Spoiler içeriyor
Filmi izlerken eski filmlerin kalitesini bir kez daha görebiliyoruz. 2006 yapımı olmasına rağmen çok güzel bir tema işlenmiş. Kullanılan görseller, müzik, efekt filmin kalitesini öne çıkartan ögeler. Film üç farklı zaman diliminde geçen hikayeleri güzel bir şekilde yansıtmış. Biraz karmaşık…devamıFilmi izlerken eski filmlerin kalitesini bir kez daha görebiliyoruz. 2006 yapımı olmasına rağmen çok güzel bir tema işlenmiş.
Kullanılan görseller, müzik, efekt filmin kalitesini öne çıkartan ögeler.
Film üç farklı zaman diliminde geçen hikayeleri güzel bir şekilde yansıtmış. Biraz karmaşık gelebilir ama kendini izlettiriyor. Temel duygu, Sevdiği insanı kaybetmemek ve hayatın anlamını bulmak ki bu aralar ruh halim gerçekten bunu yansıtıyor.
Filmde geçen 3 farklı zaman ise şöyle;
1. 16.yy İspanya’sında bir kaşif ölümsüzlük veren Hayat Ağacı’nı arıyor.
2. Günümüzde bir bilim insanı, kanser olan eşini kurtarmak için hayvanlar üzerinde deneyler yaparak kansere ve ölüme çare arıyor. Ölümün ve yaşlılığın aslında birer hastalık olduğunu ve bunların da çaresi olduğunu düşünüyor.
3. Gelecekte bir adam, uzayda mistik bir yolculuğa çıkıyor veya bunu ruhun gezintiye çıkması olarak da nitelendirebiliriz. Son kısım o kadar mistik ki olayları yorumlamak kolay olmuyor açıkçası. Yönetmen her izleyiciye farklı bir tema sunuyor gibi.
Film, bu üç hikayeyi ölümle yüzleşme ve kabullenme sürecini metaforlarla iç içe geçmiş şekilde anlatıyor.
'Şah-Mat' Ego, aklımıza gelebilecek tahmin edebileceğimiz en kötü güven dolandırıcısıdır. Çünkü onu göremezsiniz. En büyük tek numarası "Ben senim" dir. En büyük sorun, egonun bakacağımız son yerde saklanması. Kendi içinde. Düşüncelerini, sizinkiymiş gibi saklar. Onun duyguları, sizin duygularınızmış gibi. Onu…devamı'Şah-Mat'
Ego, aklımıza gelebilecek tahmin edebileceğimiz en kötü güven dolandırıcısıdır. Çünkü onu göremezsiniz.
En büyük tek numarası "Ben senim" dir.
En büyük sorun, egonun bakacağımız son yerde saklanması. Kendi içinde.
Düşüncelerini, sizinkiymiş gibi saklar. Onun duyguları, sizin duygularınızmış gibi. Onu siz zannedersiniz.
İnsanların egolarını koruma ihtiyacı sınır tanımaz. Ego; değeri dediğimiz şeyi korumak için yalan söyler, hırsızlık yapar, adam öldürür. Ne gerekiyorsa onu yapar.
İnsanlar hapiste olduklarını bilmez. Bir ego olduğunu bilmez, aradaki farkı bilmezler.
Başta zihin için kabullenmesi zordur. Kendinden öte, daha değerli içindeki gerçeği daha iyi ayırt eden bir şey olduğunu kabullenemezler.
Dinde, ego şeytandır. Ve tabi kimse egonun ne kadar zeki olduğunu anlamaz. Çünkü başkasını suçlayabilmeniz için şeytanı yarattı.
Bu hayali dış düşmanı yaratırken genelde kendimiz için bir düşman yaratırız. Sonra o, ego için gerçek bir tehlike olur.
Kafanızdaki ses ne derse desin dış düşman diye bir şey yoktur. Düşmana dair tüm fikirleriniz egonun düşman olarak yansımasıdır.
Bu bağlamda dış düşmanlarınızın hepsini kendimizin yarattığını görürsünüz.
En büyük düşmanınız kendi fikirleriniz, kendi cehaletiniz, kendi egonuzdur.
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek hiçbir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar." -Stefan Zweig - SATRANÇ
Spoiler içeriyor
Yıllar önce okuduğum ve tekrar okuma fırsatı bulduğum kitapla ilgili düşüncelerimi biraz uzun bir şekilde yazacam. Roman; Çiftlikteki hayvanlar, insan sahibi Bay Jones’un kötü muamelesi sonucu ayaklanarak eşitlik, özgürlük ve adalet hayaliyle isyan eder. Çiftlik sahibinin zalim yönetimine karşı devrim…devamıYıllar önce okuduğum ve tekrar okuma fırsatı bulduğum kitapla ilgili düşüncelerimi biraz uzun bir şekilde yazacam.
