Spoiler içeriyor
Donnie Darko, Türkçe adıyla Karanlıkta Yolculuk filmi hakkında konuşmak istiyorum bugün. Pekala, gerçekten karanlıkta yapılan bir yolculuğu mu izliyoruz, yoksa aydınlağa doğru bir ilerleyişi mi? Soyut ve metaforik anlamda. Gelin bunu beraber inceleyelim. Filmi izleyeli herhalde 2-3 haftadan daha fazla…devamıDonnie Darko, Türkçe adıyla Karanlıkta Yolculuk filmi hakkında konuşmak istiyorum bugün. Pekala, gerçekten karanlıkta yapılan bir yolculuğu mu izliyoruz, yoksa aydınlağa doğru bir ilerleyişi mi? Soyut ve metaforik anlamda. Gelin bunu beraber inceleyelim.
Filmi izleyeli herhalde 2-3 haftadan daha fazla zaman oldu, o sebepten ötürü zihnimde bazı parçalar eksik gibi. Zaten zor da bir filmdi, hakkında konuşmak için araya bu kadarlık bir mesafe de bırakınca zihnimde kelimeleri nasıl toparlayacağımı bilemez hâle geldim. Neyse bir şeyler yazdıkça kelimeler kelimeleri doğurur, cümleler cümleleri açar, akar gider diye düşünüyorum. Kopukluklar olabilir, affola. Böyle bir filmi de tam biz düzlemde nizami şekilde yorumlamak da çok zor benim için. Girişi çok uzattım, kusura bakmayın. Başlıyorum.
Öncelikle belirtmek istediğim bir şey var. Ben filmi iki kez izledim. İlk bi' gece oturup izledim. Sonra baktım ki zihnimde filme dair bayağı eksik parçalar var. Başı, sonu, sahneler arası geçişler, kitap, zaman kırılması, evrenler, olanlar ve olmayanlar zihnimde oturmamış, hem anlamamış hem de kendimi vererek izlememişim. Bu sebepten ötürü ikinci defa bir daha izledim. İkinci izleyişimde de %100 bir şekilde anlamasam da en azından bu kadar çok eksik parça kalmadı. Sahneler zihnimde makul bir yere oturmayı başardılar.
Donnie Darko'yu Onedio'nun Dev Film Arşivi adlı gönderisini karıştırırken bulmuştum, konusu ilgimi çekince de hemen izledim. Zira bilen bilir; paralel evrenler, zaman yolculuğu gibi konular tam benim kalemimdir. Kafamın allak bullak olmasını, filmin sonunda zihnimde yüzlerce soru işaretini bırakması, sahnelere tekrar bakıp bir şeyleri çözdükçe "vay anasını be!" demeyi severim. Bu filmde yaşadığı birçok kırılma, birçok seçimle bana bunu dedirtmeyi başardı.
Filmin başrolünde Donnie adlı bir genç bir erkek var. Psikolojik sorunlarla mücadele eden biri. Aslında bunun tam anlamıyla öyle olmadığını filmi izledikçe daha iyi anlıyoruz tabii. Her neyse, Frank adlı bir tavşan Donnie'nin karşısına çıkıp ona şunun haberini veriyor: "Dünyanın yok olmasına 28 Gün, 6 saat 42 dakika 12 saniye var." Böyle bir haberi almak, inanıp inamamak bir tarafa insanın hayatında, düşüncelerinde, davranışlarında illa bir şeyleri değiştirir değil mi? 2012 yılında dünyanın sonu gelecek safsatasını hatırlarsınız. İnsanlar yerlerini, yurtlarını terk etmişlerdi bu inanış için. Tüm dünyayı etkisi altına almıştı. Herhalde inanmasakta zihnimizde bi 'acaba' oluşmuştur. İşte Donnie'nin hayatında da bu haberden sonra değişimler oluyor. Fakat bunlar somut değişimlerden ziyade soyut ve zihinsel değişimler. Hayata bambaşka pencereden bakıp daha farklı bir şekilde sorgulamaya başlıyor. Bazı eylemleri istemeden bazılarını isteyerekten yapıyor; yine de şu bir gerçek ki Donnie'nin hayatındaki bu değişim yaşadığı evreni, ailesi ve çevresindeki ile olan ilişkilerini de şekillendiriyor. Eylemlerimizin "Kelebek Etkisi" adı verilen bir teoriyle başka insanların hayatlarını ya da gelecekteki yaşantımızı nasıl değiştirdiğini biliyoruz. Donnie Darko'da kelebek etkisi teorisinden bahsedip geri çekilmek mümkün değil. Çünkü eylemlerimizin geleceği şekillendirmesinden değil, alternatif evrenler oluşturup zaman kırılmaları yaratmasından bahsediyor film.
Çoklu evren teorimine değiniyor değinmesine ama bunu izleyicinin gözüne sokarak yapmıyor. Daha zihnine ve psikolojisine girmeye çalışarak, derinden derinden veriyor. Düşündürerek, kafa karıştırarak... Eğer paralel evren meselesini zihninizde halletmek isterseniz Coherence adlı filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Film içinde önerimi de yaptığıma göre devam edebilirim. Filmdeki hiçbir karakter boşuna orada değil aslında. Farketsek de etmesek de hepsi bir şekilde hikâyeyi, zaman kırılmasını besliyorlar. Fakat Donnie ve Frank'tan sonra önemli olan iki karakter var; birisi Gidici Nine diye söz edilen Bayan Sparrow, diğeri de Donnie'nin terapisti.
