geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda korktum birden, kusacak gibi oldum ”olur öyle” dedi palyaço, ”herkes alçaktır biraz” ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona ben bazen bağırırım biraz
raskol raskol üzümlü kekim :') senin ve benim ruhsal bunalımlarımız ne zaman bitecek bilmiyorum. utanç verici bi şeyle başlıyorum yazıya. hayatımda ilk defa dostoyevski okuyorum. evet 21 yaşında ilk defa okuyorum. biraz geç kaldığım konusunda hemfikiriz ama her eserin her…devamıraskol raskol üzümlü kekim :') senin ve benim ruhsal bunalımlarımız ne zaman bitecek bilmiyorum.
utanç verici bi şeyle başlıyorum yazıya. hayatımda ilk defa dostoyevski okuyorum. evet 21 yaşında ilk defa okuyorum. biraz geç kaldığım konusunda hemfikiriz ama her eserin her yazarın bi zamanı var diyerek bu konudan sıyrılıyorum.
eser hakkında ayrıntılı bi tahlil yapmaktı aslında amacım ama bi baktım herkes zaten destan yazmış roman için o yüzden ben yine bildiğim gibi yapıp kendi kendime konuşup incelemeyi bitirmek istiyorum.
muazzam akıcı bi eser kendileri. yani 687 sayfa ama gerçekten güzel ve hızlı bi şekilde akıp gitti. rus romanlarına özgü o betimlemeleri ve uzun uzun anlatımları bolca göreceksiniz. raskol'ün kendi içinde yaşadığı tartışmalar, ruhsal bunalımları, düşünmekten delirme evrelerine gelmesi ve bunun okuyucuya böyle mükemmel şekilde yansıtılması harika HARİKA. yani böyle bi başyapıt hakkında ne söylesem az kalacak zaten muazzam incelemeler yazılmış o yüzden ben size irmik tatlısı tarifi vereyim daha verimli olur hem. (şu anda irmik tatlısı yapmamla alakası yok asla konunun)
malzemeler
şerbeti için;
4 su bardağı toz şeker
5 su bardağı su
bir kaç damla limon suyu (hızımı alamayıp yarım limonu sıkmam şoku)
kek harcı için;
3 yumurta (oda sıcaklığında)
1 sb toz şeker
1 sb sıvıyağ
1 sb yoğurt (oda sıcaklığında)
1 sb irmik
1 sb un
1 paket kabartma tozu
(ben vanilya kullanmıyorum hiçbir hayrını görmedim bana göre tat olarak da artısı yok bence siz de kullanmayın ne gerek var)
öncelikle şerbeti yapıyoruz yani şerbet yapımını yazmaya gerek yok bence herkes şerbet nasıl yapılır hâkimdir.
yumurta ve şekeri çırpıp sıvıyağ ile yoğurdu ekliyoruz bi tur daha çırpıp irmik un kabartma tozunu ilave ediyoruz huop onları da karıştırıp fırına gönderiyoruz. derece ve ayarı fırınınızın ruh haline ve dengesine göre ayarlayacaksınız yoksa tariflerdeki o ayarlar hep öylesine yazılmış hani bilin istedim. (gordon ramsey konuştu)
ennn önemli kısım ilk sıcaklığı çıkan kekin üstüne dökün şerbeti ve muazzam şaheser tatlı sizinle!!
afiyet olsun.
dostoyevski'den buraya da gelmedim demem. büyük ihtimalle biraz da bunun lincini yerim
ee o zaman bana 2 defa afiyet olsun!
beeennn nee izledim omg?? uzun süredir hiç bu kadar rahatsız edici ama aynı zamanda gerçek bir dizi izlememiştim. en son the act izlerken bu kadar irite olduğumu anımsıyorum. netflixte sürekli karşıma çıktığı yetmiyormuş gibi birkaç yerde kesitlerine de denk geldim.…devamıbeeennn nee izledim omg??
