'Awakenings, yıllardır hareketsiz ve dünyayla bağlantıları kopmuş görünen hastaların bulunduğu bir hastaneye gelen nörolog Oliver Sacks’ın hikâyesini anlatır. Doktor, yeni bir ilaç olan Levodopa’yı deneyerek hastaların bir süreliğine yeniden hayata dönmelerini sağlar. Film, bu kısa uyanış süreci üzerinden insan hayatının…devamı'Awakenings, yıllardır hareketsiz ve dünyayla bağlantıları kopmuş görünen hastaların bulunduğu bir hastaneye gelen nörolog Oliver Sacks’ın hikâyesini anlatır. Doktor, yeni bir ilaç olan Levodopa’yı deneyerek hastaların bir süreliğine yeniden hayata dönmelerini sağlar. Film, bu kısa uyanış süreci üzerinden insan hayatının değerini ve zamanın kıymetini anlatır.'
🔔
"İnandığım ve bildiğim şey, içlerinde hayat olduğu."
"Bir eşyayı değil, bir insanı uyandırdınız. Ben bir insanım."
"Merak ediyorum. Dışarı çıksanız ne yaparsınız?"
"Yürüyüşe çıkıp sağa sola bakar, insanlarla konuşurdum. Sağa ya da sola dönüp dönmeyeceğime, düz gidip gitmeyeceğime kendim karar verirdim. Sizlerin hafife aldığı her şeyi bir bir yapardım."
"Benden umudu kesme."
"Kesmeyeceğim."
🔔
Awakenings yalnızca bir hastalık hikâyesi değildir. Bu film aslında insanın zamanla, bilinçle ve yaşamın anlamıyla ilişkisini anlatan çok derin bir hikâyedir. Film, nörolog Oliver Sacks’ın gerçek hastalarından esinlenmiştir ve bu yüzden anlatılan her şey yalnızca kurgu değil, aynı zamanda gerçek insan deneyimlerinin bir yansımasıdır.
Filmin merkezinde yıllar boyunca neredeyse tamamen hareketsiz, dünyaya kapalı bir halde yaşayan insanlar vardır. Bu insanlar fiziksel olarak hayattadır, fakat hayatın akışıyla bağları kopmuş gibidir. Sanki zaman onlar için durmuş, dünya ise onların etrafında ilerlemeye devam etmiştir. Bu durum, film boyunca yalnızca tıbbi bir problem olarak değil, aynı zamanda insan varoluşunun trajik bir durumu olarak ele alınır. Bir insanın bilinci hâlâ orada olabilir, fakat beden ona cevap vermez; dünya ile arasına görünmez bir duvar girmiş gibidir.
🪔
Doktorun hastalar üzerinde yaptığı gözlemler filmin en etkileyici kısmını oluşturur. Başlangıçta hastalar tamamen tepkisiz gibi görünürler. Fakat doktor küçük şeyler fark etmeye başlar. Bir top atıldığında bazı hastalar onu yakalayabilir. Müzik açıldığında hareketsiz duran bedenler ritme uyum sağlayabilir. Yerdeki çizgiler, yürüyemeyen bir hastaya adım atması için bir yol gösterebilir. Bir hemşirenin koluna girildiğinde düşecek gibi görünen bir hasta yürüyebilir.
Bu küçük anlar çok büyük bir keşfi ortaya çıkarır: bu insanlar tamamen boş değildir. İçlerinde hâlâ bir irade kıvılcımı vardır. Ancak bu irade kendi başına hareket başlatamaz; dışarıdan gelen bir uyaran onu harekete geçirir. Bu yüzden filmde sık sık “başkasının istemini ödünç almak” gibi bir ifade kullanılır. Bir hasta topu yakaladığında sanki topun hareketinden güç alır. Bir hemşirenin koluna girdiğinde onun yürüyüşünü takip eder. Bir müziğin ritmi, bedenin içinde unutulmuş bir hareket hafızasını yeniden uyandırır.
🕯️
Bu fikir yalnızca nörolojik bir gözlem değildir. Film aynı zamanda insanın doğasına dair çok önemli bir gerçeği ima eder: insan tamamen bağımsız bir varlık değildir. Bazen bir insanın hareket edebilmesi için başka bir insanın varlığı gerekir. Bazen bir dokunuş, bir ses, bir ritim ya da bir bakış insanın içinde kaybolmuş bir gücü yeniden ortaya çıkarabilir.
