Spoiler içeriyor
“Bana kalırsa film biraz karışıktı,” dedi genç adam. “Bazı yerini anlamadım.” “Canım,” dedi kız, “Sonunda çocuk ölüyor işte.” “Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.” “Beni neden yalnız bıraktın, Bilge?” Bu soru, Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanının başkarakteri Hikmet’in…devamı“Bana kalırsa film biraz karışıktı,” dedi genç adam. “Bazı yerini anlamadım.” “Canım,” dedi kız, “Sonunda çocuk ölüyor işte.” “Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.”
“Beni neden yalnız bıraktın, Bilge?” Bu soru, Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanının başkarakteri Hikmet’in zihninde yankılanırken, aynı zamanda Hz. İsa’nın çöldeki yalnızlığına, haç üzerindeki ıstırabına bir gönderme gibi beliriyor. İsa’nın, insanlığın günahlarını sırtlanırken duyduğu o derin terk edilmişlik hissi, Atay’ın romanında Hikmet’in varoluşsal krizleriyle kesişiyor. Tehlikeli Oyunlar, modern insanın yalnızlığı, anlam arayışı ve toplumla çatışması üzerine kurulu bir başyapıt; tıpkı Hz. İsa’nın, insanlara bir ışık olmaya çalışırken karşılaştığı yalnızlık gibi, Hikmet de kendi “kutsal” yolculuğunda hem kendini hem de çevresini sorguluyor.
Oğuz Atay, 1971’de yayımlanan bu romanında, Türk edebiyatında modernist bir kırılma yaratır. Hikmet Benol, bir anti-kahraman olarak, kendi zihninin labirentlerinde dolaşırken, okuru da bu kaotik yolculuğa davet eder. Hz. İsa’nın öğretilerindeki fedakârlık ve sevgi, Hikmet’in hayatında ironik bir yankı bulur. İsa, insanlara bir anlam sunmak için çabalarken, Hikmet anlamı kendi içinde arar; ama bu arayış, tıpkı İsa’nın çöldeki kırk gün kırk gece süren imtihanı gibi, çoğu zaman umutsuzluğa ve absürde açılır. Hikmet’in Bilge’yle ilişkisi, İsa’nın havarileriyle olan bağı gibi karmaşık ve çelişkilerle doludur; sevgi, ihanet ve terk edilmişlik iç içedir.
Roman, bireyin toplumla uzlaşamayan doğasını, entelektüel bir perspektiften ele alırken, aynı zamanda mizahi ve ironik bir dil kullanır. Hz. İsa’nın insanlığa sunduğu kurtarıcı mesaj, Tehlikeli Oyunlar’da yerini bireysel bir kurtarış arayışına bırakır; ancak bu arayış, İsa’nın haçtaki “Eli, Eli, lema sabaktani?” (Tanrım, Tanrım, neden beni terk ettin?) haykırışına benzer bir çaresizlikle sonuçlanır. Hikmet, kendi varoluşsal haçını taşırken, Bilge’ye yönelttiği “Beni neden yalnız bıraktın?” sorusu, sadece bir sevgiliye değil, belki de tüm insanlığa, hatta Tanrı’ya yöneltilmiş bir yakarıştır.
Atay’ın dili, tıpkı Hz. İsa’nın mesellerindeki gibi katmanlıdır; basit gibi görünen hikâyeler, derin felsefi ve psikolojik sorgulamalara kapı aralar. Roman, Türk toplumunun modernleşme sancılarını, bireyin yalnızlığını ve entelektüel çaresizliğini, İsa’nın insanlığı kurtarmak için çektiği acılarla paralel bir şekilde işler. Hikmet’in “tehlikeli oyunları”, belki de İsa’nın insanlığa sunduğu fedakârlığın modern bir yansımasıdır: Kendini feda ederek anlam bulmaya çalışma, ama bu uğurda sürekli bir kayboluş.
Albay Hüsamettin Tambay, Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet’in zihnindeki kaotik dünyanın bir yansıması olarak belirir; tıpkı Hz. İsa’nın, insanlığın kaosuna düzen getirme çabası gibi, o da kendi otoriter duruşuyla bir anlam arayışını temsil eder. Ancak, Albay’ın disiplinli dünyası, Hikmet’in içsel çalkantılarıyla çarpışır ve İsa’nın fedakârlığına benzer bir trajediyle sonuçlanır. Onun varlığı, romanda birey-toplum çatışmasının somut bir sembolüdür; sert, katı, ama bir o kadar da kırılgan. Albay, tıpkı İsa’nın çöldeki yalnızlığına eşlik eden şeytan gibi, Hikmet’in zihnindeki mücadelelerin hem bir parçası hem de aynasıdır.
