Spoiler içeriyor
Yaralı Yüz (Scarface) Film İncelemesi “Beni sıradan bir Kübalı mülteciyle karıştırma. Ben Tony Montana'yım, Tony Montana! Beni Fidel Castro bile yargılayamadı.” “Ben yaparım, kimseye ihtiyacım yok!” Tony Montana’nın bu ikonik sözleri, onun karakterini ve hırsını özetliyor. Al Pacino’nun muhteşem performansıyla…devamıYaralı Yüz (Scarface) Film İncelemesi
“Beni sıradan bir Kübalı mülteciyle karıştırma. Ben Tony Montana'yım, Tony Montana! Beni Fidel Castro bile yargılayamadı.”
“Ben yaparım, kimseye ihtiyacım yok!”
Tony Montana’nın bu ikonik sözleri, onun karakterini ve hırsını özetliyor. Al Pacino’nun muhteşem performansıyla hayat bulan Tony Montana, sinema tarihinin en karizmatik anti-kahramanlarından biri. Son dönemde Al Pacino’ya yeniden hayran oldum ve Scarface’in büyüsü bir kez daha beni sardı.
Film, Küba’dan Amerika’ya siyasi mülteci olarak gelen Tony Montana’nın hikayesini anlatıyor. Toplama kampına benzeyen bir yerde başlayan bu yolculuk, Tony’nin basamakları hızla tırmanmasıyla devam ediyor. Çöplükten krallığa uzanan bu yükseliş, hırsın ve kararlılığın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak detaylı bir konu özetine girmeyeceğim; çünkü Scarface’in asıl gücü, hikayesinden çok Tony’nin karakterinde ve onun yaşadıklarında yatıyor.
Tony Montana, hayatta istediği her şeyi –ve fazlasını– elde ediyor: güç, para, lüks ve statü. Ama bu başarı neye mal oluyor? Kendisini, ailesini ve çevresindeki herkesi yok eden bir bedel ödüyor. Tony’nin hikayesi, bir yandan ilham verici, diğer yandan uyarıcı bir örnek. İnsan yeterince isterse ve çalışırsa yükselebilir, evet. Ama her zaman bu yükün altından kalkabilir mi? Yoksa Tony gibi güç zehirlenmesi mi yaşar? Scarface, bu soruları izleyiciye bırakırken, Al Pacino’nun eşsiz performansı ve filmin unutulmaz sahneleriyle akıllardan çıkmıyor.
Beni sıradan bir Kübalı mülteciyle karıştırma. Ben Tony Montana'yım, Tony Montana! Beni Fidel Castro bile yargılayamadı. Scarface’i izliyorum, birazdan incelemesi gelecek.
Spoiler içeriyor
En sevdiğim günah kibir. Kibirden kurtulmaya çalışıyorum. Al Pacino, sen nesin? Ne muhteşem bir karizma, tam anlamıyla bir efsane! Hikâye, bir duruşma salonunda başlıyor. Oldukça rahatsız edici bir konu işleniyor, bu yüzden detaylara girmeyeceğim. Ancak Kevin, savunduğu adamın suçlu olduğunu…devamıEn sevdiğim günah kibir.
Kibirden kurtulmaya çalışıyorum.
Al Pacino, sen nesin? Ne muhteşem bir karizma, tam anlamıyla bir efsane!
Hikâye, bir duruşma salonunda başlıyor. Oldukça rahatsız edici bir konu işleniyor, bu yüzden detaylara girmeyeceğim. Ancak Kevin, savunduğu adamın suçlu olduğunu bildiği halde bir yolunu bulup onu suçsuz ilan ettiriyor. İşte bu, şeytanın onu ele geçirmesi için atılan ilk adım oluyor. Kevin, kasabasından New York’a, büyük bir hukuk bürosundan gelen iş teklifini kabul ederek gider. Ardından gelişen bir dizi olayla eşi yavaş yavaş aklını yitirmeye başlar. Patronu, aynı zamanda babası ve şeytan olan John, tüm bu olayların ardındaki isimdir. Kevin, bunu fark etmekte çok gecikir. John’un isteği, Kevin ile “üvey” ablasının bir çocuk sahibi olması ve böylece şeytanın daha da güçlenmesidir. Kevin, bu gerçeği geç de olsa anlar ve şeytana teslim olmak yerine intiharı seçer. Ancak film, başladığı sahneye, aynı duruşma salonuna geri döner. Bu kez Kevin, aynı adamı savunmamayı seçer ve böylece şeytana karşı gelir.