uzun süredir hiç bu kadar rahatsız edici ama aynı zamanda gerçek bir dizi izlememiştim. en son the act izlerken bu kadar irite olduğumu anımsıyorum. netflixte sürekli karşıma çıktığı yetmiyormuş gibi birkaç yerde kesitlerine de denk geldim. hem belki biraz kafam dağılır düşünmeye ara veririm hem de izlemek iyi gelir diye başlamak istedim. ve yanlışlıkla dizinin tamamını bitirdim... neden yanlışlıkla diyorum çünkü daha dizi izlememe kararı almıştım! çok vaktimi alıyor dayanamayıp hepsini hemen izlemek istiyorum ve izliyorum da, tatsız masmaalesef.
diziye gelecek olursak eğer alışılmışın dışında bir taciz mevzusu. bu sefer bir erkek tacize maruz kalıyor. hem de birçok defa ve gerçekten korkunç şekilde. yani birini sürekli olarak o şekilde rahatsız etmek ve koca ülkenin de hiçbir şey yapamıyor oluşu. ÇILDIRTTI CİDDEN. sadece ülkenin bir şey yapamıyor oluşu değil donny'nin zaman zaman oluşan o yumuşak ve sakin tavırları da çıldırttı. böylesi mevzularda insanın tavrını net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor yani en azından belli bir yerden sonra ipler kopmalıydı diye düşünüyorum ama donny biraz geç kaldı. gerçi bazen insanın elinde olmuyor bazı şartlar (nerden biliyorsun diye sormayın)
bu arada diziye dair çok bi yorumum yok her şey ortada şu anda da aşırı gündemde olan bi dizi. şans vermeniz gerekiyor diye düşünüyorum ama dizi nezdinde birkaç konu üzerine değinmek istiyorum. burası olayın biraz daha anı kısmı o yüzden okumak sarmayabilir sizi. :')
lisede bi arkadaşımız vardı hemcinsimiz. sürekli peşimizdeydi. hani böyle söyleyince garip oldu ve ne saçmalıyor bu dediniz değil mi? yok bir şey saçmalamıyorum ya da uydurmuyorum tamamen gerçek ve bizzat yaşandı maalesef. 4 kişilik arkadaş grubu olarak takılırdık çoğunlukla ve bu kız da sürekli bizimle iletişim halinde olmak isterdi başlarda normal ve olağan olduğu için çok problem yoktu ama bi süre sonra rahatsız olmaya başladık ve kibarca gitmesini rica ettik. olay burda kopmaya başladı zaten bizim için. ne kadar git desek de gitmiyor gidiyor gibi yapıp etrafımızda duruyor (ki sonuçta sınıfta, okulda ne kadar uzağa gidebilir di mi?) ve bizi dinliyor, gruptaki kişilerin zevkine uygun şeyler yapıyor. yani mesela arkadaşım x kişisinin romanlarının çok severim dediğinde ertesi gün elinde x kişisinin romanını görüyorduk. ve olay orda kopmuştu zaten bizim için. rehberliğe müdüre kadar giden olayda bizim elimizden bir şey gelmez cevabı tadımızı kaçırdı elbette. olaylar her geçen gün artarak devam etti. ta ki günün birinde sınıfta ağlama krizi yaşadığım âna dek... artık o kadar sinirlerim bozulmuştu ki bağırarak ve ağlayarak kızdan gitmesi bizden uzak durması için yalvarıyordum... hayır bakın bu şaka değil ya da uydurmuyorum. daha anlatamadığım birçok ayrıntı var maalesef. sonrasında kızın psikolojik olarak rahatsız olduğunu ve o yüzden bu şekilde davrandığını öğrendik yani zaten az çok belliydi ama bu durumda mağduriyet yaşamamız ve kimsenin hiçbir şey yapmaması aptalca idi. araya pandemi girdi ve bu saçma olay bir şekilde kapandı.
