Fransız yazar Jean-Louis Fournier'in 1998 yılında kaleme aldığı yky'de basılan ilk kitabı. Anlatı türünde olan kitap, yazarın çocukluk döneminde babasıyla yaşadığı olayları ve hikayeleri anlatıyor. Açıkçası bayılmadım güzel ama bu tür kitaplar kişiye pek bir şey katmaz. Yazardan daha önce…devamıFransız yazar Jean-Louis Fournier'in 1998 yılında kaleme aldığı yky'de basılan ilk kitabı. Anlatı türünde olan kitap, yazarın çocukluk döneminde babasıyla yaşadığı olayları ve hikayeleri anlatıyor. Açıkçası bayılmadım güzel ama bu tür kitaplar kişiye pek bir şey katmaz. Yazardan daha önce "Tek yalnız ben değilim"i okumuştum o böyle değildi, okuru düşündürtüyordu.
Bu kitabında sadece babası ve yaşanılan durumlar anlatılmış. Yazarı ilk kez okuyacak olanlara bu kitapla başlamamalarını öneriyorum, yanlış anlaşılmasın kitap kötü değil ama çok iyi de değil.. Seveni varsa da saygı duyarım..
"Bastarden" Nikolaj Arcel tarafından çekilen 2023 yapımı Danimarka dönem filmi. Bu yıl çıkan filmler içinde en çok beğendiğim filmlerden biri oldu. Konu olarak 18. Yüzyılda geçiyor. "Ludvig Kahlen" adında emekli bir yüzbaşı, Kurak topraklarda verim başlatıp yeni bir yerleşke oluşturmayı…devamı"Bastarden" Nikolaj Arcel tarafından çekilen 2023 yapımı Danimarka dönem filmi.
Bu yıl çıkan filmler içinde en çok beğendiğim filmlerden biri oldu.
Konu olarak 18. Yüzyılda geçiyor.
"Ludvig Kahlen" adında emekli bir yüzbaşı, Kurak topraklarda verim başlatıp yeni bir yerleşke oluşturmayı hedeflemektedir. Bir şekilde kraliyet yetkililerinin ilgisini çeken bu karakter gittiği bölgede başına bela olacak bir kodaman ile tanışır. Sadece yiyip, içen ve eğlenen zengin üst sınıf insanı kendi bölgesine gelen bu yüzbaşıyı görmezden gelip kovmayı planlar ama bu hiç de kolay olmayacaktır.
Geçtiğimiz ay 58 yaşına giren Mads Mikkelsen bana mısın demiyor.. Her rolün hakkını veriyor. Çok başarılı bir aktör. Üretken olması nedeniyle daha çok alkışı hakediyor.
Film hangi yüz yılda geçerse geçsin bir üst sınıf insanının, bir alt sınıf insanını sürekli olarak ezeceğini anlatıyor ama bu her zaman başarılı olamayabilir. İşte bu filmde bu krizi anlatıyor. Yaşanan olaylar Üzücü.
Avrupa ve Danimarka Sineması sevenlere tavsiye ederim.
"Bir imge, yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünümdür. İmge ilk kez ortaya çıktığı yerden ve zamandan-bir kaç dakika ya da birkaç yüzyıl için- kopmuş ve saklanmış bir görünüm ya da görünümler düzenidir. Her imgede bir görme biçimi yatar. Fotoğraflarda bile.…devamı"Bir imge, yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünümdür. İmge ilk kez ortaya çıktığı yerden ve zamandan-bir kaç dakika ya da birkaç yüzyıl için- kopmuş ve saklanmış bir görünüm ya da görünümler düzenidir. Her imgede bir görme biçimi yatar. Fotoğraflarda bile. Çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. Her bir fotoğrafa baktığımızda, ne denli az olursa olsun, fotoğrafçının sınırsız görünüm olanakları arasından o görünümü seçtiğini fark ederiz." (Sayfa 10)
"Fotoğraf makinası, resmin fotoğrafını çekerek imgesinin taşıdığı biricikliği ortadan kaldırmış oldu. Bunun sonucunda resmin anlamı değişti. Daha kesin söylersek resmin çoğaldı, birçok anlama bölündü." (Sayfa 19)
"Geçmişin sanatı, eskiden olduğu gibi değildir artık bugün. Yetkesini yitirmiştir. Onun yerine bir imgeler dili oluşmuştur. Şimdi önemli olan bu dili kimin, ne amaçla kullandığıdır. Bu da yeniden canlandırmaların yayın hakkı, sanat basımevleriyle yayınevlerinin kimin elinde olduğu, sanat galerilerinin, müzelerin genel tutumu sorununa gelip dayanır. Çoğu zaman dendiği gibi bunlar sanatı ilgilendiren, sinırlı sorunlar değildir. Bu denemenin amaçlarından biri de gerçekten tehlikede olan şeyin çok daha büyük olduğunu göstermektir. Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sinif ya da halktan çok daha az özgürdür. İşte bunun için -tek neden de budur zaten- geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızdadır." (Sayfa 33)
"Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye -özellikle görsel bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur." (Sayfa 47)
"Bizi sürekli mülkten söz etmekle suçluyorlar. Bunun tam tersidir doğru olan. İncelediğimiz toplumun, kültürün ta kendisidir mülkten başka bir şey düşünmeyen. Ne var ki bir şeye saplanıp kalan kişiye saplantısı, nesnelerin doğasında varmış gibi gelir. Bu yüzden de o şey, olduğu gibi algilanamaz hiçbir zaman. Mülkle Avrupa kültüründe ortaya çıkan sanat arasındaki ilişkiler bu kültüre doğal gelmektedir. Bu yüzden birisi çıkıp da belli bir kültürel alanda mülk çıkarlarının ne denli yaygın olduğunu gösterdiğinde bu tutum, gerçeği gösterenin saplantısı olarak yorumlanıyor. Böyle bir yorum, kültürel Kurum'un benimsediği kendi yalanci imgesini bir süre daha sürdürmesine yardım ediyor." (Sayfa 109)
"Reklamın insanlara özgür seçme hakkı verdiği sanılır. Reklamlarda bir tür ürünün, bir firmanın öbürüyle yariştığı doğrudur; ne var ki her reklam imgesinin öbürünü güçlendirdiği, hızlandırdığı da doğrudur. Reklamlar yalnızca birbiriyle yanişan bir mesajlar topluluğu değildir. Reklam, hep o aynı hiç değişmeyen o genel öneriyi yapmak için kendi başına kullanılan bir dildir. Reklamlarda şu kremle bu krem, şu arabayla bu araba arasında bir seçme yapmaya çağrılırız; oysa dizgesel olarak ele alındıklarında reklamlar bir tek şeyi önerir her zaman.
Reklamlarla her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemiz önerilir. Aldığınız bu yeni nesne der reklam, sizi bir bakıma daha zenginleştirecektir - aslında o nesneyi almak için para harcayarak biraz daha yoksullaşacak olsanız bile!" (Sayfa 131)
" Reklam, içimizde yatan doğal bir zevk açlığını işleyerek girişir işe. Ne var ki gerçek zevk nesnesinin aslını sunamaz bize: o zevkin aynı olan, o zevkin yerini tutabilecek ölçüde doyurucu başka bir şey yoktur...
...İşte bunun içindir ki reklam, alıcıya sunduğu ürün ya da olanağı gerçekten gösteremez; alıcı da daha tatmamış olmalıdır bunları. Reklam hiçbir zaman bilinen bir zevkin alıcıya yeniden tattırılması olamaz. Reklam hep gelecekteki alıcıya seslenmek zorundadır. Alıciya satmaya çalıştığı ürünle ya da olanakla çekicilik kazanmış olan kendi imgesini yansıtır. Bu imgeyle alıcıda, kendisinin gelecekte olabileceği durumu özleten bir kıskançlık uyandırir. Bu kıskanılası Ben'i yaratan nedir öyleyse? Başkalarının duyduğu kıskançlıktır elbette. Reklam nesneleri değil toplumsal ilişkileri amaçlar. Reklam, zevk değil mutluluk vaat eder bize: dışardan, başkalarının gözüyle görülen bir mutluluk. Kıskanılmanın getirdiği bu mutluluk da çekicilik yaratır." (Sayfa 132)
"Para yaşamdır. Parasız açlıktan öleceksiniz demek değildir bu. Kapitalin insana, başka bir sınıfın tüm yaşamı üzerinde egemenlik sağlaması demek de değildir. Paranın her türlü insan yeteneğini gösteren bir şey, bunlara giden yolu açan bir anahtar olması demektir. Para harcama gücü, yaşama gücüyle bir tutulur. Reklamlarda anlatılan masallara bakılırsa, para harcama gücü olmayanları gerçekten kimse sevmez. Para harcama gücü olanlarsa sevilir." (Sayfa 143)
İngiliz yazar ve eleştirmen John Berger ve dört arkadaşı (Richard Hollis, Chris Fox, Sven Blomberg ve Michael Dibb) tarafından 1972 yılında bir Tv programı sonrası yayımlanan, 7 denemeden oluşan inceleme eseri. Görsel sanatın eski dönem ressamlarından, günümüz modern estetik biçimine denk gelişen süreci, bolca eleştiri ile anlatmaktadırlar.
