çok güzel dizi sarıyodu ama 4. sezonda henyr'nin olmayacağını duyduğumda üzüldüm gerçekten bu yüzden 4. sezonu hala izlemedim ama çok merak ediyorum neler olduğunu izlenirmiki
bu dizinin hâlâ underrated oldugunu düsünüyorum. bellarke neden olmadi mesela.. allahtan gercek hayatta evliler tek dayanağım bu. may we meet again <33
26 Filmi ilk defa geçen sene bu zamanlar izlemiştim. Dün ikinci kez izledim. O kadar değişik bir büyüsü var ki filmin. Büyük kelimeler, büyük olaylar yok ama hem müziklerle hem ortamın ambiyansıyla sizi büyüleyip ekranın başında tutuyor. Adam ve Eve…devamı26
Filmi ilk defa geçen sene bu zamanlar izlemiştim. Dün ikinci kez izledim. O kadar değişik bir büyüsü var ki filmin. Büyük kelimeler, büyük olaylar yok ama hem müziklerle hem ortamın ambiyansıyla sizi büyüleyip ekranın başında tutuyor.
Adam ve Eve hem mizaç olarak hem de hayata bakış açıları olarak birbirine zıtlar. Film bu zıtlığı giydikleri kıyafetlerden saç renklerine, odalarına hâkim olan renklere kadar hissettiriyor. Adam insanlardan ümidi kesmiş, onların yaptıkları aptallıklardan sıkılmış, depresif biri. Eve ise yaşamayı seven, küçük şeylerden zevk alan, akışta yaşayan biri. Bu zıtlıklara rağmen birbirleriyle uyum içindeler.
1 ay kadar önce finallerim bitince eve dönüş için bavul hazırlıyordum. Bavulun yarısını kitapla doldurmaya başladığımı fark ettiğimde direkt aklıma Eve ve bu film geldi. Eve'le çok ortak noktamız var. Sonradan öğrendiğim bilgiye göre Eve de benim gibi INFJ'ymiş. Eve kadar akışta yaşadığımı düşünmüyorum ama belki vampir olup o kadar yaşasaydım ben de öyle olurdum.
Sonlara doğru bahsettiğim büyü biraz azalsa da genel itibarıyla çok etkileyiciydi. Edebiyata, müziğe, sanata sonuna kadar doyacağınız; hem gözünüze hem kulağınıza hitap edecek bir film.
Dr.Moreau’nun Adası, Herbert George Wells’in 1896’da yayımlanan bilim kurgu türündeki romanıdır. Yazarın okuduğum üçüncü kitabı olmasıyla beraber konusu yine oldukça ilgi çekici. Bu tarz bilim kurgu kitapları genelde gelecek hakkında tahminlerde bulunur fakat Dr.Moreau’nun Adası, insanın geçmişten bugüne hiç değişmeyen…devamıDr.Moreau’nun Adası, Herbert George Wells’in 1896’da yayımlanan bilim kurgu türündeki romanıdır. Yazarın okuduğum üçüncü kitabı olmasıyla beraber konusu yine oldukça ilgi çekici.
Bu tarz bilim kurgu kitapları genelde gelecek hakkında tahminlerde bulunur fakat Dr.Moreau’nun Adası, insanın geçmişten bugüne hiç değişmeyen karanlık tarafını gösteriyor.
Kitap bir gemi kazasından kurtulan ve mahsur kaldığı adada karanlık sırlara tanık olan Edward Prendick ile başlıyor.
Wells’in yaklaşık yüz otuz yıl önce yazmış olduğu bu kitap aslında insanın doğasını sorgulayan bir eser.
Kitabı okurken, “İnsanı gerçekten insan yapan nedir? Konuşabilmesi mi, düşünebilmesi mi yoksa vicdan sahibi olması mı?” gibi sorularla baş başa bırakıyor okuyucuyu. Çünkü kitap ilerledikçe hayvanların insanlaşmasından çok insanların ne kadar kolay vahşileşebildiğini görüyoruz.
Kitap boyunca Dr.Moreau’nun amacı bilimsel meraktan çok mutlak kontrol arzusuna dönüşüyor. Doğaya hükmetmeye çalışırken aslında kendi vicdanını kaybediyor.
En etkileyici tarafı ise Dr. Moreau’nun karakterinden çok onun temsil ettiği düşünceydi:
Bilimin sınırları var mıdır?
Yapabiliyor olmak yapmaya hakkımız olduğu anlamına mı gelir ?
Yazar bu soruların cevabını okuyucuya bırakıyor.
