Spoiler içeriyor
Çünkü eğer başkalarının eleştirilerine kulak asarsanız asla muhteşem şeyler başaramazsınız. Ve kalbinizde yaşattığınız o büyük hayaller tutkularınızı ve kişisel mükemmelliğinizi de yerle bir ederek yavaş yavaş ölür. 17 Geçmişinden asla pişmanlık duyma. Bunun yerine ona bir öğretmenmiş gibi sarıl. 37…devamıÇünkü eğer başkalarının eleştirilerine kulak asarsanız asla muhteşem şeyler başaramazsınız. Ve kalbinizde yaşattığınız o büyük hayaller tutkularınızı ve kişisel mükemmelliğinizi de yerle bir ederek yavaş yavaş ölür. 17
Geçmişinden asla pişmanlık duyma. Bunun yerine ona bir öğretmenmiş gibi sarıl. 37
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar.
Alfred Lord Whitehead
49
Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.
52
Ben bir yaşam sanatçısıyım; sanat eserimse yaşamımdır.
Suzuki
55
Yanındaki sehpanın üzerinde duran çaydanlığı görüp fincanıma çay doldurmaya koyuldu. Bardağı ağzına kadar doldurdu; ama sonra da doldurmaya devam etti! Çay, fincanın kenarlarından tabağa ve oradan da eşimin çok değerli İran halısının üzerine dökülmeye başladı. Önce sessizce izledim. Ama sonra dayanamadım.
“Julian ne yapıyorsun? Fincanım taşıyor. Ne kadar denesen de daha fazla dolduramazsın!” diye bağırdım sabırsızca.
Uzun bir süre bana baktı. “Lütfen yanlış anlana. Sana saygı duyarım, John. Bu her zaman böyleydi. Ama tıpkı bu fincan gibi sen de kendi fikirlerinle dolmuş görünüyorsun. Peki, önce fincanını boşaltmadan daha fazlasını nasıl alabilirsin?”
58
“Dışarı bakan düş kurar, içe bakanlar uyanır.”
Çoğu kimse zihninin büyük gücünü hiç fark etmez. En deneyimli düşünürlerin bile zihinsel kapasitelerinin yalnızca yüzde birini kullandıklarını öğrendim.
67
“Nesnel gerçeklik veya ‘gerçek dünya’ diye bir şey yok.
Hiçbir şey mutlak değil. En büyük düşmanının yüzü en iyi arkadaşının yüzü olabilir. Birine trajedi olarak görünen bir hadise bir başkasına sınırsız fırsat sunabilir. Hep neşeli ve iyimser olan insanları sürekli bedbaht olanlardan ayıran şey, yaşam koşullarının nasıl yorumladığı ve işleme tabi tutulduğudur.”
68
Yaşamın büyük zevklerinin peşinde koşmakla o kadar meşguldüm ki küçük mutlulukların tümünü elimden kaçırdım.
72
Düşlerim ve kâbuslarm vardı. Düşlerim sayesinde kabusların üstesinden geldim.
73
Yaşama tekrar saygı göstermeye başla ve onun tüm mucizelerini gör. Zihninin isteklerini gerçekleştirme gücünü fark et. Bunu bir kez yaptığında evren yaşamına mucizeler katmak için senin yanında olacak.
73
Unutma, John, sözcükler, gücün sesle vücut bulan biçimidir.
74
Başka bir insandan üstün olmanın asil bir tarafı yoktur. Gerçek asalet, önceden bulunduğundan daha üstün biri haline gelmekte yatar.
93
Başka birinin hayalleri hakkında düşünerek geçirdiğin her saniyeyi kendinden çalmış olursun.
94
Hata yoktur, sadece dersler vardır. Engelleri kişisel gelişim ve manevi zenginleşme için fırsat olarak görün
96
Kendinize güvenin. Tüm hayatınız boyunca yaşamaktan haz duyacağınız yaşam biçimini yaratın. Olasılığın küçük içsel kıvılcımlarını körükleyip başarı alevlerine dönüştürerek kendinizi olabilecek en yüksek seviyeye taşıyın.
