Son zamanlarda izlediğim yapımlar arasında bir sağlık sorununu daha yakından anlamamızı sağlayan belgesel tadında bir filmdi. Tourette sendromuyla yaşayan John’un mücadelesini anlatıyor. İnsanların farklılıklara karşı tutumu üzerine düşündüren, Robert Aramayo’nun oyunculuğunu da başarılı bulduğum bir film. Genel olarak izlenmeye değerdi.
Sanki siyah, simsiyah taşlar içinde Siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz, Sanki hiç görmedik birbirimizi, Sanki hiç tanışmadık! Dünya bize öyle kapattı kendisini… Neye yarar hatırlamak, Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde Hatırlamak geçmiş şeyleri, Bu beyhude akşam bahçesinde Kapanırken üstümüze…devamıSanki siyah, simsiyah taşlar içinde
Siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz,
Sanki hiç görmedik birbirimizi,
Sanki hiç tanışmadık!
Dünya bize öyle kapattı kendisini…
Neye yarar hatırlamak,
Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde
Hatırlamak geçmiş şeyleri,
Bu beyhude akşam bahçesinde
Kapanırken üstümüze böyle
Zaman çemberi
Hatırlıyor yetmez mi
Güneşe uzanan ellerimiz!
Aynalar sonsuz boşluğa
Çoktan salıverdi çehremizi,
Yüzüyoruz,
İpi kopmuş uçurtmalar gibi.
Biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun,
Birdenbire bulanlar içlerinde
Gülüncün sırrını,
Ne kadar benziyoruz şimdi,
Aynı tezgâhtan çıkmış testilere
Bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları!
Baksak aynalara
Tanır mıyız kendimizi,
Tanır mıyız bu kaskatı
Bu zalim inkârın arasından
Sevdiklerimizi.
Ben zamanı gördüm,
İçimde ve dışımda sessiz çalışıyordu,
Bir mezar böyle kazılırdı ancak,
Yıldırımsız ve baltasız,
Bir orman böyle devrilirdi!
Ben zamanı gördüm,
Kaç bakışta bozdu hayalimi,
Ve kaç düşüncede!
Ben zamanı gördüm,
Şimşek gibi bir ânın uçurumunda.
Kim tanır bizi şimdiden sonra,
Aydınlığı kıt gecemize
Misafir olanlardan başka;
Kuru tahta üstünde bizimle
Paylaşanlar günlerimizi
Ve benim gözlerimle bakanlar güneşe
Ancak tanır bizi
Mor çemberlerin uçuştuğu akşam sularından!
Akşamın tek bir ağaç gibi
Dal budak saldığı sular
Çocukluk rüyalarının bahçesi!
Sakın kimse el sürmesin dallara,
Yapraklar, meyveler olduğu gibi kalsın
Benim uykum boyunca
Bir internet efsanesi gerçek olsa ve çocuklarınızın ekran başında geçirdiği her saat onu güçlendirse ne olurdu? Konsept bu kadar güçlü. Dijital çağın ebeveyn korkularını, sosyal medya psikolojisini ve internet mitolojisin karanlık yüzünü aynı anda ele alan bir fikir. Kağıt üzerinde…devamıBir internet efsanesi gerçek olsa ve çocuklarınızın ekran başında geçirdiği her saat onu güçlendirse ne olurdu?
Konsept bu kadar güçlü. Dijital çağın ebeveyn korkularını, sosyal medya psikolojisini ve internet mitolojisin karanlık yüzünü aynı anda ele alan bir fikir. Kağıt üzerinde 8.5'lik bir film.
Ama ekranda durum farklı.
Senaryo bu fikrin ağırlığını taşıyacak olgunlukta değil. Karakterler sığ kalıyor, gerilim birikmesi yerine dağılıyor ve o "gerçek mi, hayal mi?" sorusu hiç yeterince işlenmiyor. Disney platformu için çekilmiş olması zaten bir kısıt — o karanlığa gerçekten dalmak yerine sürekli geri çekiliyor.
En can yakan şey şu: Filmin DNA'sında iyi bir hikaye var. Bunu hissediyorsun. Ama yönetmen o hikayeyi bulmak için yeterince derine inmemiş.
İzledikten sonra "keşke" dedirten türden bir film. Potansiyeli öldürdüğü için daha çok sinir bozuyor.
