"Burası sizin memleketinize benzemez. Adetleri, itikatları ayrıdır. Burada yaşayan köylüler senede bir gece, yani dün gece, habis ruhların, cinlerin, hortlakların serbest kaldığına itikat ederler." 50'lerden 70-80'lere Türk sineması ileriye değil bilakis geriye gitmiş. 50'lerin Türkiye'si için gayet güzel bir adaptasyon…devamı"Burası sizin memleketinize benzemez. Adetleri, itikatları ayrıdır. Burada yaşayan köylüler senede bir gece, yani dün gece, habis ruhların, cinlerin, hortlakların serbest kaldığına itikat ederler."
50'lerden 70-80'lere Türk sineması ileriye değil bilakis geriye gitmiş. 50'lerin Türkiye'si için gayet güzel bir adaptasyon yapmışlar. Kullanılan Türkçe de güzel. Hala Osmanlı Türkçesi esintileri var. Kanunievvel, riayet etmek, tenvir etmek gibi.
Halbuki Kanunievvel, Teşrinievvel gibi ay isimleri daha 1945'te değiştirilmişti. Aralık, Ekim vs diye.
Evvela politik bir film bu her şeyiyle. O yüzden filmden ziyade yönetmenine karşı antipati yer yer husumet denecek bir bakışı haiz kimseler var. Bu yorumlarda da belli oluyor. Bu arkadaşların siyasi yönelimini tahmin etmek atla deve değil. Bi yerlerine batmasına…devamıEvvela politik bir film bu her şeyiyle. O yüzden filmden ziyade yönetmenine karşı antipati yer yer husumet denecek bir bakışı haiz kimseler var. Bu yorumlarda da belli oluyor. Bu arkadaşların siyasi yönelimini tahmin etmek atla deve değil. Bi yerlerine batmasına da pek şaşırmadım o bakımdan. Sinan Çetin'e ben de çok bayılan biri değilim. Ama otursam bi yerde bu tiplerden çok daha konuşulası biri olduğunu da düşünüyorum. İktidar yandaşından muhalifine devlet yüceltmesinin hatta tapınısının bu kadar içselleştirilmiş olduğu bir memlekette epey "unorthodox" kalan bi film bu. Memurun arkasından efelenen külhanbeyinin iki höt zötle süt dökmüş kediye döndüğü sahne de sembolik olarak epey şey anlatıyor.
Gümrük memurunun atla geçtiği sahnede nece konuştuklarını anlayamadığım köylülerin konuşmayı kesip hemen "Ankara Ankara güzel Ankara..." nakaratına başlaması, memur gidince de kendi dillerinde konuşmalarına devam etmesini iyi kurgulamış. Salt şu sahne üzerine uzun uzun yazabilirim ama kalsın. Kısaca devletin karşısında ona intibak ettiği izlenimini veren köylü sonunda kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Filmin ana temasıyla alâkası yok ama yer yer Kemal Tahir'in Karılar Koğuşu'na benzettiğim yerler var. Ali Sunal'ın karakteri de tam Şener Şen'in Zengin Mutfağı'ndaki Selim'in memur versiyonu.
Rafet El Roman filmdeki en en beğenmediğim şey. Boktan şarkısına gönderme yapsın diye yazdıkları yerlerde kusasım geldi. İnanılmaz cringe sahne ya. Cast yapacak başka adam mı bulamadınız? Allahtan çok repliği yok.
Yanlış yere sınır çizmeleri devletin keyfi uygulamalarına bir ima olarak espri mevzuu edilmiş. Kemal Sunal'ın oynadığı gümrük memurunun devlet tapınısı öyle bir noktaya geliyor ki bi yerde sınırın beri tarafına kaçan bir koyuna bile zabıt tutturuyor. Tabii burada mizansenin en üst noktasına varmış oluyor.
Bazı sahneleri çok gereksiz hatta cringe ama fena bir film değil. Kemal Sunal'ın son filmi olması filme daha değişik bir hava katmış. Filmdeki en iyi şey kesinlikle onun oyunculuğu. Metin Akpınar da Urfalı bir adam imajını duruşuyla, konuşmasıyla bana epey hissettirdi. Son sahnelerde dram yaratmak için zorlamışlar. Kemal Sunal'ın oyunculuğunu döktürdüğü yerlere hiç lafım yok ama şu Rafet mi neyse onun kısımları beni inanılmaz irite etti. Eşkıya ile benzer yerlerden malûl bir iş olmuş. Filmin liberal biri tarafından kurgulandığı bariz. Devlet tapınısının her yere bulaştığı hele bugün epey radikal bir iş. Daha ciddi yazılsa, kör gözüm parmağına yerler atılsa belki sağlam bir iş olabilirmiş.