iğrenç bi taciz vakasının bir diğerini de üniversitesi döneminde arkadaşımla sapığın birisi tarafından takip edilerek yaşamıştık. yani bilmiyorum bu ve bunun gibi anlatılacak, anlatılması gereken şeyler var maalesef. diziyi izlemek bu anlamda kötü hissettirdi ve o mide bulandırıcı günleri tekrar hatırlamama sebebiyet verdi. insanın yüzleşmeyip kaçtığı şeyler eninde sonunda onu bulup rahatsız ediyor sanırım. neyse tacizin her türlüsü cinsiyet fark etmeksizin korkunç. böyle bir durumda korkmak tedirgin olmak yerine yapılması gereken şeyleri yapın lütfen. sonucu ne olursa olsun hiçbir şey sizden önemli değil.
ve kaçmak da hiçbir şeye çözüm değil (aynadaki sana diyorum)
ben gerçekten kimim? olmak istediğim ve olduğum ha bir de olmaya çalıştığım kişilikler arasında sıkışıp kalmış o kişiyim. sizden istenilen birçok kişilik var. ailenizin hayal ettiği sevgilinizin hayal ettiği arkadaşlarınızın hayal ettiği öğretmenlerinizin hayal ettiği ve bir de çok önemli…devamıben gerçekten kimim?
olmak istediğim ve olduğum ha bir de olmaya çalıştığım kişilikler arasında sıkışıp kalmış o kişiyim.
sizden istenilen birçok kişilik var. ailenizin hayal ettiği
sevgilinizin hayal ettiği
arkadaşlarınızın hayal ettiği
öğretmenlerinizin hayal ettiği
ve bir de çok önemli olmayan bir kişilik
sizin hayal ettiğiniz.
neden önemli değil biliyor musunuz? çünkü biz ömür boyu başkalarını memmun etmek için o kadar çaba sarf ettik ki. en sonunda kendi istediğimiz kişiliğin bir önemi kalmadı. onca kişilik arasında kaybolup gitti. misal ben artık ne istediğimi nasıl bir insan olmak istediğimi bilmiyorum unuttum. o kadar şey talep edildi o kadar fazla şey beklendi ki benden. ben artık kendimin nasıl hissettiğini bilmiyorum. ben artık nasıl kendimi inşa edebilirim kendim olurum bilmiyorum. çünkü karakterim, kişiliğim onca sesin onca kargaşanın içinde yok oldu. önceliklerimi ve isteklerimi hep karşıma çıkan insana göre belirledim. sanırım hayatını yaşayamayan tek kişi oktay değilmiş. benim de biraz eksiklerim varmış.
neyse diziye geçelim.
oktay bir mimar. aynı zamanda dışardan bakılınca mükemmel bir ailesi var gibi gözüküyor. yani her şey gözüktüğü gibi değildir elbette. burda da öyle. gizli bi punk hayatı sürmeye başlıyor. tabii ailede tek gizli işler yapan kişi oktay değil. herkesin bi sırrı var ya da birden çok. gerçi hepimizin daha kimseye itiraf edemediği etse kim bilir ne linçler yiyeceği sırları vardır öyle değil mi? öyle öyle kabul edelim. bu sırların açığa çıkıp çıkmadığını ya da neler yaşandığını izleyip görebilirsiniz. hakan günday ve onur saylak iş birliği zaten kötü olamaz bundan emin olun. o yüzden kendininizi dizinin akışına bırakın demek çok itici oluyor ya ben yapamıyorum öyle şeyler yani mesela görüyorum insanların yorumlarında kesin izleyin çok güzel kesin okuyun çok iyi demiş?? bu kadar olmamalı sanki hmm yani bu kısma bence insanlar hislerini yazsa daha güzel olur?! NEYSE YİNE KONU SAPTI. çok girdik kafamın içine ondan oldu.
ve
orta yaşlı bi mimarla aynı hisleri taşıyor olmak, benim de hayatımda yaşamak istediğim şeylere çok uzak olmam... biraz tadımı kaçırdı. ama halledeceğim gerekirse oktay gibi gizli bi punk hayatı (punk kısmı metafor benim başka planlarım var) süreceğim.
