Aristophanes bu filmi izlese ne düşünürdü? Rap müzikle başlayan bir müzikal film. Chicago'da Truvalılar ve Spartalılar olarak ayrılan iki grup arasında yaşanan çatışmalarda ölen, sakatlanan insanlar bulunmaktadır. Bu çatışmalardan birinde bir çocuğun ölmesiyle birlikte iki tarafın kadınları, Lysistrata öncülüğünde çocukları…devamıAristophanes bu filmi izlese ne düşünürdü?
Rap müzikle başlayan bir müzikal film. Chicago'da Truvalılar ve Spartalılar olarak ayrılan iki grup arasında yaşanan çatışmalarda ölen, sakatlanan insanlar bulunmaktadır. Bu çatışmalardan birinde bir çocuğun ölmesiyle birlikte iki tarafın kadınları, Lysistrata öncülüğünde çocukları korumak ve bu savaşa bir son vermek için birlik olmaya ve erkekleriyle ilişkiye girmemeye karar verirler. Renklerin kullanımını en net bu karardan sonra görüyoruz. Bir taraf mor renk, diğer taraf ise turuncu rengin sembolize ettiklerini taşıyor üzerinde. Bu filmde renklerin sosyolojik birer mesajı olmalı.
Kadınlar büyük bir kararlılık ve dayanışma örneği sergiliyorlar. Yanlarında, elinde büyük bir güç taşıyan rahibi görüyoruz. Halka seslenme gücü.. Film boyunca belki de hepimizin aklına gelen o soru, filmde bir karakter tarafından bizim yerimize soruluyor; rahip neden beyaz bir adam? Kadınların kararından sonra atılan ilk adımlardan biri, bu çatışmalardan birinde sakat kalan bir adamdan geliyor. Kadınların bu uğurdaki savaşı öyle büyük ki dünya genelinde de yankı buluyor. Dünyanın farklı yerlerinden insanların desteği basına yansıyor. Kadınların silahsız savaşını izliyoruz kısaca.
"Kurşun değil, sprey boya", "Yeni Chicago'yu inşa ediyoruz" gibi duvar yazılarıyla verilen mesajlar hem filmin havasına uygun hem de anlamlıydı. Filmin kendine has havası ve müzikleri güzeldi. Büyük ve abartılı hareketler, filme tiyatral bir hava katmış bir ölçüde.
Kadınlar ve erkekler cephesinde peace - piece çatışmasıdır.
Tiyatro seçmelerinde bana okutulan tirattır.
- Biz kadınlar savaşın ilk günlerinde haddimizi bildik, her yaptığınıza boyun eğdik. Ağız açtırmadınız bize, sustuk. Ama yaptıklarınızı beğeniyor muyduk? Hayır. Olanın bitenin pek ala farkında idik. Çok defa köşemizden öğreniyorduk önemli işler üstüne verdiğiniz kötü kararları. İçimiz kan ağlarken, yine de gülümseyerek sorardık: "Bugünkü halk toplantısında barış üstüne ne karara vardınız?" Kocamız "Sana ne? Sen karışma!." der, biz de susardık.
Ama ara sıra da ne kötü kararlara varıldığını öğrenir ve sorardık: "Aman kocacığım, nasıl olur, bu kadar çılgınca bir işe nasıl girersiniz?" Ama kocamız bize yukardan bakarak: "Sen elinin hamuruyla erkeklerin işlerine karışma. Cenk işi, erkek işi!" derdi.
Başımızı derde sokuyordunuz, yine de bizim size öğüt vermeye hakkımız yoktu. Ama sonunda siz kendiniz başladınız bağırmaya ulu orta: "Erkek yok mu bu memlekette?" diye; erkekler cevap verdi size: "Yok, erkek yok bu memlekette!" İşte o zaman biz kadınlar toplandık ve Yunanistan'ı kurtarmaya karar verdik. Daha bekleyebilir miydik? Söz bizim artık, susmak sırası sizde. Aklınızı başınıza toplar, öğütlerimizi dinlerseniz, işlerinizi biz yoluna koruz.