Spoiler içeriyor
Filmi gece başlayıp az önce bitirdim. Benim hoşuma gitti. Ne film eleştirmeniyim ne de profesyonel bir gözüm var; izlerken keyif aldım, bu benim için yeterliydi. Aslında çok derin bir konusu yok. Kötü bir adam var, sonradan öğreniyoruz ki esas patron…devamıFilmi gece başlayıp az önce bitirdim. Benim hoşuma gitti. Ne film eleştirmeniyim ne de profesyonel bir gözüm var; izlerken keyif aldım, bu benim için yeterliydi. Aslında çok derin bir konusu yok. Kötü bir adam var, sonradan öğreniyoruz ki esas patron babası, ama babasını hiç göstermiyorlar. Neyse, bu kötü adamlar zenginlere tur yaptırmak için sahilin neredeyse tamamını satın alıyorlar, sadece barı alamıyorlar. Bu yüzden sürekli bir çete gelip huzursuzluk çıkarıyor. Barın sahibi abla da fedailik için birini tutmaya giderken Dalton’la tanışıyor. Eski bir UFC dövüşçüsü olan Dalton, aslında sessiz ve sakin biri, ama sinirlenince kendine hâkim olamıyor. Bir dizi olaydan sonra bara işe giriyor ve bol dövüşlü sahneler izliyoruz. Dalton, kasabanın doktoruyla yakınlaşıyor. Doktorun babası, kötü adamın adamı çıkıyor. Dalton, kötü adamın parasına el koyuyor. Bir dizi dövüş sahnesinden sonra doktoru kaçırıyorlar, parayı geri alabilmek için. Yine bir dizi aksiyon derken, Conor McGregor’ı dövüşürken izlemek oldukça zevkliydi. Bence bu filmin devamı gelir.
“Neden olmasın?” diye sor kendine ve bırak o soru ruhunu ateşlesin! Hayallerinin peşinden koşarken zihninin koyduğu engeller seni durdurmaya çalışabilir. “Yapamazsın”, “Bu imkânsız” ya da “Ya kaybedersem?” gibi fısıltılar, sadece korkularının gölgeleridir. Ama unutma, her büyük başarı, birinin “Neden olmasın?”…devamı“Neden olmasın?” diye sor kendine ve bırak o soru ruhunu ateşlesin! Hayallerinin peşinden koşarken zihninin koyduğu engeller seni durdurmaya çalışabilir. “Yapamazsın”, “Bu imkânsız” ya da “Ya kaybedersem?” gibi fısıltılar, sadece korkularının gölgeleridir. Ama unutma, her büyük başarı, birinin “Neden olmasın?” diye cesurca sormasıyla başladı. O engelleri yıkmak senin elinde! Bu soruyu sorduğunda, içindeki potansiyelin kapısını aralarsın. Hayallerin o kadar uzak değil, sadece bir adım ötede. Cesaretini topla, o adımı at ve kendine güven: Sen bunu yapabilirsin!
Zihnindeki zincirleri kırmak için tek ihtiyacın, kendi gücüne inanmak. O “olmaz” dedikleri şey, sadece sen ona izin verdiğin sürece olmaz. Her “Neden olmasın?” sorusu, seni özgürleştiren bir kıvılcım. Zamanın mı yok? Yaratırsın! Deneyimin mi eksik? Öğrenirsin! Başarısızlık mı korkutuyor? O da bir ders! Her engel, aslında seni daha güçlü kılacak bir fırsat. Haydi, o soruyu sor ve harekete geç: Neden olmasın? Göreceksin, bu soru seni durdurulamaz bir enerjiyle dolduracak ve hayallerini gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacın olan ateşi yakacak. Şimdi sıra sende, durma, koş, çünkü neden olmasın!
