Değeri Bilinmemiş Filmler - 5 "Il Vangelo secondo Matteo" Sinema tarihinin en sert ve en radikal yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Pier Paolo Pasolini’nin 1964 yapımı filmi.. Kendisi bir ateist, bir Marksist aynı zamanda kilise tarafından sıkça aforoz edilen bir…devamıDeğeri Bilinmemiş Filmler - 5
"Il Vangelo secondo Matteo" Sinema tarihinin en sert ve en radikal yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Pier Paolo Pasolini’nin 1964 yapımı filmi..
Kendisi bir ateist, bir Marksist aynı zamanda kilise tarafından sıkça aforoz edilen bir eşcinseldir.. Bu nedenle Hz. İsa’nın hayatını anlatan bir film çekmesi kağıt üzerinde imkansız bir denklem gibi dursa da, ortaya çıkan eser Vatikan tarafından bile "İsa üzerine yapılmış en iyi film" olarak nitelendirilmiştir.
Pasolini’nin bu filmi çekme amacı dini bir inançtan ziyade, "kutsal olana duyduğu nostalji" ve modern tüketim toplumunun yok ettiği masumiyeti, köylü sınıfının yüzlerinde ve İsa’nın devrimci ruhunda bulma arzusudur. Pasolini, İncil’i bir otel odasında tesadüfen okuduğunda, metindeki İsa’nın, kurumlaşmış Katolik Kilisesi’nin sunduğu o uysal sarışın ve yumuşak figürden çok farklı; sistemi sarsan, öfkeli ve radikal bir figür olduğunu fark etmiştir ve bu "gerçek" İsa’yı perdeye taşımaya karar vermesine vesile olmuştur..
Kendisinin tercih ettiği İsa profili, Hollywood sinemasının o güne kadar dayattığı kutsal imajları yerle bir eder. Pasolini, İsa rolü için profesyonel bir oyuncu yerine Katalan bir edebiyat öğrencisi ve aynı zamanda bir sendika aktivisti olan Enrique Irazoqui’yi seçmiştir. Bu seçim bilinçlidir; çünkü Pasolini İsa’nın yüzünde hem bizans ikonalarının o sert ve derin ifadesini hem de modern bir devrimcinin kararlılığını görmek istemiştir. Filmdeki İsa kuzuları seven, sürekli gülümseyen, uhrevi bir ışıkla dolaşan bir figür değildir. Aksine, hızlı yürüyen, kelimeleri birer kılıç darbesi gibi kullanan, ferisilerin ikiyüzlülüğüne karşı öfke duyan ve "ben barış getirmeye değil, kılıç getirmeye geldim" diyen bir eylem adamıdır.
Pasolini’nin kamerası bu İsa’yı, omuz kamerasının getirdiği belgesel gerçekçiliğiyle takip eder; sanki 2000 yıl öncesine giden bir haber kameramanı, olayları anbean kaydediyormuş gibi bir çığlık ve sadelik hakimdir.
Hristiyanlık ve genel inanç bağlamında film, dinin metafizik boyutundan çok sosyal ve sınıfsal boyutuna odaklanır. Pasolini, İsa’yı ve havarilerini seçerken İtalya’nın güneyindeki yoksul köylüleri, yüzlerinde bin yıllık çilenin izlerini taşıyan isimsiz insanları kullanmıştır. Çekimler için Kudüs yerine o dönemin Kudüs'üne daha çok benzediğini düşündüğü İtalya’nın Matera şehrini seçmesi de bu "zamansız yoksulluk" vurgusunu güçlendirir. Pasolini’ye göre İsa, tarihin ilk büyük proleter devrimcilerinden biridir ve onun mesajı, sonradan kilisenin süslü katedrallerine hapsedilemeyecek kadar saf ve halka aittir. Ancak ilginçtir ki Pasolini, metne sadık kalma konusunda bir rahip kadar titiz davranır; filmdeki her diyalog doğrudan Matta İncili’nden alınmıştır, ekleme veya çıkarma yapılmamıştır. Bu durum, filmin hem inançlı kesim hem de seküler entelektüeller tarafından sahiplenilmesini sağlamıştır.
Film hakkındaki ortak görüş, onun sinemanın "şiirsel gerçekçilik" akımının zirvesi olduğu yönündedir. Pasolini, Bach'ın Matta Pasyon'undan, siyahi kölelerin blues ezgilerine ve Kongo’nun Missa Luba ayin müziklerine uzanan eklektik müzik seçimiyle, İsa’nın hikayesini sadece Hristiyanlara özgü bir olay olmaktan çıkarıp tüm ezilen halkların evrensel bir destanına dönüştürür. Mel Gibson’ın "hz. İsa’nın çilesi" filmindeki grafik şiddetine nazaran, Pasolini’nin filmi sadeliğin gücüne inanır. Mucizeler bile gösterişsiz, birer sihirbazlık numarası gibi değil, hayatın doğal akışı içinde gerçekleşen anlar olarak sunulur.
Kendisinin filmografisinde -diğerlerine nazaran- sırıtan ama son derece etkileyici bir film.