Saygısız insanlardan nefret ediyorum, bu saygısızlık sadece üslupla alakalı değil, birilerinin yaşam alanına, sınırlarına duyulan saygı asıl kastım. Gerçekten bünyemde tokatlama isteği yaratıyor bazı davranışlar ya.
İnsan dediğin, kendine zehir ederken hayatı, yanındakileri de boğar kendi cehenneminde. Çünkü mutsuz birinin varlığı, radyasyon gibi; dokunmadan yakar. Her sabah da aynı surat, aynı nefret, aynı susmalar… Ve o sessizlikten sızan zehir, herkesi öldürür azar azar. Kimse bağırmaz. Çünkü…devamıİnsan dediğin, kendine zehir ederken hayatı, yanındakileri de boğar kendi cehenneminde. Çünkü mutsuz birinin varlığı, radyasyon gibi; dokunmadan yakar. Her sabah da aynı surat, aynı nefret, aynı susmalar… Ve o sessizlikten sızan zehir, herkesi öldürür azar azar. Kimse bağırmaz. Çünkü herkes alışır. Zehir çayın buharına, yastığın kokusuna, çocukların sessizliğine siner. Kimse “zehirlendim” demez; yerine “çok yoruldum” der. Biri, ölmemek için gitmek zorunda kalır. Günün sonunda ölen kurtulur, kalan can çekişir. Değmez dünyaya.
Denk olmadığın biriyle yola çıktığında, ya hakikatinden ödün verirsin ya da o hakikati anlatmakla ömrünü tüketirsin. Her cümle bir çırpınış, her suskunluk bir vazgeçiştir. İnsan, anlaşılmadığı yerde değil, kendini anlatmak zorunda kaldığı yerde yavaş yavaş ölür.
Benim hiç yarından umudum, ümitim kesilmedi ama öyle insanlar var ki, kendi yapamadığı için senin de umutlarını kırmaya çalışırlar, senin de başarılı olmanı istemez. Hep olumsuz konuşur, karamsarlıkla yolunu keserler; ama sen yine de onları duyma.Kendi sınırlarını onların yargılarına göre…devamıBenim hiç yarından umudum, ümitim kesilmedi ama öyle insanlar var ki, kendi yapamadığı için senin de umutlarını kırmaya çalışırlar, senin de başarılı olmanı istemez. Hep olumsuz konuşur, karamsarlıkla yolunu keserler; ama sen yine de onları duyma.Kendi sınırlarını onların yargılarına göre çizme, çünkü senin hikayen, başkasının karanlığından çok daha parlak olabilir. Yarın, senin cesaretinle şekillenecek.
Bazen öyle bir noktada kalırsın ki, ne geri dönebilirsin ne de ileri gidebilirsin. İçinde bir yer sessizce sızlar. Kızgınlığın kabuk bağlar, ama kırgınlığın hep açık bir yara gibi kalır. Çünkü o söz, o tavır, o susuş, Hiç beklemediğin bir anda,…devamıBazen öyle bir noktada kalırsın ki, ne geri dönebilirsin ne de ileri gidebilirsin. İçinde bir yer sessizce sızlar. Kızgınlığın kabuk bağlar, ama kırgınlığın hep açık bir yara gibi kalır. Çünkü o söz, o tavır, o susuş, Hiç beklemediğin bir anda, hiç beklemediğin bir kişiden gelir.
Ketçap mı mayonez mi deseniz ben saçımı okşayıp 'artık belirsizlikler bitti hep yanındayım' denmesini çok isterdim ama illa cevap vereceksem mayonez...
Geçen bir yerde okumuştum : "Bir sorunu hiçbir şekilde çözemiyosanız, o artık çözülmesi gereken bir sorun değil, kabul edilmesi gereken bir gerçektir." Cümleyi okuduktan sonra uzaklara daldım.
"Seni hiç aldatmadım, düşüncede bile..." böyle demişti Dostoyevski. Hakiki sadakat bu. Seçeneksizlikten değil. Ayartılma korkusundan kaçmak değil. Günah işleme korkusu yüzünden bile değil. İçsel ve seçilmiş bir yönelimle "birine ait olma hazzı..." Her koşulda, yaşamda ve ömürde.