5 gecedir izliyorum izliyorum (şüpheli) bitmiyor benim odak problemi arşta. bu film aslında öfke problemi diye etiketlenen şeyin çoğu zaman bastırılmış duygu, sınır koyamama ve yanlış anlaşılma olduğunu anlatıyor. adam sandler’ın canlandırdığı karakter öfkeli falan değil tam tersine fazla kontrollü…devamı5 gecedir izliyorum izliyorum (şüpheli) bitmiyor benim odak problemi arşta.
bu film aslında öfke problemi diye etiketlenen şeyin çoğu zaman bastırılmış duygu, sınır koyamama ve yanlış anlaşılma olduğunu anlatıyor. adam sandler’ın canlandırdığı karakter öfkeli falan değil tam tersine fazla kontrollü fazla içine atan biri (ben mesela)
sorun şu insan her şeyi yutunca sakin olmuyor, sadece gecikmeli patlamaya hazırlanıyor. (benim big bang ne zaman acaba)
jack nicholson’ın karakteri ise bilinçli olarak kaosu tetikleyen biri. insanları sinirlendiriyor, kışkırtıyor, sınırlarını zorluyor neden? çünkü dave’in gerçek problemi öfke değil, özgüven ve kendini ifade edememe. sinirlensin diye uğraşıyor (ben kafayı yedim burda)
film komedi gibi görünse de alt metni bayağı ağır.
toplum iyi insan olmayı susmak sanıyor. öfke kötüleniyor ama sağlıklı öfke diye bir şey var asıl tehlikeli olan bağırmak değil, hiç konuşmamak (benim yaptığım gibi mi??)
finale doğru dave’in kontrolden çıkması aslında delirme değil kendini seçmesi.
film öfkeyi değil, öfkesizliğin bedelini anlatıyor bağıranlardan çok susanların hikâyesi :(
eninde sonunda bağırmanız gerek...
şarkı kısımları ayrı bi gülümsetti beni. izlemeye değmez bence o yüzden pas geçin filmi.
2026'nın ikinci filmi (bunu daha ne kadar devam ettiririm bilmiyorum) sabah herkes uyuyorken başladığım filmi gece yine herkes uyuyorken bitirebildim çünkü bi oturuşta bi film bitirirsem günah olur... tufan, açıkçası bende pek bi şey uyandırmadı. sel var kaos var e…devamı2026'nın ikinci filmi (bunu daha ne kadar devam ettiririm bilmiyorum)
sabah herkes uyuyorken başladığım filmi gece yine herkes uyuyorken bitirebildim çünkü bi oturuşta bi film bitirirsem günah olur...
tufan, açıkçası bende pek bi şey uyandırmadı. sel var kaos var e tamam harika ama anlatım çok yüzeysel sanki büyük bi mesaj verecek gibi başlıyor ama sonrası fos. üstelik aşırı gereksiz uzatılmış bitse de gitsek modunda izledim bi süre sonra. izlerken sık sık bu sahne neden bu kadar uzatıldı hissine kapıldım.
ayrıca karakterler de bana göre çok silik. bi dram var ama insana dokunmuyor ya da ben anne olmadığım için bana dokunmadı bilemem. tempo zaten düşük uzadıkça de etkisi iyice azalmış.
bana göre tek olumlu kısmı efektler, gerçekten çook iyiydi. keşke hikaye de o kadar güçlü olsaydı. yani tamam belki hikaye güçlü ama yansıtılma şekli vasat. o sebeple vermek istediği anlamlı mesajın altını bir türlü dolduramıyor yani en azından ben öyle hissettim.
benim için gereksiz bi film sevenine ilgilisine keyifli seyirler.
2026'nın ilk filmi... dikkat süresi 0 saniye olan bi insanım ondan sebeptir ki filmi 3 gecede bitirdim. istikrar desen yok. tom hanks karizması için izledim başka herhangi mantıklı bi sebebi yok çok daha kaliteli filmler izleyebilir miydim? bence evet ama…devamı2026'nın ilk filmi...
dikkat süresi 0 saniye olan bi insanım ondan sebeptir ki filmi 3 gecede bitirdim. istikrar desen yok.
tom hanks karizması için izledim başka herhangi mantıklı bi sebebi yok çok daha kaliteli filmler izleyebilir miydim? bence evet ama sağlık olsun fena değildi bu da.