Filmin dönüm noktası doktorun Levodopa adlı ilacı denemesiyle gelir. Bu ilaç, yıllardır donmuş gibi yaşayan hastaları adeta yeniden hayata döndürür. Hastalar konuşmaya, yürümeye, gülmeye başlar. Yıllar boyunca kaybolmuş görünen insanlar bir anda tekrar dünyaya katılır. Bu sahneler filmin en umut verici ve en duygusal anlarıdır. Çünkü seyirci ilk defa bu insanların iç dünyasını gerçekten görmeye başlar.
⏳
Ancak bu uyanış yalnızca fiziksel değildir; aynı zamanda varoluşsal bir şoktur. Çünkü hastalar uyandıklarında dünyanın değişmiş olduğunu fark ederler. Yıllar geçmiştir, insanlar yaşlanmıştır, hayat ilerlemiştir. Onlar ise zamanın dışında kalmış gibidir. Özellikle Leonard karakterinin bu gerçeği fark ettiği anlar filmin en sarsıcı bölümlerindendir. Onun için hayat sanki bir anda hızla akmaya başlayan bir nehir gibidir. Uzun bir uykudan uyanmış bir insanın dünyaya yeniden bakması gibi, her şey hem büyüleyici hem de acı vericidir.
Filmin en trajik yönü ise bu uyanışın kalıcı olmamasıdır. İlaç bir süre sonra etkisini kaybetmeye başlar. Hastalar yavaş yavaş tekrar eski donmuş hallerine geri dönerler. Bu noktada film seyirciye çok ağır bir gerçekle yüzleşme fırsatı verir: hayatın en değerli anları çoğu zaman geçicidir. Uyanış kısa sürmüş olabilir, fakat o kısa süre içinde yaşananlar gerçektir. O birkaç ay, o insanların hayatındaki en yoğun ve en gerçek zaman dilimi haline gelir.
🍂
Filmin sonunda aslında yalnızca hastalar değil, doktor da değişmiştir. Başlangıçta duygularını bastıran, insanlardan uzak duran bir bilim insanıdır. Fakat hastalarıyla kurduğu ilişki ona yaşamın yalnızca biyolojik bir süreç olmadığını öğretir. İnsan hayatı, sevgi, dikkat, dokunuş ve anlam gibi şeylerle şekillenir. Bir insanın gerçekten “uyanık” olması sadece gözlerinin açık olması değildir; dünyayı hissetmesi, başkalarıyla bağ kurması ve hayatın değerini fark etmesidir.
Bu yüzden Awakenings adı çok anlamlıdır. Film yalnızca hastaların uyanışını anlatmaz. Aynı zamanda doktorun uyanışını ve hatta seyircinin uyanışını anlatır. Film izleyen kişiye sessizce şu soruyu sorar: Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa çoğu zaman fark etmeden donmuş bir hayat mı sürüyoruz?
Bu film insanın en basit görünen şeylerin bile aslında ne kadar büyük birer mucize olduğunu hatırlatır: yürüyebilmek, konuşabilmek, müzik duyabilmek, birine dokunabilmek. Film bittiğinde insanın içinde kalan duygu genellikle şudur: hayatın sıradan görünen anları bile aslında olağanüstüdür. Çünkü bir gün onları kaybedebileceğimizi fark ettiğimizde, ne kadar değerli olduklarını gerçekten anlarız.
Bazen insanın içinde saklı kalan hayatı yeniden uyandırmak için büyük mucizelere değil, yalnızca doğru anahtara ihtiyaç vardır. Ve bazen o anahtar bir ilaç değil; bir insanın ilgisi, bir ritim, bir oyun ya da bir dokunuş olabilir.
🍃
"Sonra birden her şey duruyor. Uyarı yok, ışığın düğmesini kapatmak gibi. O kadar hızlı oluyor işte. Bir şeyin mesela bir sesin ya da dokunuşun beni geri getirmesi gerekiyor."
"Kötü hissetmiyorum ama hiçbir şeyde hissetmiyorum. Ölü gibisin. Hiçbir şey. Sanki artık insan değil, tiklerden oluşan bir şeymişim gibi. Şikayet etmiyorum. Bazen hayatı daha ilginç kılıyorlar. Kontrol bende mi onlarda mı bilmiyorum. Ama olmamaları gerekiyor."
"Her şey kötü. İnsanlar hayatın amacını unutmuş. Yaşamanın ne olduğunu unutmuş. Onlara hatırlatmak lazım. Ellerinde neler olduğunu, neleri kaybedebileceklerini hatırlatmak. Yaşadığım için mutluyum. Hayat bir hediyedir. Hayatta olmak özgürlüktür. Hayatta olmak mucizedir."
🍃