Spoiler içeriyor
"Ayaklarının üstünde ölmek, dizlerinin üstünde yaşamaktan yeğdir." Dünya'da doğum oranlarının epey azaldığını ve doğan çocukların da ölü doğduğunu düşünelim. Sizce de kadın bedeni bir sömürge hâline gelmez miydi? Peki, din kullanılarak kadının köleleştirilmesi ve bedenlerinin araç olarak kullanılması meşrulaştırılabilir miydi?…devamı"Ayaklarının üstünde ölmek, dizlerinin üstünde yaşamaktan yeğdir."
Dünya'da doğum oranlarının epey azaldığını ve doğan çocukların da ölü doğduğunu düşünelim. Sizce de kadın bedeni bir sömürge hâline gelmez miydi?
Peki, din kullanılarak kadının köleleştirilmesi ve bedenlerinin araç olarak kullanılması meşrulaştırılabilir miydi?
Öncelikle din ve Gilead ilişkisine değinmek istiyorum. Gilead'da din, politik bir araç olarak kullanılıyor. Seçilmiş ayetler; kadının köleleştirilmesi için mükemmel bir zemin hâline getirilmiştir. Kadının en doğurgan zamanında İncil'den birkaç ayet okunarak sistematik bir tecavüz meşrulaştırılmıştır. Tüm bunlar olurken ise Jezebel adı verilen genelevler, erkeklerin hoşnut olması için var olmaya devam etmiştir çünkü din, kadınlar için bir itaat etme mekanizması erkekler için ise bir itaat ettirme mekanizması hâline gelmiştir. Tüm bunlar Tanrı'nın değil, erkek egemenliğin isteği hâlinde uygulanmıştır ve erkekler Tanrı'ya sığınmış; kadınlar ise Tanrısız bırakılmıştır.
Dünya yozlaştı, Tanrı'dan uzaklaştı denilerek medya yasaklanıyor, giyim değiştiriliyor ve kitap okumak yasaklanıyor. Tanrı değil, komutanlar karar verici oluyor. Gilead ahlaki olarak üstün konumda dururken bu ahlaki üstünlük kadınlar için baskı mekanizması hâlini alıyor.
Gilead; dinin ruhani boyutunu değil, kontrol edici doğasını kullanır. Fakat bunu kullanırken bile kapılar ardında damızlıklara doğurgan zamanları dışında da tecavüz ederler, Jezebel'e giderler ve bunların hepsi görünmez olur. Din bir inanç değil kadınların ayağına vurulan bir kilittir.
Şimdi karakterlere değinmek istiyorum. Bu dizinin karakterlerindeki en önemli özellik ve belki de bu diziyi "çok iyi bir dizi" yapan en önemli etmen karakterler. Karakterlerde beyaz ve siyah olarak nitelendirebileceğimiz çok az kişi var. Janine beyazken, Putnam siyahtır. Emily beyazken, Fred siyahtır. Ancak filmdeki çoğu karakteri gri olarak nitelendirebiliriz. Bazıları siyaha bazıları beyaza daha yakındır ancak nitekim gridir. Lydia, Nick, Joseph, Serena hatta Luke ve June bile gridir. Bundan dolayı bu dizideki karakterler benim için çok önem arz ediyor.
Janine
"Dünyanın en karanlık sistemindeki umut ışığı." Janine, sistemin kuruluşundan yıkılışına kadar oradaydı. Damızlık da oldu Kolonilere ve Jezebel'e de gitti, martha da oldu. Değişmeyen tek şey ise gittiği her ortama can vermesiydi. Gözlerinin önünde güvendiği herkes öldü. Belki de bu yüzden Lydia ile arasındaki sevgi ve nefret bağı hiç kopmadı. June olmadığında bile Lydia onun için oradaydı. Bazen durumdan tek kaçışının sisteme ayak uydurmak olduğunu düşündü ve bunu yaptı bazense sesi en çok çıkan o oldu. Ne olursa olsun Janine benim için bu dizideki en iyi şey oldu. Başına ne gelirse gelsin belki de kaçacak ve saldıracak gücü yoktu ama her zaman baş edecek gücü oldu. Sistem onu defalarca parçalıyor ama bir sonraki gün damızlıklara şarkı söylüyor. Tecavüze uğruyor ama bir sonraki gün çocuğunun çizdiği resme bakıyor. En sonunda ise çocuğuna kavuşuyor. Bunca olayın ardından mutlu sonu en çok hak eden karakter çünkü herkesin mutlu sona ulaşmasına en çok yardım eden oydu.