larry crowne, hayatta her şeyi doğru yaptığına inanırken bir anda elinde hiçbir şey kalmayan insanların filmi (yani benim)
larry’nin işi elinden alınır sırf üniversite mezunu olmadığı için hem de (nedir bizim bu çektiğimiz larry) düzeni bozulur ve bir anda yaşamak zorunda olduğu hayatla, yaşamak istediği hayat arasındaki boşluk görünür (siz bir de benim içimdeki boşluğu görün)
mercedes karakteri de aynı şeyin laciverti. hayal kırıklığı, pişmanlık, içten içe bir sıkışmışlık ve alkol (ben galiba bu kadınım)
film biraz kişisel gelişimmiş gibi. yani kovuluyor üniversite gidiyor iki derse giriyor a+ alıyor diğer hocanın da gözüne giriyor falan fişman. bu hızlı toparlanma hali hikayenin duygusal gerçekliğini biraz yok ediyor. hayatta düşmek genelde böyle kolay telafi edilmiyor. film bu noktada fazla iyimser ve aceleci.
yine de her şeye rağmen filmi izlemem üç koca gecemi almış olsa bile bu yılın ilk filmi olması hatrına ve tom hanksin karizması uğruna çok da pişmanlık yaratmadı. kusurlarına rağmen tamamen boşa düşen bir deneyim değildi. izlemesi kolay, beklenti yükseltmeden akıp giden, çerezlik bir yapım.
ama filmin alt metninde, hayatta her şeyin üniversiteye ve akademik başarıya bağlanması beni rahatsız etti. eğitim seviyesi üzerinden kurulan bu durum üniversiteyi yarım bırakmış biri olarak ister istemez insanın içini burkuyor. sanki başka hiçbir yol başka hiçbir değer yokmuş gibi anlatılması filmin en kırıcı kısmıydı...
gerçi kıvırcık abla başlarım eğitimine diyerek sisteme ufaktan başkaldırdı ama olsun ana tema hala kırıcı...
iyi geceler
sanki uzun bir yolculuğa çıktım ve ben yanıma hiçbir şey almadım ben onu yapmayı unutmuşum gibi sanki farkında olmadan bir şeylere veda ettim içimde beni endişelendiren bir burukluk var rahatsız eden kocaman boşluk var sanki mühim bir işim varmış da…devamısanki uzun bir yolculuğa çıktım
ve ben yanıma hiçbir şey almadım
ben onu yapmayı unutmuşum gibi
sanki farkında olmadan bir şeylere veda ettim
içimde beni endişelendiren bir burukluk var
rahatsız eden kocaman boşluk var
sanki mühim bir işim varmış da
eksikliğini fazlasıyla hissedebiliyorum
bilmiyorum belki de gelip geçici bir şeydir
ya da ben bu aralar fazla duygusalım
anlayamıyorum.
bi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #9 sabah kahvaltıma eşlik etsin diye açtığım film akşam yemeğime dahi eşlik etti, bitirmem ne kadar uzun sürdü film ne kadar süründü anlayın a dostlar. öncelikle iran filmlerini izleyecek düzgün site bulmak çok…devamıbi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #9
sabah kahvaltıma eşlik etsin diye açtığım film akşam yemeğime dahi eşlik etti, bitirmem ne kadar uzun sürdü film ne kadar süründü anlayın a dostlar.
öncelikle iran filmlerini izleyecek düzgün site bulmak çok zor. izlerken ara vermem gerekiyor dönüyorum bakıyorum film başa sarmış, jenerik kısmını ilerletmek istiyorum bakıyorum ilerletme özelliği yok, hızlandırayım diyorum o da yok. ne var kardeşim bu sitede ne var (soru değil)
leylanın kardeşlerinden sonra izlerken en çok sıkıldığım iran filmidir. kötü değildi ama beklentimi pek de karşıladığı söylenemez. başrol karakterler çok tatlı ve içten olduğu için bir de yarım bırakmak istemediğim için mecburen bitirdim.
konusuna gelecek olursak eğer ev sahibinin kirasına aniden çok fazla zam yaptığını öğrenen ata ve eşinin kirayı ödemek için evlerini filmcilere kiralamasını konu ediniyor. son 20 dakikası keyifli idi onun dışında monoton ve sıkıcı bi film oldu.
