum. Belki diğer basımlarda farklılıklar olabilir.
----------------------------------------------------------------------------
📌 Sf. 96
"Bizim de insan gibi yaşamaya hakkımız olacak mı, olmayacak mı?"
📌 Sf. 98
"Dobra dobra konuşmasının, aklına geleni söylemesinin cezasını hep çekecekti."
📌 Sf. 122
"Tende beden, bedende can taşıdıkça, bu dünyada yaşadıkça hayat yolunun önündeki engelleri aşmaya, kaldırmaya çalışacaksın, arkadan omuz vereceksin. Başka türlü olmuyordu. Ne var ki, her omuz vuruşta, hayat arabasının tekerleği omuzunu bıçak gibi yaralıyor, yara üstüne yara, derken omuzu nasır tutuyor. Eğer yaptığın işi seviyor, meyvasını da alıyorsan, nasırların hiç önemi yok."
📌 Sf. 124
"Hayat sana hiçbir şey öğretmemiş, pek saf kalmışsın."
📌 Sf. 141
"Neye yarardı sadece düşünmek! "Umutsuzluğun canı cehenneme!" diye, çabayı bırakmamak, umutsuzluğa yenilmemek dileğinden başka ne gelirdi elinden?"
📌 Sf. 188
"Sonunda böyle olacağını önceden bilseydi, şimdi herkesin yüzüne daha korkusuz bakabilirdi belki."
📌 Sf. 195
"Üzüntümü, duygularımı böylesine açığa vurmam niye? Nelere uğradığımı, ne kadar acı çektiğimi herkes görüp anlasın diye mi?"
"Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen." Kitabın ilk iki yaprağını çevirdiğinizde bu alıntı karşılıyor sizi ve bir müddet bakışabiliyorsunuz koca sayfadaki bu iki cümlecik ile. Cemil Meriç'in bu kitabındaki üslubunu çok beğendim. Bir nebze esprili, öz ve manidar bir dil... Kitabın…devamı"Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen."
Kitabın ilk iki yaprağını çevirdiğinizde bu alıntı karşılıyor sizi ve bir müddet bakışabiliyorsunuz koca sayfadaki bu iki cümlecik ile.
Cemil Meriç'in bu kitabındaki üslubunu çok beğendim. Bir nebze esprili, öz ve manidar bir dil...
Kitabın içeriğine gelince "Entelektüel nedir, kime denir?" ile konuya giriş yapılıyor ve devamında yazar, Avrupa'dan Rusya'ya ve oradan da bir miktar Asya'ya uzanan çeşitli kavramların tarihi serüvenini seriyor önümüze; sofist, filozof, intelijansiya, kapitalizm, nihilizm, popülizm, anarşizm, liberalizm, komünizm, sosyalizm... Soylular, köylüler, burjuva, sınıf çatışmaları... 1789 Fransız İhtilali... İhtilâl midir, inkılâp mıdır? Devrim neye denir? Ve nihayet biz... Hakikatte içi de dışı da bir olan mağaranın dışından başlayıp mağaradakilere uzanan bir yolculuk...
Konunun meraklısına oldukça ilgi çekici gelebilecek bir kitap lakin "Banane bu izm'lerden" diyenlerin de kitabı sıkıcı bulabileceği aşikâr. Ama fikrimce siz yine de okuyun, derim 🙃
Kitapta fazlasıyla önemli addedilecek bir husus da bulunmakta ki Cemil Meriç şöyle demiş: "Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi."
Yani ne denmek isteniyor? Okuyup öğrenebilirsiniz 🙃
Kültürümüzü, geçmişimizi bugüne bağlayan köprümüz, dilimiz... Dilin gelişmesi ile düşünce gelişir, düşüncenin gelişmesi demek kültürümüzün, milletimizin gelişmesi demek, değil midir?
Cemil Meriç'e göre: "Türk düşüncesinin en büyük düşmanı dildeki istikrarsızlık." ve "Yapılması gereken: Lafızları sağlam mefhumlara bağlamak, dilin mazbut bir kamusunu vücuda getirmektir."
Yani yapılması gereken dilin kavram hazinesini zenginleştirebilmek, diyebiliriz. Bunu nasıl yapabileceğimizi de Celâl Nuri şu cümlelerle dile getiriyor: "Dili zenginleştirmek ona yeni mefhumlar kazandırmakla olur. Kelime atmak değil, kelime almak zorundayız."
Kelime atmak demişken Cumhuriyet Dönemi'ndeki dilde tasfiyeciliği yani dili yabancı kelimelerden ayıklama durumunu detaylarıyla anlatan önemli bir kitabı da yeri gelmişken tavsiye etmek isterim: Geoffrey Lewis - "Trajik Başarı: Türk Dil Reformu".
