Moralim ne zaman bozuk olsa animasyon izlerim. Hazır yılbaşına az kalmışken bu film bana inanılmaz iyi geldi. Eğer biraz gülümsemeye ihtiyacınız varsa Arthur Christmas tam size göre.
Spoiler içeriyor
Merhabalar uzun bir inceleme yapacağım, bu filmin buna değeceğini düşünüyorum. Spoiler kısmına geçmeden uyaracağım, okumaya devam edebilirsiniz. Öncelikle yoğun, ağır, psikolojik bir gerilim filmi, yani keyif almak için izleyeyim diyorsanız önermem. Düşündürsün istiyorsanız hoş geldiniz başlayalım. Dostoyevskinin "Öteki" romanından uyarlanmış…devamıMerhabalar uzun bir inceleme yapacağım, bu filmin buna değeceğini düşünüyorum. Spoiler kısmına geçmeden uyaracağım, okumaya devam edebilirsiniz.
Öncelikle yoğun, ağır, psikolojik bir gerilim filmi, yani keyif almak için izleyeyim diyorsanız önermem. Düşündürsün istiyorsanız hoş geldiniz başlayalım.
Dostoyevskinin "Öteki" romanından uyarlanmış bir yapım. Sadece bu bilgiyle bile Dostoyevskiyi az çok tanıyorsanız filmin atmosferini tahmin edebilirsiniz. Gelelim bol spoilerlı incelemeye:
Simon James devleti temsil ettiğini düşündüğüm bir kurumda çalışan çalışkan ama pasif bir memur. Kendini ifade etmek konusunda güçlük yaşayan silik bir karakter. Öyle ki filmin başında Simon metroda oturuyor ve bütün koltuklar boş olmasına rağmen bir adam gelip "benim yerime oturmuşsunuz" diyerek onu kaldırıyor. Film için çok iyi bir giriş olduğunu düşünüyorum. Simon adama "Her yer boş başka yere oturun" diyebilir ama mücadele edecek özgüvene sahip değil. İş yerinde 7 yıldır çalışmasına rağmen kimse onu tanımıyor, çalışkanlığını ve adanmışlığını takdir etmiyorlar. Dikkatimi çeken bir diğer nokta da çalışanların birçoğunun yaşlı olması. Dostoyevski daima sistem eleştirisi yapan bir yazar bu sebeple bunun anlamlı olduğunu düşünüyorum. Sistem insanları yaşlandırır, insanları sömürebileceği noktaya kadar sömürür ve öylece bırakır. Ezer ezemediğini ise yok eder. Bu yüzden Simon'un çalışkanlığı ve potansiyeli iktidarın sorgulanmaması açısından yok sayılıyor. Emek sömürüsü diyelim.
Simon'un silik bir karakter olduğunu filmin herbir karesinde görüyoruz. Asansör bile algılamıyor adamcağızı. Kendini görünmez hissediyor. Bu aşamada iş yerine yeni biri geliyor. Fiziksel olarak Simon'un ikizi olsa da karakter bakımından taban tabana zıttı. Girişken, kaba, flörtöz.. Simon öyle görünmez ki kimse Simon ile bu James in benzerliğini fark edemiyor. James zamanla Simonun hayatını ele geçirmeye başlıyor. Sevdiği kız hannah ile randevuya çıkıyor, işini, iş arkadaşlarını elinden alıyor onu gerçek anlamda görünmezleştiriyor.
Bombayı patlatayım, Simon çoklu kişilik bozukluğu yaşayan biri. James onun bir diğer karakteri. Olmak istediği, kendisini görünür kılan karakter. Bu karakterin yaratılış aşamasını detaylandırmak istiyorum.
