- Oh and I must return this to you, my... my... my dear fellow. I love a good book. A beautiful book. And how easy it is to... to picture myself on some winter evening, in the country, lying with…devamı- Oh and I must return this to you, my... my... my dear fellow. I love a good book. A beautiful book. And how easy it is to... to picture myself on some winter evening, in the country, lying with this particular book. It moves me so much. But... but I'm afraid I cannot keep it. I know its frailties. And some books get burned, you know. And I should not like to be responsible for the loss of this one. Because it is so dear to me that I know it by heart. 'Henceforth, wherever thou mayst roam, my blessing, like a line of light, is...'
- 'Is on the waters day and night. And like a beacon guards thee home.'
[1. Sezon 5. Bölüm]
Dış görünüşün önemi ve bu görünüş üzerinden yapılan zorbalık konusunda oldukça çarpıcı bir dizi Mask Girl. Üstelik bu gerçekliği bir kez daha Güney Kore yapımı bir dizi üzerinden görüyoruz. Çünkü Güney Kore, kendi toplumundaki gerçeklikleri ve çarpıklıkları sinema ve dizi…devamıDış görünüşün önemi ve bu görünüş üzerinden yapılan zorbalık konusunda oldukça çarpıcı bir dizi Mask Girl. Üstelik bu gerçekliği bir kez daha Güney Kore yapımı bir dizi üzerinden görüyoruz. Çünkü Güney Kore, kendi toplumundaki gerçeklikleri ve çarpıklıkları sinema ve dizi dünyasına yansıtmayı gerçekten iyi yapan ülkelerden biri. Bizdeki gibi bütün iyi oyuncuları tek bir dizide toplayıp yalı hayatı anlatmıyorlar yani. Koreliler ise kendi ülkelerinin gerçekliklerini, hatta çarpıklıklarını göstermekten çekinmiyorlar. Üstelik gösterdikleri bu çarpıklıklar yalnızca Güney Kore'nin değil, ülke fark etmeksizin hepimizin karşılaştığı gerçeklikler.
Diziden spoiler vermeden konuşmak pek mümkün değil, o yüzden buradan sonrası spoiler.
Aslında dizi, öncelikle dış görünüşleri nedeniyle yargılanan iki karakter etrafında şekilleniyor. Fakat bu yalnızca ilk iki bölüm sürüyor. Bizim bu karakterlere acımamız ve empati kurmamız da yaklaşık iki bölüm sürüyor. Sonrasında ise dizideki karakterlerle birlikte bizim de etik sınırlarımız bulanıklaşmaya başlıyor.
Mask Girl'ün işlediği cinayetlerin arkasında yaşadığı haksızlıklar var. Ancak bu, onun hayatı yaşayış biçiminin bizim açımızdan tamamen etik olduğu anlamına gelmiyor. Ju Oh Nam ise başından beri hastalıklı ve rahatsız edici biri olarak gösteriliyor. Buna rağmen aşkı bir noktada bize neredeyse masum bir şeymiş gibi hissettiriliyor ve ardından bir anda tecavüzcü olarak karşımıza çıkıp öldürülüyor.
Ju Oh Nam'ın annesi ise hikâyedeki tek “beyaz” karaktermiş gibi görünürken onun da intikam uğruna küçük bir çocuğun hayatını mahvettiğini görüyoruz. Üstelik kendi çocuğu geçmişinde zorbalığa maruz kalmış ve bu deneyimler sonucunda böyle bir insana dönüşmüşken, aynı acıyı başka bir çocuğa yaşatıyor. Yani dizi bir noktadan sonra bize sürekli aynı soruyu sorduruyor: Bir insanın uğradığı haksızlık, onun başkasına yaptığı haksızlığı meşru hâle getirir mi?