Tehlikeli Oyunlar, sadece bir roman değil, aynı zamanda bir aynadır; okuyucuyu kendi yalnızlığıyla, kendi “neden beni terk ettin?” sorusuyla yüzleştirir. Hz. İsa’nın çöldeki yalnızlığı, Hikmet’in apartman dairesindeki yalnızlığına dönüşür; ama her ikisi de aynı soruyu sorar: İnsan, neden bu kadar yalnızdır? Oğuz Atay, bu soruya kesin bir cevap vermez, ama okuru bu soruyu sormaya zorlar. Ve belki de, tıpkı İsa’nın mesellerinde olduğu gibi, cevap, sorunun kendisinde saklıdır.
Alıntılar
————————————————————————
259 Ben ölmek istiyorum sayın albayım. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum Albayım.
“İnsanlık öldü. Belki de hiç yaşamamıştım. Belki de benim insanlığım diye bir şeyin yoktu. Ben müdüründen yanlış hayallere sürüklenmişti. Korkaklığın insanın sanmıştım. Yalnızlığı insanlık sanmıştım.”
260 “Belki de buraya hiç görmedim albayım. Belki de hiçbir şeyin sonuna katlanmadığım gibi, bu rüyanın sonunu da katlanmadım ve seyretmedim sonunu.”
“Ben sizin bildiğiniz insanlardan değilim almayın, hiç değilim.”
262“Oynayalım albayım. Tekrarlara düşmekten korkmadan oynayalım. Asıl, tekrarlara düşelim ki, içimizi kemiren şeytanı her fırsatta rezil edelim. “
284 “Hayat talimlere benzemiyor albayım. Gerçek mermiler insanları yaralıyor.”
293 Başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır; fakat bu hakikat, onların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez.
325 Sen, yaşadığım bir gerçek misin? Yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? Yoksa, ikisi de değil misin?
329 “Oturup herkese dert yanmış gibi konuşuyorsun oğlum. Pek kimseyi gördüğünde yok.
“Onlarla kafamda konuşuyorum albayım; fakat gene söz dinletemiyorum. Hayallerimde bile yenik düşüyorum. Günlük dertlerin dışında hiçbir yakınmaya kulak vermiyorlar. Kafamda yarattığım kahramanlar bile bana karşı çıkıyor.”
330 “İnsanları tanımıyorsun hikmet oğlum.“
Hikmet uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: “Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterirseniz…”
392 Çünkü, insanın düşünceleri gerçekleşmez. Kötü şeyler düşünürsen kötü şeyler gerçekleşmez.
393 Seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. Aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. Beni unut -belki de unuttun- beni unut.
393 Sevmesini bilmeyenler, kaderine razı olmalıdır. Oluyorum. Eyvallah. İyi değilim, fakat üzüntülü de değilim bak gülüyorum: Ha-ha
399 Ölmek üzere olan bir insan korkmamalı. Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğim olayların bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır.
401insan aşağılık bir hayvan olduğu için kendimi korumak için geldim..
407 Albayı içimde taşıyorum. Siz, gerçekten benim dışımda yoksunuz albayım, kızmayın bana.
414 Çünkü bizim ilerlemememizi engelleyen otuz yedi durumdan on yedincisi, gereksiz gurura kapılmaktı. Yirmi ikincisi ise, on yedinci ilkenin aşırı uygulaması sonunda, kendini küçümsemek gibi başka bir yanlışlığa sürüklüyordu insanı.
423 ‘Lütfen yerinize oturun’, dediler. Ben de lütfen yerime oturdum. Çünkü, ben söz dinleyen bir erkektim. Herkesin sözünü dinledim. Kendimi kötülersen sana acırlar bütün kadınlar, denildi bana.
443 Bütün yüzlerde sahte gülümsemeler vardı. “İşte bu ikiyüzlülüğünüze dayanamıyorum!”
474 “Bana kalırsa film biraz karışıktı,” dedi genç adam. “Bazı yerini anlamadım.” “Canım,” dedi kız, “Sonunda çocuk ölüyor işte.” “Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.”
