Spoiler içeriyor
"ALDIR, DÜŞÜR - DOĞURMA!" "KAN GÖLÜ, BİRDEN FAZLA ÇOCUK DOĞURMAKTAN İYİDİR." Bu okuduğunuz sloganlar, distopik bir hikâyeye değil, tek çocuk politikası izlediği zamanlar, Çin'in mahallelerindeki duvarlara ait. 80'lerin başından itibaren, fazla popülasyondan ve bunun doğuracağı (no pun intended) sonuçlardan dolayı…devamı"ALDIR, DÜŞÜR - DOĞURMA!"
"KAN GÖLÜ, BİRDEN FAZLA ÇOCUK DOĞURMAKTAN İYİDİR."
Bu okuduğunuz sloganlar, distopik bir hikâyeye değil, tek çocuk politikası izlediği zamanlar, Çin'in mahallelerindeki duvarlara ait. 80'lerin başından itibaren, fazla popülasyondan ve bunun doğuracağı (no pun intended) sonuçlardan dolayı tek çocuk politikasını hayata geçiren Çin'in kendi halkına yaptığı zulümler anlatılıyor belgeselde. Açıkçası izlemeye başlarken sadece merak duygusu hakimdi, izlerken bu kadar öfkelenip üzüleceğimi, gözlerim dola dola izleyeceğimi düşünmemiştim hiç. Kürtajdan ve yeni doğan katlinden, devlet eliyle yurt dışına çocuk satmaya uzanan bir yolu izliyoruz. Bu kadar acımasız, insanlıktan bu kadar uzak bir politika olduğunu bilmiyordum hiç, sadece adını biliyordum. Devletin bu politika için yaptığı propagandalar, çocuk şarkılarında bile kullanılmış. Ailelerin, özellikle kadınların çektiği acıları düşünemedim bile izlerken. Zamanında kürtaj yapıp bebekleri öldüren katil ebelerden birinin tabiriyle zorla domuz gibi bağlanarak götürülüp doğum hakkınız elinizden alınıyor, eğer kürtajı kabul etmezseniz ailenizle ve evinizin yıkımıyla tehdit ediliyorsunuz. Eh, tek çocuk olunca tabii ki erkek oğlu erkekler, erkek çocukları olsun istiyorlar ve doğan kız çocuklarını da ölüme terk ediyorlar. :) yani öldürmüyorlar bile, ölüme terk ediyorlar. Mesela belgeseli çeken kadının dayısı, doğan kızını et pazarına götürüp bırakıyor ve bebeğin iki gün boyunca ağladığını, sineklerin, bebeğin yüzünü hep ısırdığını ardından da öldüğünü anlatıyor. İnanamadım duyduklarıma ve böyle ölen bir sürü kız çocuğu var. Çocuğunu götürüp sıcak altında aç-susuz ölüme terk etmek mi, yoksa doğduğunda direkt öldürmek mi? Yazarken bile aklım almıyor şu durumu. Orada yaşasam ve şu hikâyeyi dayımdan veya annemden duysam ne tepki veririm, nasıl karşılarım, bir daha aynı şekilde bakabilir miyim onlara, çocuğum olsa ellerine verir miyim sevmeleri veya bakmaları için? Bilemiyorum Altan, bilemiyorum... Çöplüklerde sanki herhangi bir atıkmış gibi çöp poşetine sarılıp atılan fetüslerle karşılaşmak gayet olağan bir durum. Hatta bir fotoğrafçı, rastgele bir köprü altındaki çöpleri fotoğraflarken çöpe atılmış ölü bir bebeği bulup bu konuyla ilgili çalışmaya başlıyor ve halkın, bu politika bittiğinde, o bebeklerin ve yaşanan acıların unutulup politikanın sadece isminin hatırlanacağı konusundaki endişesinden bahsediyor. İnsan nisyan ile malüldür sonuçta. Kadının röportaj yaptığı insanların hüznünü görüyoruz ama derinden bir pişmanlık hissetmiyor gibi duruyorlardı sanki. Zaten kadın da "Ortak bir çaresizlik duygusu vardı. Bu bana, sizin adınıza, hayatınız adına büyük kararlar alındığında sonuçlarından sorumlu hissetmeyeceğinizi hatırlattı." diyerek düşüncemi onayladı sanki. Yasaya maruz kalan herkesin dilinde şu sözler, "Çok katı bir politikaydı ama gerekliydi." Parti ne yaparsa doğru yapar çünkü. Sonlara doğru iki çocuk politikasına geçiş ve yapılan propagandalar gösterildi; cidden hiç güldürmeyen bir şaka gibiydi izlemesi. Doğduğum topraklara şükrettim izlerken.
Yani 2015'e kadar süren bir politika ve bu kadar yakın bir zamanda böyle bir politikanın sürdürülmesi o kadar inanılmaz ki... Düşünsene, zorla doğum hakkın elinden alınıyor, çocuğun katlediliyor, senden çalınıyor, yurt dışına satılıyor ve tüm dünya sessiz kalıyor, kimse hiçbir şey yapamıyor. Hâlâ dünyada bin bir zulme maruz kalan insanlar var ama sadece oturup izliyoruz, hikâyelerini dinliyoruz öyle, elimizden bir şey gelmiyor. Elinden bir şey gelenler de bir şeyler yapmıyor. Kısacası, zalimler için yaşasın için cehennem.