⚪ Puan: 6/10
Spoiler içeriyor
Güzel ama yılına göre. Şuan ise idar eder seviyesinde. Coco, Disney ve Pixar ortaklığı ile yapılan bir filmdir. Filmin konusu Miguel adında bir çocuğun gitarı sevmesiyle başlıyor. Gitar çalmayı sevse de, ailesi buna izin vermemektedir. Özellikle yaşlı akrabası buna izin…devamıGüzel ama yılına göre. Şuan ise idar eder seviyesinde. Coco, Disney ve Pixar ortaklığı ile yapılan bir filmdir.
Filmin konusu Miguel adında bir çocuğun gitarı sevmesiyle başlıyor. Gitar çalmayı sevse de, ailesi buna izin vermemektedir. Özellikle yaşlı akrabası buna izin vermez. Miguel'in de halde anlayan Coco adında bir aile büyüğü vardır. Miguel, Ernesto De La Cruz gibi olmayı istemektedir. Bir gün Ölüler Günü'nde bir mezara gider ve orada Ernesto'nun gitarını çalar. O gitarı çalmasıyla Miguel ölüler diyarına girer. Orada daha önceden ölmüş aile büyükleriyle karşılaşır. Onlar Miguel'i dünyaya yeniden götürmek için çareler ararken Miguel burada evsiz biri olan Hector ile tanışır. Hector, onu gizlice Ernesto'nun yanına sokar. Ernesto, Miguel'i sever gibi yapsa da ona ihanet eder. Çünkü Ernesto De La Cruz, daha önce Hector'a ihanet etmiş ve Hector'u zehirleyerek öldürmüş ve onun bütün şarkılarını ve herşeyin ele geçirip onu devre dışı bırakmıştır. Bunlar olurken Hector'u karısı ve ailesi Ernesto'yu bulur. Tam Hector unutulmak üzereyken Miguel, eve gider ve Coco'yu bulur. Ona babasının öğrettiği şarkıyı söyler. Sonunda Coco ölür ve ölüler diyarına gider. Ve Hector unutulmaktan kurtulur. Ve Miguel, ailesinde yeni doğan bir bebeğe aile büyüklerini gösterir ve film biter.
Filmin böyle bir konusu var. Aile ve müzik temalı. Her ne kadar müzik, bu filmde kötü gösterilse de müzik, iyi bir şeydir. Onunla kötü bir anınız varsa kötüdür. Hatta geçmiş yıllarda hekimler bile tedavi yöntemlerinde müziği kullanmışlardır. Aile teması ise filmin kanına işlemiş. Konusu iyi diyebilirim filmin.
Filmi Sarnıç'ta bulunan bir alışveriş merkezinde izlemiştim. Sinema salonundaydı. Hatta bir arkadaşımla gitmiştim. Tabii annem ve onun annesi de gelmişti. Film gayet iyiydi (yılına göre). Filmin görselini görsem bile hatırlarım o filmi. Yıllar geçse de bu film hala iyi olduğunu gösteriyor. Tamam biraz yaşlanmış olabilir ama bazı şeyler yaşlanmaya direnir. Bunun en bariz örneği Tom Cruise'in yaşlanmaması olabilir. 😁 Bu filmde aynı şekilde hala tazeliğini koruyor. Sanki dondurulmuş bir yemek gibi. O yüzden film eski sıkıcı gibi şeylere kapılmayın. Film hala güzel.
Filmin orijinal seslendirme kadrosunda hiç kimse yok ama Türkçe seslendirme çok iyi diyebilirim. Arda Aydın, Ali Çorapçı, Sait Seçkin, Ali Ekber Diribaş ve Talha Sayar, ilk akla gelecek isimlerden. Coco'nun Türkçe seslendirme kadrosu da yılına göre gayet iyi. Diğer filmlere fark atıyor neredeyse.
Filmin karakter ve yer tasarımları fena değil. Güzel ama nedense bana biraz sönük. Tamam, karakter tasarımları yılına göre iyi, yer ve çevre tasarımları iyi ama bana sönük geldi. Belki biraz daha uğraşılsa o sönüklük giderilebilirmiş. Bu haliyle de iyi ama film biraz sönük kalıyor diyebilirim.