Foster C. McClellan
97
Kendini ve nasıl biri olduğunu tanımaya başla.
“Kendimi tanımıyor muyum zaten?”
“Çoğu insan tanımaz. İnsanlar güçlü yönlerini, zayıf yönlerini, umutlarını ve rüyalarını anlamaya zaman ayırmazlar.”
111
Her tecrübe dersler içerir. Önemsiz şeyleri büyütmeyi bırak. Yaşamının tadını çıkar.
116
Son olarak geçmişinde kalanlar ve gelecekte olacaklar, içinde var olanlarla kıyaslandığında hiçbir şeydir; bunu hiç unutma.
117
Yaşamdaki sınırlar yalnızca senin belirlediklerindir.
125
Korku kendi yarattığın zihinsel bir canavardan, bilincin olumsuz yönde dalgalanmasından başka bir şey değildir.
127
Bahaneler üretmeyi bırak ve sadece yap!
149
Karekter zekâdan daha soyludur.
163
Senin içinde güneş, ay, gökyüzü ve bu evrenin tüm harikaları yatar. Bu harikaları yaratan zekâ seni yaratan kuvvetin aynısıdır. Etraftaki her şey aynı kaynaktan gelir. Hepimiz biriz.
167
Çoğu insan ile hayalleri arasında duran tek engel başarısızlık korkusudur.
168
Başarısızlıktan asla korkma. Başarısızlık senin arkadaşındır.
168
Kimse yaşamı asla kendisine gülmeyi unutacak kadar ciddiye almamalı
198
Başarısız olman imkânsızmış gibi davran ve başarı hep senin olsun.
200
Gönlümün büyük bölümünü, değiştirme gücümün olmadığı geçmişteki olayları üzülerek veya gelecekte belki de hiç olmayacak şeyleri kaygılanarak geçiriyorum. Zihnim her zaman beni bir milyon farklı yöne çeken bir milyon küçük düşünceyle dolu. Bu gerçekten sinir bozucu.
215
Spoiler içeriyor
Kitabı geçen sene okumuştum. Metin noktası noktasına aklımda olmasa da belli bir çerçeve aklımda kaldı. Filmi az önce bitirip yazmaya koyuldum. Öncelikle, aklımda kaldığı kadarıyla kitapla arasında ufak değişiklikler olsa da bariz değişiklikler yok. Film beklediğimden iyiydi; bazı rahatsız edici…devamıKitabı geçen sene okumuştum. Metin noktası noktasına aklımda olmasa da belli bir çerçeve aklımda kaldı.
Filmi az önce bitirip yazmaya koyuldum. Öncelikle, aklımda kaldığı kadarıyla kitapla arasında ufak değişiklikler olsa da bariz değişiklikler yok. Film beklediğimden iyiydi; bazı rahatsız edici ufak sahneler olsa da çok iyiydi.
Filmin konusu, sert ve katı bir babası olan Frankenstein’ın annesini doğum sırasında kaybetmesiyle başlıyor. Babasının eğitimiyle doktor olan Victor, küçüklüğünden beri annesinin kaybıyla zihnine yerleşen ölümü yenme fikrini gerçekleştirmeye çalışıyor ve bir nevi başarıyor da. Daha sonra kardeşi, kardeşinin nişanlısı ve nişanlının amcasıyla karşılaşıyor. Finansal olarak amca destek oluyor ve Victor daha büyük oynuyor: Tek beden değil de toplama bir beden oluşturuyor ve bu bedene can verebiliyor.
Amacını gerçekleştiren Victor, zamanla bu durumdan sıkılıyor ve yarattığı yaratığın bir gelişim göstermemesi üzerine bütün şatoyu ateşe veriyor. Bundan önce, kardeşinin nişanlısı Elizabeth ile karşılaşan canavar iki kelime söyleyebiliyor: Victor ve Elizabeth.
