"Ey Gönül bakma cihâna gün gelir seyran gider Durma ağla gözlerim gel bu kafesten can gider Sağlığı sen bil ganîmet gönlünü ezkâre ver Çağrılır kabre girersin sonra bu meydan gider Sıdk ile Allâh'a kul ol mâl ü dünyâ fitnedir Bir…devamı"Ey Gönül bakma cihâna gün gelir seyran gider
Durma ağla gözlerim gel bu kafesten can gider
Sağlığı sen bil ganîmet gönlünü ezkâre ver
Çağrılır kabre girersin sonra bu meydan gider
Sıdk ile Allâh'a kul ol mâl ü dünyâ fitnedir
Bir kefen giyip gidersin servet ü sâman gider
Uyma gel ehl-i zamâna çokca sohbet eyleme
Çünkü onlar ehl-i Hakk'a her cihette yan gider
Cümle halk ehl-i seferdir devr-i Âdem'den beri
Pençe-i mevte takılmış günde bin kervan gider
Hâzır ol mevte Kelâmî gâfil olma bir nefes
Dost gider, düşman gider, ağyar gider, ihvan gider"
Çakma imaxte olsa da izleyebildim. Filmin içine alması açısından mümkün olduğunca çok şey görmek önemliydi bence. Etkilendim gerçekten Nolan yapacağını yapmış. En sevdiğim yanı sadece hikayesini anlatmakla kalmayıp seni düşündürüp sorgulatması. O film bittiğinde öylece ekrana bakakalmak. Matt Damon da…devamıÇakma imaxte olsa da izleyebildim. Filmin içine alması açısından mümkün olduğunca çok şey görmek önemliydi bence.
Etkilendim gerçekten Nolan yapacağını yapmış. En sevdiğim yanı sadece hikayesini anlatmakla kalmayıp seni düşündürüp sorgulatması. O film bittiğinde öylece ekrana bakakalmak.
Matt Damon da ayrı bir iyiydi yani hoşuma gitti. Tam Odysseus olmuştu güçlü karakteri hissettim etkiledi.
Robert Pattinson'ı kendisi her ne kadar sevmese de zaten vampirlik zamanlarından beri severim. Her şekilde kendini izlettiriyor.
Yok niye siyahi var niye her yerde Zendaya var takılmaya gerek yok. Sahneleri çok azdı zaten. Belli ki maddi destek almak için eklemiş onları suçlamıyorum. Hiçbir şeyi konuşmadığınız kadar konuştunuz yani.
Biraz da Odysseus'un en son kazandığı farkınlığı konuşun. Neyse spoiler vermeyeceğim.
İzlerken en son dayanamayacak hale geldim öyle bir problem de oldu. Yeter artık başınıza bir şey daha gelmesin yeter yeter diyerek geçti. En son eve geldi de derin bir nefes aldım. Tabii bunun filmle ilgisi yok destan öyle. Ama bu sancıyı çekmek bile güzeldi.
Bir film bittiğinde ilk önce bakarım kalbime dokundu mu diye. Bu film de kalbime dokunanlardan oldu.
Sadece Alperen Duymaz için izliyorum. Neden bu diziyi kabul etmiş anlayamadım. Geçen yaz Son Yaz'ı izliyordum. Onun üzerine korkunç geldi. Karakterler hiç işlenmemiş. Çok yüzeysel. Birçok hikaye çıkarabilirlerdi. Tamam yaz dizisi yapmak istemişsiniz kafa yormayalım. Ama komiklik yapmaya çalıştığınız şeyler…devamıSadece Alperen Duymaz için izliyorum. Neden bu diziyi kabul etmiş anlayamadım. Geçen yaz Son Yaz'ı izliyordum. Onun üzerine korkunç geldi. Karakterler hiç işlenmemiş. Çok yüzeysel. Birçok hikaye çıkarabilirlerdi. Tamam yaz dizisi yapmak istemişsiniz kafa yormayalım. Ama komiklik yapmaya çalıştığınız şeyler de eğlenceli değil. Galiba burada gülmemizi bekliyorlar diyorum çoğu yerde. Adile'nin komik olması gerekiyor sanırım ama sinir bozucu. Sonra o kısa kıvırcık saçlı kadınla şehre dönmek isteyen eşi de hiç eğlenceli değil. Zorlama zorlama diyaloglar. Bence sorun oyuncularda değil potansiyelleri var gibi duruyor ama senaryo hiç olmamış.