Roman; Çiftlikteki hayvanlar, insan sahibi Bay Jones’un kötü muamelesi sonucu ayaklanarak eşitlik, özgürlük ve adalet hayaliyle isyan eder. Çiftlik sahibinin zalim yönetimine karşı devrim gerçekleştiren Hayvanlar, Bay Jones’u çiftlikten kovar ve kendi yönetimlerini kurar. "Bütün hayvanlar eşittir" anlayışıyla başlayan bu devrim büyük bir hayal kırıklığı ile sonların çünkü liderliği üstlenen domuzlar (Napoleon ve Snowball) zamanla gücü ele geçirir ve yönetimi yozlaştırır.
Dikkat! Bundan sonrası Spoiler.
Çiftlikteki hayvanlar, Yaşlı Major adlı bilge domuzun liderliğinde bir araya gelir. Yaşlı Major, hayvanların insanlara boyun eğmek zorunda olmadığını, eşit ve özgür bir yaşam sürdürebileceklerini savunur. Bu konuşma, hayvanlara ilham verir ve hayvanlar “Beasts of England” adlı marş oluştururlar. Başlangıçta hayvanlar “eşitlik ve özgürlük” idealleriyle devrimi gerçekleştirir. Daha sonra Yaşlı Major ölür ve çiftliğin liderliğini domuzlar üstlenir.
Domuzlar hemen "Yedi Emir" adı altında bir dizi kural yazar. Bu kuralların en önemli maddesi şudur: “Bütün hayvanlar eşittir.” Ancak, zamanla bu kurallar değiştirilerek hayvanların aldatılmasına ve sömürülmesine zemin hazırlanır.
Yönetimi üstlenen domuzlar (özellikle Napoleon ve Snowball), zamanla diğer hayvanları baskı altına alır. Eski düzende eleştirilen adaletsizliklerin yerine, daha katı ve baskıcı bir rejim kurarlar. Sloganlar, propagandalar ve korku yönetimi ile hayvanların boyun eğmesini sağlar.
Kitapta, hayvanların devrimden önceki tek motivasyonları, eşitlik ve özgürlüktür fakat devrim gerçekleştikten, domuzların yönetimi ele almasından sonra zamanla bu umutların yerini hayal kırıklığı alır. Bunun sebebi ise özellikle domuzların kitleleri yönetmek için kullandığı propaganda araçlarıdır. (örneğin Squealer karakteri). Domuzlar, hayvanlara bir aracı gönderir ve tüm politik söylem ve çıkarlarını bunun üzerinden hayvanlara iletir. Bu işi Squealer adlı hayvan o kadar profesyonel yapar ki hayvanlar her seferinde ona gözü kapalı inanır, günümüzdeki medyanın da politik amaçlarla kullanımıyla ilişkilendirilebilir. Bilgiye erişim ve doğru haber alma hakkının sınırlandırılması, Orwell’in eleştirdiği konulardan biri.
Kitapta, iktidarların yozlaştırıcı etkisini çok güzel bir şekilde görebiliyoruz. Yola çıkılan Demokrasi, eşitlik veya özgürlük gibi sloganlar iktidarı elde ettikten sonra içinin boşaltıldığı durumlar, Orwell’in anlatısını güncel hale getiriyor.
Hikayeye geri dönelim..
Söz sahibi olan Napoleon ve Snowball adlı iki domuz zamanla aralarında anlaşamazlar ve Napoleon, Snowball’u çiftlikten sürüp kontrolü tamamen ele alır. Bundan sonra çiftlikte yaşanan herhangi bir olumsuzlukta Napoleon sürekli Snowball u suçlar. Hatta Napoleon iktidarını korumak için dış düşman yaratır ve sorunlarını her zaman bu dış güçlere dayatır. Hayvanları, sürekli olarak daha iyi bir yaşam vaatleriyle çalıştırır, ancak durumları giderek kötüleşir. Fakat hayvanlar her kötü durumda başlarını kaldırsa Napoleon’un baskıcı rejimi altında propaganda, korku ve aldatma yöntemleriyle hayvanları sindirir.