Şato yanınca kalacak yeri olmayan yaratık ormanda dolanırken bir ailenin değirmenine sığınıyor ve burada okumayı, sevgi gibi duyguları öğreniyor. Kendini insanlara gösterince korkup ona saldırdıkları için insanlarla yaşayamacağını anlıyor ve yaratıcısından ona bir eş yapmasını istiyor. Victor bu durumu reddediyor ve yaratık ile Victor arasında sonsuz bir kovalamaca ve av macerası başlıyor.
Kutupta sıkışan bir gemi Victor’u yaralı halde bulup kaptan köşküne alıyor. Filmin ve kitabın başlangıcı ile bitişi burada gerçekleşiyor. Victor ve yarattığı “oğlu” arasında son bir hesaplaşma oluyor ve Victor ölüyor.
Hata yoktur, sadece dersler vardır. Engelleri kişisel gelişim ve manevi zenginleşme için fırsat olarak görün Ferrari’sini Satan Bilge ROBIN SHARMA syf:96
Yanındaki sehpanın üzerinde duran çaydanlığı görüp fincanıma çay doldurmaya koyuldu. Bardağı ağzına kadar doldurdu; ama sonra da doldurmaya devam etti! Çay, fincanın kenarlarından tabağa ve oradan da eşimin çok değerli İran halısının üzerine dökülmeye başladı. Önce sessizce izledim. Ama sonra…devamıYanındaki sehpanın üzerinde duran çaydanlığı görüp fincanıma çay doldurmaya koyuldu. Bardağı ağzına kadar doldurdu; ama sonra da doldurmaya devam etti! Çay, fincanın kenarlarından tabağa ve oradan da eşimin çok değerli İran halısının üzerine dökülmeye başladı. Önce sessizce izledim. Ama sonra dayanamadım.
“Julian ne yapıyorsun? Fincanım taşıyor. Ne kadar denesen de daha fazla dolduramazsın!” diye bağırdım sabırsızca.
Uzun bir süre bana baktı. “Lütfen yanlış anlana. Sana saygı duyarım, John. Bu her zaman böyleydi. Ama tıpkı bu fincan gibi sen de kendi fikirlerinle dolmuş görünüyorsun. Peki, önce fincanını boşaltmadan daha fazlasını nasıl alabilirsin?”
ROBİN SHARMA
Ferrari’sini Satan Bilge
58
Spoiler içeriyor
Disclaimer (Dizi) İncelemesi – Spoiler İçerir Diziyi tamamen tesadüfen bir YouTube videosunda gördüm. Tanıtımda “tüm hayatını bir kitapta bulan bir kadın” gibi çok gizemli, zaman algısıyla oynayan, geçmiş-gelecek arasında gidip gelen bir hikâye varmış gibi hissettim. O beklentiye kapılıp başladım.…devamıDisclaimer (Dizi) İncelemesi – Spoiler İçerir
Diziyi tamamen tesadüfen bir YouTube videosunda gördüm. Tanıtımda “tüm hayatını bir kitapta bulan bir kadın” gibi çok gizemli, zaman algısıyla oynayan, geçmiş-gelecek arasında gidip gelen bir hikâye varmış gibi hissettim. O beklentiye kapılıp başladım.
Öncelikle uyarı: İlk 3-4 bölüm aşırı derecede cinsel içerik ve rahatsız edici sahne içeriyor. Rahatsız olma ihtimaliniz çok yüksek.
Dizi ilk 6 bölüm boyunca bize şu şekilde bir anlatı sunuyor:
Jonathan genç, kibar, iyi kalpli, biraz naif bir karakter olarak çiziliyor. Catherine ise sorumsuz, bencil, aldatan, oğlunu ihmal eden “kötü kadın” olarak resmediliyor. Hikâyeye göre Catherine, Jonathan’ı baştan çıkarıyor, oğlunu sağa sola bırakıp onunla birlikte olmak için fırsat kolluyor. Jonathan ise Catherine’e âşık oluyor, onun peşinden İngiltere’ye gitmek istiyor. Sonunda Catherine’in oğlunu denizde boğulmaktan kurtarmaya çalışırken kendisi boğulup ölüyor.