Simon Hannah'yı dürbünle gözetleyen, çöplerini bile toplayan biri. Hannah ile kafede otururken hannah'ın bağırararak, adeta suçlayarak geçen akşam intihar eden adamı anlattığını izliyoruz. O adamın bir sapık olduğunu kendisini çok rahatsız ettiğini söylüyor. Bahsettiği kişi aslında Simon' un takendisi. Simon, hannah tarafından böyle algılanmak istemediği için intihar eden birini hayal ediyor ve sanki suçlu oymuşçasına yansıtıyor. Yani inkara sığınıyor. Bu adam öyle farazi bir düş değil. Polislerle konuşurken intihar meselesine nasıl değindiğini hatırlayalım. Simon, mahallerinde intiharların çok olup olmadığını soruyor. Polis de umursamaz bir tavırla çok olduğunu söylüyor. Bu Simon' un intihar düşüncesini sanki herkes yapıyormuş gibi algılamasını sağlayan kurgu bir diyalog. Sanıyorum ki filmden bir şey anlamayanlar vardır, sebebi kurgu ile gerçeğin iç içe geçmesi. Polisler adamın eğer birkaç santim yandan atlasa başka bir noktaya düşeceğini işaret ediyor. Bu nokta tam da filmin sonunda Simon'un düştüğü nokta.
Polis meselesini şununla kapatayım: Simon' a intiharı düşünüp düşünmediği sorulduğunda hayır demesine rağmen polisler bu cevabı kabul etmeyip "belki" yazıyorlar raporlarına. Simon bu aşamada intihar konusunda kararsız düşünceler içinde anlayacağınız. Polisler onun kurgusu nihayetinde... Tıpkı intihar eden adamın var olmadığı gibi.
Sürekli bir TV sahnesi görüyoruz. Bu tarz filmler TV yi metaforik bir araç olarak kullanır. Simon sürekli bir programa kitleniyor. İzlediği programda bir adam önce silah doğrultuyor, sonra doğrultulan taraf oluyor. İkisini de aynı oyuncu oynamış aynı Simon ve James durumu gibi. Bir mağdur bir suçlu.
İlk TV sahnesinde Simon' u silah doğrultan güçlü tarafla eşleştiriyorum. Bu sahnede önce gülümsüyor sonra James' i Hannah'yı tavlamada bir araç olarak görmeye başlıyor. Başta James onun için bir düşman değil. Hannah'ya giden yolun onun sapığı olmaktan geçmeyeceğini kabullenen Simon için bir alternatif. Daha sonra işlerin sarpa sardığını görüyoruz. Bu noktada TV tekrar devreye giriyor. Bu sefer Simon silah doğrultulan tarafta. TV deki karakter mağdura şöyle bağırıyor: "yılan gibi sürünmek mi istiyorsun?!" ilerleyen sahnekerde hannah'nın Simon' a "sen bir yılansın" dediğini görüyoruz.
Pek kronolojik gidemedim ama filmin örgüsü gereği böyle anlatmam gerekiyor. James in hannah'nın üst katında yaşıyor olması başta intihar eden adamın da aynı dairede yaşıyor oluşu bu karakterin hayal ürünü olduğunu iyice destekliyor. Sonrasında hastanede karşılaşılan doktorun güvenlik görevlisi oluşu da filmin bize "bakın bunlar kurgu aslında" deme şekli.
Simon fotokobi çektirmek için hannah nın yanına geldiğinde James ile randevusunun nasıl geçtiğini soruyor hannah ise bunlara cevap vermiyor. Başta umursamadığı için olduğunu düşünsem de sonradan aslında bunların hiç söylenmemiş olabileceğini fark ettim. James diye biri yokken hannah nasıl olmayan bir randevuyu anlatabilirdi?
Fotokobi odasında patlayan kuş ile ilgili de söylenecekler var. Filmin sonunda James'in yatağa bağlı kafasının kanadığını görüyoruz, Simon ise başta hayali adamı gibi intihar ediyor. E hangisi gerçek? Kuştan dolayı ben James' in senaryosunun gerçek olduğunu düşünüyorum. Ambulansta hannah'yı görmesi hayal. Sadece öyle ölmek istediği için görüyor. Diğer tarafta onun başarılarını taktir eden bir memur da izliyoruz. Biri sevilmek diğeri saygınlık. Simon hep bunları istemişti zaten. Var olabilmeyi.