Yine toplumumuzda kutuplaşmanın oluştuğu bir olay daha yaşanıyor. Bir taraf tam destek gösterirken bir taraf tamamen karşı çıkıyor. Ve bu kesim sosyal medyada birbirine giriyor. Benim ülkemizin en büyük sorunlarından biri olarak gördüğüm problem budur. Deniz Göktaş'ın insanları güldürebilen bir…devamıYine toplumumuzda kutuplaşmanın oluştuğu bir olay daha yaşanıyor. Bir taraf tam destek gösterirken bir taraf tamamen karşı çıkıyor. Ve bu kesim sosyal medyada birbirine giriyor. Benim ülkemizin en büyük sorunlarından biri olarak gördüğüm problem budur.
Deniz Göktaş'ın insanları güldürebilen bir komedi yaptığını görüyoruz. Keza beni de aynı şekilde eğlendiriyor-du. Kutsal kitaplarla ilgili yaptığı şakaya uzaktan bakınca komik gibi geliyor. Aa ne kadar doğru söyledi falan olursun bir an Kuran'ın Allah tarafından indirildiğini ve Allah'ın ayetlerin indirilmesinde bir eksiklik, hata yapmayacağını unutursan. Deniz Göktaş sanıyorum ki bir ateist gözüyle yorumluyor ve Kuran'ı herhangi birinin yazdığını düşünerek bu şakayı yapıyor. Ateist biri için çok komik olabilir tabii bu yorum. Ancak inanan ve bu videoyu izleyen birinin rahatsız olmama ihtimali yok diye düşünüyorum. Benim için hem rahatsız edici hem de üzücüydü. Müslüman olarak değerlerimle şaka yollu dalga geçilmesi tepkime sebep oldu.
Evet iyi bir komedyen olabilir kendisi. Lakin yaptığı şeyin komediden fazlası olduğunu görebiliriz. Celal Şengör hakkındaki yorumuna çok katıldım. Adamın sapıkça olan birçok videosuna youtubedan ulaşabilirsiniz. Yüceltilecek biri olmadığı aşikar. Göktaş'ın Şengör hakkındaki yorumunu da şaka üzerinden yaptığı konusunda hemfikiriz. O zaman size şunu sorayım. Neden Celal Şengör hakkında yaptığı şakayı mesaj içerikli kabul ediyoruz da kutsal kitaplar hakkında yaptığını yalnızca şaka kabul etmemizi bekliyor kendisi?
Diyelim ki ifade özgürlüğümüzün hiçbir kısıtlaması yok bu ülkede. Deniz Bey'i sizin değerleriniz olan anneniz, kız kardeşiniz üzeriden şaka yapmaya davet ediyorum. Tüm Türkiye güzelce gülüp eğleniriz. Deniz Bey şehitlerimizle de dalga geçsin mesela. Hapishanedeki Demirtaş'tan destek mektubu almışken bu durum beni şaşırtmaz artık.
Şimdi dönelim taraf olma kısmına. Tutuklanmalı mıydı, bence hayır. Birilerini tutuklayınca çözüme ulaşılacak zannetmeleri ayrı bir problem. Yapılması gereken saygı görmeyi bekleyen kesime özür dilemesiydi. Ve bundan sonrası için dikkatli olmasıydı. Görebiliyoruz ki Deniz'in yeteneği var. Kimseyi incitmeden sanatını icra edebilir. Sen ocusun sen bucusunları bir kenara bırakıp orta noktada buluşulması gerekiyor. Aynı evin içindeki insanlar dahi birbirlerinin farklı fikirlerine karşı orta noktada buluşmadan sağlıklı iletişim kuramıyorlarsa aynısını ülke düzeyinde yapmamız gerek. Biliyorum çok şey istiyorum.
