Açıkçası kitabı bitirmekte çok zorlandım. Hikâyede dört anlatıcı var ve her bölüm ortalama 10-12 sayfa sürüyor. Bir karaktere tam alıştığımı düşünürken anlatı bir anda başka birine geçiyor. Bu yüzden hikâyeye odaklanmak oldukça zorlaştı. İki anlatıcılı hikâyeleri severim, iyi yazılmışsa üç…devamıAçıkçası kitabı bitirmekte çok zorlandım.
Hikâyede dört anlatıcı var ve her bölüm ortalama 10-12 sayfa sürüyor. Bir karaktere tam alıştığımı düşünürken anlatı bir anda başka birine geçiyor. Bu yüzden hikâyeye odaklanmak oldukça zorlaştı. İki anlatıcılı hikâyeleri severim, iyi yazılmışsa üç anlatıcıya da katlanırım ama dört anlatıcı bence fazlaydı.
🍊ANLATICILAR🍊
LOTH:
En sıradan ve düzgün karakterdi. Kötü bir yanı yoktu ama akılda kalıcı güçlü bir tarafı da yoktu. Bu yüzden benim için nötr kaldı.
TANÉ:
Hikâyesi yarım kalmış gibi hissettirdi. Savaş sonrasında en az sayfaya sahip anlatıcıydı ve sonu da oldukça belirsiz bırakılmıştı. Açıkçası karakterin bunu hak etmediğini düşünüyorum.
EAD:
X kişisine (spoiler olmaması için isim vermiyorum) karşı duygularının değişimi bana çok hızlı ve yapay geldi. Nefret veya öfke gibi duyguların keskin şekilde değişmesini anlayabilirim ama aşağıladığın birine karşı bu kadar ani bir duygu dönüşü bana inandırıcı gelmedi.
Üstelik X kişisi, sevdiği birini (aşk tartışlır) kaybettikten ve çocuğunu toprağa verdikten kısa süre sonra Ead ile tutkulu bir ilişkiye giriyor. Bu yüzden ilişkileri bana hiç geçmedi.
NİCLAYS:
Evet, hayatında çok zor şeyler yaşamış bir karakter. Ancak yaşadığı kötü olayların çok BÜYÜK kısmı kendi verdiği yanlış kararların sonucu. Buna rağmen sürekli başkalarını ya da hayatı suçlaması inanılmaz sinir bozucuydu. Üstelik her seferinde mantıksız kararlar alıp kendini daha büyük sorunların içine sokuyor. Bir noktadan sonra karakter o kadar sinirimi bozdu ki ölmesini bekler hale geldim.
🌋KÖTÜ KARAKTER🌋
Bütün bir evreni tehdit eden kötücül bir ejderha var. Ama karakterin derinliği neredeyse yok.
Kitap boyunca bu kadar büyük bir tehdidi kitabın sadece %1’inde görüyoruz. Bu yüzden güçlü ve iyi yazılmış bir kötü karakter sevenler için oldukça hayal kırıklığı olabilir.
🍊OLAYLAR🍊
Kitapta beni en çok rahatsız eden şeylerden biri mesafe ve zaman algısıydı.
Bir karakterin yolculuğunu okurken haftalar geçmiş gibi hissediyorsunuz. Sonra başka bir anlatıcıya geçiliyor ve olayların aslında sadece 1-2 gün içinde geçtiğini fark ediyorsunuz. Bu durum ciddi bir tutarsızlık hissi yaratıyor.
Tesadüfler de oldukça fazlaydı. Hikâye koca bir dünyada geçiyormuş gibi anlatılıyor ama olaylar sanki Bartum gibi bir yerde yaşanıyormuş gibi sürekli birbirine bağlanıyor. Dünyanın farklı yerlerinde doğmuş dört karakterin bir birine bir şekilde bağlı olduğunu kabul edilebilir ama olayların sürekli şans sayesinde çözülmesi gerilimi tamamen yok ediyor.
Karakterlerin zekâsı veya stratejisi yerine şanslarının onları kurtarması hikâyedeki tehdit hissini çok zayıflatmış.
Bir de klasik “seçilmiş kişi(ler)” temasının farklı bir versiyonunu okuyoruz. Hatta bir noktada olaylar resmen “tarih tekerrür ediyor” noktasına geliyor.
🍊DÜNYA🍊
İlk bakışta dünya çok genişmiş gibi görünüyor ama aslında oldukça yüzeysel kalmış.
Dört kıta var: batı, kuzey, güney ve doğu.
Kuzeyi neredeyse hiç görmüyoruz. Adeta hikâyeden dışlanmış gibi.
Diğer üç kıta ise oldukça tahmin edilebilir ve özgün hissettirmiyor.
Dinler var ama aralarındaki farklar da çok sınırlı. Batı ve Güney’in dini aslında aynı hikâyelere dayanıyor; sadece kahraman olarak anlatılan kişi farklı.
Ayrıca kitap boyunca sayısız mit, kutsal ağaç, mistik nesne ve sihirden bahsediliyor. Ancak bunların çoğu yüzeysel kalıyor.
Kitabın sadece üçte birinde keyif aldım . Özellikle başlangıçta verilen bilgi yığını kitabı gereksiz şekilde boğmuş. Yazar sanki sürekli “bakın dünyam ne kadar büyük” demek istemiş ama değil öyle hisetirmiyor.