Sabah uyan, iş ilanlarına bak, başvurularını kontrol et. Öğlen, iş ilanlarına bak, başvur. “Biz size döneriz” e-postalarını oku. Öğleden sonra geç, iş ilanlarına bak, ilanlara başvur. Yine başvurularını kontrol et, yine dönüş yok. Akşam, iş ilanlarına bak, ilanlara başvur, kontrol…devamıSabah uyan, iş ilanlarına bak, başvurularını kontrol et.
Öğlen, iş ilanlarına bak, başvur. “Biz size döneriz” e-postalarını oku.
Öğleden sonra geç, iş ilanlarına bak, ilanlara başvur.
Yine başvurularını kontrol et, yine dönüş yok.
Akşam, iş ilanlarına bak, ilanlara başvur, kontrol et, uyu.
Gece 3 gibi uyan, iş ilanlarına bak, başvurularını kontrol et, tekrar uyu.
Sabah uyan, iş ilanlarına bak, başvurularını kontrol et…
Sonra çıkıp biri “Ne zaman işe giriyorsun?” desin.
Bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum.
Bir iş, bir ilişki, bir hedef… Her neyse o, bunu gerçekleştirmek için cesurca adım atarsın. Ama tam o sırada içinden bir ses yükselir: “Önceki de böyleydi, başarısız oldun.” Kendini başarısızlığa şartlarsın, sanki kaderin buymuş gibi. Peki ya bir önceki? O…devamıBir iş, bir ilişki, bir hedef… Her neyse o, bunu gerçekleştirmek için cesurca adım atarsın. Ama tam o sırada içinden bir ses yükselir: “Önceki de böyleydi, başarısız oldun.” Kendini başarısızlığa şartlarsın, sanki kaderin buymuş gibi. Peki ya bir önceki? O da mı gerçekten başarısızdı? Bir düşün: Ne zaman başladı bu iç ses böyle fısıldamaya? Muhakkak bir ilk olmuştur, o ilk kıvılcım.
İlk başarısız olduğunda ya da hedefine ulaşamadığında, belki de o hedef, o istek senin için değildi. Belki de evrenin sana “Başka bir yol var” deme şekliydi. Ama onun umutsuzluğuyla, o karanlık bulutla neleri kaçırdığının farkında mısın? Yeni fırsatları, beklenmedik güzellikleri, belki de daha büyük başarıları… Oysa olaylar birbirinden bağımsızdır; her yeni başlangıç temiz bir sayfa. Geçmişin ne yaradır ne de silinmez bir iz; sadece bir öğretmendir. Dersini al, omuz silkip ileriye bak. Gelecek, senin attığın adımlarla şekillenir – korkusuzca, umutla.
Sustu saatler üstüme geldi duvarlar Gece üç civarı karardı nefesim Gün sen gülünce başlar dillerde dualar Ellerinde resimler analar ağlar Karardı göğün yüzü Matem eyledi ömrümü güzü Dinlesemde artık boşa dinlemesemde şeytanı Korkarım görmenden döndüğü hayvanı Uzaktan yargılarız biz insanı…devamıSustu saatler üstüme geldi duvarlar
Gece üç civarı karardı nefesim
Gün sen gülünce başlar dillerde dualar
Ellerinde resimler analar ağlar
Karardı göğün yüzü
Matem eyledi ömrümü güzü
Dinlesemde artık boşa dinlemesemde şeytanı
Korkarım görmenden döndüğü hayvanı
Uzaktan yargılarız biz insanı
Baksan görürsün aslında gözündeki isyanı
Muhakkak biri seçilmeli kurbanı
Doğuştan yazılmış fermanı
Yılandan kaçtığınız kadar görmediniz yalanı
Benim kendimin tek düşmanı
Savaşta kazanının yürür şanı
Ömrümün kaos dolu zindanı
(Bana aittir teşekkürler)
Bir şeye ne kadar sıkı bağlanırsan, o kadar çabuk elinden kayıp gider; tıpkı avucuna aldığın kum ya da su gibi. Avucunu açıp kumu doldurursun, sonra sımsıkı kapatırsın, ama ne kadar sıkarsan sık, kum taneleri parmaklarının arasından süzülür, su ise avucunun…devamıBir şeye ne kadar sıkı bağlanırsan, o kadar çabuk elinden kayıp gider; tıpkı avucuna aldığın kum ya da su gibi. Avucunu açıp kumu doldurursun, sonra sımsıkı kapatırsın, ama ne kadar sıkarsan sık, kum taneleri parmaklarının arasından süzülür, su ise avucunun kenarlarından taşar. Hayat da böyledir; bir insana, bir hayale ya da bir eşyaya ne kadar sahip olmaya çalışırsan, o kadar kontrolünden çıkar. Bu, evrenin bir kuralı gibidir: Aşırı tutku, bağımlılık ya da kontrol arzusu, çoğu zaman kaybetmeye yol açar. Çünkü her şey özgürce akmak, kendi yolunu bulmak ister; sen ne kadar engellemeye çalışsan da, o akışına devam eder.