Normal hayatımızda fark etmediğimiz birçok detay açık bir şekilde, görseller eşliğinde aktarılmaktadır. Ben özellikle 7. Bölümü çok beğendim. Reklamın bu denli amaç güttüğünü ve proletarya'dan burjuva sınıfına kadar her kesimi ele aldığını bilmiyordum.. Bence okunması gereken bir kitap. Farklı bakış açıları kazandırıyor.
"Çoğu zaman öyle bir acele içindeyizdir ki konuşmaya fırsatımız kalmaz. Sonuç günden güne sonsuz bir sığlaşma ve kişiyi, zaman geçip gittikten sonra, geçen yıllara şaşmaya ve üzülmeye götüren bir tekdüzeliktir. Şimdi zamanımız olduğunu bildiğimize göre, bu zamanı önemli görünen şeyler…devamı"Çoğu zaman öyle bir acele içindeyizdir ki konuşmaya fırsatımız kalmaz. Sonuç günden güne sonsuz bir sığlaşma ve
kişiyi, zaman geçip gittikten sonra, geçen yıllara şaşmaya ve üzülmeye götüren bir tekdüzeliktir. Şimdi zamanımız olduğunu bildiğimize göre, bu zamanı önemli görünen şeyler hakkında derinlemesine konuşmaya harcamak istiyorum." (Sayfa 16)
"Zaten bu acelecilik kahrolası bir yirminci yüzyıl tavrıdır." (Sayfa 36)
"Biz hepimiz, başkalarının hayaletlerini kibirle aşağılarız, ama kendimizinkileri cahilce, barbarca üstün tutarız." (Sayfa 42)
"Sorunun kaynağı budur. İnsanlar ya yalnızca bir tarzda ya da öteki tarzda düşünmeye ve bunu yaparken öteki tarza ait olan her şeyi yanlış anlamaya ya da küçümsemeye eğilimlidirler. Fakat hiç kimse kendi gördüğü gerçekten vazgeçmeye niyetli değil ve bildiğim kadarıyla kimse bu iki gerçeği ya da tarzı gerçekten birbiriyle uzlaştırarak yaşamıyor. Gerçeğin bu iki görüntüsünün çakıştığı bir nokta yok." (Sayfa 77)
"Bilimsel yöntemin gerçek amacı, Doğa'nın, aslında bilmediğiniz bir şeyi bildiğinizi sanmanıza yol açarak sizi kandırmasına izin vermemektir. Bundan çok çekmemiş, buna karşı egüdüsel olarak tetikte olmayan bir tek tamirci, bilim insanı da teknisyen yoktur. Bilimsel ve mekanik bilgilerin büyük oğunluğunun böylesine sıkıcı ve ihtiyatlı olmasının nedeni budur. Bilimsel enformasyona ara sıra fanteziler katıp romantüze ederseniz ya da özen göstermezseniz Doğa hemen sizi rezil eder. Gerçi ona fırsat vermediğinizde bile bunu sık sık yapar." (Sayfa 111)
"Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz." (Sayfa 319)
Amerikalı yazar-filozof Robert Maynard Pirsig tarafından 1974 yılında yayınlanmış felsefik roman. Çıktığı dönem beklenmedik bir şekilde yoğun ilgi görmüş, zamanla kült haline gelmiştir.
Kitabın konusu adını bilmediğimiz bir adam, oğlu (Chris) ve arkadaşları (John ve Sylvia) ile Minnesota'dan başlayıp San Francisco'ya kadar uzanan 17 günlük yolcuğunu ele alıyor. Bu yolculuk ki daha önce edebiyatta pek rastlamadığımız bir yolculuk.. İçinde Zen felsefesi, batı felsefesi ve motosiklet bakımının en ince detayları ile birlikte düşündürücü ve sorgulatıcı bir konu bulunuyor.
İlker Bey'in neden bu kadar çok etkilediğini şimdi daha iyi anlıyorum..
