Edebiyatımızda büyük beğeni topladığı gibi yerlerede atılan daha otuzlu sayfalarına varmadan beni sarsan, okumaya geç kaldığım için hayıflandığım bu müthiş kitabı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı eserini bitirdim. Öncelikle Şevket Süreyya Aydemir’in bir eserini sanki okuyormuşum gibi hissetim meğer bu…devamıEdebiyatımızda büyük beğeni topladığı gibi yerlerede atılan daha otuzlu sayfalarına varmadan beni sarsan, okumaya geç kaldığım için hayıflandığım bu müthiş kitabı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı eserini bitirdim. Öncelikle Şevket Süreyya Aydemir’in bir eserini sanki okuyormuşum gibi hissetim meğer bu iki yazar yakın arkadaşlarmış hatta kadro dergisini bile birlikte çıkarmışlar. Nitekim Yaban eseri bana tam aradığım hissettiğim o karakteri verdi Ahmet Celal’i! Bu karakter Birinci Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak görev alan ve sağ kolunu kaybetmiş olan bir askerdir. İstanbul’da yaşamış tahsili ve dünya görüşü olan bu karakter, gazi olduktan sonra Anadolu’nun bir köyüne yerleşir. Burada gazi olduğu için saygı göreceğini düşünür ama tam tersi kendisi bir tarafa itilmiş, bir cüzzamlı gibi dışlanmıştır. Köylülerin suratlarında iğrenti, yaşamlarındaki zavallılık, düşüncelerinde ki sığlık, bu topraklarda medeniyetsizliğe, bu viran ülkede doğmuş olmanın acısını yaşatır ona hep. Oysa kitaplarında ki dünya ona aittir, odasının her köşesinde Dante’nin Beatrice’i, Petrarka’nın Leoanara’sı, Romeo’lar, Julietta’lar ona eşlik etmektedir.
—
Fakat dışarda ki bu toplum bu köylü insanlar korkak, sinsi ve içten pazarlıklıdır. Onunla aynı fikirleri paylaşmayan bir sürü gibidirler. Ona yaban derler, çünkü o yabanın biridir, fikri bir Şeyh'in ayaklarının altında bir nasır kadar değersizdir bu şeyh onları soysa bile öyledir. Bir tiksinti haliyle yayılan bu hissi sanki bende bu karakterle yaşıyor ama onun bahsettiği bu insanları hâlâ şehirlerde görüyor, metrodan inişlerini vapura binişlerini, sosyal medyada ki halden hale girişlerini, bir otobüs terminalinde köye yahut köyden şehire gelişlerini, tatile gidişlerini görüyor, iş yerlerinde varlıklarını sokakta ki en modern hallerinde bile bir tiksinti olarak hissediyor gibiyim. Çünkü en az onlar kadar bu milletten biriyim. Ama Ahmet Celal'in boğazına yapışmak istiyordum, çünkü o tüm bunlara ragmen bır vatanseverdı ona kaç demek istiyordum, o köyde bulduğun bir Amerikan tenekesi kadar yabancı olduğunu bildiğin bu insanlardan bu topraktan kaç demek istiyordum. Kitabın her cümlesinde sarsılıyor ve sarsılıyordum beni dinlemiyor gibiydi, keşke bilsen şimdi bu toplum ne halde bu ülke bu insanlar hiç değişmeyen o insanlardır hâlâ! Biz de kurtarılıcak hiçbir şey yok demek istiyordum.
—
Dinlemiyordu beni o bu Anadolu'nun bu sefil ücra yerinde aldığı telgrafla inönü Muhaberesinden zaferle ayrıldıgımız için sevinç duyuyordu hem de o şartlar içinde böyle bir halka rağmen. İşte ‘Yaban’ böyle iki arada bir derede kalmış bu ulusun kişilik ve sınıf ayrımına rağmen bir kurtuluş hikayesidir. Bu eser bir başucu kitabı oldu benim için, her zaman tekrar tekrar okuyacağım bir eser! Mutlaka okunmalı.