Yıllar önce okumuştum can baskısını, burada olmadığını görünce ekleyeyim dedim; eklemişken de paylaşım yapayım dedim.. Kesinlikle okunması gereken bir eser. 1516 da yayımlanmasına rağmen usta işi bir metin. Yazarının idam edilmesine şaşmamalı. Ütopya, 16. yüzyıl İngiltere'sinde yaşanan toplumsal ve ekonomik…devamıYıllar önce okumuştum can baskısını, burada olmadığını görünce ekleyeyim dedim; eklemişken de paylaşım yapayım dedim.. Kesinlikle okunması gereken bir eser. 1516 da yayımlanmasına rağmen usta işi bir metin. Yazarının idam edilmesine şaşmamalı.
Ütopya, 16. yüzyıl İngiltere'sinde yaşanan toplumsal ve ekonomik sorunlara bir tepki olarak yazılmıştır. Yazar More, bu kurgusal ada'yı devlet aracılığıyla o dönemin siyasi baskılarını, sosyal adaletsizlikleri, soyluların birikimini ve yoksulluğu ironik bir dille eleştirmiştir.
Amacı, mevcut sistemi doğrudan hedef almak yerine, okuyucuyu ideal bir toplumun nasıl olabileceği üzerine düşündürmekti, ve başardı da.
Ütopya adasında, her şeyin halka ait olduğu ve özel mülkiyetin bulunmadığı bir sistem işlemektedir. 16.yy İngiltere'sinde yaşanılan zenginlerin ve soyluların birikimlerine karşı bir duruş niteliğinde olan bu fikir, günümüzde komünizm ve sosyalizm gibi ideolojilerle ilişkilendirilir. Modern devletlerde özel mülkiyet tamamen kaldırılmasa da, vergilendirme ve sosyal yardım gibi politikalarla gelir adaletsizliğini giderme çabaları More'un bu idealinin bir yansımasıdır (en azından ben böyle görüyorum).
Ütopya'da yöneticiler, halk tarafından seçilir ve halka hizmet etmektedir. Bu, monarşilerin hüküm sürdüğü o çağ için oldukça radikal bir düşünceydi. Günümüz demokrasileri, bu ilkeye benzer şekilde işler (yersen). Ancak, Ütopya'daki yöneticiler, More'un vizyonunda daha az yozlaşmış ve halka daha yakın olarak tasvir edilir.
More, din savaşlarının yaşandığı bir çağda Ütopya'da farklı dinlere inanan insanların barış içinde bir arada yaşamasını hayal etmiştir. Bu, günümüzdeki laiklik ve dini hoşgörü kavramlarının temelini oluşturan fikirlerden biridir. Çok kültürlü modern toplumlarda, farklı inançlara saygı duyulması ve bir arada yaşama çabası, Ütopya'daki bu barışçıl idealin bir yansımasıdır.
Son olarak, Ütopyalılar savaştan nefret eder ve sadece savunma amaçlı savaşırlar. Hukuk sistemleri ise basittir, çünkü halkın ahlaki değerleri güçlüdür. More, bu ideal ile Avrupa'daki sürekli savaşları ve karmaşık hukuk sistemlerini eleştirmiştir. Günümüzde uluslararası anlaşmalar ve barış çabaları, Ütopya'nın bu barışçıl idealine benzemekle birlikte, dünya hala savaş ve çatışmalarla yüzleşmektedir.
Yazar More, bir devlet adamı ve filozof olarak kendi ülkesinin sorunlarını yakından gözlemledi ve bu sorunlara çözüm aramaya çalıştı. Doğrudan eleştiri yapmak o dönemde tehlikeli olduğu için, Ütopya'yı kurgusal bir ayna olarak kullanmıştır. Eser, sadece ideal bir toplumun portresi değil, aynı zamanda More'un yaşadığı dönemin sert bir aynasıdır ve günümüzde de sosyal adalet, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel temaları ele alarak geçerliliğini korumaktadır.
Okuyunuz, okutturunuz ve de anlayıp üzerine kafa yorunuz.
Üzerine konuşulması gereken alıntılar:
"Yani bir zümre var ki kendinden başka herkesin görüşlerine derin bir önyargı besliyor ya da her halükârda kendi fikirlerini yeğ tutuyor. Bu insanların yanında, başka yerlerde benimsendiğini gördüğünüz veya tarihten örnek verebileceğiniz bir uygulamayı önerdiğinizi düşünelim; ne olur? Mesleki ünleri tehlikedeymiş gibi, önerine bir itiraz getiremezlerse ömürleri boyunca budala yerine konulacaklarmış gibi davranırlar. Hiçbir şey diyemezlerse son çare olarak, "Atalarımız böyle yapmış; onların hikmetinden sual etmek kimin haddine?" gibi bir ifadeye başvururlar. Ardından da son sözü söylemişçesine arkalarına yaslanırlar; atalarından daha büyük bir bilgelik gösterme fırsatı yakalamak büyük bir suçmuş gibi! Oysa onların en mantıklı kararlarını tersyüz etmeye nasıl da hazırız. Ölümün soğukluğuna tutunur gibi tutunduklarımız ancak mantıksız olanlar. Kendini beğenmişlik, budalalık ve inadın bu ilginç karışımına değişik değişik yerlerde rastladım ben. Bir keresinde İngiltere'de bile karşılaştım."