Başarılı, hırslı, becerikli, genel olarak mükemmelliyetçi yapıya sahip amazon kadınları için yazılmış bir kitap. Aslıhan hoca amazon kadınlarını bu şekilde tanımlıyor. "Hepsi birer savaşçı; evde, işte, ilişkilerinde, hiç durmadan mücadele ediyorlar. Hayattaki en iyi versiyonlarını deneyimlemek istiyorlar." Öncelikle belirtmeliyim ki…devamıBaşarılı, hırslı, becerikli, genel olarak mükemmelliyetçi yapıya sahip amazon kadınları için yazılmış bir kitap. Aslıhan hoca amazon kadınlarını bu şekilde tanımlıyor. "Hepsi birer savaşçı; evde, işte, ilişkilerinde, hiç durmadan mücadele ediyorlar. Hayattaki en iyi versiyonlarını deneyimlemek istiyorlar."
Öncelikle belirtmeliyim ki klinik düzeyde bir sorun yaşıyorsanız mutlaka destek alın. Bu kitabı ek olarak okuyabilirsiniz. Olur da aramızda benzer şeyler yaşayan ve adlandıramayan kişiler varsa yazdıklarım bir fikir oluşturabilir.
Bu kitap öyle herhangi bir kişisel gelişim kitabı değil kesinlikle. İçinde yazan her şeyin psikolojik bir temeli ve kuramsal bir açıklaması var. Yazar Prof. Dr. Aslıhan Dönmez psikiyatrist ve psikoloji alanında da aktif olarak çalışmalarını yürüten bir terapist.
Şöyle düşünün hayatınızdaki her şeyin mükemmel olmasını istiyorsunuz. Her şeyin. Ve tüm bu her şeyi mükemmel yapmaya çalışırken tükenip bitiyorsunuz. Ya da şöyle bir senaryo da olabilir mükemmel olmasını istediğiniz ve tüm yapmanız gerekenler gözünüzde büyüdüğü için yerinizden dahi kalkamayıp hiçbir şey yapamıyorsunuz.
Yazarın bahsettiği amazon kadınları hayatlarındaki her şeyi kontrol edebilmek isterler. Belirsizliğe tahammülleri yoktur.
Dışarıdan mükemmel, bakımlı, özenli görünürler. İnsanlara hep en iyi yüzlerini göstermeye çalışırlar. Başarı onlar için çok önemlidir ve başırısızlık, eleştirilme, beğenilmeme korkuları üst düzeydedir. Bunun sonucu olarak etraflarından onay alma eğiliminde olabilirler.
Kariyerleri çok iyidir. Hep bir yapmak "zorunda" oldukları şeyler vardır. Bir şeyi zevk aldıkları için yaptıklarını pek görmezsiniz mesela. -malı, -meli cümlelerini çok duyarsınız. Hata kabul etmezler.
Ve elbette tüm bunlar onları çok yorar. Sürekli bir şeyleri kontrol etmeye çalışmak, ki buna etraflarındaki insanlar da dahil, onları tüketir. Başarılı olduklarında zaten kolaydı, tesadüfen oldu diyebilirler. Kendilerine gereken krediyi vermediklerini de görebiliriz.
Amazon kadınlarının olumsuz duygulara karşı tahammülsüzlüğüne değiniyor. Polyanna gibi mutluluk maskesi takarlar. Güçlü görünme çabası yüzünden duygularını yaşayamazlar. Halbuki duygularımız bizim için değiştirilip düzeltilmesi gereken şeyler değildir. Duygular kendimizi anlamamız içindir. Bedenimizin, ruhumuzun bizimle konuşma şekli budur. Üzgün hissettiğimizde mutlu olmaya çalışmak yerine bu his bana ne anlatmaya çalışıyor demeli, yolunda gitmeyen şeyi keşfetmeliyiz. Ve bu şekilde ihtiyacımızı belirleyip ona göre hareket etmeli.
Kitapta hayır diyemeyen kadınlardan, bedenleriyle verdikleri savaşlardan (zayıf olmalıyım, şöyle görünmeliyim gibi), kurban psikolojisine girenlerden (etrafımdaki kişiler yüzünden böyle oldu), çok sevenler (romantik ilişkilerde) ve amazon kadınlarının annelikleri gibi başlıklara değiniyor.
Tüm bunların yanı sıra sizin becerilerinizi geliştirme odaklı da yaklaşıyor. Yaşadığınız bu sorunları nasıl çözebileceğinizle ilgili birçok yöntem veriyor. En başta dediğim gibi klinik düzeyde bir sorun yaşıyorsanız mutlaka uzmana görünün. Ancak şunu söylemeliyim Aslıhan hoca o kadar güzel bir kitap yazmış ki hafif düzeyde ya da nadiren bu problemleri yaşayan biriyseniz bu kitabı okumak ve elbette size yapmanızı söylediği şeyleri yapmak hayata bakış açınızı yüksek oranda değiştirebilir.