Her sabah bir mezarın karanlığında gözlerimi açıyorum, ayağa kalkmak için üstümdeki tonlarca toprağı, umutsuzluğu ve ağırlığı ellerimle itip savurmam gerekiyor. Uyandıktan sonra her saat, kafamın içinde bir ses, zalimce fısıldıyor: “Başaramayacaksın, boşuna çırpınıyorsun, hayatını asla istediğin zirveye taşıyamayacaksın.” Her gece,…devamıHer sabah bir mezarın karanlığında gözlerimi açıyorum, ayağa kalkmak için üstümdeki tonlarca toprağı, umutsuzluğu ve ağırlığı ellerimle itip savurmam gerekiyor. Uyandıktan sonra her saat, kafamın içinde bir ses, zalimce fısıldıyor: “Başaramayacaksın, boşuna çırpınıyorsun, hayatını asla istediğin zirveye taşıyamayacaksın.” Her gece, uykuya daldıktan birkaç saat sonra aniden uyanıyorum; zifiri karanlıkta, sabaha kadar uykusuz, düşüncelerle boğuşarak sızana dek ayakta kalıyorum. Şimdiye kadar yorgun, bitkin ve çökmüş bir adam portresi çizdim, değil mi? Ama yanılıyorsun. Ben asla pes etmedim. Ben yenilmezim; beni ben bile yenemedim, kendi içimdeki fırtınalar bile beni diz çöktüremedi. Kafamın içindeki o iğneleyici sesleri susturmayı, onlara kulak asmamayı öğrendim. Tek bir gerçeğe inanıyorum, tek bir yeminim var: Başaracağım. Ve olacak.
Spoiler içeriyor
Her şeyi kontrol etmeye çalışma ve bırak artık Kendime defalarca söylediğim o söz Dövüş Kulübü İncelemesi: İçimizdeki Tyler’ın Patlaması Dövüş Kulübü (1999), David Fincher’ın efsane filmi. Chuck Palahniuk’un romanından uyarlanan bu kült yapım, modern hayatın sıkıcılığına, tüketim çılgınlığına ve içimizdeki…devamıHer şeyi kontrol etmeye çalışma ve bırak artık
Kendime defalarca söylediğim o söz
Dövüş Kulübü İncelemesi: İçimizdeki Tyler’ın Patlaması
Dövüş Kulübü (1999), David Fincher’ın efsane filmi. Chuck Palahniuk’un romanından uyarlanan bu kült yapım, modern hayatın sıkıcılığına, tüketim çılgınlığına ve içimizdeki bastırılmış öfkeye ayna tutuyor. “Zihnin sıkıştığı zaman neler yapabileceğini hayal bile edemezsin, hepimizin içinde bir Tyler var” cümlesi, filmin ruhunu özetliyor: Hepimizin içinde bir isyankâr yatıyor.
Spoiler’lı bir incelemeyle dalalım!
Hikaye ve Öz
Film, isimsiz bir anlatıcı (Edward Norton) üzerinden ilerliyor. Bu adam, uykusuzluk çeken, IKEA kataloglarıyla hayatına anlam katmaya çalışan bir beyaz yakalı. Taa ki Tyler Durden (Brad Pitt) hayatına girene kadar. Tyler, özgür, karizmatik ve her şeye meydan okuyan biri. Birlikte Dövüş Kulübü’nü kuruyorlar: Erkeklerin yumruk yumruğa öfkelerini boşalttığı bir yeraltı arenası.
Spoiler: Tyler aslında anlatıcının zihninde yarattığı bir alter ego! Bu gerçek, filmin bombası. Tyler, anlatıcının bastırdığı her şeyi temsil ediyor: Özgürlük, kaos, cesaret.
System: Film, Dövüş Kulübü’nün basit bir öfke boşaltma alanından anarşist bir harekete, Proje Kargaşa’ya dönüşmesini anlatıyor. Tyler’ın planı, finans sistemini çökertmek için binaları patlatmak. Anlatıcı, Tyler’ın kontrolünden kurtulmaya çalışırken kendi zihniyle savaşıyor.
Karakterler
• Anlatıcı (Jack): Modern hayatın kölesi, kaybolmuş bir ruh. Edward Norton, bu çaresizliği ve uyanışı muazzam oynuyor.
• Tyler Durden: Anlatıcının vahşi, karizmatik alter egosu. Brad Pitt, Tyler’ı hem büyüleyici hem korkutucu kılıyor.
• Marla Singer (Helena Bonham Carter): Kaotik, nihilist ama anlatıcıyla duygusal bağ kuran tek kişi. Marla, filmin duygusal sığınağı.
Selam, naber? Nasılsınız? Bir süredir buraya girmiyordum. Neyse, bugün öyle bir moddayım ki peş peşe Baba 1, 2, 3, Yaralı Yüz ve Dövüş Kulübünü izleyesim var. Birazdan başlayacağım.
Sınava giriyorsun ayrı dert tercih yapacaksın ayrı dert sosyal medya dolandırıcı dolu zamanında dershanedeki rehber öğretmenle aramızı iyi tutmak gerekiyordu şimdi danışırdım