Biraz psikolojik gitmek istiyorum benim alanım bu olduğu için daha bir önemsiyorum. Simon psikotik bir vaka. Var olmak isteyen klasik bir dostoyevski karakteri. Çatışmalar yaşayan 2x2=5 in güzelliğini 2x2=4 e karşı savunan biri. Var olabilmek için James i inşa ediyor ve bir şekilde kendini onunla var ediyor. Etik algıları olmayan bir karakter oluşu da zannımca bu sistemde böyle insanlar değer görüyor demenin bir diğer yolu.
Kendini var edemeyen biri kendini tanımıyordur da, hep kabul görmek sevilmek için yaşamış biri gerçekte ne istediğini bilecek kadar kendine yönelebilir mi sizce? Tabi ki hayır. Simon da böyle biri bu yüzden kendisi olmak ne demek bilmediğini söylüyor. Simon'un son sözüyle ben de bitiş vereyim:
"ben hep eşsiz biri olmak istedim"
Spoiler içeriyor
Disney havası hissettiren bir netflix yapımı olmuş, en sevdiğim animasyon olabilecek seviyede olmasa da güzel bir film çıkmış ortaya. Animasyon seven yetişkinlerdenseniz izleyebilirsiniz. Annesinin ay tanrıçası masallarıyla büyüyen bir kızın annesini kaybetmesi ve babası hayatına yeni birini alacakken bunun olmasını…devamıDisney havası hissettiren bir netflix yapımı olmuş, en sevdiğim animasyon olabilecek seviyede olmasa da güzel bir film çıkmış ortaya. Animasyon seven yetişkinlerdenseniz izleyebilirsiniz.
Annesinin ay tanrıçası masallarıyla büyüyen bir kızın annesini kaybetmesi ve babası hayatına yeni birini alacakken bunun olmasını engellemek amaçlı ay tanrıçasının varlığını kanıtlama çabası anlatılıyor. Renkli bir film ancaaak çok müzikale kaçılmış. Arada bir güzel bir şarkı duymak özellikle animasyonlarda çok hoşuma gider ama Bir Ay Masalı bollywood edasıyla sürekli şarkı söyletmiş. "Yemek yiyoruz aa hadi bi şarkı patlatalım, hiçbir şey yapmıyoruz bunu bir şarkıyla anlatalım... "
Spoiler içeriyor
DİKKAT YEMEK YERKEN İZLEMEYİNİZ! Finali itibariyle Ömer Seyfettin Bomba :) Oyunculuklar tartışılmayacağı için direkt filme dalıyorum. Benim için waoov bir film değildi açıkçası, ama güzel bir filmdi. Dan Brown romanları tadında ama kurgu bakımından daha sadesini düşünün. Filmlerde edebi/felsefi bağlantıları…devamıDİKKAT YEMEK YERKEN İZLEMEYİNİZ!
Finali itibariyle Ömer Seyfettin Bomba :)
Oyunculuklar tartışılmayacağı için direkt filme dalıyorum. Benim için waoov bir film değildi açıkçası, ama güzel bir filmdi. Dan Brown romanları tadında ama kurgu bakımından daha sadesini düşünün.
Filmlerde edebi/felsefi bağlantıları severim. 7 ölümcül günahı görmek de güzeldi. Film sonunda John'un cinayetlerle ilgili yaptığı açıklama filme daha çok yedirilse daha mı iyi olurdu diye düşünüyorum. Film genel olarak donanımlı ama hikaye biraz daha güçlü hissettirilebilirdi. Ölümler üzerinde daha çok durulsa, katilin neden öldürmek için bu insanları seçtiği biraz daha detaylandırılsa çok daha iyi bir yapım çıkardı ortaya.
