bu zamana kadar okumadığım için kendime bi süre sövücem muzzam bir şeydi yazarın hikayeyi ele alma şekli her karakterin açısından olayları okuyabilmemiz kitabın sonunda aslında her şeyin bambaşka olduğunu okumak ya ÇOK İYİYDİ MUTLAKA OKUYUN
Her yıl belirli aralıklarla izlediğim o film. Dikkat filmi izledikten sonra köye dönüp, bostan ekip, domates yetiştirip yemek yapasınız geliyor. Şehirde kira ödemek ve markette domatesin kilosuna bakıp hayatı sorgulamak yerine tabii. Hye-won’un şehir hayatından uzaklaşıp doğayla ve kendi geçmişiyle…devamıHer yıl belirli aralıklarla izlediğim o film.
Dikkat filmi izledikten sonra köye dönüp, bostan ekip, domates yetiştirip yemek yapasınız geliyor. Şehirde kira ödemek ve markette domatesin kilosuna bakıp hayatı sorgulamak yerine tabii. Hye-won’un şehir hayatından uzaklaşıp doğayla ve kendi geçmişiyle yeniden temas kurması üzerinden film, ”kaçmak” ile “kendine dönmek” arasındaki farkı oldukça incelikli bir şekilde işliyor. Filmi izlediğinizde şehrin gürültüsünden, yetişme telaşından ve hayatın sürekli bir şey talep eden halinden uzaklaşıp doğanın ritmine karışıyorsunuz. Burada zaman acele etmiyor. Mevsimler değişiyor, yemekler pişiyor, yağmur yağıyor, insanlar konuşuyor…Filmimiz huzurun küçük şeylerin değerini yeniden fark etmekle geldiğini anlatıyor. Yemek filmde yalnızca bir yemek değil; geçmişiyle, aileyle, çocuklukla ve bazen de kendimizle kurduğumuz bağın bir parçası. Yemekleri öyle bir göstermişler ki bir noktadan sonra filmi izlemeyi bırakıp ekranı kırarak içine girip sofraya oturmak istedim; sinema tarihinde ilk kez görüntü yönetmenine değil, mutfağa karşı kişisel bir husumet geliştirdim. 🍅🌶️🌾🐛🐶
“Bekle. Beklemeyi bilmelisin ki en lezzetli yemeği tadabilesin.”
Spoiler içeriyor
Film zamanımı öldürmekten başka bir şey yapmadı Glen Powell'ı her gördüğümde aklımdan tek bir şey geçiyor o da adamın tam bir finance bro tipi olduğu. Diyordum işi bilmese de o görünüşle halleder diyordum bu filmde de tam olarak öyle oldu…devamıFilm zamanımı öldürmekten başka bir şey yapmadı
Glen Powell'ı her gördüğümde aklımdan tek bir şey geçiyor o da adamın tam bir finance bro tipi olduğu. Diyordum işi bilmese de o görünüşle halleder diyordum bu filmde de tam olarak öyle oldu
Neyse film iyi değildi iyi olmasını beklemiyordum zaten de filmin başında umutlanmıştım. Dedim belki öldürüş şekillerini uzun uzun izleriz sonuçta film nasıl öldürüleceğini anlatacağını söylüyor ismiyle ama yok ilk 2 taneden sonra hıphızlı atladılar kalanları, tamam belki yeterince zamanları yoktu onları uzun uzun göstermek yerine karakterin hayatında yaşadığı sorunları ikilemleri gösterecekler desek yok onu da göstermiyorlar karakter ne pişman oluyor ne de geri duruyor. Sonda da farklı bir son mu bekliyordunuz diye sorma cesaretinde buluyor kendini, iğrenç bir karakter var ortada tam da beklediğim gibi bitti. Zanginler ve onların zengin dertleri şu hayattaki en önemsiz ve sıkıcı şey
No Other Choice'la benziyor diye bir şey gördüm onu daha çok merak ediyordum yakında onu izleyeceğim o yüzden, hem şu ana kadar o filmle ilgili gördüğüm her şey daha pozitifti
Spoiler içeriyor
Cristopher Nolandan fena olmayan bir polisiye. Filmden tam verim almak için 2 gün uyumadan izleyin daha anlamlı olur. Uyumadan önce perdeleri bantlıyor. Çünkü o şehirde hava iç kararmıyor. Sisli havada polis dostunu vuruyor. Uykusuzluk rolü El Pacino gitmemiş. Hikaye de…devamıCristopher Nolandan fena olmayan bir polisiye. Filmden tam verim almak için 2 gün uyumadan izleyin daha anlamlı olur. Uyumadan önce perdeleri bantlıyor. Çünkü o şehirde hava iç kararmıyor. Sisli havada polis dostunu vuruyor. Uykusuzluk rolü El Pacino gitmemiş. Hikaye de vasat geldi düşük puanı o yönüyle hak ediyor. Polis, katil ile işbirligi yapıyor film sonunda ikisi de ölüyorlar.
"İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Çok yorgunum. Sadece bedenim değil, ruhum da yorgun. Nasıl düzelecek, nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi. Etrafımda insanlar var, konuşmalar var, kalabalıklar…devamı"İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Çok yorgunum. Sadece bedenim değil, ruhum da yorgun. Nasıl düzelecek, nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi.
Etrafımda insanlar var, konuşmalar var, kalabalıklar var ama ben sanki hepsinin dışında kalmış gibiyim. Yanımda gibiler ama aslında değiller. Anlaşılmadığımı hissediyorum.
Kalabalığın ortasında tek başıma kalmışım gibi. Her şey üst üste geliyor. Birini atlatamadan diğeri başlıyor. Nefes alacak bir boşluk bile bırakmıyor hayat. Bağırmak istiyorum, içimdekileri haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. Gitmek istiyorum bazen, her şeyi bırakıp uzaklaşmak.
Ama nereye gideceğimi bile bilmiyorum.
Sadece yüklerimden biraz kurtulmak istiyorum.
Biraz anlaşılmak. Biraz dinlenmek. Çünkü bu ağırlıkla daha ne kadar yürünür, bilmiyorum."
-alıntı
sıradan bir ajan filmi beklerken bol ters köşeyle dolu bazı sahnelerinde saçma olsada çok eğlenceli bir filmle karşılaştım beklediğimin üstünde bir ajan filmiydi
Atsız/Davetiye şiiri Ey benito musolini! Ey gayet yüce, İtalyanlar başvekili muhterem Duce! Duydum ki, yelkenleri edip de fora Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora. Buyursunlar… Bizim için savaş düğündür; Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa Türk…devamıAtsız/Davetiye şiiri
Ey benito musolini! Ey gayet yüce,
İtalyanlar başvekili muhterem Duce!
Duydum ki, yelkenleri edip de fora
Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
Buyursunlar… Bizim için savaş düğündür;
Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
Hem karadan, hem denizden ordular indir!
Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak!
Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ’in kurduğu devlet
İtalyalı melezlerden üstündür elbet;
Bizim eski uşakları alda yanına
Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…
Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…
Dirilerek başınıza geçse de Sezar
Yine olur Anadolu size bir mezar.
Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
Tanıyoruz Atilla’dan beri cermeni,
Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni?
Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz,
Bir gün yine bec önünde düğün ederiz.
Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
17’ye karşı 44 milyon az gelir.
Arnavudu yendim diye kendini avut,
Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
En yiğitler serilmeli en önce yere!
Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
Damarında var mı senin böyle bol kanın?
Türk’ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
Karşısında olmasaydı şanlı “Türk Budun”
Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,
İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
Hız verecek biricik şey ona savaştır!
Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
Karnerayı yere serer Tekirdağlımız.
Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…
Biz güleriz façyoların felsefesine,
Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
Bizim yanık Fuzuli’miz engin bir deniz!
Karşısında bir göl kalır sizin danteniz!
Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
“General”ler “Paşa” larla atamaz aşık!..
Ey İtalyan başvekili! Ey musolini!
İki ırkın kabarmalı asırlık kini…
Hesabını göreceğiz elbette yarın
Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!
Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa…
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
Haydi, hamle kafirindir… İlkönce sen gel
Ecel ile zaman bize olmadan engel!
Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;
Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
Atilla’nın ateşi var içimizde!
Kanije’nin gazileri daha dipdiri!
Sınırdadır Plevne’nin kırkbir askeri!
Edirne’de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
Şehitlerden elli milyon bekçisi olan
Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!