Bu yüzden, hayatta dengeyi bulmak önemlidir. Bir şeyi sevmek, ona değer vermek güzeldir, ama onu zincirlerle bağlamak yerine, özgür bırakmayı öğrenmek gerekir. Kumu avucunda tutarken nazikçe dokunursan, daha uzun süre yanında kalır; suyu avucunda taşırken hafifçe tutarsan, taşmaz. İnsan ilişkilerinde de, hedeflerimizde de bu hassas dengeyi korumalıyız. Ne tamamen bırakmalı, ne de sıkıca sarılmalıyız. Çünkü her şey, kendi doğasına uygun bir ritimle akar; bizler de bu akışa uyum sağlamayı öğrenirsek, kaybetme korkusu yerini huzura bırakır.
Spoiler içeriyor
"_ Sen kimsin? + Ben Ölüm'üm. - Benim için mi geldin? + Çok uzun süredir senin tarafındaydım. - Biliyorum. + Hazır mısın? - Bedenim korkuyor,ama ben korkmuyorum. Bekle biraz. + Herkes aynı şeyi söyler.Ama ben asla durmam." “Her şeyin bir…devamı"_ Sen kimsin?
+ Ben Ölüm'üm.
- Benim için mi geldin?
+ Çok uzun süredir senin tarafındaydım.
- Biliyorum.
+ Hazır mısın?
- Bedenim korkuyor,ama ben korkmuyorum. Bekle biraz.
+ Herkes aynı şeyi söyler.Ama ben asla durmam."
“Her şeyin bir hiç olduğunu bilen biri ölüm karşısında yaşayamaz.”
“-Canımı sıkan biriyleyim
.
.
+Kim
-Kendim “
“İnsanlar neden hep kendilerine eziyet edip dururlar ki”
"Kaçtınız demek. Kaçılır mı hep? Bu tedirginlik yaşanır mı boyuna, bilinmeyenin tedirginliği." Ve filmin belkide en etkileyici sorusu Neden bekliyorum? Filmin içeriğine girmeyeceğim kitabıda okumuştum önce okuyun sonra izleyin keyifli izlemeler.
Spoiler içeriyor
Öncelikle kişisel yorumumla başlıyorum. Ağa, beni tanıyanlar ya da az da olsa iletişimim olanlar bilir ki önce Behzat Ç., sonra da Erdal Beşikçi manyağı bir hayranıyım. O yüzden ne kadar salak, ne kadar boktan (özellikle söylüyorum) yaparsanız yapın, seriyi izlemeye…devamıÖncelikle kişisel yorumumla başlıyorum. Ağa, beni tanıyanlar ya da az da olsa iletişimim olanlar bilir ki önce Behzat Ç., sonra da Erdal Beşikçi manyağı bir hayranıyım. O yüzden ne kadar salak, ne kadar boktan (özellikle söylüyorum) yaparsanız yapın, seriyi izlemeye devam edeceğim. Ama durun artık, durun! Bu ne ya, ne istiyorsunuz bu adamdan?
Spoiler’lı İnceleme
Cinayetten çıktı iş, artık ne dosya araştırılıyor ne de başka bir şey. Hatta işlenen cinayetler tamamen şans eseri birbirine bağlanıp çözülüyor.
Bundan sonrası küfürlü, kardeşlerim! Yaşı küçük olan ve küfüre hassasiyeti olan arkadaşları uyarıyorum.
Bu ne sikik sikik iş, abi? Adamın hayatını siktiniz! Kızı öldü, kızı katil çıktı, kızıyla koca sezon görüşemedi. Şule’den bahsediyorum. Esra geri döndü bebeği ölmemişte sakat kalmış niye çıktı bir Ç. Daha! Neyse, bu Cihangir, Şule’yi canlı bomba yapıp öldürdü. Memduh, teşkilatın eski adamı çıktı. İyice karıştırdınız, be! Ne olacak şimdi? Behzat’ın iki kızı da dolaylı yollardan öldü. Ee, bu ne gibi bir katkı sağlayacak diziye? Ampır ampır iş yapıyonuz!