filmin bu kadar uzamasının bir diğer sebebi ise izlerken aniden arkadaşımın gelmesi oldu. günlerdir moralim bozuk diye tatlı ve kahve getirmiş... galiba günün hatta haftanın hatta ayın tek güzel olayı bu oldu.
minik anılar yazmak hoşuma gidiyor çünkü bu yazıları birisi okusun diye değil ilerde dönüp ben okuyum diye yazıyorum. teşekkürler iyi geceler.
bi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #8 izlerken boğuluyormuş gibi hissettiğim bi film oldu. neden mi? şöyle izah edeyim ya da sadece izah etmeyi deneyeyim. çünkü muhtemelen ben ne kadar ifade etmeye çalışırsam çalışayım bi boşluk kalacak. konusu aslında…devamıbi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #8
izlerken boğuluyormuş gibi hissettiğim bi film oldu. neden mi? şöyle izah edeyim ya da sadece izah etmeyi deneyeyim. çünkü muhtemelen ben ne kadar ifade etmeye çalışırsam çalışayım bi boşluk kalacak.
konusu aslında çok basit ama bu basitlik içinde ilginçlik de barındırıyor. (az daha saçmalasana bu yetmedi)
standart hayat yaşayan çift ev bakmak için emlakçıya gidiyorlar ve birbirine tıpatıp benzeyen evlerin olduğu yerde mahsur kalıyorlar. böylesi anlatım eminim size çok yavan gelmiştir ama kötü bi haberim var a dostlar. film de yavan...
ben başta metaforlu bi anlatımdan ziyade kaçış temalı bir şeyler beklemiştim ama film başlı başına alegori içeriyor. tamam elbette kaçış söz konusu ama neyden? sistem dayatmalarından...
lobster izleyip ona bayılmış birisi olarak söylüyorum ki ben bu filme de bayıldım ama birine önerir misin dersen asla böyle tehlikeli bi şeye cesaret edemem. çünkü yorumlar ve puanlardan da anlaşılacağı üzere çoğu kişi filmi sevmemiş ve gereksiz bulmuş. bana kalırsa verdiği mesaj muazzam anlatış şekli de muazzam çünkü filmin seyir zevki vermek ya da huzurlu hissettirmek gibi bir derdi yok. aksine insanı rahatsız etmek belirsiz bi son içermek keyif kaçırmak sorgulatmak biraz da manyak etmek gibi dertleri var.
bize normal diye dayattıkları düşünceler döngüsü
oku
çalış
ev al
çocuk yap
büyüt
sorgulama
öl
yıllardır roller aynı düzen aynı dayatılan düşünce aynı. sadece insanlar değişiyor döngü devam ediyor bazen bir şeyler eklenerek bazen bir şeyler eksilerek.
adam (baba) sürekli toprağı kazıyor onun bi kurtuluş olduğunu toprağın altında bi şeyler olduğunu umuyor (merak etme filmin sonunda olacak diyemedim) ama yok. kazdıkça daha çok yoruluyor daha erken tükeniyor. film diyor ki çabalama bu düzenin altında bir anlam yok.
kadın (anne) daha gözlemci ve ılımlı bi bakış açısıyla yaklaşıyor aslında bir şeyleri fark ediyor da ama film diyor ki farkındalığın kaçman için yeterli değil, anlamı yok.
son sahnelerden biri olan kaçış sahnesi bana göre filmin en çarpıcı kısımlarından oldu. kadın aslında mahalleden kaçmayı başarıyor gibiydi ama bambaşka mahallelere aynı düzenlere düşüyor. film diyor ki kaçsan dahi bu sistem başka yerde de aynı şekilde devam ediyor.
döngü bitmiyor.
