Haftalar sonra ilk defa sabah erken uyanmışsın, günün ilk ışıklarıyla sakin, tatlı tatlı güzel bir kahvaltı yapmışsın hazırlanıp bir kitap cafeye giderken yolda şöyle umut aşılayan, sevgi dolu, sakin bir mûsikî dinliyim diyorsun ve elin İbo'nun "Neden" parçasına gidiyor, neden?
More than a married couple, but not lovers mangası geri dönüyor. Manganın finali için kalitenin korunması amacı ile manga mayıs 2025'de süresiz bir araya girmişti, şimdi ise mangaka kanamaru yuki manganın geri döneceğini duyurdu. Paylaşan: @brave_bird
Kore dizisi vol 2, bu da sardı he, dizi john wick'in Kore şubesi gibi bir şey olmuş, başrol eleman 11 yıl önce inzivaya çekiliyor, mağarasında takılıyor, herifi zorla ininden çıkartıyorlar hemde ne planla çıkartıyorlar, dizide entrika, aksiyon, vahşet, kan ne…devamıKore dizisi vol 2, bu da sardı he, dizi john wick'in Kore şubesi gibi bir şey olmuş, başrol eleman 11 yıl önce inzivaya çekiliyor, mağarasında takılıyor, herifi zorla ininden çıkartıyorlar hemde ne planla çıkartıyorlar, dizide entrika, aksiyon, vahşet, kan ne ararsan var, ama yine bu dizide de 150 bıçak darbesine rağmen ölmemecede var, sanırım bu Korelilerin bıçağa karşı bağışıklığı var. Ben beğendim sanırım bir Kore dizisi daha bulmaya gideceğim.
İzleyecek olanlara iyi seyirler.
Peaceful Warrior benim için klasik bir kişisel gelişim hikâyesi değil; daha çok insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkiyi yüzüne vuran bir deneyim. İzlerken fark ediyorsun ki mesele başarı, hedef ya da dış dünya değil… tamamen içerde dönen savaş. Film sana bir…devamıPeaceful Warrior benim için klasik bir kişisel gelişim hikâyesi değil; daha çok insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkiyi yüzüne vuran bir deneyim. İzlerken fark ediyorsun ki mesele başarı, hedef ya da dış dünya değil… tamamen içerde dönen savaş. Film sana bir şey öğretmeye çalışmıyor aslında; sadece neyi yanlış yaptığını fark ettiriyor. En güçlü tarafı da bu: abartmadan, zorlamadan, direkt içeri giriyor. Bitince “iyi filmdi” demiyorsun, bir süre sessiz kalıyorsun.
Çok tuhaf bir filmdi. Sürekli bir gerilim var ama olay örgüsünü tam olarak anlayamadım. Sanki aynı kişi ama iki farklı kişiliğe sahipmiş gibi. Oyunculuk iyi, senaryo ağır, biraz anlaşılması zor. Efektler idare eder. Kötü bir yapım değil ama iyi de…devamıÇok tuhaf bir filmdi. Sürekli bir gerilim var ama olay örgüsünü tam olarak anlayamadım. Sanki aynı kişi ama iki farklı kişiliğe sahipmiş gibi. Oyunculuk iyi, senaryo ağır, biraz anlaşılması zor. Efektler idare eder. Kötü bir yapım değil ama iyi de değil. Sürekli diyalog ağırlıklı olduğu için bazı sahneleri ileri sardım. İzlenebilir mi? Farklı bir şey arıyorsanız, bir göz atmanızı tavsiye ederim. Senaryo benzersiz olduğu için farklı bir şekilde ele alınmış.
