"Çoğu zaman öyle bir acele içindeyizdir ki konuşmaya fırsatımız kalmaz. Sonuç günden güne sonsuz bir sığlaşma ve kişiyi, zaman geçip gittikten sonra, geçen yıllara şaşmaya ve üzülmeye götüren bir tekdüzeliktir. Şimdi zamanımız olduğunu bildiğimize göre, bu zamanı önemli görünen şeyler…devamı"Çoğu zaman öyle bir acele içindeyizdir ki konuşmaya fırsatımız kalmaz. Sonuç günden güne sonsuz bir sığlaşma ve
kişiyi, zaman geçip gittikten sonra, geçen yıllara şaşmaya ve üzülmeye götüren bir tekdüzeliktir. Şimdi zamanımız olduğunu bildiğimize göre, bu zamanı önemli görünen şeyler hakkında derinlemesine konuşmaya harcamak istiyorum." (Sayfa 16)
"Zaten bu acelecilik kahrolası bir yirminci yüzyıl tavrıdır." (Sayfa 36)
"Biz hepimiz, başkalarının hayaletlerini kibirle aşağılarız, ama kendimizinkileri cahilce, barbarca üstün tutarız." (Sayfa 42)
"Sorunun kaynağı budur. İnsanlar ya yalnızca bir tarzda ya da öteki tarzda düşünmeye ve bunu yaparken öteki tarza ait olan her şeyi yanlış anlamaya ya da küçümsemeye eğilimlidirler. Fakat hiç kimse kendi gördüğü gerçekten vazgeçmeye niyetli değil ve bildiğim kadarıyla kimse bu iki gerçeği ya da tarzı gerçekten birbiriyle uzlaştırarak yaşamıyor. Gerçeğin bu iki görüntüsünün çakıştığı bir nokta yok." (Sayfa 77)
"Bilimsel yöntemin gerçek amacı, Doğa'nın, aslında bilmediğiniz bir şeyi bildiğinizi sanmanıza yol açarak sizi kandırmasına izin vermemektir. Bundan çok çekmemiş, buna karşı egüdüsel olarak tetikte olmayan bir tek tamirci, bilim insanı da teknisyen yoktur. Bilimsel ve mekanik bilgilerin büyük oğunluğunun böylesine sıkıcı ve ihtiyatlı olmasının nedeni budur. Bilimsel enformasyona ara sıra fanteziler katıp romantüze ederseniz ya da özen göstermezseniz Doğa hemen sizi rezil eder. Gerçi ona fırsat vermediğinizde bile bunu sık sık yapar." (Sayfa 111)
"Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz." (Sayfa 319)
Amerikalı yazar-filozof Robert Maynard Pirsig tarafından 1974 yılında yayınlanmış felsefik roman. Çıktığı dönem beklenmedik bir şekilde yoğun ilgi görmüş, zamanla kült haline gelmiştir.
Kitabın konusu adını bilmediğimiz bir adam, oğlu (Chris) ve arkadaşları (John ve Sylvia) ile Minnesota'dan başlayıp San Francisco'ya kadar uzanan 17 günlük yolcuğunu ele alıyor. Bu yolculuk ki daha önce edebiyatta pek rastlamadığımız bir yolculuk.. İçinde Zen felsefesi, batı felsefesi ve motosiklet bakımının en ince detayları ile birlikte düşündürücü ve sorgulatıcı bir konu bulunuyor.
İlker Bey'in neden bu kadar çok etkilediğini şimdi daha iyi anlıyorum..
Felsefik süreçleri seviyorsanız ve okurken düşüncelere dalmak istiyorsanız kesinlikle okunmanız gereken bir eser. Yazar gerçek hayatta da aynı şekilde yolculuklar yapmış ve üzerine yoğun düşüncelerde bulunmuş. Anlattığı hikayeden ziyade kitabın felsefik yönü daha önem arz ediyor. Yavaş ve sindirerek okunmalı. Aksi halde sıkıcı gelebilir. Okuduğum en iyi 5 kitap arasına rahatlıkla alırım.