Bence dizinin en güzel taraflarından biri de bunu tek bir karakteri tamamen “iyi”, diğerini tamamen “kötü” ilan ederek anlatmaması. Karakterlerin her birinin hem mağdur hem de fail olabildiği bir döngü kuruyor. Birinin yaşadığı travma, başka birinin travmasına dönüşüyor. Böylece başlangıçta çok net görünen iyi-kötü ayrımı giderek ortadan kalkıyor.
Aynı zamanda dizide bolca ters köşe de var. Ama benim için en büyük ters köşe, Mask Girl'ün dramatik bir şekilde Ju Oh Nam'ın annesine kızın torunu olduğunu söylememesiydi. Gerçekten o sahnede bunu söylemesini bekledim. Aslında neden böyle bir sahne bekledim bilmiyorum; çok fazla Türk dizisi de izlemiyorum ki. 😭
Genel olarak izlemekten keyif aldığım, yer yer şaşırdığım, yer yer üzüldüğüm bir diziydi. Özellikle karakterlerin iyi-kötü ayrımını bu kadar bulanıklaştırmasını sevdim. Mini dizi olması da bence ayrıca bir avantaj; çok uzun bir hikâyeye yayılmadan anlatmak istediğini anlatıyor.
Kısacası, izlemeye değer diyebileceğim bir dizi.
Okuduğunuz için teşekkürler. ☀️
Spoiler içeriyor
"Oğlum, tüm kalbim seninle. Her zaman seninleydi." Kaybedilen ne olursa olsun, iyilik ve anılar, geçmişin, geleceğin felaketi arasında da daima parlar. Bu ilke filmin her saniyesinde kendisini çok tutumlu bir şekilde gösteriyor, izleyici olarak bizi de aynı şekilde içine çekiyor…devamı"Oğlum, tüm kalbim seninle. Her zaman seninleydi."
Kaybedilen ne olursa olsun, iyilik ve anılar, geçmişin, geleceğin felaketi arasında da daima parlar. Bu ilke filmin her saniyesinde kendisini çok tutumlu bir şekilde gösteriyor, izleyici olarak bizi de aynı şekilde içine çekiyor ve bir kez daha sevdiğimiz birine, çok geç olmadan sarılmanın önemini hatırlatıyor.
Filmde, dünyanın neden yok olmaya yüz tuttuğu, kıyametin neyden kaynaklandığı asla işlenilmemiş, çünkü yönetmenin asıl odağında bu yok. Odağımıza yerleşen ilk tem, baba ve oğlun, hayatta kalma mücadelesi de olsa aslında bana göre asıl noktası yine ikisinin arasındaki ilişki değil: Onların amacı, ateşi taşımak; ateşten kasıt ise iyilik, merhamet ve bunlara benzeyen ahlaki insan değerleri.
Film her saniyesinde gri bir renge sahip. Bu da aslında başından itibaren, tıpkı acı gerçekler gibi umutsuzluğun merkezini tüm kasvetiyle sarıp sarmalıyor ve geriye biz çocukların, babalarını er ya da geç bir gün kaybedeceklerini bir kez daha hatırlatıyor. Bu yüzden, içerdiği duygu yönüyle, bir kıyamete ihtiyacımız olmadan da babamızın asıl mücadelesini onu kaybettiğimiz zaman daha çok anlıyor ve yaşamın anılardan, iyilikten ve en çok da merhametten ibaret olması gerektiğini düşünüyoruz. Yukarıda yazdığım alıntıya istinaden babamın buna benzer bir cümlesi aklıma takıldı. Her yönüyle iyiliğin ve anıların, kaybettiklerimizin ruhlarını daima güzel bir yerde tuttuğuna yürekten inanıyorum.
Tıpkı filmde olduğu gibi baba her zaman çocuğunu her türlü çevre sorunundan ve hatta görünmeyen bir şeyden bile korumaya çalışıp çocuğuna hayatta kalmayı öğretiyor, çocuk ise babasına vicdanın kıyamet senaryosunda bile hâlâ en daimi insanlık duygusu olduğunu hatırlatıp filmde mükemmel bir zıtlık yaratıyor, tıpkı gerçekler gibi. Her şey gibi...