Kitapta vurgulanmak istenen noktalar;
Domuzlar, Devrimin liderlerinden Snowball ve Napoleon arasında çiftliğin yönetimi konusunda anlaşmazlık başlar. Snowball, ilerici projeler önerirken (örneğin yel değirmeni), Napoleon otoriter bir yaklaşım benimser. Sonunda Napoleon, köpekleri kullanarak Snowball’u çiftlikten sürer ve tek lider olur. Bu olay, iktidar mücadelesinde entrika ve baskıyı simgeler.
Yel değirmeni, hayvanlara daha iyi bir yaşam vaadiyle inşa edilir. Ancak, değirmen defalarca yıkılır ve hayvanlar her seferinde yeniden inşa etmek zorunda kalır. Yel değirmeni, liderlerin boş vaatlerini ve hayvanların sömürüsünü temsil eder.
Napoleon, çiftlikte tam bir diktatörlük kurar. Propaganda uzmanı Squealer, diğer hayvanlara sürekli yalan söyleyerek Napoleon’un kararlarını haklı çıkarır. Hayvanlar arasında korku ve sindirme politikası uygulanır, dış düşmanlar yaratılarak birlik sağlanmaya çalışılır. Sadık ve çalışkan bir at olan Boxer, “Daha çok çalışacağım” sloganıyla Napoleon’a tamamen güvenir. Ancak ağır çalışma nedeniyle hastalandığında, tedavi edileceği söylenerek mezbahaya gönderilir. Bu olay, liderlerin güç uğruna en sadık destekçilerini bile feda edebileceğini gösterir.
Zamanla Yedi Emir’in içeriği domuzların çıkarlarına göre değiştirilir. Örneğin, “Hiçbir hayvan alkol içmez” kuralı “Aşırıya kaçmamak şartıyla alkol içilebilir” olarak değiştirilir. Sonunda “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları daha eşittir” ilkesi ortaya çıkar. Kitabın sonunda domuzlar, insanlarla aynı masada oturur ve insanlar gibi davranmaya başlar. Diğer hayvanlar, domuzlarla insanların birbirinden ayırt edilemediğini fark eder. Bu sahne, devrimin tamamen yozlaşmasını ve baskıcı rejimin yeniden kurulmasını simgeler.
Spoiler içeriyor
Ahmet Ümit, bir yandan sürükleyici bir polisiye hikaye sunarken, bir yandan da Türkiye’nin yakın geçmişindeki toplumsal ve siyasi gerçeklere eleştirel bir bakışını görebiliyoruz. Yolsuzluk, güç savaşları, medya oyunları gibi konular hikayeye işlenmiş. Bu olaylar sadece bir polisiye kurgusu değil, aynı…devamıAhmet Ümit, bir yandan sürükleyici bir polisiye hikaye sunarken, bir yandan da Türkiye’nin yakın geçmişindeki toplumsal ve siyasi gerçeklere eleştirel bir bakışını görebiliyoruz. Yolsuzluk, güç savaşları, medya oyunları gibi konular hikayeye işlenmiş. Bu olaylar sadece bir polisiye kurgusu değil, aynı zamanda Türkiye'nin gerçek bir fotoğrafı gibi. Suçun sadece bir bireyin değil, toplumsal yapının da bir sonucu olduğunu vurguluyor.
Romanda, bir cinayet soruşturması üzerinden Türkiye'nin toplumsal ve siyasi gerçekleri anlatılıyor. Kitabın başkahramanı olan Komiser Nevzat, ekibi Ali ve Zeynep ile birlikte, zengin ve nüfuzlu bir iş adamının öldürülmesiyle başlayan cinayet zincirini çözmeye çalışıyor. Ancak bu soruşturma, sadece bir katili bulma mücadelesi değil; aynı zamanda Nevzat’ın geçmişte yaşadığı büyük bir trajediyle de bağlantılıdır.
Komiser Nevzat, yıllar önce eşi ve kızını bir terör saldırısında kaybetmiştir. Bu acı olay onun hayatında derin izler bırakmış, adalete olan inancını ve sorumluluk duygusunu güçlendirmiştir. Roman boyunca Nevzat’ın ailesini kaybetmesine yol açan cinayeti kimin işlediği sorusu, hikayenin arka planında bir gölge gibi durur. Bu trajedi, Nevzat’ın hem bir polis hem de bir insan olarak olaylara yaklaşımını şekillendirir.
Hikaye, zengin ve güçlü bir iş adamının öldürülmesiyle başlıyor. Olay, görünüşte sıradan bir cinayet gibi dursa da soruşturma ilerledikçe karanlık ilişkiler ve geçmişte kalan sırlar birer birer ortaya çıkıyor. Nevzat ve ekibi, cinayetin ardında mafya bağlantıları, çıkar çatışmaları ve siyasi ilişkiler olduğunu keşfeder. Cinayetler zinciri devam ettikçe olayın boyutları büyür ve Nevzat, sadece suçluları bulmak değil, aynı zamanda bu karanlık düzenin nedenlerini anlamak için de mücadele eder.