özetle film hayatın tekdüzeliğini, sistemin insanı tüketip bitirmesini, insanlara saçma sapan şeylerin normal diye dayatılmasını anlatıyor.
bi umut barındırmıyor ya da kaçış yolu göstermiyor sizi de karakterle birlikte filme hapsediyor. belki de bundan sebep sevmeyeni ve filmi anlamsız bulan çoktur.
korku türünde bi film olduğu gözüküyor rafta. burada korku klasik anlatımlarda olduğu gibi canavarlar, hayaletler, cinler, periler şeklinde değil daha ziyade monotonluk, belirsizlik, umutsuzluk unsurları üzerinden lanse ediliyor.
ay bilmiyorum ben cidden çok sevdim böyle düşündükçe aklıma yeni yeni şeyler geliyor sürekli yazmak istiyorum ama kendimi durdurmam gerek biliyorum çok uzattım. burada kesiyorum o nedenle.
izlenir mi? üstte de dediğim gibi ben bu filmi kimseye önermem ama kötü olduğu için değil aksine mükemmel derecede rahatsız edici olduğu için önermem.
ha son bir şey daha var bazıları filme durağan ve tekrar eden sahnelerden ibaret demiş. arkadaşlar o sahneler tam da sizin bizim hayatımız. zaten bunu anlatmaya çalışıyor... en azından film bitti baksanıza bizim sistem dayatmalarıyla dolu hayatlarımız son hız devam ediyor sanki bi yere acelemiz varmış gibi.
iyi geceler, mümkünse.
bi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #7 şu sosyal medyada illaki denk gelinen meşhur bi sahne var. adamın birisi bakkal giriyor sigara istiyor sonrasında bakkala diyor ki "hayat neden bu kadar zalim? insanlar, insanlar neden bu kadar zalim? yaşamak…devamıbi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #7
şu sosyal medyada illaki denk gelinen meşhur bi sahne var. adamın birisi bakkal giriyor sigara istiyor sonrasında bakkala diyor ki
"hayat neden bu kadar zalim? insanlar, insanlar neden bu kadar zalim? yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel ve vazgeçilmez. peki insanların birbirlerini anlamamak için bu büyük çabası neden?"
ertesi gün ise köşede kendini asmış bi halde. boynunda ise özür dilerim yazılı bi pankart.
ben o sahneye çok denk geldim ve o sahnenin bu filmden olduğunu bilmiyordum izlemek bi garip hissettirdi. eski bi anının canlanması gibi. (abart)
ali. görüp görebileceğiniz en silik karakterlerden (zeyneple yarışır) insanların ağlama duvarı da diyebiliriz aslında. geliyorlar dertlerini, sorunlarını anlatıyor içlerini döküyor gerekirse onu maddi olarak kullanıyorlar. sonra? sonrası yok. çünkü filmin de pek bi sonrası yok.
karaketer silik olaylar sönük o yüzden çok beğendiğim söylenemez ama kötü bi yapım da değil elbette
üzgün, sıkışmış, konuşmaktan aciz bi karakteri ve onun 8 gününü izliyor sıkıcı hayatına kopuk bi şekilde dahil oluyor sonra veda ediyoruz.
izlemeyin gerek yok. intihar eden adamın sahnesi çarpıcı idi sadece, onun dışında ortalama bi dram filmidir benim için.
bi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #6 sosyal medyada neredeyse tüm sahnelerini izlemiş olduğum o meşhur film. dilber ile ali aynı köyde yaşayan birbirlerine aşık olan 2 genç. evlenmek istiyorlar ama fakat velakin alinin babası oğlunu başka biriyle evlendirmek…devamıbi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #6
sosyal medyada neredeyse tüm sahnelerini izlemiş olduğum o meşhur film.
dilber ile ali aynı köyde yaşayan birbirlerine aşık olan 2 genç. evlenmek istiyorlar ama fakat velakin alinin babası oğlunu başka biriyle evlendirmek için söz vermiş. bizim klasik korkak erkek modelimiz de (ali) babam ne derse o diyor ve dilber kadar bile cesaret gösteremiyor, evleniyor. sonrasında da buna sinirlenen dilber karşısına çıkan onu istemeye gelen ilk kişiyle evleneceğini söylüyor ee sözünde de duruyor.
filmin her sahnesine hakimdim çünkü çok karşıma çıktı ama o son sahne neydi öyle. yani sahiden gitmek istemediği için mi yaptı yoksa hırsından mı yaptı muamma. böyle bi son bekliyor muydum pek sayılmaz.
izlenir mi o kısımdan da pek emin değilim bana kalırsa bu üçlemenin en kötü filmi bu ben diğer 2 filmi daha çok beğenip içselleştirdim açıkçası. ama yani sahnelerin, senaryoların, karakterlerin boğuculuğu insanın ruhunu emiyor harry potterdaki ruh emiciler gibi. bunu göze alarak başlayın derim.