yani sonuçta burası dünya
ve hepimizin ufak sırları var
ufak evet
:)
Spoiler içeriyor
yıllardır izleyeceğim diye ertelediğim, sürekli karşıma çıkan, bir türlü izleyemediğim ama sonunda artık yeter deyip izlediğim o safe place izlenimini veren film. hakkında düşüncelerime geçmeden önce belirtmek isterim ki belki aylar önce veyahut lisede izlesem beni daha çok etkileyebilirdi içindeki…devamıyıllardır izleyeceğim diye ertelediğim, sürekli karşıma çıkan, bir türlü izleyemediğim ama sonunda artık yeter deyip izlediğim o safe place izlenimini veren film.
hakkında düşüncelerime geçmeden önce belirtmek isterim ki belki aylar önce veyahut lisede izlesem beni daha çok etkileyebilirdi içindeki aşk ama şu an bana juliet'in yaptığı seçim çok yavan ve manasız geliyor. ama buna sonra daha ayrıntılı değineceğim.
film savaşın ortasında kurulan bi edebiyat derneğini ve yazarın o derneğe, oradaki insanlara nasıl katıldığını anlatıyor. böyle kitaplarla alâkalı filmler muazzam hissettiriyor. var bi hayalimiz şöyle dernek kurmak gibi...
aşk filmleri bana artık eskisi gibi hissettirmiyor, izlerken özenirdim önceden şimdi sadece boş boş bakıyorum. yarattığı hissiyat büyük bi saçmalık gibi geliyor. bunun sebebi film değil bunun sebebi benim hevessizliğim diye düşünüyorum. dün sevdiğim bi arkadaşımla konuşurken gözünün ışığı sesinin neşesi söndü dedi aynı şeyi geçen günlerde annemden de duydum, belki de konunun bununla alakası vardır. (çok haklı birisi, yakın arkadaşlar hissedermiş cidden he) böyle hissetmek midemi bulandırıyor hevesimi kırıyor ve her şeye karşı kırgınlık uyandırıyor bünyemde. artık eskisi gibi halledeceğim de diyemiyorum. random bi şekilde yaşıyorum... ufak çaplı isyanımı bitirip devam ediyorum.
filmin ennnn sevdiğim kısmı cuma akşamları yaptıkları o kitap toplantıları... Allah'ım muazzamdı gerçekten izlerken tek özendiğim kısım böyle tatlı naif bir ortam. kafa dengi insanlarla birlikte oturup konuşabilmek <3
sevmediğim kısım ise az önce de dile getirdiğim gibi juliet'in seçimi. mark'la birlikteylen dawsey'e gönlünün kayması?? bu ne kadar etik? ne kadar doğru? ne kadar hoş? yani bu romantik bi aşk değil bence bu saçmalıktan ibaret. yani aşkın böyle bir şey olduğuna inanmıyorum böyle bir şey olduğunu da düşünmüyorum. insanları yarı yolda bırakmanın da kalpsizce geldiğine inanıyorum. yapmayın yaptırmayın çok ah alırsınız... :(
bu hayatta mark gibileri ve beni çok üzerler diye düşünüyorum... o yüzden bizim gibi saf olmayın birazcık gözü açık olun üzülmeyin.
