Türkiye, bugün bile, dinden başka katalizör bulamamış, sınıfları cıvık bir toplumdur. Batı Çıkmazı Roman Notları, sf. 73. ------------------------------------ En doğru tespitlerinden biri bu.
Padişah, yeniçerileri ortadan kaldırınca - o zamana kadar Osmanlılıkta hiç görülmemiş bir derecede- gerçekten despot kesilmişti. Bu despotluğa karşı ve düşman olanlarla giriştiği boğuşmada ustalık göstermişti ama, sırtladığı, yenileştirici ödevini başaracak güçte olmadığı da kısa zamanda meydana çıkmıştı. Batı Çıkmazı,…devamıPadişah, yeniçerileri ortadan kaldırınca - o zamana kadar Osmanlılıkta hiç görülmemiş bir derecede- gerçekten despot kesilmişti. Bu despotluğa karşı ve düşman olanlarla
giriştiği boğuşmada ustalık göstermişti ama, sırtladığı, yenileştirici ödevini başaracak güçte olmadığı da kısa zamanda meydana çıkmıştı.
Batı Çıkmazı, sf. 46.
Padişah bu işi [Yeniçeriliği lağv] bu tarih için, önceden tasarlamış değildi. Yeniçeri ayaklanması, bu işi, o gün silahla bitirmeyi zorunlu kıldı. Peygamberin sancağı çıkarılıp halk, altına toplanmaya çağrıldığı halde, başarı yüzdeyüz değildi. 2'inci Mahmut, sonuna kadar gitmeye karar vermekle varını…devamıPadişah bu işi [Yeniçeriliği lağv] bu tarih için, önceden tasarlamış değildi. Yeniçeri ayaklanması, bu işi, o gün silahla bitirmeyi zorunlu kıldı. Peygamberin sancağı çıkarılıp halk, altına toplanmaya çağrıldığı halde, başarı yüzdeyüz değildi. 2'inci Mahmut, sonuna kadar gitmeye karar vermekle varını yoğunu, hayatıyla birlikte herşeyi tehlikeye atmıştı.
Kemal Tahir, Batı Çıkmazı Roman Notları, sf. 44
--------
Gayet de planlı bu arada. Kemal Tahir'in bu mevzuda malumatı az.
Kurosawa tarzı samuray savaşçı sahneleri (muhtemelen Ran ve Yedi Samuray'dan esinlenilmiş) + maneviyat + doğa vs insan çatışması + epey ileri animasyon kalitesi = bu animasyon film Eğer çocukken izlemiş olsaydım, belki bu filmi çok daha fazla beğenirdim. Ancak o…devamıKurosawa tarzı samuray savaşçı sahneleri (muhtemelen Ran ve Yedi Samuray'dan esinlenilmiş) + maneviyat + doğa vs insan çatışması + epey ileri animasyon kalitesi = bu animasyon film
Eğer çocukken izlemiş olsaydım, belki bu filmi çok daha fazla beğenirdim. Ancak o durumda bile filmi çok sevmezdim. Ruhların kaçışı ile aynı şeyleri yazmış oldum kısaca.
Hiçbir şekilde benim ilgileneceğim tarz değil. Belki ufak çocuk olursa meşgul olsun diye izletilir o kadar.