Bu kitabı birçok alandan incelemek istiyorum. Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin nefs mücadelesini okuyoruz. Bununla kalmıyor, kendi içimizdeki nefsimizi de tanımaya çalışıyoruz yani yazarın bize kazandırmak istediği şey bu. Nefsimiz bizim düşmanımız olarak bizi Allah'tan uzaklaştırma niyetiyle hareket ediyor. İbadetlerimizi yapmamızın…devamıBu kitabı birçok alandan incelemek istiyorum. Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin nefs mücadelesini okuyoruz. Bununla kalmıyor, kendi içimizdeki nefsimizi de tanımaya çalışıyoruz yani yazarın bize kazandırmak istediği şey bu. Nefsimiz bizim düşmanımız olarak bizi Allah'tan uzaklaştırma niyetiyle hareket ediyor. İbadetlerimizi yapmamızın önüne geçmeye çalışıyor. Bize dünyalığı sevdiriyor. Etrafımızdaki kişilere iyilik yapmamızı bile istemiyor. İçimizde sürekli konuşup bize bir şeyler söyleyen nefsimizle mücadele etmek hakikaten çok zor. En ufak zayıf anımızda yakamıza yapışmak için pusuda bekliyor. Öyle ki içimizde konuşanın nefsimiz mi yoksa kendimiz mi olduğunu ayırt edemeyebiliyoruz. Kitapta kitabı okuyan karakter, içinde konuşan bir nefsinin olduğunun dahi farkında değil mesela.
Açıkçası nefs mücadelesi benim için beklediğimden çok daha zor geçiyor. Namaz kılmakta bazen o kadar zorlanıyorum ki kılmaya niyet etsem dahi bekletiyorum bekletiyorum son ana kadar zorluyorum. Ve bu vakitte kendimi sürekli suçluyorum, içimde bir savaş veriyorum, üşeniyorum diyorum ve bir yandan kendime kızıyorum. Kalkıp o namazı kılana kadar dünyanın en dertli insanı oluyorum. Bir şekilde sürüne sürüne abdest alıp kıldıktan sonra ise dünyanın en rahat insanına dönüşüyorum. Namaz kılma sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın verdiği özgürlük hiçbir şeyde yok sanırım. Yani burada öyle bir nefs mücadelesi var ki tüm ruh halimi etkiliyor ve günümün nasıl geçtiğini belirliyor.
Bir diğer husus ise tesettüre girmek. Bu apayrı bir mevzu. Allah nasip etsin ve benim için, hepimiz için kolaylaştırsın inşallah. Tesettüre girdiğimde hiç rahat edemeyeceğimi, bir markete gitmek için dahi komple kıyafetlerimi değiştirmem gerekeceği, bir sürü yeni kıyafet almam gerekeceği, uzun olduğum için tesettür kıyafetlerinin bana hiç yakışmayacağı, yazın sıcakta çatlayacağımı, benim için en güzel aksesuarım olan saçlarımı kapatırsam hiç güzel olmayacağımı, olduğumdan büyük görüneceğimi, mezuniyet fotoğraflarımı kullanamayacağımı, kimlik ve ehliyetimi yenilemem gerekeceğini... Bu liste uzar gider. İşte nefsimin beni bu sorumluluğumumu yerine getirmemem için zihnimde döndürdüğü binbir türlü düşünceler bu şekilde. Ve ben ona kanıyorum. İleri bir tarihe erteliyorum. Önce namazımı oturtayım sonra kapanırım diyorum. Bu tarz zorluklar yaşayanlarla konuşmak isterim gerçekten. Etrafımda kapanıp sonra açılan çok kişi oldu. Öyle olmasını da hiç istemiyorum. Ben ve nefsim hazır olmayı bekliyoruz.