Kemal Tahir'in romanını epey sadık kalarak adapte etmiş Halit Refiğ. Kemal Tahir'le hayatta iken çok yakınlarmış zaten. Romanı iki defa okuduğum için replikleri neredeyse ezbere biliyordum. Kemal Tahir'in en sağlam metinlerinden olduğu için film de gayet güzel olmuş. Mesela aşağıda…devamıKemal Tahir'in romanını epey sadık kalarak adapte etmiş Halit Refiğ. Kemal Tahir'le hayatta iken çok yakınlarmış zaten. Romanı iki defa okuduğum için replikleri neredeyse ezbere biliyordum. Kemal Tahir'in en sağlam metinlerinden olduğu için film de gayet güzel olmuş.
Mesela aşağıda "Vebali boynuna dedin mi.." kısmını atmış filmde halbuki en vurucu yer orası.
-Öyleyse nafile... Kurt kuzunun ah ettiğini bilmez.
+Gördün mü? Hep hükümeti methedersin. Şimdi bu af vermemek doğru bir iş mi?
-Bir Allah'ın, bir de hükümetin işine akıl ermez oğlum. Ne yaparlarsa yapsınlar. Vebali boyunlarına... lyi yaparlarsa iyisinde otururuz, kötü yaparlarsa kötüsünde...
+Vebali boynuna, dedin mi hazır ol, kötüsünde oturacağız.
-Kötüsünde elbet. Suç hükümette mi? Bak dünya bozulmuş şahım..
Eşkıya kadar boktan olmasa da yine sıkıcı. Kenan İmirzalıoğlu ile hippiyi oynayan eleman rezalet. Zaten sırf Şener Şen var diye izledim yoksa tam manasıyla zaman kaybı. Senaryo klişe. Kurgu da kopuk kopuk olduğundan iyice yıldım. Sonunu göreyim de bitsin gitsin…devamıEşkıya kadar boktan olmasa da yine sıkıcı. Kenan İmirzalıoğlu ile hippiyi oynayan eleman rezalet. Zaten sırf Şener Şen var diye izledim yoksa tam manasıyla zaman kaybı. Senaryo klişe. Kurgu da kopuk kopuk olduğundan iyice yıldım. Sonunu göreyim de bitsin gitsin havası yarattı.
Biri espri niyetine Memento ile falan mukayese etmiş tabii ciddi değil ama yok yahu. Insomnia'ya bile yaklaşmıyor.
Çıktığı dönem Türk sineması için can simidi işlevi görmüş. Ama şimdiden geriye bakınca birçok mantık hatalarıyla mâlul bir film görüyorum. Ya mesela Uğur Yücel'in oynadığı karakteri sokak ortasında vuruyorlar. Sonra Şener Şen geliyor ama bakıyorsun herifler bir apartmanın damındalar. Yahu…devamıÇıktığı dönem Türk sineması için can simidi işlevi görmüş. Ama şimdiden geriye bakınca birçok mantık hatalarıyla mâlul bir film görüyorum. Ya mesela Uğur Yücel'in oynadığı karakteri sokak ortasında vuruyorlar. Sonra Şener Şen geliyor ama bakıyorsun herifler bir apartmanın damındalar. Yahu yaralı adamı hastaneye götüreceğinize niye dama çıkardınız? Çünkü arkadaki Boğaz manzarasını çekmek istemişler besbelli. Çok saçma. Oyunculuklara lafım yok ama senaryo fazla abartılı sanırsın John Wick falan izliyorsun. Hele son sahne...
70'lerde solun ne kadar güçlü olduğunu, büyük kapitalistlerin korkusunu 15-16 Haziran 1970 olaylarının etkisini küçücük bir mutfak etrafında mükemmel canlandırmışlar. Zaten bir tiyatro uyarlaması olduğu için bu kadar dar ve kısıtlı bir ortamda cereyan ediyor. Selim karakteri üzerinden "vatan, millet,…devamı70'lerde solun ne kadar güçlü olduğunu, büyük kapitalistlerin korkusunu 15-16 Haziran 1970 olaylarının etkisini küçücük bir mutfak etrafında mükemmel canlandırmışlar. Zaten bir tiyatro uyarlaması olduğu için bu kadar dar ve kısıtlı bir ortamda cereyan ediyor. Selim karakteri üzerinden "vatan, millet, namus, milliyetçilik" edebiyatı altında MHP'lilerin nasıl büyük sermaye sahiplerine kelimenin tam manasıyla itlik yaptıklarını da evin önünde sürekli havlayan ama hiç görmediğimiz hayvanla ve bir sahnede Selim'in önüne konan yemeği yeme şekliyle apaşikâr görüyoruz. Keza "büyük patron"un da yüzünün hiç gösterilmemesi, her şeyi yukarıdan Selim'e verdiği emirlerle icra ettirmesi çok manidar.