Bayaaaa beğendim bayaaaaa da Duygu seli yaşadım yani güzeldi anlamlıydı Artık beyaz insan değil "renksiz insan " diyeceğim 8/10 veriyorum bu filme Çöl çiçeği filmi aklıma geldi izlerken yanisi onu da bunu da mutlaka izleyin
Spoiler içeriyor
İzlerken çok kötü oldum la hele o oros varya o oros bide pişkin pişkin konuşuyor bu adalet sistemlerindeki boktanlık insanı kanser ediyor 12 yıl ne lan 12 yılın sonunda kız bunları unutacak mı? Yaşanmamış gibi mi olacak ne olacak. Adalet…devamıİzlerken çok kötü oldum la hele o oros varya o oros bide pişkin pişkin konuşuyor bu adalet sistemlerindeki boktanlık insanı kanser ediyor 12 yıl ne lan 12 yılın sonunda kız bunları unutacak mı? Yaşanmamış gibi mi olacak ne olacak. Adalet bir yazı bir söz olmamalı işlenmeli işlenmeli ki bunu yapan "insanlar" acı çeksin *lsün yok olsun dünya daha iyi bir yere dönüşsün ama bunlar da sadece hayal başka ne olabilir ki bu s*ktiğimin dünyasında
“Exit 8 (2025)” yapısını değerlendirirken önce şunu netleştirmek gerekirr: bu eser bir hikâye anlatma girişiminden çok, algı psikolojisi üzerine kurulmuş bir deney tasarımıdır. Temel çıkış noktası, insan zihninin tekrar eden çevresel uyaranlar karşısında giderek duyarsızlaşması ve küçük sapmaları gözden kaçırmasıdır.…devamı“Exit 8 (2025)” yapısını değerlendirirken önce şunu netleştirmek gerekirr: bu eser bir hikâye anlatma girişiminden çok, algı psikolojisi üzerine kurulmuş bir deney tasarımıdır. Temel çıkış noktası, insan zihninin tekrar eden çevresel uyaranlar karşısında giderek duyarsızlaşması ve küçük sapmaları gözden kaçırmasıdır. Bu, bilişsel psikolojide dikkat körlüğü ve alışkanlık gelişimiyle açıklanan bir durumdur. Yapımın dayandığı damar da tam olarak burasıdır. Nitekim köken olarak The Exit 8 adlı oyunda da aynı mekanizma kullanılır: aynı koridor, aynı yön, fakat her döngüde değişen küçük anomaliler. Sinema uyarlaması bu fikri devralır, fakat mesele fikri devralmak değil, onu sinemanın zaman ve ritim yapısına uyarlayabilmektir. Çünkü oyun ile sinema arasındaki temel fark, etkileşimdir; oyun oyuncuya gözlem görevi verirken, sinema izleyiciyi pasif bir zaman akışına mahkûm eder.
Bu noktada filmin güçlü yanı ile zayıf yanı aynı yerden doğar. Güçlü yanı, minimalizmidir. Tek mekân kullanımı, teorik olarak dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırır ve izleyiciyi detaylara zorlar. Bu doğru bir tercihtir; çünkü film zaten “detay fark etme” üzerine kuruludur. Ayrıca klasik korku sinemasındaki ani sıçrama efektlerine başvurmaması da bilinçli bir estetik tercih olarak okunabilir. Bu yönüyle bakıldığında, film düşük maliyetli bir üretim olmasına rağmen düşünsel bir iddia taşır: korku, dışsal bir tehditten değil, algının kırılmasından doğar.
Fakat burada ikinci ve daha belirleyici bir mesele ortaya çıkar: tekrarın yönetimi. Tekrar, sanat tarihinde güçlü bir araçtır ancak kontrol edilmediğinde içerik değil, boşluk üretir. Film ilk aşamada bu tekrar üzerinden bir gerilim inşa eder; izleyici her döngüde küçük değişiklikleri yakalamaya çalışır ve bu süreç doğal olarak bir dikkat yoğunluğu oluşturur. Ancak insan zihni adaptasyon yeteneğine sahiptir. Aynı yapı uzadıkça, başlangıçtaki dikkat keskinliği yerini otomatik izlemeye bırakır. Film bu psikolojik eşiği aşacak yeni katmanlar ekleyemez. Dolayısıyla fikir sabit kalırken, dramatik yoğunluk düşer. Bu, yapısal bir problemdir; çünkü sinema yalnızca fikir değil, o fikrin zaman içinde dönüşümüdür.
Bir başka mesele de anlatının ilerleme duygusudur. Minimalist yapılarda ilerleme fiziksel değil, algısal olmalıdır. Yani mekân değişmese bile izleyicinin anlam dünyasında bir genişleme hissedilmelidir. Burada ise bu genişleme sınırlı kalır. Koridorun kendisi bir metafora dönüşmeye çalışır: belirsizlik, gerçeklik kayması, rutin içinde kaybolma. Fakat metaforik yapı yeterince dallanıp budaklanmadığı için film sonunda tek bir fikrin etrafında dönüyormuş hissi bırakır. Bu da eserin “deney” ile “anlatı” arasındaki sınırda sıkışmasına yol açar.