Açık arıyor gibi görünmek istemem ama aklımdan geçeni yazacağım. David'in karısını hikayede böyle bir aşk hikayesiyle görmek sonu baştan söyledi adeta. Ortada bir cinayet var bunun peşinde koşuluyor ama Tracy bir anda "merhaba benim de çocuğum olacak ayrıca harika bir evliliğim var" diye çıkıveriyor. O sahnelerde "kızım sen ölecek gibisin de hadi bakalım" diye geçirdim içimden. Sona kalan 2 günah için de bizim iki dedektifin kurban olabileceğini düşünmüştüm ama olmadı, neyse o da benim alternatif sonum olsun :)
Sevdiğim bir iki sahne var hakkını vermek gerek. John'un başta polis merkezinin tam da göbeğinde "dedektif!! " diye seslenmesi ancak sesini duyuramaması ardından bağırarak kendini fark ettirmesi en sevdiğim sahne oldu. John fark edilmek istiyordu. Cinayetlerin sebebi olan bu 7 günahın fark edilmesini istemesi gibi. Her gün sırf alıştığımız için görmezden geldiğimiz o büyük günahlara aslında alışmamamız gerektiğini söylerken yine muhteşem bir sahne izledim. En çok yanlış hatırlamıyorsam kibir sebebiyle öldürdüğü kadınla ilgili: "içi öyle çirkindi ki yüzünün çirkin olmasına dayanamıyordu" cümlesine bir yıldız bırakıyorum. Güzel bir filmdi, çekildiği yıla göre değerlendirirsek başarılı ama neden daha iyi olmasın değil mi?
Spoiler içeriyor
Tek mekanda geçen yapımlar bana her zaman seyirciye daha fazla oyunculuk ve kurgu vaadetmek zorunda kaldığı için uçta gelir. Demek istediğim, film ya çok iyi olur ya çok kötü, orta şekerlisine pek rastlamadım. 12 Angry Man çok iyi kategorisine ait.…devamıTek mekanda geçen yapımlar bana her zaman seyirciye daha fazla oyunculuk ve kurgu vaadetmek zorunda kaldığı için uçta gelir. Demek istediğim, film ya çok iyi olur ya çok kötü, orta şekerlisine pek rastlamadım. 12 Angry Man çok iyi kategorisine ait.
Toplumun bambaşka kesimlerinden, farklı yaşlarda, farklı mesleklerde bir cinayette failin idamına karar vermek üzere bulunan 12 kişiyi izliyoruz. Kuşkusuz cinayet işlediği düşünülen 18 yaşındaki bir gencin idamı gerçekleşecek mi gerçekleşmeyecek mi? Bu kadar önemli bir meseleyi "maçtan önce 1 saat meşgale" olarak gören adamlar arasından 1 kişinin - adeta beyefendilik timsali Davis'in- "belki de çocuk suçlu değil önce bu konuyu konuşalım, birinin ölümüne karar vermek kolay değil" yaklaşımıyla konu tartışılmaya başlanır. Ayan beyan görülen bu cinayet süreç içinde karmaşıklaşır. Tek bir şüphe neyi ne kadar değiştirebilir sorusunu bu noktada sormak gerekiyor. Tek bir kişinin farklı görüşü, eğer sağlam argümanlarla savunulursa ne olur?
Diğer 11 jüri üyesinin "çocuk suçludur" oyu verirken akşam yetişeceği maçı, evdeki yemeği, yarınki işini düşündüğünü izliyoruz. Bir çocuğun ölümle yaşam arasındaki kader anını belirleyecek olan kendileri değilmişçesine önemsemeyen bu öfkeli adamlar kendilerine doğru soru sorulduğunda, akıllarına doğru şüphe tohumları ekildiğinde tek tek fikir değiştirmeye başlıyor. Bu aşamalar seyirciye çok çok iyi hissettiriliyor. İnsan kendini tartışmanın ortasında görüyor adeta. Bir dedektifçilik oyunu oynar gibi...
Tanıkların neden yalan söylüyor olabileceğiyle ilgili ortaya atılan teoriyi ayriyeten yazmak istiyorum. Çok beğendim çok da isabetli buldum. Hayatında hiç söz hakkı alamamış, sevilmemiş, önemsenmemiş bir adamın ilk kez fikri bu denli önemli olursa ilgiyi üzerinde tutmak için yalan söyleyebileceğine değiniliyor. Hayatta hiçbir şey olamamak zordur öyle değil mi? Böyle biri için ilk kez vereceği cevabın önemsenmesi onu çocuğu savunmaya değil de güçlü taraf için yalan söylemeye itebilir.