Ve en acı yönü de bu: Her çocuğun bir gün ebeveyni olmadan hayatta kalmak zorunda olmayı öğrenmesi.
Film, tahmin edilse de edilmese de bir gerçekle bitiyor ama baba, oğlunu her şekilde her şeyden koruma potansiyelini gözler önüne seriyor. Canı pahasına olsa bile.
Diyebileceğim pek çok şey var. Bu yüzden hissettirdiği duyguyla yâd ettiğim babamı ve tüm babalara; onları kaybeden oğullara, çocuklara ithafen...
nasil bitebilirsin yaa.. son bölüm sezon finali olarak çekilmiş ama 7.sezon onayını alamayınca mecbur son bölüm olmuş ki zaten boyle bitemezdi hic hazir değildim. sonda caroline'nin max'in randy ile tekrar beraber olduğunu görünce aglamasina bittim I'LL BE IN MY BOOOOOOOOTH!!!!
Her Çocuk Özeldir 8.3/10 Bir çocuğu anlamadan yargılamanın ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu anlatıyor. Ishaan’ın dünyasına girdikçe başarısızlık diye gördüğümüz şeylerin bazen sadece anlaşılmamış bir yetenek olduğunu fark ediyoruz. Bir öğretmenin, bir çocuğun hayatına dokunarak onun kendisine olan inancını…devamıHer Çocuk Özeldir 8.3/10
Bir çocuğu anlamadan yargılamanın ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu anlatıyor. Ishaan’ın dünyasına girdikçe başarısızlık diye gördüğümüz şeylerin bazen sadece anlaşılmamış bir yetenek olduğunu fark ediyoruz.
Bir öğretmenin, bir çocuğun hayatına dokunarak onun kendisine olan inancını yeniden kazandırabileceğini gösteren, sıcacık ve unutulmaz bir film.
Onu düzeltmeye çalışma. Önce onu anlamaya çalış..
Süper Kahraman denilince benim aklıma Örümcek Adam geliyor. Sanırım küçükken televizyonda sadece onu izleyebildim. Bundan dolayı benim için filmlerinin yeri ayrı. Bu filmde öncekiler kadar beni içine çekmese de sinemada izlemek keyifliydi. Örümcek adamın her zaman boğuştuğu yalnızlığı sorumlulukları güzel…devamıSüper Kahraman denilince benim aklıma Örümcek Adam geliyor. Sanırım küçükken televizyonda sadece onu izleyebildim. Bundan dolayı benim için filmlerinin yeri ayrı. Bu filmde
öncekiler kadar beni içine çekmese de sinemada izlemek keyifliydi. Örümcek adamın her zaman boğuştuğu yalnızlığı sorumlulukları güzel anlatılmış. Sadie Sink'in karakterini de beğendim. MJ ve Nate sahneleri beklentimin altında kaldı diyebilirim bir sonraki filmde bu alanda gelişmeler olacağını düşünüyorum. Yeni bir gün herkese iyi gelir umarım.
"Eğer insanın içinde bir çürüme varsa, kimsenin elinden bir şey gelmez." "Biliyorsun, beynin ve kalbin çalışmayı sürdürdükçe ruhsuz da varlığını sürdürebilirsin. Ama artık hiçbir benlik duygun, hafızan... hiçbir şeyin olmaz. Düzelme şansın sıfırdır. Sadece -var olursun. Boş bir kabuk gibi.…devamı"Eğer insanın içinde bir çürüme varsa, kimsenin elinden bir şey gelmez."
"Biliyorsun, beynin ve kalbin çalışmayı sürdürdükçe ruhsuz da varlığını sürdürebilirsin. Ama artık hiçbir benlik duygun, hafızan... hiçbir şeyin olmaz. Düzelme şansın sıfırdır. Sadece -var olursun. Boş bir kabuk gibi. Ve ruhun da ebediyen gider... kaybolur."