Hümayun, ona [Seydi Ali Reis] hangi memleketin, "vilayet-i Rum"un mu, yoksa "Hindustan"ın mı daha büyük olduğuna dair tuzaklı bir soru sorduğunda, gözüpek bir cevap verir: "Pādişāhum, Rūm'dan murad Nefs-i Rūm ise, ol Vilāyet-i Sivas'dur. Hindūstān çoķdur. Ammā Pādişāh-ı Rüm'a tabi'…devamıHümayun, ona [Seydi Ali Reis] hangi memleketin, "vilayet-i Rum"un mu, yoksa "Hindustan"ın mı daha büyük olduğuna dair tuzaklı bir soru sorduğunda, gözüpek bir cevap verir: "Pādişāhum, Rūm'dan murad Nefs-i Rūm ise, ol Vilāyet-i Sivas'dur. Hindūstān çoķdur. Ammā Pādişāh-ı Rüm'a tabi' olan memälik ise Hind anuñ 'öşr-i 'āşirince yoķdur.' diyü cevāb virüp padişah dahı 'Murad cümlesidür.' diyücek 'Padişāhum bu haķīre layıḥ olan oldur ki İskender dünyāya hükm idüp yidi ıķlīme mālik olması galibā Pādişāh-ı Rūm olduğı gibidür." Ama "Rum" un Osmanlı İmparatorluğu'nun bütününden daha sınırlı bir şeyi ima ettiğini de iyi bilir. Osmanlı Bağdat'ına vardığında selamete kavuştuğunu hisseder ama oradan bir an evvel diyar-ı Rum'a yollanır.
Kendine Ait Bir Roma, sf. 123.
On beşinci yüzyılın tahrir sayımlarında örneğin, bir Müslüman'ın şu ya da bu "şahsın oğlu" olduğunu belirtmek için ibn (ya da bin) kelimesi gibi veled kelimesinin de kullanıldığı vakiydi. On altıncı yüzyıldan itibaren veled sadece Müslüman olmayanlar, ibn ise sadece Müslümanlar…devamıOn beşinci yüzyılın tahrir sayımlarında örneğin, bir Müslüman'ın şu ya da bu "şahsın oğlu" olduğunu belirtmek için ibn (ya da bin) kelimesi gibi veled kelimesinin de kullanıldığı vakiydi. On altıncı yüzyıldan itibaren veled sadece Müslüman olmayanlar, ibn ise sadece Müslümanlar için kullanılmaya başladı. Eldeki en eski kadı sicilleri her bir kişinin babasını ya da oturduğu mahalleyi adlandırma konusunda oldukça özensizdi; on altıncı yüzyıl ortalarından başlayarak, muhtemelen Sultan Süleyman (y. 1520-66) ile Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin (ö. 1574) yargı refomlarından sonra, her birey bu bilgi kırıntılarına göre de tanımlanır olmaya başladı. Gene kadı sicillerinde düzenli olarak gördüğümüz binlerce kişiden Müslüman olanlar "vefat" edecek, olmayanlar ise "helak" olacaklardı. İslam ve diğer inançlar arasında var olduğu öngörülen eşitsizlik temelinde, standart uygulama buydu. Bazı farklılıkları açıklamak ise o kadar kolay değildir ve ancak zaman içinde ortaya çıkmışlardır. Müslümanlar her zaman sakin'diler (bir yerin sakin'i anlamında, ama tabii kelimenin "sakin olmak" anlamı da var), Müslüman olmayanlarsa bazen mütemekkin (yerleşik). halini almıştı ve bir başkası daha devreye sokuldu. Bir Müslümana aynı belgede ikinci kez ya da (ilave) bir referans vermek gerektiğinde, erkek ya da kadın olan bu kişiden mezkur(e) (yukarıda adı geçen) diye bahsediliyordu; Müslüman olmayan birisi söz konusuysa, ikinci gönderme mesfur(e) (beriki) tabirini kullanacaktı - ille de bir değersizleştirme değilse de bir farklılaştırma. Gene on sekizinci yüzyılda, hatta belki daha önceleri, gayrimüslim isimlerinin "yanlış yazımları" da-eğer bu isim Müslümanlarca paylaşılıyorsa standartlaştı. İshak mesela, sürekli olarak, Müslümanlar için doğru kullanım olan sîn'le, ama Yahudiler için doğru olmayan kullanımla şad'la yazılıyordu. 25 Başka türlü söyle-yecek olursak, Osmanlı yöneticileri ve kâtipleri, tuttukları defterlere daha da geliştirilmiş kimlik işaretleri koyarak, fark bildirmenin gitgide daha incelikli yollarını buluyorlardı. Yani Osmanlı devletini erken modern bir devlet saymamız için esaslı sebepler vardır.
Kendine Ait Bir Rome, sf. 97-98.