Bu ve diğer diyaloglarıyla muhteşem bir film izledim. Mesajımızı da alalım: bazen tek bir kişi çok şeyi değiştirebilir.
Spoiler içeriyor
Karmakarışık bir filmden sonra laçka olmuş beynimle karalamaya geldim. Spoiler, inceleme kısmına geçmeden önce izlemeyi düşünenler için bir parantez açayım. Çerezimi alayım arkadaşlarımla izleyeyim filmi değil. Eğer arkadaşlarınız Peter travers, Jonathan rosenbaum değilse tekken ve kafanız çok sakinken izlemenizi öneririm.…devamıKarmakarışık bir filmden sonra laçka olmuş beynimle karalamaya geldim. Spoiler, inceleme kısmına geçmeden önce izlemeyi düşünenler için bir parantez açayım. Çerezimi alayım arkadaşlarımla izleyeyim filmi değil. Eğer arkadaşlarınız Peter travers, Jonathan rosenbaum değilse tekken ve kafanız çok sakinken izlemenizi öneririm. Mutlu olmak kafanızı dağıtmak istiyorsanız bu filmi rafa kaldırmalısınız. Atmosferi, müzikleri, ışıkları vs ne derseniz artık, gerim gerim geriyor her an korku filmi mi izliyorum acaba dedirtiyor. 2 saati geçen süresi ve ağır işleyişiyle yorucu bir film diyebilirim. Bitirdiğimde her yerde iyi bir inceleme aradım ancak elim boş bir şekilde kendi kör topal incelememi yapmaya geldim işte. :) Kafam daha müsaitken tekrar izleyip daha kapsamlı bir inceleme yapmak istiyorum. Her köşesinden, her nesnesi her diyaloğundan yakalanacak bir şey var çok sarmal bir hikaye. Diyalogları İNANILMAZ derecede başarılı. Durdurup durdurup üzerinde düşünülebilir. Filmin daha önceden yazılmış kitabın etkisiyle böyle doldurulduğunu kitap hissiyatının korunmak istendiğini tahmin ediyorum. Olmuş mu derseniz olmuş.
Şimdi meseleye gelelim. Esas kızımınızın filmdeki ismi lucy, kitapta isimsiz bir karaktermiş kendisi. Sevgilisi jake ile, sevgilisinin ailesine tanışmaya gittikleri bir hikayenin içinde izliyoruz filmi. Lucy her şeyi bitirmeyi düşünüyor kendi kendine, jake ile olan ilişkisini bitirmeyi düşünürken bir yandan onun ne kadar zeki, uyumlu biri olduğunu diğer yandan da bir şeylerin ne kadar eksik olduğunu geçiriyor aklından. Ayrılmayı düşündüğü birinin evine gidip ailesiyle tanışmak jake'e haksızlık değil mi diye düşünürken fırtınalı bir günde jake in ailesinin evine doğru araba yolculuklarını sürdürüyorlar. Lucy eve varmak ile ilgili karamsar endişelerini anlattığı şiirini okuyor. Edebi tarafı tartışılmaz derecede iyi olan bu şiir sanki jake in aile yaşantısına yazılmış gibi olacak ki bahsedilen köpeği de diğer bir iki detayı da evde görüyoruz. Jake in annesi ve babası psikolojik sorunları olan iki insan özellikle annesinde bunu görmemek imkansız. Oyunculuğu tebrik etmek lazım lucy nin üzerinde yaratılan gerginliği bana iliklerimde hissettirdiler.
Jake sürekli anne babasının hatalarını düzeltiyor, annesi sinir kahkahaları atıyor, babası fikirleriyle gelin kızımızı boğuyor boğuyor duvara atıyor derken kısır bir döngünün içine giriyoruz. Jake in anne babası sahne sahne bir yaşlanıyor bir gençleşiyor. Lucy nin telefonu durmadan çalıyor arayan kendisi, gizemli bir bodrum katı var her an film korku filmine dönebilir, lucy hadi gidelim diyor gidemiyorlar bir türlü işte böyle böyle kafam yandı benim. Gelelim işin analiz sentez kısmına. Ben ne kadar yazarsam yazayım her yanı metafor dolu bu filmin eksik bir tarafı mutlaka kalacaktır. Dediğim gibi kör topal bir şeyler yazayım istiyorum.