"Her - her yeri ele geçirmeye başlamıştı" dedi Pettigrew tek solukta. "O-onu reddetmekle ele ne geçerdi ki?"
"Gelmiş geçmiş en kötücül büyücüyle savaşmakla ele ne mi geçerdi?" dedi Black. Yüzünde korku verici bir hiddet vardı. "Sadece masum hayatlar, Peter!"
"Anlamıyorsun!" diye sızlandı Pettigrew. "Beni öldürürdü, Sirius!"
"O HALDE ÖLSEYDİN!" diye kükredi Black. "DOSTLARINA İHANET EDECEĞİNE ÖLSEYDİN, BİZ SENİN İÇİN BUNU YAPARDIK!"
"Sanıyor musun ki sevdiklerimiz ölünce bizi gerçekten de terk ederler? Zora düştüğümüzde onları her zamankinden de berrak bir şekilde hatırlamadığımızı mı sanıyorsun?"
26/09/2026 🌍 Sokaklarda kağıt toplayarak geçimini sürdüren, ölümcül hastalığa sahip bir insanın hayata tutunma mücadelesini izliyoruz. En yaralı halde bile umudun, hayal etmenin yaşama nefes olduğunu görüyoruz. Tabi bir yere kadar. Vicdan ve merhamet kavramlarının her bir canlıda farklı işliyor…devamı26/09/2026 🌍
Sokaklarda kağıt toplayarak geçimini sürdüren, ölümcül hastalığa sahip bir insanın hayata tutunma mücadelesini izliyoruz. En yaralı halde bile umudun, hayal etmenin yaşama nefes olduğunu görüyoruz. Tabi bir yere kadar.
Vicdan ve merhamet kavramlarının her bir canlıda farklı işliyor olmasının ironikliği.
Tavsiye ederim, iyi seyirler.
The Fall, sadece görsel olarak büyüleyici bir film değil; aynı zamanda acı, kayıp, umut ve hikâye anlatmanın insanı hayata nasıl bağlayabildiği üzerine çok güzel bir anlatı. Roy’un kendi çaresizliğini anlattığı hikâyenin, Alexandria’nın saf ve güçlü dünyasında bambaşka bir anlam kazanmasını…devamıThe Fall, sadece görsel olarak büyüleyici bir film değil; aynı zamanda acı, kayıp, umut ve hikâye anlatmanın insanı hayata nasıl bağlayabildiği üzerine çok güzel bir anlatı. Roy’un kendi çaresizliğini anlattığı hikâyenin, Alexandria’nın saf ve güçlü dünyasında bambaşka bir anlam kazanmasını izlemek çok etkileyiciydi. Özellikle gerçek ile hayalin birbirine karıştığı o anlatım biçimini çok sevdim. Filmin görselliği zaten başlı başına büyüleyici ama bence asıl güzelliği, bütün o masalsı dünyanın altında oldukça hüzünlü ve insani bir hikâye taşıması. Bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey ise şu oldu: Bazen bir hikâyenin sonunu değiştiren şey, sadece birinin hâlâ o hikâyeye inanıyor olmasıdır.
Mükemmeldi ama sonunu daha detaylı göstermelerini beklerdim tam olarak baba oğlun nası kavuştuğunu bile görmedik. Yani diğer sahneler uzatılacağına keşke sonuna biraz daha özen gösterilseydi. Bİ DE SİNEMADA DONDUK normalde bu kadar soğuk olmazdı tşkler çalışanlar kendimizi daha çok filmde…devamıMükemmeldi ama sonunu daha detaylı göstermelerini beklerdim tam olarak baba oğlun nası kavuştuğunu bile görmedik. Yani diğer sahneler uzatılacağına keşke sonuna biraz daha özen gösterilseydi. Bİ DE SİNEMADA DONDUK normalde bu kadar soğuk olmazdı tşkler çalışanlar kendimizi daha çok filmde hissettik