KİTABIN İKİNCİ SERİSİ OLAN İNSAN ENDİŞELİ BİR DAMLA HEM PARÇACIK HEM DALGA. Uygulamada bulamadığım için düşüncelerimi bu serinin altında paylaşacam Kitaptan Alıntı: “ Bin yılı aşkın bir süredir, akıl ve mantık Müslüman olduklarını iddia edenler tarafından rehin alındı ve beddua…devamıKİTABIN İKİNCİ SERİSİ OLAN İNSAN ENDİŞELİ BİR DAMLA HEM PARÇACIK HEM DALGA. Uygulamada bulamadığım için düşüncelerimi bu serinin altında paylaşacam
Kitaptan Alıntı: “ Bin yılı aşkın bir süredir, akıl ve mantık Müslüman olduklarını iddia edenler tarafından rehin alındı ve beddua ettikleri Gavurlar atom altı seviyeleri aşıp yeni canlı üretme ve yıldızlar arası seyahat peşinde koştular. Onlar ise gözyaşı dökerek, sırtüstü uzanıp kavli duaya devam ettiler, bilim ve teknolojide taş üstüne taş koymadı, ter dökmedi, şöhret, servet, şehvet, cinsellik, huri, iki bacak arası fetvalarla oyalandılar. Köpek kedi beslemenin cevazı, amin lafzı sesli mi söylenir sessiz mi gibi fetvalarla uğraşıp oyalandılar. Yabancılar ilimle, bilimle, insan klonlama, insan kopyalama ile uğraşırken biz bu tür fetvalarla oyalandık. Sultanın atına binen, sultanın borusunu çalar.”
Prof. İsmail Hakkı Aydın çok yakından takip ettiğim bir beyin cerrahı. Vaktiniz varsa söyleyiş ve videolarını yakından takip etmenizi öneririm. Kitapla ilgili düşüncelerime gelirsek çok etkilendiğimi söylemek mümkün. Fakat kitabı okurken Profesörün bazı söylem ve kavramları hakkında bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Direkt alıp okursanız bazı kavramlar size yabancı gelebilir.
Kitabın temelinde yatan ana fikir, insanın çok katmanlı ve karmaşık bir varlık olduğudur. İnsanın maddi ve manevi boyutlarının bir arada düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Profesör bu iki boyutun birbirinden ayrı ele alınmayacağını savunur.
Kitabın adı, kuantum fiziğindeki “dalga-parçacık” ikilemine gönderme yapar. Bu ikililik, ışığın hem parçacık (foton) hem de dalga formunda hareket edebileceğini ifade eder.
Prof. İsmail Hakkı Aydın, kitabında insanı varoluşsal bir yolculuğa çıkarıyor. Kuantum fiziğinden yola çıkarak, insan doğasının “hem parçacık” hem de “dalga” olarak tanımlıyor. Bu tanım insanın sadece maddi bir varlık olmadığını, aynı zamanda düşünceleri, ruhu ve maneviyatıyla çok boyutlu bir varlık olduğunu ifade ediyor.
Parçacık Yönü: İnsan bedeni, biyolojik varlığı, maddesel yönüyle sınırlı ve somut bir varlıktır
Dalga Yönü: İnsan ruhu, düşünceleri, bilinci ve hayalleri, soyut ve sonsuz olan manevi bir boyutta yer alır.
Kitapta endişe, insan olmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak ele alınıyor. İnsan varoluşunun anlamını ararken sürekli endişe içindedir. Bu endişe aslında insanı harekete geçiren, sorgulatan ve anlam arayışına iten bir güçtür.
Kitaptan birkaç alıntıyı buraya eklemek istiyorum
“İnsan bir damladır, çünkü onun maddi varlığı küçücük bir hacme sığar. Ancak aynı insan bir dalgadır; düşünceleriyle, duygularıyla ve ruhuyla sonsuzluğa uzanır.”
“Kuantum dünyasında her şey hem belirsizdir hem de kesin; insanın doğası da böyledir.”
"İnsan değiştikçe kitaplarda değişiyor aslında. Onlara bakmamız onları yorumlamamız, olayları çözümlemelerimiz de değişiyor. 30 undan önce okuduğun kitap 30 undan sonra bambaşka pencereler açıyor sana. Farklı duygular yaşıyorsun. Farklı betimlemeler..."