MARK'IN YAKIŞIKLILIĞI HALİS Mİ??! baa yıll dımm 🤤
ve sidney gibi bir arkadaş diliyorum <3
peki ben de yatağıma gidip yorganı başıma çekip 1'den 100'e kadar 10 defa sayarsam hayatımda bi şeyler düzelir mi?? filmi izlemeyenler ne saçmalıyor bu yine derken izleyenlerin gözü yaşlı (benim gözüm zaten hep yaşlı) arkadaşım aniden mesaj atıp hadi film…devamıpeki ben de yatağıma gidip yorganı başıma çekip 1'den 100'e kadar 10 defa sayarsam hayatımda bi şeyler düzelir mi?? filmi izlemeyenler ne saçmalıyor bu yine derken izleyenlerin gözü yaşlı (benim gözüm zaten hep yaşlı)
arkadaşım aniden mesaj atıp hadi film izleyelim dedi. benim o kadar rafine bi film zevkim var ki kimseyle uyuşmaz kimseyi sarmaz. kimseninki de beni sarmaz. önerdiği ilk filmi (poor things) berbat olduğu için reddettim ikinci olarak da bunu önerdi ve dedim ki şansını zorlama kabul et yoksa olay çıkar. işin kötüsü teleparty yaptık netflix üzerinden ve bu dehşet sıkıcı filmi asla ilerletemeden 1 saat 48 dakika boyunca izledim.
bayılacağım cidden hâlâ başım ağrıyor.
filme gelecek olursak eğer
çöp
tamam bu kadarcık değil biraz neden çöp olduğu konusunu açalım hep birlikte. (sizin de çok umrunuzda değil mi) öncelikle filmin Kore yapımı olması benim için -42 puan olarak başladı zaten. bir türlü sevemiyorum bu hepsi birbirine benzeyen bebek yüzlü insanların yapımlarını.
ama dedim ki şş sil şu ön yargını ve izle filmini.
baktım yine mevzu intikam. bakın şu konuda bi anlaşalım intikam için bu kadar olaylara gerek yok cidden. Allah'a havale etsenize yani bu kadar atraksiyon hem sizi yoruyor hem bizi. hayır sarmıyor da zaten sonda ufak bi ters köşe yapacağım diye tüm filmi berbat bi şekilde ilerletiyorsunuz. akmıyor sahneler akmıyor ya. o kadar durağan o kadar bayat o kadar leş (abarttım) sıkıcıydı ki. fıttırdım izlerken.
bundan sonra böyle kanlı bıçaklı hayat sigortalı ölüm sebepleri intikam planları yerine sizi üzene beddua ediyorsunuz bitiyor (benim olaylara max çözüm)
bizi de üzdüler efendi gibi önümüze baktık (hâlâ tam olarak bakamadık bilmiyorum durun halledeceğim) çok da şey yapmayın her şeyi lütfen.
ve bu arada izleyen yorumlarında herkes filmi bi övmüş bi övmüş bi övmüş benim yorum burda çirkin ördek yavrusu gibi kalacak öyle hissediyorum. ama hayır doğruları birinin söylemesi gerek... umarım linçlenmem umarım disslenmem. renkler ve zevkler diyerek konuyu tatlıya bağlayalım bence.
son olarak yine filmle uzaktan yakından alakası olmayan bi şiirle bitirmek istiyorum yazıyı...
geç farkettim taşın sert olduğunu.
su insanı boğar, ateş yakarmış!
her doğan günün bir dert olduğunu,
insan bu yaşa gelince anlarmış.
anlamasak iyiydi gerçi.
güzel geceler buraya kadar yazıyı okuyabildiyseniz teşekkürler <3
"Ben ne yazık ki köşedeki sokaktaki, BİM marketiydim. Sattığı ürünleri bir reyona koymak yerine kolilere istiflemesiyle; dağınık, özensiz ama samimi yapısıyla tıpkı bana benziyordu. Asla bir Migros ya da Bauhaus olamayacaktım ya da belki de olmak istemiyordum" hepimiz bence minik…devamı"Ben ne yazık ki köşedeki sokaktaki, BİM marketiydim. Sattığı ürünleri bir reyona koymak yerine kolilere istiflemesiyle; dağınık, özensiz ama samimi yapısıyla tıpkı bana benziyordu. Asla bir Migros ya da Bauhaus olamayacaktım ya da belki de olmak istemiyordum"
hepimiz bence minik bim marketleriz. ne kadar inkâr edip entel takılmaya çalışsak da doğrular maalesef acıdır.