Eser, özellikle insan doğası, etik ve bilimin sınırları üzerine düşünmeyi sevenler için hala güncelliğini koruyan güçlü bir klasik.
💭Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan: İnsan ile canavar arasındaki çizginin sandığımdan çok daha ince olduğu.
Spoiler içeriyor
+Hayatım mükemmeldi ama artık asla geri gelmeyecek. -Madem hayatın mükemmeldi neden anlaşma yaptın? +Çünkü kaybedene kadar değerini bilmiyordum.
Dexter’ın icindeki karanlıgı ve boslugu yansıtmak icin dizi de farklı detaylar kullanılmıs. Dexter karakteri için çok önemli olan iç diyaloğunun, karanlık tarafını bunca yıldır nasıl bastırdığına dair gerekli içgörüleri nasıl sağladığını güzel bir şekilde aktarmışlar. Dexter her zaman diğer insanlara…devamıDexter’ın icindeki karanlıgı ve boslugu yansıtmak icin dizi de farklı detaylar kullanılmıs. Dexter karakteri için çok önemli olan iç diyaloğunun, karanlık tarafını bunca yıldır nasıl bastırdığına dair gerekli içgörüleri nasıl sağladığını güzel bir şekilde aktarmışlar. Dexter her zaman diğer insanlara "sıradan" bir insan gibi görünen sahte bir kişilik yaratmakta iyiydi, bu yüzden bu kadar kolay uyum sağlaması çok mantıklı. Sezonda Debra'nın Dexter'ın yeni rehberi olması tamamen olayın özü. Debra, Dexter'ın karanlığı yüzünden başına gelen tüm kötü şeyleri simgeliyor. "Harry" bir rehber olarak, kendisine öğretilen kuralları hatırlatıyordu, Dexter'ı sadece kötü insanları öldürmeye yönlendirdi, ancak Debra’nın doldurması gereken rol bu değil. Onun varlığını dayanılmaz bulunması gerekiyor çünkü Dexter da aynı şeyi hissediyor.Aceleye gelmis ve özensiz gibi gorunen sonların devamında cok güzel bir kurguları ve olay örgüleri var. Hicbir planlama ve yasanan olay sebepsiz degil. Bu basarıyı ve Michael Hall oyunculugunu gercekten az takdir edildigini dusunuyorum.
Bu sezona veya ilk serideki son sezonlar hakkında iyi olmayan düsüncelere sahipseniz hicbir zaman Dexter’ı sevmemissiniz demektir. 🫣
Bir çocuk, kaldıramayacağı kadar ağır travmalarla karşılaştığında, zihni kendini koruyabilmek için farklı savunma mekanizmaları geliştirebilir. Sanırım Billy’nin hikayesi de tam bu noktada başlıyor. Yaşadığı acılarla tek başına baş edemeyen zihni, hayatta kalabilmek için yükü farklı kimliklere paylaştırıyor.Her bir kimlik ise…devamıBir çocuk, kaldıramayacağı kadar ağır travmalarla karşılaştığında, zihni kendini koruyabilmek için farklı savunma mekanizmaları geliştirebilir. Sanırım Billy’nin hikayesi de tam bu noktada başlıyor. Yaşadığı acılarla tek başına baş edemeyen zihni, hayatta kalabilmek için yükü farklı kimliklere paylaştırıyor.Her bir kimlik ise farklı özelliklere, yeteneklere ve sorumluluklara sahip. Ancak çocuklukta onu koruyan bu mekanizma, zamanla beraberinde ciddi sorunlar da getirir.Bu süreçte Billy çeşitli suçlara da karışır ve ardından tartışmalı bir yargı süreci başlar. Süreçte önemli bir soru zihinleri meşgul eder.
“Eğer suçu işleyen, o an kontrolü ele alan kimlikse hukuken ya da ahlaken kim sorumludur?”
Billy’nin avukatları ve onu değerlendiren bazı psikiyatristler, cezalandırılmak yerine tedavi edilmesi gerektiğini savunur. Buna karşı çıkanlar ise bunun sorumluluktan kaçmanın bir yolu olabileceğini düşünür.Bu nedenle dava, psikiyatri ve hukuk tarihinde çok konuşulan örneklerden biri haline gelir.Bu dava yalnızca bir suçun yargılanma süreci değil, ağır çocukluk travmalarının bir insanın yaşamını ne kadar derinden şekillendirebildiğinin de tartışıldığı bir süreç olur..
Ayrıca Billy hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, belgeselini izlemenizi de tavsiye ederim. Olayları ve Billy’nin yaşamını daha yakından anlamanıza yardımcı olabilir.