Ama burada tuhaf ve açıklanmayan bir detay var: Jonathan’ın kolunda X şeklinde bir yara/iz var ve bu hiç gündeme gelmiyor.
İzleyici olarak aklımda deli sorular:
• Çocuk (Jonathan) ölüyor, Catherine onu hiç tanımadığını söylüyor, ama bu olaylar nasıl bir kitaba dönüşüyor?
• Kitap bunları nasıl yazabiliyor ve insanlar nasıl gerçek sanıyor?
7. bölümde her şey tersine dönüyor: Gerçek ortaya çıkıyor ki Jonathan, Catherine’e uzun süre tecavüz etmiş, işkence etmiş, psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamış. Catherine travmayı tamamen bastırmış, o tatili ve Jonathan’ı hatırlamak istememiş, “hiç yaşanmamış” gibi hayatına devam etmeye karar vermiş. Yani ilk 6 bölümde bize izlettikleri aslında Jonathan’ın annesinin yazdığı çarpıtılmış, oğlunu kurbanı olduğu yalan bir anlatıymış.
Bu sırada Jonathan’ın babası, oğlunun dolabının arkasında annesinin yazdığı gerçek kitabı ve o tatilden kalan fotoğrafları buluyor. Oğlunun anısına o kadar bağlı ki, gerçeği kabul edemiyor. İntikam almak için eşinin yazdığı kitabı yayınlatıyor, eve, iş yerine, yeni eşine, oğluna gönderiyor; Catherine’in tüm hayatını mahvetmeye çalışıyor. Ama asıl isteği Catherine’in oğlunu öldürmek. Sonunda fark ediyor ki asıl canavar kendi oğluymuş, bunu yıllarca görmek istememiş.
Spoiler içeriyor
Bu film benim için bir tabuydu; bazı hassas çizgilerim var ve bu filmin o çizgileri aşacağını düşünüyordum. Ancak beklediğim kadar rahatsız edici gelmedi. Patrick Bateman’in (Christian Bale) cinayet sahneleri ve şiddet dolu eylemleri konusunda büyük bir belirsizlik barındırıyor. Film, Bateman’in…devamıBu film benim için bir tabuydu; bazı hassas çizgilerim var ve bu filmin o çizgileri aşacağını düşünüyordum. Ancak beklediğim kadar rahatsız edici gelmedi.
Patrick Bateman’in (Christian Bale) cinayet sahneleri ve şiddet dolu eylemleri konusunda büyük bir belirsizlik barındırıyor. Film, Bateman’in zihinsel çöküşünü ve Wall Street’teki yüzeysel kapitalist hayatını ele alırken, izleyiciye şu soruyu sordurur: Bu sahneler gerçek mi, yoksa halüsinasyon mu?
Başlarda hırsına köle olan bir adamı izlediğimi sanıyordum. Film ilerledikçe bunun sadece bir hırs meselesinden çok, saplantılı ve hasta bir adamın hikâyesi olduğu kanısına vardım. O kadar cinayet, o kadar ölü insan… Bence hepsi gerçek değildi. Patrick’in ajandasına çizdiği resimleri gördük ve takıntılı bir şekilde kurbanları öldürmeden önce müzik grupları hakkında konuştuğunu fark ettik. Benim yorumum şu: Patrick müzik dinlerken kafasında canlandırdığı şeyleri izledik. Çünkü filmde elinden kurtulan birkaç kişi oldu ve onları gerçekten öldürmeye yeltendiğini, ancak başaramadığını düşünüyorum.