Jake ve lucy nin aynı kişi olabileceğini düşünüyorum. Lucy bir şeyleri bitirmek isterken kendi hayatından dolayısıyla jake ile olan ilişkisinden bahsediyordu. Yazdığı şiir de bizzat kendi çocukluğunun geçtiği travmatik eviydi bu yüzden jake şiiri kendisi için yazmış olduğunu düşündü. Bu teoriye göre doğru bir düşünce. Köpeğinin küllerini odasında gördüğünü izliyoruz oysa aşağı katta sürekli silkelenen bir köpek görüyoruz. Sahne birebir aynı. Bir köpek kaç kere üzerindeki suyu aynı şekilde atabilir ey izleyiciler? Tabi eğer bu bir anı olarak zihinde kalmış bir sahne değilse... Köpeğini hep o şekilde hatırlayan biri için anımsanan sahne hep aynı olacaktır öyle değil mi? Devam eden dakikalarda jake in resim yaptığını dahası lucy nin tablolarının üzerinde jake in isminin olduğunu görüyoruz. Duvardaki fotoğrafın önce lucy sonra jake in çocukluğu gibi görünmesi de destekliyor sanırım bu teoriyi.
"yeterince yakından bakıldığında her şey aynıdır." tam yerinde bir sözdü.
Lucy kurtulmak istediği toksik aile evinin içinde adeta kapana kısılıyor ve suçlayacağı kişi jake den başkası değil. Her şeyi bitirmeyi düşünüyor, bitirmek istediği yine jake. Kendinden kaçmak için jake i harici bir nesne olarak dizayn ettiğini düşünüyorum. Filmin başında jake ve kendisinin ayrı ayrı görünmez iki insan olduğunu ancak bir çiftken insanların dikkatini çektiğini söylüyordu. Tuhaf gelen bir nokta da jake ile olan ilişkisini çok sahiplenip aralarındaki bağı kutsal bulması, onu ezelden beri tanıyor gibi hissetmesi. Devamında 6 haftalık bir birliktelik olduğunu öğreniyoruz. 6 hafta için çok iddialı sözler değil mi lucy? Bu 6 haftalık sürecin, lucy nin jake i inşa ettiği 6 hafta olduğunu düşünüyorum. Jake her şeyi bırakmak için üretilmiş bir nesneden başkası değil. Lisede gördüğümüz hademe de aynı şekilde. Terk edebilmek geride bırakabilmek için oluşturulmuş kimlikler. ++
Ağlamak istiyorsanız hoş geldiniz. İzlemeniz gereken film bu. Bu gönderiyi biraz günlük tarzında oluşturacağım. Değişiklik yapmak veya harekete geçmek için doğru zamanı ve şartları bekleyen biriyim. Her koşul uygun olmalı ki mükemmel olsun. Bütün bu koşulların sağlanmayacağını, beklediğim sürece de…devamıAğlamak istiyorsanız hoş geldiniz. İzlemeniz gereken film bu.
Bu gönderiyi biraz günlük tarzında oluşturacağım.