(Sayfa 28)
"Tanrı, 'Öldürmeyeceksin,' demiş. Çalınan bir miktar para bize bunu yapma hakkı verir mi? Bu emir yalnızca yasadışı yoldan insan öldürmek için geçerliyse, o zaman irza geçme, zina ve yalancı şahitliğin bazı türlerini meşrulaştırmak amacıyla insanların kendi aralarında anlaşmalarını nasıl önleyeceğiz? Tanrı'nın kendimizi öldürmemizi bile yasakladığı göz önünde tutulursa, birbirimizi nasıl boğazlayacağımızın kararını ilahî bir merci olmadan, yalnızca insanlara bırakabilir miyiz? Bunun infazcıları altıncı emirden muaf tutmaya yeteceğine gerçekten inanabilir miyiz? O emrin ancak insan yasalarının müsaade ettiği ölçüde geçerliliği olduğunu söylemek değil mi bu?"
(Sayfa 37-38)
"Arkadaşınız Platon'un ne dediğini biliyorsunuz: Filozoflar hükümdar olana ya da hükümdarlar felsefe öğrenene dek, bir toplumun mutluluğa ulaşması mümkün değildir. Filozoflar hükümdarlarla nasihat vermeye tenezzül etmezlerse toplumun o mutluluktan ne kadar uzak kalacağını düşünsenize!"
(Sayfa 45)
"Refah ve özgürlük, insanların adaletsizlik ve baskıya tahammüllerini azaltır; yoksulluk ve yoksunluk ise insanları susturur, onlara boyun eğdirir, başkaldırının soylu ruhunu boğar."
(Sayfa 50)
"Ona, "Sizi en başta niçin kral yaptıklarını sanıyorsu- nuz?" diye soruyorum. "Sizin çıkarınız için değil, kendi çıkarları için. Onları rahat bir hayata kavuşturmak ve adaletsizlikten korumak için gayret gösteresiniz diye. Dolayısıyla sizin işiniz kendi esenliğinizi değil, onların esenliğini gözetmek; tıpkı bir çobanın işinin, aslına bakılırsa, kendini değil de koyunlarını beslemek olması gibi. Barışı korumak için yapılacak en iyi şeyin insanları yoksul tutmak olduğu varsayımına gelince, gerçekler bununla tümden çelişiyor. Toplumun en kavgacı kesimi dilenciler. Mevcut hayat şartlarından hoşnut olmayan kişinin devrim başlatması daha kuvvetli bir ihtimal değil mi? Kişisel çıkar uğruna her şeyi altüst etme dürtüsü, kaybedecek bir şeyi olmayanlardan daha güçlü kimde bulunabilir?"
(Sayfa 51)
"Ütopya'da günlük çalışma süresi altı saat: sabah üç saat iş, arkasından öğlen yemeği, akabinde iki saat ara, öğleden sonra üç saat daha iş, sonra da akşam yemeği."
(Sayfa 69)
"Temel gereksinimi karşılamayan mesleklerle uğraşanları, tembellik edip çalışmayanları -üretenlerden iki kat fazla tüketen bu insanların hepsini alın ve faydalı bir işe koşun; günde birkaç saatlik çalışmanın hem rahat bir hayat için gereken her şeyi hem de gerçek ve doğal zevklerin hepsini fazlasıyla karşıladığını göreceksiniz."
(Sayfa 71)
"Her şehir eşit büyüklükte dört bölgeye ayrılmış durumda ve hepsinin merkezinde kendi çarşısı var. Hanelerin ürettikleri buradaki ambarlarda toplanıyor, sonra cinslerine göre değişik dükkânlara dağıtılıyor. Bir hanenin sorumlusu, kendisi veya ailesi için bir şeye ihtiyaç duyduğunda o dükkânlardan birine gidip istiyor, o kadar. İstediği şeyi, nakdî veya ayni, herhangi bir ödeme olmadan alabiliyor. Niye almasın ki? Her şeyden bolca bulunduğundan, kimsenin ihtiyacından fazlasını isteme riski yok. Kıtlık olmayacağını bile bile insan bir şeyi niçin istiflemek istesin? Yokluk korkusu hariç, hiçbir canlının doğasında açgözlülük bulunmaz. İnsan örneğinde ise bunun istisnası gösteriş: Yani bir kişinin, gereksiz fazlalıklara başka insanlardan daha çok sahip olduğunu gösterme merakı. Ütopya'da böyle şeylere pabuç bırakmazlar."
(Sayfa 75)
"Birinci ilkeleri, her ruhun ölümsüz olduğu ve Tanrı yahut O'na benzer bir varlık tarafından mutlu olmak üzere yaratıldığı. İkincisi, bu dünyadaki iyi ve kötü davranışlarımızdan dolayı bir sonrakinde ödül ve ceza alacağımız. Bu ilkeler dinî olsa bile Ütopyalılar onları akla dayandırıyor. Diyelim ki o ilkeleri kabul etmiyorsunuz. Bu durumda herhangi bir budalanın bile size ne nız gerektiğini gösterebileceğini söylüyorlar. Doğru veya yanlış olduğuna bakmaksızın hoşunuza giden şeylerin peşinden gitmelisiniz. Yeter ki büyük hazlar küçüklerin önüne geçmesin ve sonrasında acıya sebep olan hazlardan uzak durulsun. Size bir fayda sağlayacağı konusunda bir umudunuz yoksa erdemli olmak için kendinizi harap etmenin, hayattaki güzelliklerden kendinizi yoksun bırakmanın ve rahatınızı bile isteye kaçırmanın ne anlamı var? Tamamen tatsız ve dolayısıyla tamamen mutsuz bir hayatın ölümden sonra bir telafisi olmayacaksa, öyle bir hayattan ne elde etmeyi umabilirsiniz?"
(Sayfa 87-88)