umut sarıkaya ilk defa okuduğum ilk defa duyduğum bi yazar-karikatürist oldu. hayatın içinden gerçekçi tespitlerini komedi yoluyla bizlere sunması tespitlerin acı vericiliğini azaltıyor gibi hissettirse de aslında daha sert bi şekilde yüzümüze vurulduğunu fark ettim. (etmez olaydım)
yazarın mizahi kişiliğinin yanı sıra edebi bilgisi de fazlasıyla güzel ve zekice yapılmış edebi şakalara boool bool rastlayabilirsiniz. okurken sadece gülmekle yetinmeyip kahkaha attığım anlar oldu. özellikle kıymalı poğaça, bim tespitleri. eski sevgiliye ve gelecekteki çocuğuna mektup kısımları eğlendirdi.
sadece rahatsız eden kısım okurken ulan adamın hayatına bak dolu dolu bi de benim yaşantıya bak 20 yaşımı böyle mi hayal etmiştim böyle mi düşünmüştüm gibisinden ufak çaplı isyanlar sonrasında düşünmemeye çalışıp düşünmemeye çalıştığım için daha çok düşündüğüm ve kafayı yediğim o evre. ve kapanış.
kitabı öneren @babaganuc'a teşekkür ederim beni böyle güzel ve tatlı bi yazarla tanıştırdığı için minnettarım. ✨
mutsuz ve hevessiz olduğum zamanlarda çok fazla kitap okuduğumu fark ettim. sanırım zihindeki düşüncelerden kaçmanın en kolay yolu kitap okumak tabii odaklanabildiğim sürece. bu ayın 9. kitabı @celestia'nın önerisi olan bu kitaptı. iyi ki pdf kitaplar var yoksa şu kitabı…devamımutsuz ve hevessiz olduğum zamanlarda çok fazla kitap okuduğumu fark ettim. sanırım zihindeki düşüncelerden kaçmanın en kolay yolu kitap okumak tabii odaklanabildiğim sürece.
bu ayın 9. kitabı @celestia'nın önerisi olan bu kitaptı. iyi ki pdf kitaplar var yoksa şu kitabı temin edip okumam kaç gün olurdu allah bilir. öneri için teşekkür edip kitap hakkındaki fikirlerime geçeyim.
akıcı ve merak uyandırıcı bi kitaptı ama bu merak hissi zaten her polisiye romanda oluyor diye düşünüyorum en azından benim için öyle. dili gayet sade anlaşılır ve 300 sayfa muazzam hızlı şekilde akıp gidiyor. ama bi eksliklik vardı gibi. yani ya ben her polisiye romandan agatha christie başarısı bekliyorum (ki bazen o bile tatmin etmiyor) ya da kitapta gerçekten bir şeyler eksikti. tam olarak çözemedim hâlâ. ama buna rağmen standart bi beklenti ile başlarsanız olaylar sizi her şekilde içine çekecektir. ufaktan paranormallik var yani doğaüstü varlıklar, işte ruhların gelişleri gidişleri derken hafiften bi korku kitabı hissini vermiş diyebilirim. arada sedat'ın yaptığı tatlı şakalar kitaba renk katmış. yaaani okunmaya değer bi eser olduğunu düşünüyorum. böyle bi yazarla tanıştığım için de mutlu hissediyorum. kitabın seri olduğunu duydum diğer kitaplarına da en kısa zamanda bakabilmeyi umut ediyorum (bakamadı)
"bütün çocuklar karanlıktan korkar" hepimiz karanlıktan korkmuşuzdur bi dönem hatta belki hâlâ korkuyoruzdur. gözümüz alışana dek ürkütücü gelir alıştıktan sonra her şey daha da normal bir hâl alır. hayattaki acıları da karanlıkta kalmaya benzetiyorum aslında. ilk başta insan fazlaca afallar…devamı"bütün çocuklar karanlıktan korkar"
hepimiz karanlıktan korkmuşuzdur bi dönem hatta belki hâlâ korkuyoruzdur. gözümüz alışana dek ürkütücü gelir alıştıktan sonra her şey daha da normal bir hâl alır. hayattaki acıları da karanlıkta kalmaya benzetiyorum aslında. ilk başta insan fazlaca afallar ne yapacağını bilemez hatta karanlıkta yürümeye çalışırken çok daha fazla zarar görebilir ama zaman geçtikten sonra göz karanlığa alışınca işler biraz daha kolay olmaya başlar.