Değişiklik yapmak veya harekete geçmek için doğru zamanı ve şartları bekleyen biriyim. Her koşul uygun olmalı ki mükemmel olsun. Bütün bu koşulların sağlanmayacağını, beklediğim sürece de bir arpa boyu yol alamayacağımı kendime söylediğim şu günlerde bu filmi görmek 2.bir görüş oldu. Sanki yaşamaya başlamak için ölüm haberimi bekliyor gibiyim. "3 ay ömrün kaldı" bunu duymak sanki hayata başlamamı sağlayacakmış gibi hissediyorum geri sayımın çoktan başladığını arada bir hatırlamak gerekiyor. Erteleyerek, bekleyerek yaşamış olmuyorum ne yazık ki. Hata, pişmanlık, yanlış anlaşılma, sevilmeme bütün bu riskler hayatı ağırdan da alsak anı da yaşasak var olacak. Öyleyse bir şeyleri organize etmeye çalışmaktan vazgeçmeli önümüze bakmalıyız. Engelleri önceden düşünerek olası pürüzden daha dev bi engeli büyütmüş oluyoruz. Demek istediğim benim kafamdaki engel gerçek engelden her zaman daha büyük oluyor. Bırak önüne gelince düşün. Kendime bir bucket list yapmak için ölmeyi beklememeye karar verdim. Geliriyle gideriyle, seveniyle sevmeyeniyle, keşkesiyle "iyi ki" siyle hayatı sile süpüre yaşamak gerek :)
Spoiler içeriyor
Çocukluğumda kitabı, şimdi de filmi içimi burktu. Kitapla kıyaslayabilecek kadar hatırlamıyorum açıkçası film için fikrim iyi yönde. Hissettirdiği şey aynıydı. Zezenin halleri insanın boğazını düğümlüyor. Herkesin onda kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Merak eden, kendini, dünyayı arayan bir çocuğun içinde…devamıÇocukluğumda kitabı, şimdi de filmi içimi burktu. Kitapla kıyaslayabilecek kadar hatırlamıyorum açıkçası film için fikrim iyi yönde. Hissettirdiği şey aynıydı. Zezenin halleri insanın boğazını düğümlüyor. Herkesin onda kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Merak eden, kendini, dünyayı arayan bir çocuğun içinde kötülük arayan, kendisinin şeytan olduğuna inandıran yetişkinlere ne denir bilmiyorum. Yolda sokakta evde her yerdeler, bi şey dense de duymuyorlar zaten... şarkıyı duymuyorlar. İçimizden de söylesek dışımızdan da...
Zeze'nin babasına attığı adımlar her seferinde kötü sonuçlanıyor her seferinde çocuğun hevesi, sevgisi biraz daha kırılıyor bu sahnelerde içim cız etti. Benim için sevmeye çalışılan birinin hele ki bu insan anne baba ise sevilememesi, dünyanın en büyük kalp kırıklığı. Zeze'nin bu denemeyi kaç kere yaptığını görüyoruz. Dayak da yese, şeytan da ilan edilse küçücük bir çocuk. İstediği tek şey sevgi. Bunun çok görülmesine sitemim daima olacak.
Portuga içinse kocaman kocaman kalpler koymak istiyorum. ❤️❤️ ihtiyaç duyulan sevgi bir yerden böyle samimi hissedilince benim bile baba diyesim geldi kendisine. Zeze'nin bir çocuk olduğunu anlayan bir portuga bir de Georgia (?) oldu zaten. Ölümünde göz yaşlarımı tutamadım. Sonrasında da.. Zeze'nin portuga'nın mezarına bıyık çizişi, tren geçerken milisaniye farkla koşup - her ne kadar yüreğim ağzıma gelse de- onu anımsayışı... Bunlar buruk bi gülümsetti beni.
Toplayayım filmi çok beğendim duyguyu iyi verdiklerini, başarılı bir uyarlama yapıldığını düşünüyorum. En yakın zamanda kitabını tekrar okuyacağım izlemelisiniz, okumalısınız.
İlk sezon öyle sardı ki art arda kaç bölüm izlediğimi bilmiyorum devam sezonları aynı etkiyi yaratamadı ne yazık ki. 5 sezonluk bir dizi, devamının 2021 de geleceği bekleniyor. 5. sezonun ortalarındayım ancak artık keyifle izlemiyorum bitsin diye izliyorum. Biri yorum…devamıİlk sezon öyle sardı ki art arda kaç bölüm izlediğimi bilmiyorum devam sezonları aynı etkiyi yaratamadı ne yazık ki. 5 sezonluk bir dizi, devamının 2021 de geleceği bekleniyor. 5. sezonun ortalarındayım ancak artık keyifle izlemiyorum bitsin diye izliyorum. Biri yorum olarak 5 sezonda neler olduğunu yazarsa memnun olurum.