Evet, ortada bir başarı var ama trajik olan kısım ise şudur ki günümüzden daha 93 yıl öncesine ait Atatürk'ün Nutuk'unu bile günümüz Türkçesine çevirmeden anlayamıyoruz, diyor kitap.
Celâl Nuri'nin sözüne geri dönerek şöyle bir parantez daha açmak istiyorum ki "kelime almak"tan kastedilen "Plaza dili" diye tabir ettiğimiz durum değildir. Dünya'nın herhangi bir noktasında, ülkesinde keşfedilen yeni bir olguya, yeni bir buluşa dilimizde bir karşılık bulmak, demektir. Dile yerleşmiş bir kelimeye yapılabilecek bir müdahale yok ama daha dile yerleşmeden önce o yeni kavramlara Türkçe bir karşılık bulabilme şansımız var. O şansı heba etmemeliyiz 🍃
📌26.55 -"Savaş kadınlara göre bir yer değil." +"Savaş korkaklara göre bir yer değil!" 📌1.51.20 "Yüzlerce ölü Alman... Savaş yaralanmalarından dört kat daha fazla yaralı. Ve o bir kadın. Değeri yok mu?" 📌1.39.22 +"İzin verin, benim de bir kadın olduğumu görsünler."…devamı📌26.55
-"Savaş kadınlara göre bir yer değil."
+"Savaş korkaklara göre bir yer değil!"
📌1.51.20
"Yüzlerce ölü Alman... Savaş yaralanmalarından dört kat daha fazla yaralı. Ve o bir kadın. Değeri yok mu?"
📌1.39.22
+"İzin verin, benim de bir kadın olduğumu görsünler."
-"Sen bir kadın değilsin. Sen bir Sovyet askerisin."
📌30.52
"Ludal'ı bir kadının anlayacağı şekilde tanımak istiyorum. Nasıl olur da sakince 309 kişiyi öldürebilir?"
📌1.57.10
"Beyler, ben yalnızca 25 yaşındayım. Ve bugüne kadar 309 faşist istilacı öldürdüm. Sizce de uzun zamandır sırtımda fazlasıyla yük taşımıyor muyum?"
----------------------------------------------------------------------------
Savaş meydanları hep aynıdır. Hangi tarafın kazanmış olduğuna bakmaksızın her seferinde görebileceğiniz tek bir manzara serilir önünüze ve hiçbiri bir öncekinden pek de farklı olmaz. Yakılmış, yıkılmış ne varsa cesetlerle birlikte dizilmiş durur gözlerinizin önünde. Ve o vakit anlarsınız ki savaşta asıl önemli olan savaşma gücünüzden çok, acıya dayanabilme gücünüzdür.
Erkeklerin fiziksel olarak daha güçlü olmalarına karşın kadınların ise psikolojik anlamda erkeklerden daha güçlü olduklarına dair birçok araştırma okumuştum ama yine de her halükârda savaşın, herkes için koca bir yıkım getireceği ve illaki herkesin ruh hâlinin, karşılaştıkları durumdan fazlasıyla etkileneceği aşikârdır.
Savaş filmi denildiğinde kadrajda genellikle erkekleri görmeye alışkınızdır ama bu film alıştıklarımızın biraz dışına çıkıyor ve savaşın etkilerini keskin nişancı bir kadın asker üzerinden bizlere aktarıyor. Konusunu gerçek bir hikayeden alan etkileyici bir biyografi filmi...
Gayet iyi olan oyunculukların üzerine bir de savaş sahnelerinin etkileyiciliği eklenince ortaya güzel bir film çıkmış. İzlenir 👍🏻 8,5/10
Düşünün... Savaşın tam ortasındasınız ve etrafınızda onlarca ceset... Yağmur misali kanın yağdığı bir yer... Belki 2 dakika sonra... Belki daha kısacık bir an içinde sizin de onlar gibi kanınız akacak toprağa. Ölüm burnunuzun ucunda... Peki böyle bir durumda yaşatmak için…devamıDüşünün... Savaşın tam ortasındasınız ve etrafınızda onlarca ceset... Yağmur misali kanın yağdığı bir yer... Belki 2 dakika sonra... Belki daha kısacık bir an içinde sizin de onlar gibi kanınız akacak toprağa. Ölüm burnunuzun ucunda...
Peki böyle bir durumda yaşatmak için illa öldürmeli mi? Kendinizden olanı koruyabilmek için karşınızda duranı vır, kır, parçala, öldür mü? Elinize silah almak reddedilemez bir seçenek mi? Yani elinize silah almayı reddetmeyi seçmek demek vatan haini olmayı mı seçmek demek? O halde bir daha düşünün. Şayet ortada bir seçenek var ise her zaman bir başka seçim hakkı da var demektir.