Şimdi içimizde konuşan nefsimizin iç sesimizle olan benzerliğinden bahsetmek istiyorum. Burada biraz psikolojiye giriş yapıyoruz. Son zamanlarda islam ve psikolojinin birleşebileceği ortak bir nokta arıyorum. Çünkü çok fazla benzerlik görüyorum. Psikoloji geliştikçe sanki islamın bize yapmamızı söylediği şeyleri söylemeye başlıyor. Bizler nefsimizi öldüremeyiz, onu susturamayız. Ölene dek bizimle olmaya ve mücadele etmeye devam edecek. Aziz Mahmut Hüdayi gibi büyükler onu dize getirmeyi başarmışlar. Ancak bizler için bu biraz zor olabilir. Peki ne yapacağız? İşte burada psikolojiyle olan bağlantısını görüyorum. 3. dalga bilişsel davranışçı terapilere baktığımızda, ACT ya da metakognitif terapi gibi, bize söyledikleri şey düşüncelerimiz üzerine durmamamız oluyor. BDT'de düşünceleri değiştirmeye çalışıyorduk ancak artık diyorlar ki daha da etkili olan düşünmemek. Düşünmek dediğimiz şey aslında iç sesimiz oluyor. Ruminasyon yapmamıza sebep olan, sürekli bize olumsuz şeyler söyleyen iç sesimizle nefsimiz arasındaki benzerliği görüyorum. Nefsimizi susturamayacağımızı söylemiştik. Aynı şekilde iç sesimizi de susturamayız. Yapabileceğimiz şey onu görmezden gelmek ve başka bir şeye odaklanmaktır. Burada pembe fili düşünme felsefesini de görüyoruz. Yani nefsimiz bize kılma o namazı, biraz daha bekle gibi şeyler söylediğinde yapacağımız en iyi şey ona cevap verip mücadele etmek değil kulak asmayıp tam tersi istikamette Allah'a yönelmek olacaktır. O an pratik olarak yapması en kolay şey bana zikir çekmek gibi geliyor.
Kitapta nefs mertebelerinden de bahsediyor. Abdülkadir Geylani'nin bir kitabında işte ilk mertebe olan nefs-i emmareyi geçmek için 70.000 Kelime-i Tevhit çekmemizi söylüyor. Her mertebe için ayrı bir zikir var. Şu an onu yapmaya çalışıyorum. Saymak çok mühim tabii tamamlamak adına ancak diyelim ki yolda yürürken, bir şey yaparken nefsimizi işittik ve bizi Allah'tan uzaklaştırmaya çalıştığını fark ettik. O an direkt La İlahe İllallah zikrini çekmeye başlayarak hatta genel olarak hayatımızın her anında, boşluklarımızda zikir çekerek hem vesveselerimizden hem de nefsimizin sesinden uzaklaşabiliriz. Odağımızı Allah'a vermiş oluruz.
Bu çok zor bir yolculuk. Bu tarz amaçlara sahip olduktan sonra dünyalık olan amaçlarımızın çok daha kolay olduğunu görüyorum. İnsanın kendiyle verdiği mücadele, kendini yontmaya çalışması çok takdire şayan ve Allah bizi o kişilerden kılsın inşallah. Yıllar önce islamdan koptuğum zamanlarda Aziz Mahmut Hüdayi'nin türbesini ziyaret etmişim. Kendim gitmedim tabii annemlerle birlikte geziyorduk. Kitabı okuyunca üsküdardan bahsettiğinde bir anda o pembe duvarları hatırladım ve orası orası mıydı diye düşündüm. Her ne kadar islama uzak ve kırgın olsam da o zaman o maneviyatı hissettiğimi hatırladım. Buradan da şunu çıkarabiliriz: Allah dostlarıyla olmak işimizi gerçekten kolaylaştırabiliyor. Türbe ziyaretleri bir kesim tarafından pek sevilmiyor ancak şu an baktığımda kimin duasıyla nereye geldiğimizi gerçekten bilemiyoruz. Belki de yıllar önce orada aldığım bir dua şu an beni bu yola tekrardan girdirdi. Dostumun dostu dostumdur diye söz var yani. Allah dostlarıyla olalım ki Allah'a dost olma ihtimalimiz artsın inşallah. Sağlıcakla kalın.