İskoç tarihini, amerikanın ilk hallerini jakobit isyanını görmek güzeldi. Tarih bilgime bir şeyler katayım, aşk, macera, aksiyon bolca da erotizm olsun diyorsanız Outlander iyi bir dizi. Uzun dizi izlemekten hoşlanmayan dinamik yapımları tercih edenler sıkılabilir. Hep kötü özelliklerinden bahsetmek olmaz, kadın rolünün dizide dönemsel anlamda iyi işlendiğini düşünüyorum. Claire'in söz dinlemez güçlü kadın doğası hoşuma gidiyor bunu izlemeyi her sezonda sevebilirim ama yeter mi, ne yazık ki yetmez.
Dizinin bölümleri zaman zaman farklı yönetmenlerce yöneltilmiş. 1.sezon 13-14. Bölümler ve ilerleyen başka bölümlerde Metin Hüseyin ismini görmek hoşuma gitti.
Spoiler içeriyor
Nüfus artışından dolayı ihtiyaçlara yetişilemediği için her aileye tek çocuk politikası uygulanan distopik bir yapım. Fazla çocuğunuz varsa? O zaman onları gelecekte uyandırmak üzere donduruyorlar, güvenli ve acısız. Gerçekten öyle mi? Bu soru cevabı veriyor sanırım. Gıda üretimi farklı bir…devamıNüfus artışından dolayı ihtiyaçlara yetişilemediği için her aileye tek çocuk politikası uygulanan distopik bir yapım. Fazla çocuğunuz varsa? O zaman onları gelecekte uyandırmak üzere donduruyorlar, güvenli ve acısız. Gerçekten öyle mi? Bu soru cevabı veriyor sanırım.
Gıda üretimi farklı bir genetik proje kapsamında yürütülüyor bu farklılık doğum oranlarını; doğan çocukların ikiz, üçüz hatta yedize kadar çıkaracak yönde etkiliyor. Çözüm amaca ters işliyor anlayacağınız. Doğan çocuklar devlet kontrolü altında "donduruluyor" çocukların gizlice büyütülmesi ise oldukça zor. Büyümeden sistem çocuğu fark edip ailenin elinden alıyor.
Film 7 kız kardeşin doğumu ve tek bir kişi kimliğinde yaşamalarını konu alıyor. Haftanın her günü başka bir kardeş Karen ismiyle yaşıyor ve oluşturulan kimlik sistemiyle ileri yaşlara kadar geliyor. Sistemden kaçmak için büyükbabalarının onları çocukken eğittiğini birtakım teknolojik düzenlemelerle işi kılıfına uydurduğunu söyleyebiliriz. Ancak görünüşleri aynı olsa da her biri farklı bir kişilik sahibi. Bu durum benlik çatışması diyebileceğim bir sorunla patlak veriyor. Monday'in ortadan kaybolmasıyla aksiyon dolu sahnelere girmiş oluyoruz. Filmi izleyenler olan biteni iyi bildiğinden öznel kısma geçebilirim. Birkaç mantık hatası vardı gözüme battı mı çok değil ama olmasa daha iyi olurdu. Kızların parmaklarının kesildiğini biliyoruz ancak bir sahnede iki kardeşin parmakları yerli yerinde görünüyor. Böyle bir detayı filme uygulamışken bunu atlamak amatörce olmuş.
1.22.27 dakikasında sokak görüntüsü ekrana giriyor. Bir abimiz Türkçe olarak "arkada kaldın arkadaaa gel buraya!" diye bağırıyor. Filmlerde Türk ismi, Türk oyuncu veya Türkiye'yle ilgili bir şey görmek as bayrakları as hissi yaratıyor gereksiz bir heyecana kapılıyorum ben :))
2 saat süren bu film benden geçti arkadaşlar, gayet keyifliydi detaylara şuna buna takılıp keyfi azaltmanın alemi yok evet hatalar vardı ama yine de sevdim. İyi seyirler size.