Nick
Nick hem sistemi lehine kullanan hem sistemin lehine çalışan karakterdir fakat insani yönümüzü en çok ortaya çıkaran bir şey varsa o da aşktır. Nick gri bir karakter ancak aşık olmasaydı kötü biri olacağı gerçeği onu siyaha yaklaştırıyor. 6. sezonu izlemeden önce yaptığım yorumda nick'in kötü ama aşık olduğunu yazmıştım. Bunu yazmadan önce Nick aslında kimsenin acısıyla doğrudan bağlantılı değildi ancak son sezonda onlarca Jezebel'in ölmesine sebep oldu ve bunu sadece kendi hayatı için yaptı. Benim tezim de bu noktada doğrulanmış oldu. Yine bir önceki incelememde ya Luke'un ya da Nick'in öleceğini çünkü bir şeylerin tamamlanması gerektiğini yazmıştım. Nick öldü hem de June'un eliyle. Nick, ahlaki ikilemde yaşayan biri ancak onun ikilemini June oluşturuyor. June olmasaydı belki de içindeki iyi taraf hiçbir zaman ortaya çıkmayacaktı. Aynı zamanda Gilead'da bir erkeğin iyi olmasının hiçbir anlam ifade etmediğini de gösteriyor çünkü iyi düşündüğü zamanlar olsa da sistemden kopmak hiçbir zaman lehine olmayacak. Bundan dolayı direnişi hiçbir zaman onaylamadı, June'a "hayır." diyemiyordu o kadar.
Serena
Kendi yarattığı sistem tarafından baskılanıyor ve bu onu hem "fail" hem de "mağdur" konumuna getiriyor. Serena'nın güç ve itibar arzusu var ancak belki de bu sistemin içinde gerçekten çoğu şeyi Tanrı için yapan tek karakter. Çocuğu olana kadar siyah ancak çocuğu olunca beyaza yaklaşan bir karakter Serena. Sistem ona bir çocuk verdikçe kimin zarar gördüğünün bir önemi yok ancak sistem ona bir çocuk verdiğinde çocuğuna zarar gelmemesi için artık insanların zarar görmesini istemiyor. Serena beni en çok ikilemde bırakan karakter. Kıyamet koparken bile her zaman etrafta gülümsemesiyle dolanıyor. Ne yapıp ediyor ve en sonunda kendini kaybeden taraftan kazanan tarafa çıkarmayı başarıyor. Bu yolculukta kaybettiği her şeyde aslında onu hep daha iyiye sürüklüyor. Bu hikayenin bir kazananı varsa June'un da onu affetmesiyle birlikte Serena olmuştur.
Joseph Lawrance
Sistemin kurucu mimarlarından biri ve kolonilerin asıl mimarı. Zekanın kötülükle birleştiğinde nasıl da yıkıcı olduğunun bir göstergesi. Alaycı tavırları aslında bu kötülükle baş etme mekanizması çünkü aslında kötü biri değil, kötü şeyler yapmış iyi biri. Hiçbir damızlıkla ilişkiye girmiyor ve eşine çok bağlı bir adam. Emily'i zeki bulduğu için kaçmasına yardım ediyor çünkü insanların topluma bir faydası olacaksa var olması gerektiğini düşünüyor. Dizi boyunca aslında daha çok fatalist bir imaj çiziyor. Gilead'ın bu hâlde olmasından hiç memnun değil ancak düzeni değiştirmek için de hiçbir şey yapmıyor. Dünyayı mahvettiğinin farkında ama sistemin bir parçası olmaya devam ediyor çünkü artık kaderi bu. Eleanor onu sık sık sistemin çürümüşlüğüyle yüz yüze getiriyor ve Eleanor'un ölümüyle o da çürümeye başlıyor fakat iyi bir insan iyi bir insandır. Farkındalık sahibi olan bir insansa eğer bu farkındalığa değer bir şeyler yapmıyorsa boş bir insandır. Bundan dolayı Joseph gri bir karakter. Yıllarca sistem için hiçbir şey yapmıyor ve kendini korumak için her şeyi yapıyor. Beytüllahim fikrini ortaya atıyor ancak içten çürümüş bir sistemi bu şekilde onaramayacağının farkında değil. En sonunda ise yıllardır sürdürdüğü yokluğuna nazaran adeta "Ben buradayım." dermişçesine bir intihar planının parçası oluyor ve sistemi içten yıkıyor.
