“Çok zekice yazılmış bir kitap” Eğer bir booktok’ta bu kitabı gördüyseniz, bunu da duymuşsunuzdur. Ama gerçekten zekice mi yazılmış? ★ Asla vasat demiyorum, ama kafa yakacak türden, dahice ya da akıl almaz bir kitap da değil. En fazla iyi yazılmış…devamı“Çok zekice yazılmış bir kitap”
Eğer bir booktok’ta bu kitabı gördüyseniz, bunu da duymuşsunuzdur. Ama gerçekten zekice mi yazılmış?
★ Asla vasat demiyorum, ama kafa yakacak türden, dahice ya da akıl almaz bir kitap da değil. En fazla iyi yazılmış bir kurgu olabilir. İnsanlar iyi temellendirilmiş bir dünyayı, iyi kurgulanmış bir kitapla karıştırıyor bence. Bilimsel konuşmaları çıkardığınızda hâlâ bu kitabı olağanüstü diyebilir miydiniz? Diyemezdiniz.
Gerçekten zekice bir kitap okuduğunuzda “yazar ne kadar çok şey biliyormuş” demezsiniz. Onun yerine “yazar ne kadar farklı bakıyormuş”, “bunu nasıl düşünmüş” dersiniz.
★ Eskilerin bir sözü vardı: Mektepli cahil.
Eğer biri bana bu tanıma %100 uyan bir karakter söyle dese, artık bir cevabım var: Alice Law.
Hayata o kadar dar bir pencereden bakıyor ki, durmaksızın herkesi kafasında bir yere yerleştiriyor. Kim ondan üstün, kim aşağıda, bunu hesaplıyor.
Ayrıca en nefret ettiğim düşünce biçimlerinden birine sahip: adil dünya inancı.
(Bilmeyenler için: İnsanların başına gelen her şeyi hak ettiğine inanmak.)
Yani biri fakirse, şiddet görüyorsa, öldürülüyorsa , tecavüze uğruyorsa … bunu hak etmiştir.
İyi bir hayat yaşıyorsan bu senin başarındır, kötü şeyler yaşıyorsan bu senin suçundur.
Ta ki kötü şeyler onun başına gelene kadar.
O zaman iki ihtimal var:
Ya sadece onun katlanabildiği özel bir sınavdır (bu da onu “özel” yapar),
ya da bu büyük bir haksızlıktır… ( ama sadece onun için Dünyadaki diğer acı çekenler için değil )
Ama sorun sadece bu değil.
Övgüye karşı bitmeyen bir açlığı var. Kendisinden “ÜST” gördüğü biri onu çok kolay manipüle edebilir.
Sadece bu bile onun hakında çok şey diyor ama dilimi tutacağım.
Bir karakterin kusurları olması normaldir. Hatta gerekli. Ama hikaye ilerledikçe bu kusurların gelişmesi gerekir.
Bu kitapta ise gelişim o kadar yavaş ve o kadar küçük adımlarla ilerliyor ki bir noktadan sonra sinir bozucu hâle geliyor. Profesöründe bir insan olduğu ve onun gözünde öğrencilerinin bir değerinin olmadığını anlamak 500 sayfadan fazla sürdü. İnanabiliyormusunuz.
Üstelik sürekli onun kafasının içindeyiz. Aynı düşünceleri, aynı kalıpları tekrar tekrar okumak bir süre sonra bunaltıyor.
Okuyucu aptal değil; bir şeyi bir kere anladığımızda, tekrar tekrar anlatılması gereksiz . Elbete bazı gerçeklerin altını çizmek için tekrara yönelebilir ama dozajı aşmamakta gerekli.
Gereksiz tekrarlar çıkarılsa, kitap hem kısalır hem de daha etkili olurdu.
★ Kitabı katlanılabilir kılan şeylerden biri diliydi.
Akıcı olduğu için değil, gerçekten iyi yazıldığı için.
En basit sahnelerde bile abartısız ama etkileyici, yer yer şiirsel bir anlatımı vardı.
Rahatsız eden değil, destekleyen bir dil kullanılmış.
★ Ama hedef kitle konusunda ciddi bir sorun var.
Yazar kime hitap etmek istediğinden emin değil gibi.
Ya da biliyor ama kapatalis sistem kölesi olan yayın evleri fazla okuyucu çekmek için aralığı genişletmiş.
Kitapta aksiyon yerine doktora öğrencilerinin konuşmaları ve teoriler ağırlıkta.
Felsefe, bilim ya da matematikle ilgilenmeyen biri için bu bölümler sadece kelime kalabalığı.
Şöyle söyleyeyim:
Alice’in saç rengini fanartlardan öğrendim. Çünkü zihnimde karakterden çok teoremler yer kapladı.
Eğer bu kitabı bir şeyler öğrenmek için okusaydım, harika derdim.
Ama “fantastik / dark akademi / macera” beklentisiyle okuyan biri için pek tatmin edici değil.