Filmin müzikleri zaten filmin ta kendisi. Çünkü konunun içinde bile müzik var. Miguel'i müziği sevmesi ve akrabalarının onu engellemesi. Bu bile filmin ne kadar müzikal olduğunu gösteriyor. Müzikleri fena değil. Müzikal bir film olması bunu gösteriyor. Müzik konusunda endişelenmeyin çünkü Coco, kulaklarınızı bayram ettirecek müziklerle geliyor.
Film 2017 sonları ve 2018 başları gibi çıktı. Ben de o zaman izlemiştim. O zaman 10 yaşındaydım. O zaman için film baya iyiydi. Şuan ise fena değil ama biraz geliştirilmesi lazım.
Film iyi. Müzikleri ve Türkçe seslendirmeyle fark atıyor. Karakter ve mekan tasarımlarını sönüklüğü filmi biraz yaralıyor ama yine de film bu yaralanmalardan sağ çıkıyor.
Coco, müzikal film kelimesinin zorlandığı ve Türkçe seslendirmenin en iyilerinin getirildiği bir film olmuş. Müzikleri ve Türkçe seslendirmesiyle Coco, şuan bir fenomen değil ama zamanında baya iyi bir filmdi. Eğer müzikal filmleri seviyorsanız bu filmi izleyin. İzlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz ama yine de müzikleriyle şahlanan bir filmi ıskalamış olursunuz. Haberiniz olsun!
Sıkıysa Yakala 8.1/10 Frank Abagnale Jr.’ın gerçek hayatından uyarlanan film, temposu oyunculukları ve eğlenceli anlatımıyla hiç sıkmadan izletiyor. Zekâ, kaçış, takip ve gerçek bir hayat hikâyesini bir araya getirdiği için. Hem eğlenceli hem de insanı düşündüren, yıllar geçse de değerini…devamıSıkıysa Yakala 8.1/10
Frank Abagnale Jr.’ın gerçek hayatından uyarlanan film, temposu oyunculukları ve eğlenceli anlatımıyla hiç sıkmadan izletiyor.
Zekâ, kaçış, takip ve gerçek bir hayat hikâyesini bir araya getirdiği için. Hem eğlenceli hem de insanı düşündüren, yıllar geçse de değerini koruyan filmlerden.
İki küçük fare vardı. Biri peyniri buldu, diğeri ise hayatının geri kalanını korkarak geçirdi.
Kitabı özetleyen tek kelime "Harika" olmalı. Kapak tasarımını beğendiğim için başlamıştım kitaba ama beni ters köşe yapan kitaplardan biriydi. Oldukça heyecan verici bir kitap, Türkçe çevirisi de gayet yerinde ve güzeldi. Gerilim romanı sevenler, bu kitap sizler için yazılmış. Kesinlikle…devamıKitabı özetleyen tek kelime "Harika" olmalı. Kapak tasarımını beğendiğim için başlamıştım kitaba ama beni ters köşe yapan kitaplardan biriydi. Oldukça heyecan verici bir kitap, Türkçe çevirisi de gayet yerinde ve güzeldi. Gerilim romanı sevenler, bu kitap sizler için yazılmış. Kesinlikle okuyun.
Geçen hafta cuma günü Kapadokya turuna katıldım. İki gün dolu dolu çok güzel geçti. Değişik yerler görmek yeni insanlar tanımak aslında sadece yolculuk yapmak bile insana iyi geliyor. İlk otobüse bindiğimde yan tarafimda bir kız oturuyordu. Telefondan film açmış izliyor.…devamıGeçen hafta cuma günü Kapadokya turuna katıldım. İki gün dolu dolu çok güzel geçti.
Değişik yerler görmek yeni insanlar tanımak aslında sadece yolculuk yapmak bile insana iyi geliyor.
İlk otobüse bindiğimde yan tarafimda bir kız oturuyordu. Telefondan film açmış izliyor. Böyle bi baktım ki ne göreyim The Mentalist izliyor:)))
Sonra kaçınca seozndasin hangi bölümdesjn derken bizde bi sohbet muhabbet. Sonra Raf uygulamasıni tavsiye ettim ona meğer 2019 dan beridir kullaniyormuş. :))
Hemen Raftan takipleşmeye başladık.
The Mentalist hakkinda birbirimize spoiler vermeden bol bol konustuk.