Aunt Lydia
Sistemin iyi işlemesi için damızlıkları eğitiyor, cezalandırıyor ama aynı zamanda damızlıklara gerçekten değer verip kızı gibi görüyor. Aslında Lydia sistemi yürüten bir figür değil sistemin ta kendisi. Sistemin doğru olduğuna ve damızlığın kutsal olduğuna emin. Bunu kadınları aşağılama ya da tecavüz olarak görmüyor, bunu gerçekten ahlaklı bir davranış ve kutsal bir görev olarak görüyor. Bundan dolayı damızlıklarını döverken bile aslında onların iyiliğini istiyor ve bunun doğru olan olduğunu düşünüyor. Lydia; Gilead rejimini kabul etmekle kalmamış, onu kendi kimliğine dönüştürmüş. İnandığı sistemin hem hizmetkârı hem de gardiyanı çünkü Lydia bu sistemle anlam buluyor. Janine'i ise gerçekten çok seviyor ve kızı gibi görüyor. Janine'in Gilead'daki tüm yolculuğuna şahitlik eden biri olarak da sistemin yanlış olduğunu en sonunda fark ediyor.
Fred
Kadın eve, erkek başa düşüncesinin teorisyenlerinden. Fred, dizinin siyah karakterlerinden biri. Kısır olduğunu düşünmesi "erkekliğini" kırmış olacak ki her zaman tebrik edilmeyi, saygı duyulmayı istiyor ve bekliyor. Aslında bundan dolayı June'a saplantı geliştiriyor. June damızlık olduğu için onu hep onaylayıcı konumda. Serena ise onu onaylayıcı tavırda değil hatta çoğu zaman ona ne kadar güçsüz olduğunu hatırlatan bir konumda. Bastırılmış cinsel arzularını dizginleyemiyor, dışarıya kutsal bir lider gibi davranıyor ve her ikisinin arasında bocalıyor. Ahlaki lider maskesiyle kendi sapkın arzularını kamufle ediyor. Gilead Fred'in eksikliklerini örten muazzam bir sistem ve Fred asla güçlü biri değil, sistem sayesinde güçlü görünüyor.
June
"Çok uzun zamandır kötülük tarafından ezildiler ve senin (Tanrı'nın) adını lekelediler. Ayağa kalkın, özgürlüğünüz için savaşın. Bu şerefsizlerin sizi ezmesine izin vermeyin."
Sistemi yıkan en güçlü figür ve onu bu kadar güçlü yapan annelik rolü. Anneliği sadece duygusal anlamda değil direnişsel anlamda da yaşıyor. Bir strateji ve manipülasyon ustası, en çaresiz anlarda bile akıl yürütüyor. June için etik ve ahlak kavramları yoktur, kurtuluş yolunda etik ve ahlak diye bir şey yoktur. June sistemin en yaratmak istemediği karakterdir. Sistem neyi yaratmak istemiyorsa June'da toplanmıştır. June sadece kendini kurtarmak değil herkesi kurtarmak ister. Sistem onu katılaştırır ve zamanla içindeki şefkati de öldürür fakat bu sistemden bir kurtuluş olacaksa o kurtuluş June'dur. June hayatta kalmak için masumiyetini feda ederken Janine ise masumiyeti sayesinde hayatta kalır. June adaleti, intikamı, kadın sesini temsil eder. June, kazanmak için her zaman kaybetmek zorundadır. June, gerçekleri temsil eder. Yattığı odada gördüğü "Şerefsizlerin sizi ezmesine izin vermeyin." sözü onun için bir motto olmuş ve onu cesaretlendirmiştir.
Final olmaması ve spin off çıkacak olması beni dumura uğrattı ancak şuanda buna değinip diziyi ve karakterleri gölgede bırakmak istemiyorum.
Son olarak karakterleri, duygu geçişleri, sahneleri, oyuncuları, senaryosu her şeyiyle efsane bir diziydi. Her karakteri anlamlandırmak ve analiz etmek için tekrar tekrar izlenebilir. Her karakter için ayrı Elisabeth Moss için ayrı bir saygı duruşuna geçiyoruz.