Mahallenin delisi olarak bilinen ve sürekli boş bir posta kutusunu kontrol eden Gidici Nine'nin aslında ne kadar zeki olduğunu, hatta Donnie'nin elinde bulunan zaman kırılmasıyla alakalı kitabı da onun yazdığını biz de Donnie'yle beraber öğreniyoruz. Her şeyin farkında olan ama kabuğuna çekildiği ve herkes kendisini deli sandığı için kimseye de inandıramayan biri. Bir şeylerin sadece Donnie farkında ama o da tam anlamıyla deli yaftası yemese bile aynı durumdan muzdarip. Bayan Sparrow film için bu yüzden şu kadar önemli; filme dair birçok kavramı, yaşananları ve yaşanacakları, evrenler teorisini onun sayesinde öğreniyoruz. Onun başka evrenden beklediği bir haber karakterlerin hepsi için oldukça önemli.
Geçelim terapiste. Terapist gerçekliğin ve sorgulamanın vücut bulmuş hali diyebiliriz. Bizi daha doğrusu Donnie'yi hayal dünyasından uzaklaştırıp gerçekçi bir dünyaya sokmak isterken onun zihnindeki korkuları, Tanrı'ya olan inancı ve bakış açısını da ortaya çıkarıyor.
Terapistle olan sahneler, Donnie'nin mücadele ettiği psikolojik sorunlar biz seyirciye en başta şunu düşündürtmek istiyor; Donnie bir şizofren ve her şeyi kendi yapıp kendi çalıp kendi oynuyor. Az önce demiştim ya 'çoklu evrenleri' gözümüze sokmuyor. İşte buradan yola çıkarak yaptım bu çıkarımı. Belki gerçekten de her şey bir yanılsamadır ve her şey Donnie'nin zihninde yaşanıyordur. Uçak motoru düşmeden önceki son 8 saniye içinde Donnie'nin gördüğü bir rüyadır bu 28 gün. Kim bilir, bilemem... Zor bir film. Her türlü olasılığı düşündürüyor. Ben her şeyin gerçekten yaşandığı, çoklu evrenler teorisine dayanan olasılığı göz önüne alacağım. En başından beri de bunu yapmaya çalıştım zaten.
Donnie bir şizofren değil ve gördüğü, yaşadığı her şey gerçek. Sadece seçilmiş kişi olduğu için bunlar ona gösteriliyor. Pekala film bize dediğim gibi Donnie'nin şizofren olduğunu göstermeye çalışarak zihnimizde şu yanılsamayı oluşturmaya çalışıyor. Donnie çok zeki biri ve her şeyi kendisi planlıyor ve planları kusursuz bir şekilde işliyor. Su baskını, çıkan yangın vs. Lâkin çoklu evrenler teoirisini anlattığı açıdan baktığımızda Donnie'yle bütün bunları yaptıranın Frank olduğunu görüyoruz. Filmin asıl zeki karakteri o. Yönlendirmeleri ve manipuleyi o kadar kusursuz yapıyor ki; izleyici olarak bile olanlardan onu suçlamak aklımıza gelmiyor. Özgür irade, kader gibi kavramlardan söz etmiştim. Tam bu noktada bunu biraz açabilirim. Frank'ın yönlendirmesiyle hareket eden Donnie'nin özgür olmadığını görüyoruz. Bütün seçimler kendine ait gibi görünse de bir şekilde kukla görevi görüyor aslında. Evet, onun için mutlu sonla biten ölümü de dahil. Hatta Donnie bir sahnede şunları söylüyor: "Tanrı zamanı kontrol ediyorsa, her şey önceden belirlenmiş demektir." Yani kaderimizin önceden yazıldığını, seçimlerimizin kendi elimizde olmadığını savunup özgür irade diye bir şey olmayacağını iddia ediyor, eğer bir Tanrı varsa. Tabii Donnie'nin düşüncesine göre konuşuyorum. Ben Allah'ın varlığına inanan biriyim ve de seçimlerimizin bize bırakıldığını yani şuan seçtiğimiz eylemleri seçmek için yaratılmadığımızı, bunları tamamen özgür irademizle seçtiğimizi düşünüyorum. Gelelim Donnie'nin Tanrı'ya karşı olan tutumuna. Kendini ateist olarak göstermek istese de ya da öyle olduğunu düşünse de aslında kendisi bir agnostik. Bunu bazı sorgulamalarından kadere ve kıyamete karşı olan bakış açısından ve Tanrı hakkında yaptığı konuşmalardan anlayabiliyoruz. Tanrı'nın varlığını kabul etmese de tamamen redde etmiyor. Buna şüpheci yaklaşıyor. Film doğa ötesi ya da bilimsel her şeyi felsefi bir açıdan sorguluyor, sorgulatıyor. Bu yönüyle de öne çıkması beni cezbeden detaylardan diyebilirim.
(Sığmadı devamını yorumlara bırakıyorum.)