Felsefik süreçleri seviyorsanız ve okurken düşüncelere dalmak istiyorsanız kesinlikle okunmanız gereken bir eser. Yazar gerçek hayatta da aynı şekilde yolculuklar yapmış ve üzerine yoğun düşüncelerde bulunmuş. Anlattığı hikayeden ziyade kitabın felsefik yönü daha önem arz ediyor. Yavaş ve sindirerek okunmalı. Aksi halde sıkıcı gelebilir. Okuduğum en iyi 5 kitap arasına rahatlıkla alırım.
"Maestro" Amerikalı oyuncu Bradley Cooper'ın ikinci yönetmenlik denemesi.. Gerçekten başarılı ve etkileyici bir film. Roma ve The Irishman'den sonra en beğendiğim 3. Netflix filmi oldu. Amerikanın ilk orkestra şefi olarak kabul edilen Leonard Bernstein'in hayatını konu alan film, sanatçının inişli…devamı"Maestro" Amerikalı oyuncu Bradley Cooper'ın ikinci yönetmenlik denemesi..
Gerçekten başarılı ve etkileyici bir film. Roma ve The Irishman'den sonra en beğendiğim 3. Netflix filmi oldu.
Amerikanın ilk orkestra şefi olarak kabul edilen Leonard Bernstein'in hayatını konu alan film, sanatçının inişli çıkışlı zamanlarını yaşadığı sorunlarla birlikte anlatmaktadır.. Biseksüel davranmaya çalışan ama aslında homoseksüel olan sanatçı, karısıyla olan ilişkisini sanatıyla harmanlayarak, üzerine de biraz sevgi ekleyerek ortaya çıkarır.
İlk performansından son performansına kadar güzel bir biçimde kurgulanmış..
Bradley Cooper'ın bana göre hem yönetmenlik açısından hem de oyunculuk açısından zirveye çıkmış. Film Platformlarında neden düşük puan almış anlamış değilim.. Ely Katedrali sahnesinde gösterdiği performans inanılmazdı. Şahsen böyle bir şeyi beklemiyordum. Filmin bence tek eksisi müzikal yönünün az olması. Tabi bu benim görüşüm..
Bence puanına aldırış etmeden açıp izleyin. Pişman olacağınızı düşünmüyorum..
"Aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor Yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki boşluk Ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum taşların üstünde Kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresim var artık. Dostlarda çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, Sevdikleri kızların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim…devamı"Aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor
Yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki
boşluk
Ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum taşların
üstünde
Kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresim var artık.
Dostlarda çekilip gidiyorlar hayatımdan
Yürüdükleri yollarda arıyorum onları,
Sevdikleri kızların gözlerinde
Kendi sularınca boğulan bir denizim ben
Kendi taşlarınca zapt edilen bir kale
Başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur
Çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim
Aylardır önünde durduğum bu dipsiz uçurumu?
- Ahmet Erhan
Birtakım postmodern aile draması yapmaya çalışan Demirkubuz duvara toslamış görünüyor. Genel olarak kendi stilinden vazgeçmeyerek sözde sinematografik yenilikler ekleyen ama bunu da başaramayan yönetmen, kanımca en zayıf filmini yapmış. Gerek senaryo gerek teknik özellikleri son derece tartışmaya açık.. Kendi özel…devamıBirtakım postmodern aile draması yapmaya çalışan Demirkubuz duvara toslamış görünüyor. Genel olarak kendi stilinden vazgeçmeyerek sözde sinematografik yenilikler ekleyen ama bunu da başaramayan yönetmen, kanımca en zayıf filmini yapmış. Gerek senaryo gerek teknik özellikleri son derece tartışmaya açık.. Kendi özel hayatında yaşadığı sorunlar nedeniyle mi böyle bir film yapmış düşünmeden edemiyorum. Bunu söylemeyi beklemiyordum ama filmi sinemada izlemeniz şart değil. Puanlamam gerekirse 4/10
Zeki Demirkubuz Sıralamam
1- Yazgı (9.5/10)
2- Masumiyet (8.5/10)
3- Yeraltı (8.3/10)
4- C Blok (8/10)
5- Üçüncü Sayfa (7.9/10)
6- İtiraf (7.8/10)
7- Bulantı (7.5/10)
8- Kader (7.4/10)
9- Kor (7.3/10)
10- Bekleme Odası (7.2/10)
11- Hayat (4/10)
Ulan mis gibi kadron var böyle film mi çekilir? Rezalet.. Rezalet.. Rezalet.. Klişe konu üzerine birtakım garip olaylar. Ee amaç? 5nk1 sorularının cevapları nerede? Uygulayıcı yapımcıları arasında obama da var. Nasıl bir tarikatsınız olum siz?