Konusunu gerçek bir hikayeden alan ve savaşa farklı açılardan bakan bir film... Desmond Doss isimli baş karakter vatanı için canını feda edebilecek kadar tutkulu ama eline silah almayacak kadar da inançlı bir Hristiyan. Savaşa ve ülkesine sadece can kurtararak yani sıhhiye olarak katkı sağlamak ve hizmet etmek isteyen biri...
Ancak bir deli, savaşta elini silaha değdirmeyi reddedebilir. Ve sanırım bu dünyaya akıllıların (!) verdiği zararı ancak deliler giderebilir, dünyayı bir miktar da olsa iyileştirebilir. 🙃
Bizden olmayanı ötekileştirmek, bizimle aynı şeyleri düşünmeyene deli demek adettendir. Doss'un da bu tavrı herkes tarafından tuhaf olarak görülüyor ve sert tepkiler alıyor. Peki, buna değiyor mu? Doss savaşa gerçekten bir katkı sağlayabiliyor mu? Silahsızlık tercihi ne gibi sonuçlara mal oluyor? Ya da ne kadar silahsız kalmayı başarabiliyor? İzleyip görebilirsiniz. 👀
Savaş temalı filmleri seviyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. "Yok ya, benim tarzım değil." diyorsanız, bir şans verin ve yine izleyin 👍🏻 8,5/10
Not: Filmin en beğendiğim ve en vurucu olduğunu düşündüğüm repliği:
📌53.56
"Eğer inandığım şeye sadık kalmazsam kendimle nasıl yaşayacağımı bilmiyorum."
Psikopat bir arkadaşımın vasıtasıyla çocukken -maalesef ki- izlemiş bulunduğum bir çizgi dizi... Topu topu 3 bölüm falan izlemişimdir. Adının çizgi dizi olmasına bakmayın, korku temalı bir yapımdır kendisi ve bunu ilk izlediğim zamanlar 10-11 yaşlarında olmam haricinde başka hiçbir sorun…devamıPsikopat bir arkadaşımın vasıtasıyla çocukken -maalesef ki- izlemiş bulunduğum bir çizgi dizi... Topu topu 3 bölüm falan izlemişimdir. Adının çizgi dizi olmasına bakmayın, korku temalı bir yapımdır kendisi ve bunu ilk izlediğim zamanlar 10-11 yaşlarında olmam haricinde başka hiçbir sorun yok. Buradan "Ya gerçekten çok güzel çizgi film yaa" diyerekten bana zorla izleten o saygıdeğer, muhterem arkadaşıma tekrardan sevgilerimi (!) göndermek istiyorum. (Resmen çocukluğumu çaldığın ve izlediklerimi unutmak adına "Lütfen, biri kafama tavayla vursun." diye ağlamama vesile olduğun için teşekkürler dfsghkjsdjdj )
⚠️Not: Tavayla kafaya vurmak hafızayı resetlemek için tavsiye olunan bir yöntem değildir. Evde denemeyiniz hdfsgjkshs
Not 2: O günden sonra kimsenin sözüne inanmama kararım, çok yerinde bir tercih oldu sanırım... :)
Şşşş 🤫 Dinleyin... Sessizliğin sesini... Müzik... Yok. Televizyon sesi... Yok. Trafik gürültüsü... Yok. Korna sesi... Yok. Telefon bildirim sesi... O da yok. Konuşmak, şşş, o hiç yok. Takırtı, patırtı, çatırtı... Hiçbir şey... En ufak ses dahi yok. Zira en ufak…devamıŞşşş 🤫
Dinleyin...
Sessizliğin sesini...
Müzik... Yok.
Televizyon sesi... Yok.
Trafik gürültüsü... Yok.
Korna sesi... Yok.
Telefon bildirim sesi... O da yok.
Konuşmak, şşş, o hiç yok.
Takırtı, patırtı, çatırtı... Hiçbir şey...
En ufak ses dahi yok.
Zira en ufak bir ses demek, canınız artık güvende değil, demek... 😶
Sessizlik... Bu kavram aklınıza ilk neyi getiriyor? Fırtına öncesi sessizlik, ölüm sessizliği, yalnızlık, sıkıntı, hüzün...
Sessizlik tedirgin edici bir şey mi yoksa korkutucu mu ya da belki sadece sıkıcı?
Bana sorarsanız sessizlik, insanın kendisiyle ve zihnindeki düşünceleriyle baş başa kaldığı andır, derim. Belki de bazılarımız için sessizliğin tedirgin edici yanı budur ve sessizlikten kaçmak, aslında kendimizden kaçmaktır. Kim bilir? 🤷🏻♀️
Öyle bir gürültü çağında yaşıyoruz ki sessizlik sanki nesli tükenmekte olan nadide bir şeymiş gibi, hiç kolay ulaşılmıyor. Hatta çoğu zaman şehrin sesinden kaçmak için başka bir sese sığınıyoruz: Müzik...