Zayıf bir ilişkisi olan baba ve oğulun iki günde nasıl birbirlerini daha iyi tanıdıklarını okuyoruz. Kitabı okurken ister istemez kendi babamla olan ilişkimi düşündüm. Evet sorunsuz bir ilişkimiz var ancak derinliği yok sanırım. Oturup uzunca sohbet etmeyiz mesela. Çocuklar olarak…devamıZayıf bir ilişkisi olan baba ve oğulun iki günde nasıl birbirlerini daha iyi tanıdıklarını okuyoruz. Kitabı okurken ister istemez kendi babamla olan ilişkimi düşündüm. Evet sorunsuz bir ilişkimiz var ancak derinliği yok sanırım. Oturup uzunca sohbet etmeyiz mesela. Çocuklar olarak ebeveynlerimizin de bir zamanlar küçük olduğunu ve onların hayatlarının da deneyimlerden ibaret olduğunu unutup sanki onlar hep varmış da hep anne ve babalarmış gibi düşünebiliyoruz. Onların da bir hayatı olduğunu pek aklımıza getirmeyebiliyoruz. Kitap size bunun gibi farkındalıklar kazandırıyor. En yakınımızdakilere ne kadar yakınız?
"Anladım insanlardan geldiğini kederin; Uzak, herkesten uzak bir hayat süreceğim. Benim bu inzivama taarruz edenlerin, Yüzüne hakaretle, kinle tüküreceğim!.."
Spoiler içeriyor
"Ben... bu kirli yalnızlık içinde utanmayı tamamen unuttum, insanın ruhunu parçalayan ve kemiklerinden iliğini emen bu lanet olası ülkede." (s.12) "Amok... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk..." "...bu delilik, bir tür insan kudurması... ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hali." (s.30)…devamı"Ben... bu kirli yalnızlık içinde utanmayı tamamen unuttum, insanın ruhunu parçalayan ve kemiklerinden iliğini emen bu lanet olası ülkede." (s.12)
"Amok... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk..."
"...bu delilik, bir tür insan kudurması... ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hali." (s.30)
"...uyku, hayat ile ölüm arasındaki bu koşuda verilen tek molaydı." (s.32)
"Ben... ben sadece bir şeyi anlamıyorum, nasıl... nasıl bir insan bunu yapabiliyor, o anlarda nasıl onunla birlikte ölmeden durabiliyor... nasıl oluyor da ertesi sabah bir uykudan uyanabiliyor ve dişlerini fırçalayabiliyor ve bir kravat takabiliyor... o nefes, uğruna çabaladığım, mücadele ettiğim, ruhumun bütün güçleriyle tutmak istediğim o ilk insan... elimden kayıp giderken... bilmediğim bir yere doğru, dakika dakika, giderek daha büyük bir hızla kayıp giderken ve hummaya tutulmuş beynimde, o, o biricik insanı nasıl sımsıkı tutabileceğime dair hiçbir bilgi yokken... benim hissettiklerimi yaşadıktan sonra, nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor..." (s.47)
Spoiler içeriyor
Film bana göre dolu doluydu. İzlemesi hem zevkliydi hem de yeni şeyler öğrendim. Birçok konu aynı anda işleniyor. Hayatı işinden ibaret olan bir kahyamız var. Disiplinli ve işinin hakkını veriyor. Bir lordun evini tüm sadakatiyle çekip çeviriyor. Babasından öğrendiklerini en…devamıFilm bana göre dolu doluydu. İzlemesi hem zevkliydi hem de yeni şeyler öğrendim. Birçok konu aynı anda işleniyor.
Hayatı işinden ibaret olan bir kahyamız var. Disiplinli ve işinin hakkını veriyor. Bir lordun evini tüm sadakatiyle çekip çeviriyor. Babasından öğrendiklerini en iyi şekilde uygulamaya çalışıyor. Ancak bir sorun var ki işine olan tutkusu yüzünden hayatın geri kalanından tamamen kopmuş.
Evde politikayla ve ülkenin geleceğiyle ilgili çok önemli şeyler konuşulurken bile ilgisini vermiyor. Aşık olduğu kadına sevgisini göstermeyi bilmiyor. Sevgi dili "iş" olmuş resmen.
Böyle büyük bir evin işleyişinin arka planını görmek hoşuma gitti. Dizaynı ve sanat eserlerini sevdim. Oyunculuklara ve karakterlere bayıldım. Hannibal severler için ufak detaylar var onun da haberini vereyim.