🪪🚨🪪 Yaşar Yaşamaz… Okula başlamak için babasıyla kimlik çıkartmaya giden Yaşar, Çanakkale’de şehit düştüğünü öğrenir ve kimliği verilmez. Durum böyle olunca ne iş bulabilir ne evlenebilir ne de kalan mirasını alabilir. Ama devlet bu ya, tüm bunlara rağmen kimliği olmasa…devamı🪪🚨🪪
Yaşar Yaşamaz…
Okula başlamak için babasıyla kimlik çıkartmaya giden Yaşar, Çanakkale’de şehit düştüğünü öğrenir ve kimliği verilmez. Durum böyle olunca ne iş bulabilir ne evlenebilir ne de kalan mirasını alabilir. Ama devlet bu ya, tüm bunlara rağmen kimliği olmasa bile Yaşar’dan alacaklarını alır. Biz de bunları hapishane köşelerine düşen Yaşar’dan dinleriz.
Aziz Nesin’in ilk olarak radyo oyunu şeklinde yazdığı eser, son hali roman şeklinde karşımıza çıkıyor. Benim de yıllar önce radyoda dinleyip beğendiğim bir eserdi ve fırsatını bulup kitabını da okudum ve yine çok beğendim.
Aziz Nesin’in kalemi, Yaşar üzerinden sistem eleştirisi çok güzeldi. Sonra ne olacak diye merak ettirip beni sürükledi, akıp gitti ve herkes gibi benim de bir Yaşar Yaşamaz olduğumu gösterdi.
Kesinlikle okunması gereken kitaplar listenize ekleyin derim.
🪶
“Bir döksem derdimi denizler taşar
Anlatsam yargıca, yargıç da şaşar
Hakkımı istesem ölmüşsün derler
Vergiye salgıya bu ölü yaşar
İsterse bulunur kitapta yeri
Hazret-i İsa’yı gösterir diri
Bu sözü söyleyen sorulsa dersin
Yaşarken yaşamaz garibin biri”
Spoiler içeriyor
Herkesin yaptığının aksine +18 sahnelerin ne kadar iğrenç olup diziyi ne kadar rahatsız edici bir hale getirdiğini bir kenara koyarak o sahneler dışındaki konu ve sahnelerle ilgili yorum yapacağım. Malum, bunlar hepimizin ortak düşünceleri. Aşkın zeki bir adamı nasıl da…devamıHerkesin yaptığının aksine +18 sahnelerin ne kadar iğrenç olup diziyi ne kadar rahatsız edici bir hale getirdiğini bir kenara koyarak o sahneler dışındaki konu ve sahnelerle ilgili yorum yapacağım. Malum, bunlar hepimizin ortak düşünceleri.
Aşkın zeki bir adamı nasıl da kuklaya çevirdiğini hayretler içerisinde izledim. Şeytani derecede zeki olarak simgelenen bir kadın, zeki olmasına rağmen o kadın konuştuğunda bir aptala dönüşüp her fikrini onaylayıp kabul eden Cho Won ile adeta bir kuklayla oynuyormuş gibi oynadı.
Changwook'un oyunculuğu beni şoka soktu. Normalde oyunculuğuna o kadar da bayılmıyordum ama burada tam olarak sergilenebilecek en iyi oyunculuğu sergilemişti.
Bir sevgi ancak bu kadar iğrenç bir şekilde kullanılabilirdi. Yun'un sevgisi(!) de ne kadar güçlüydü, şüphelerim vardı açıkçası. Bu kadar aşağılık oyunlara gerek var mıydı, amaç neydi? Bunların cevabına dizi bitmesine rağmen ulaşamadım. Sanırım Yun sadece kötüydü. Ya da kadın olduğu için yaşayamadığı hayata sahip olan Cho Won'u kıskandığı için kötü birisine dönüşmüştü.
Nana'nın dul kadını iyi canlandıramadığıyla ilgili yorumlar görsem de bence olması gereken buydu. Bakışlarındaki o yaşam gücünün yoksunluğu oldukça belirgindi.
Yun'un ne sebeple kendisiyle beraber -başta Cho Won olmak üzere- birçok kişinin hayatını mahvetmesine tam anlamıyla anlam veremesem de sevdim. Yalana gerek yok.
Önerir miyim, önermem.