Ne sıklıkla haddinizi aşarsınız? Dilimizin ucunda bir “haddini bil” dolaşır durur. “Haddini aşma” derler, koro halinde. Şimdi usulca oturalım, etik bir çerçeveye. Ben insanlara karşı had bildirmekten söz etmiyorum; onların çarpıtacakları. Biz kimiz ki hayallerimizin gerçekleştirelim? Biz kimiz ki başarmış…devamıNe sıklıkla haddinizi aşarsınız?
Dilimizin ucunda bir “haddini bil” dolaşır durur.
“Haddini aşma” derler, koro halinde.
Şimdi usulca oturalım, etik bir çerçeveye.
Ben insanlara karşı had bildirmekten söz etmiyorum;
onların çarpıtacakları.
Biz kimiz ki hayallerimizin gerçekleştirelim?
Biz kimiz ki başarmış olalım?
Biz kimiz ki mutluluğa layık görelim kendimizi?
Bu sorular, birilerinin bize biçtiği dar gömleklerden sızıyor.
İçimize işleyen o görünmez sınırlar…
Haddini bilme, kardeşim.
Ama haddini bildirmeye kalkanlara haddini bildir.
Sana “dur” diyene inat, yürü.
Seni düşürenlere diyene inat, ayağa kalk.
Düş yine, kalk yine.
Düş, kalk, düş, kalk…
Bu hayat senin değil mi?
Kimsenin seni kendi kutusuna sığdırmasına izin verme.
Azmini asla, asla bırakma.
O senin en hafif dokunuşunla bile dünyayı titretecek gücün.
Spoiler içeriyor
Liam Neeson’u böyle bir rolde görmeye alışık değiliz ama film hoşuma gitti. Sanırım önceki jenerasyonda da çekilmiş, onu izlemedim o yüzden kıyaslama yapamam. Film komedi tarzında, hatta kimi yerlerde Liam Neeson’un oynadığı filmlerin parodileri gibi de geldi. Hoşuma gitti, izlerken…devamıLiam Neeson’u böyle bir rolde görmeye alışık değiliz ama film hoşuma gitti. Sanırım önceki jenerasyonda da çekilmiş, onu izlemedim o yüzden kıyaslama yapamam. Film komedi tarzında, hatta kimi yerlerde Liam Neeson’un oynadığı filmlerin parodileri gibi de geldi. Hoşuma gitti, izlerken eğlendim.
Konusuna gelecek olursak; teknoloji devi Richard Cane, insanları vahşi doğalarına döndürüp birbirlerini yok ettirdikten sonra yeniden insanlığı yayma planı yapıyor. Frank Drebin ile Beth Davenport ise bu planı engellemeye çalışıyor.
Kim olduğunu hatırla. Daha önce neler yapabildiğini, neler yapabileceğini. Talihsiz şeyler yaşamış olabilirsin. Hepimiz yaşadık. Kötü şeyler üst üste gelmiş olabilir. Hepimiz o dönemden geçtik. Hayat senin hayatın. Hayat kazanmak için seni bekliyor. Ayağa kalkmaya gerçekten karar verdiğinde, ama gerçekten…devamıKim olduğunu hatırla.
Daha önce neler yapabildiğini,
neler yapabileceğini.
Talihsiz şeyler yaşamış olabilirsin.
Hepimiz yaşadık.
Kötü şeyler üst üste gelmiş olabilir.
Hepimiz o dönemden geçtik.
Hayat senin hayatın.
Hayat kazanmak için seni bekliyor.
Ayağa kalkmaya gerçekten karar verdiğinde, ama gerçekten karar verdiğinde, usulca aşağı bak.
Ayağından tutup seni dibe çeken o gücü göreceksin: sensin o.
Kendi kendini çektin yerin dibine, kendi kendini düşürdün.
“Kalkmak istiyorum” diyip ağlarken aslında kalmak istemeyen sendin.
Kendini düşürmekten, aşağı çekmekten vazgeçtiğin an, işte o an hayatın kapıları sana açılacak.
Şans, talih diye bir şey yoktur; inanç vardır.
İnanarak adım atmak vardır.
Kendine acımayı bırak ve ayağa kalk.