Bununla birlikte, eserin tamamen başarısız olduğu söylenemez. Çünkü bazı modern korku yapımlarının aksine izleyiciyi pasif korku tüketicisi haline getirmez. İzleyici aktif gözlem yapmak zorundadır; bu da bilişsel bir katılım üretir. Ancak bu katılım sürekli aynı düzlemde kaldığında, yani yeni bilgi veya yeni gerilim katmanı eklenmediğinde, bu kez zihinsel bir yorgunluğa dönüşür. Dolayısıyla film, kısa süreli etki açısından başarılı olsa da uzun metraj formunda sürdürülebilir bir gerilim mimarisi kurmakta zorlanır.
Fikir düzeyinde “algı hatası ve tekrarın psikolojisi” doğru seçilmiştir; fakat uygulama düzeyinde bu fikrin genişletilmesi yerine tekrarı tercih edilmiştir. Bu da eseri ne tam anlamıyla bir psikolojik gerilim filmine ne de saf bir deney sinemasına yerleştirir. Ortada kalan bir yapı oluşur: düşünsel olarak ilgi çekici, fakat dramatik olarak sınırlı. Sinema tarihinde bu tür işler genellikle bir başlangıç noktası olarak önemlidir; ancak kalıcı etki yaratmaları, fikirlerini geliştirecek ikinci bir katmana ulaşmalarına bağlıdır. Bu eser ise o ikinci katmana ulaşmadan kendi döngüsünde kalmayı tercih etmiştir.
Esenlikler, böyle bir şeyi önceden de paylaşmıştım ama bir umut tekrar paylaşıyorum. Küçükken televizyonda izlediğim ve aklımdan bir türlü çıkmayan bir film var. Bulamıyorum hiçbir şekilde. Filmin iki kadın ana karakteri var. Biri siyah deri giyinimli siyah saçlı bir kadın.…devamıEsenlikler, böyle bir şeyi önceden de paylaşmıştım ama bir umut tekrar paylaşıyorum. Küçükken televizyonda izlediğim ve aklımdan bir türlü çıkmayan bir film var. Bulamıyorum hiçbir şekilde.
Filmin iki kadın ana karakteri var. Biri siyah deri giyinimli siyah saçlı bir kadın. -doğru olmamakla beraber uzakdoğulu gibi hatırlıyorum ama olmayabilir de- Diğer kadın ise sarı saçlı ve kırmızı giyimli. Bu iki kadın da çok iyi dövüşüyor. Siyah deri giyinimli kadın bir saldırıya uğruyor ve kırmızı giyinen kadın onu kurtarıyor. Hatta doğru hatırlıyorsam kaçtıkları araba metalik gri renk bir spor araç.
Bu kişilerin saldırma sebebi bir hazinenin peşinde olmaları. Bu iki kadın da hazineyi korumak için onu bulmaya çalışıyorlar. Hazineyi bulmak için ormanı bol bir yere gidiyorlar ve maceralarına küçük bir çocuk da eşlik ediyor. Bu çocuk bu kadınlara rehberlik yapıyor. Doğru hatırlıyorsam filmin bi sahnesinde eskimiş uzunca bir köprüden geçiriyordu bu çocuk bunları. Sonunda hazinenin olduğu mağarayı buluyorlar tabii düşman da onları takip ettiği için buluyor ve kadınları yakalıyorlar. Hazineye vardıklarında mağaranın içinin heykellerle dolu olduğu görülüyor ve heykeller bunlara saldırmaya başlıyor. Siyah giyinimli kadın tam saldırıya uğrayacakken birden gözlerini açıyor ve kendini bir şirket masasında uyuyakalmış bir şekilde buluyor. Kamera masaya odaklandığında saldırıyı yapan heykelin hediyelik versiyonunu masada bulunuyor. Kadın heykeli eline alıp inceliyor ve film burada bitiyor.
Bu filmi aranızda bilen varsa ismini söylerse çok sevinirim, teşekkürler
Filmi ai ile arattım ama hiçbir sonuç vermedi.