O hâlde ilginç bir araştırmadan bahsedeyim: 2 dakikalık sessizliğin, rahatlatıcı olarak bilinen müzikten bile fazla sakinleştirici etkisi varmış. 🙃
Tekrar filme dönersek kaliteli gerilim filmlerinden biri... Gerilim sahneleri hakkını gayet yerinde veriyor ve bazı sahnelerde sanki siz de sessiz olmak zorundaymışsınız gibi hissediyorsunuz.
Oyuncu kadrosu topu topu 6-7 kişi falan ve filmde birkaç dakikanın haricinde neredeyse hiç sesli diyalog yok ama oyuncular rollerinin hakkını bayağı iyi vermişler, oyunculuk performansları harika. Özellikle Emily Blunt'ın oyunculuğu efsaneydi.
İzlerken onlarla birlikte aynı hayatta kalma mücadelesini hissedip resmen filmin içine çekiliyorsunuz. Ortaya güzel ve kaliteli bir film çıkmış. İzlenir. 👍🏻 9/10
Not: Filmin son sahnesinde aklımda bir soru belirdi:
"Fedakarlık, sevdiklerinin uğruna ortaya canını koyabilmek midir yoksa sevdiklerini koruyup yaşatmak uğruna yaşama dört elle sarılabilmek midir?"
📌 B4/ 59.56 "Senden daha cesur ruhlar tanıyorum Khomyuk, ellerine şans geçip hiçbir şey yapmayan." 📌 B4/ 1.00.48 "Çocukların, annelerini korumak için ölmeleri gereken bir ülkede yaşıyoruz. Anlaşmanızın canı cehenneme. Bizim canımız da cehenneme. Birilerinin doğruları söylemeye başlaması gerekiyor." 📌…devamı📌 B4/ 59.56
"Senden daha cesur ruhlar tanıyorum Khomyuk, ellerine şans geçip hiçbir şey yapmayan."
📌 B4/ 1.00.48
"Çocukların, annelerini korumak için ölmeleri gereken bir ülkede yaşıyoruz. Anlaşmanızın canı cehenneme. Bizim canımız da cehenneme. Birilerinin doğruları söylemeye başlaması gerekiyor."
📌 B5/ 08.02
-"Meğer bu işte gayet iyiymişsiniz."
+"Neyde, yalan söylem işinde mi?"
📌 B5/ 55.23
"Söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız. Er ya da geç, o borç ödenir."
📌 B4/ 56.20
-"Yani, suçlular mı?"
+"Evet. Genel yetersizlik, güvenlik kurallarının ihlali, inanılmaz derecede umursamazlık. Ama patlamadan sorumlular mı? Emin değilim."
📌 B5/ 1.03.04 🌟
"Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki gerçekte ne kadar az kişinin onu bulmamızı istediğini görmedik."
📌 B5/ 1.01.36
-"Neden olmayacak bir şey için endişeleneyim?"
+"Mükemmel. Bu cümleyi paramıza basmalılar."
---------------------------------------------------------------------------
Terazinin bir kefesine gerçekleri diğer kefesine de yalanları koyarsak hangisinin bedeli daha ağır basar? Paçayı kurtarmak için kimi veya neyi suçlamalıyız? Tek ihtiyacımız olan şey bir suçlu aramak mı? Peki, bunun ne önemi var?
Üç kuruş fazla kazanmak için, sırf kendi çıkarlarımız için neleri neleri riske atıyoruz? Peki gerçekten buna değiyor mu? Gerçekten -güya- kazandıklarımız, kaybettiklerimize değiyor mu? Her şeyin daha fazlasına açız, halbuki tek ihtiyacımız olan şey, her şeyin daha azıyken...
Beni oldukça düşündüren, gayet iyi ve oldukça kaliteli bir mini diziydi. Oyunculuklar, görüntü, ses her bakımdan emek verildiği belli olan bir dizi...
Dizinin gerçekçiliği insanı alıp ekranın içine çekiyor ve resmen radyasyonu iliklerinizde hissediyorsunuz. Hele bir de iyi bir ses sisteminiz de varsa hiç zaman kaybetmeden koşup oturun ekran karşısına. 👍🏻10/10
Not: Diziye başlamadan önce yanınızda bir adet radyasyon ölçüm cihazı ve dumansız hava sahası adına bol oksijen bulundurmanız tavsiye olunur... 🙃
Not 2: Yıldızlı cümle bu dizinin aklıma kazınan en vurucu repliği oldu. Her şeyin kısa ve net özeti...