fakat o karanlık hiçbir zaman geçmez. sadece gözümüz alışmaya başlar.
fakat o acı hiçbir zaman geçmez. sadece kalbimiz alışmaya başlar.
kitapla alakası olmayan edebiyatımı yaptığıma göre kitaba geçebilirim elbette.
9 yaşındaki başrolümüz mafalda nadir görülen bi görme sorunu yaşar "stargardt" 6 ay gibi bir süre sonra görme yetisini tamamen kaybedip karanlıkta kalacak. bu süreye dek yaşadıklarını, arkadaşlıklarını, kiraz ağacıyla arasındaki mesafeyi okuyup fazlasıyla keyif alabileceğiniz bi çocuk kitabı kendileri. okurken küçük prens, şeker portakalı hissini veriyor. cesareti, umudu iliklerinize kadar hissedeceksiniz hem de 9 yaşındaki bi çocuktan.
benim için en etkileyici kısım eserin otobiyografik bi eser olması. yazarın kendi yaşadığı hastalık. hatta kitabın sonunda mafalda arkadaşına ilerde bir kitap yazacağından ve kitabın ilk cümlesinin "bütün çocuklar karanlıktan korkar" olacağından bahsediyor.
ve kitabın ilk cümlesi "bütün çocuklar karanlıktan korkar"
böyle tatlı başarı hikâyelerini çok seviyorum.
vee kitap aslında uzun süredir listemde idi okumak için bi türlü fırsat bulamadım ama _nyctophilia_ sayesinde okumayı erkene aldım. iyi ki de öyle yapmışım. teşekkür ediyorum ve diğer önerileri okumak için sabırsızlanıyorum 🥹💐
sanırım dizide en sevdiğim replik bu oldu. "dünyadayız ve bunun bir çaresi yok" çaresi olmayan başka şeyler de var. hiçbir zaman geçmeyecek, geçse de izi kalacak ya da bizim geçti sanacağımız ama aslında mecburen alışmış olacağımız şeyler. kalp kırıklığı, ölüm…devamısanırım dizide en sevdiğim replik bu oldu.
"dünyadayız ve bunun bir çaresi yok"
çaresi olmayan başka şeyler de var. hiçbir zaman geçmeyecek, geçse de izi kalacak ya da bizim geçti sanacağımız ama aslında mecburen alışmış olacağımız şeyler. kalp kırıklığı, ölüm ve fazla düşünmek.(liste uzar gider)
cümlelerim zaman zaman çok karmaşık oluyor ve ben bile sonradan okuduğumda "ne demişim yauv" oluyorum. ama dert değil. kimse anlasın diye yazmıyorum içimi dökmek ve anı bırakmak için yazıyorum. zaten hiçbir yazım ne film ne dizi ne de kitapla ilgili oluyor sadece yazmaya başlayıp içimdekileri kusuyorum. böylesi daha iyi yani en azından şimdilik.
diziye gelecek olursak eğer akışı fena değildi kendini merak da ettiriyordu ama çok bi yere bağlanmış gibi gelmedi bana ek olarak bolca mantık hataları olduğunu söylemeye gerek bile yok sanırım. sadece önerildiği için izledim ama gidip de birisine bunu izle diyebileceğim bi dizi asla değil. sizin de çevrenizde benim gibi kötü dizi öneren ve sürekli kalp kıran bencil insanlar varsa onları hayatınızdan çıkartın!! ya da onlardan öneri almayın. bu da bir seçenek sonuçta.
l