Bunca ömrü boşa geçirmişlik hissiyle birlikte Birden gökyüzüme kara bulutlar Ne rüzgar ne de bir damla yağmur Sessiz sakin bir kuraklık çöküyor Gözüm ötesini görmüyor İnce bir sızı başlıyor Bir son Yeniden yazılıyor.
Aynı an da Bir çok şey için Akıyor gözyaşlarım Bilmediğim o kadar çok şey var ki Yetişemediğim onca telaşım var ki Sarmaya çalıştığım onca yara var ki Hangi limana atsam kendimi Ya da hepten kaybolsam mı Bilmiyorum.
Kaç karanlık çağ atlattı bu yeryüzü Kaç kere boynuna ip geçirildi insanlığın Kaç kere koptu ipleri ölmesi gerekenlerin Yaşama anlam ararken kaç kişi kurban gitti Anlatamadan, anlaşıldığını hissedemeden.
Düşüncelere daldıkça Kendi mezarımı yavaş yavaş kazıyorum Öyle derinlere iniyorum ki Çürümek bile imkansızlaşıyor Hissetmek ağırlaştıkça ağırlaşıyor Dünyanın yükü yetmezmiş gibi Evrene kafa tutuyormuş gibi bir his Saçma ama kurtulmanın güç olduğu Gülünç bir sahneye hapsolmuş gibi Bir yaşamak.