Necip Fazıl’ın yorumu: Serbest Fırka kapatıldı ve oyun, oyuna getirilmek istenen İnönü'nün zaferiyle bitti... Şükrü Hanioğlu’nun yorumu: Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın, patrimoyal şefin, ağabeyinin hatalı davranışlarını babaya iletmekle vazifeli küçük çocuğu rolünü bir kenara iterek iktidar talebini seslendiren ve reisicumhurun başında…devamıNecip Fazıl’ın yorumu: Serbest Fırka kapatıldı ve oyun, oyuna getirilmek istenen İnönü'nün zaferiyle bitti...
Şükrü Hanioğlu’nun yorumu: Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın, patrimoyal şefin, ağabeyinin hatalı davranışlarını babaya iletmekle vazifeli küçük çocuğu rolünü bir kenara iterek iktidar talebini seslendiren ve reisicumhurun başında bulunmayı sürdüreceğini ilân ettiği iktidar partisini açıktan eleştiren bir yapı olmaya yönelmek, örgütün yedi senedir kaleme alamadığı, siyasî/ideolojik çizgi ortaya koyan bir program neşretmesi, kâğıt üzerinde var olan özgürlükleri kullanmaya kalkması, girişimin kısa sürede sonlandırılmasına yol açacaktır.
Koçak, Serbest Fırkayı gayet güzel özetlemiş bu kitapta ekstra diyecek bir şeyim olmadığından bu anektodları koydum. Yol Ayrımı romanının review’unda zaten yazmıştım yazacağımı.
“Che’nin çantasından Nutuk çıktı!” masalını mabadından uyduran Sinan Meydan denen düdük, Allah seni bildiği gibi yapsın ne diyeyim başka. “Cumhuriyet târihinin bu erken döneminde olan bütün olumsuzlukları İnönü’ye, geri kalanları da Atatürk'e âidmiş gibi göstermek, tarihçilik değil, olsa olsa politik…devamı“Che’nin çantasından Nutuk çıktı!” masalını mabadından uyduran Sinan Meydan denen düdük, Allah seni bildiği gibi yapsın ne diyeyim başka.
“Cumhuriyet târihinin bu erken döneminde olan bütün olumsuzlukları İnönü’ye, geri
kalanları da Atatürk'e âidmiş gibi göstermek, tarihçilik değil, olsa olsa politik bir gelenektir!”
Çok doğru bir tespit.
Onun haricinde “İlahi Nutuk” da bir ruh hastasının gözünden 70’lerin Türkiye’sine Atatürk’ün ‘öte alemden’ direktiflerini içermesi bakımından çok kıymetli (!)
Bunlar ve benzeri pek çok misalle bu kitap Koçak’ın Tarihlenk’i gibi olmuş diyebilirim. Epey bir yanlışları düzelttiği ve Sinan Meydan gibi soytarıları madara ettiği bir eser.
Ruşeni Barkın ile ilgili kısım da ayrıca ilginç. Karabekir’in 1933’te yakılan hatıratı da keza. Hoş onun için müstakil bir çalışması var.
Bilhassa Recep Peker’in Genel Sekreter olduğu dönem ilginç. Koçak’ın sırf o mevzuya münhasır müstakil bir çalışması da var zaten. Koçak’ın tabiriyle 3.Adam pozisyonu olan bu makam epey göz ardı edilir, ama yazar bunun üzerinde de durmak istemiş bu kitapta. İlginç…devamıBilhassa Recep Peker’in Genel Sekreter olduğu dönem ilginç. Koçak’ın sırf o mevzuya münhasır müstakil bir çalışması da var zaten. Koçak’ın tabiriyle 3.Adam pozisyonu olan bu makam epey göz ardı edilir, ama yazar bunun üzerinde de durmak istemiş bu kitapta. İlginç bazı kısımları aşağıya ilave edeyim.
"Sizden, Eskişehir'in sükütunda düşmanın işine yaramasın diye, son katara koydurarak, Ankara'ya gönderdiğim, bugün birinci işletme hareket başmüfettişliğinde bulunan Kaldis'in yerine geçmekliğime delaletinizi istiyorum. Ben garb cephesi levazım işlerini iyi yapmış bir e[erkanı] h[arbiye] miralayı mütekılidiyim; Kaldis ise hiçtir. Ben bir Türküm; dünkü gibi, yarın da yurt için çalışacağım... Kaldis ise, en ufak bir sarsıntıda düşmanın işine yarayacak bir şahıstır. Benim bilgi ve imamın ondan çok yüksektir. Şu halde, memlekete canla başla bağlı bulunan bir Türküm; bir Rumun oturduğu yeri istemeye hakkı olsa gerektir.( ... ) Arkadaşınızı hiçlikten kurtararak, büyük işler başına geçirmek, yüksek kudret ve kuvvetiniz dahilindedir, esirgemeyiniz... Gözlerinden öperim kardeş..."
“Mektup sahipleri, Osmanlı örneği yazışma üslubunu sürdürmektedirler. Şöyle ki, aralarında pek çoğu, güç ve iktidar sahibi olduğunu düşündükleri makama velinimet olarak bakarken; ona ubudiyet (kullak/kölelik) sunuyorlardı. Kısaca özetlemek gerekirse; Osmanlı kültür dünyası ve yöneticilerle yönetilenler arasındaki uzak ve mesafeli dünya, olduğu gibi devam etmektedir.Üstelik, bu devamlılık, 'merkez elit'in içindedir! Yani, 'çevre'nin kültüründen değil; aksine burada 'merkez' içinde yer alan elitlerin kültüründen söz ediyoruz. Bu kültürde de, görüldüğü üzere, tek-partili yıllarda bir değişim gözlenmemektedir. Aksine, kültürel alışkanlıklar ve devamlılıklar, bu döneme de damgasını vurmaktadır. O kadar ki; tek-parti rejimi, söz konusu kültürü kırmak için mücadele etmek bir yana; o kültürden beslenerek, mevcut kültürü sürdürmekte bir sakınca görmemektedir. Onu yeniden üretmektedir hatta! Bu bakımdan; 'tek-parti rejiminin kültür savaşı'ndan söz edenlerin, bu türden örnekler karşısında, çok daha dikkatli olmaları ve değerlendirmelerini yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir.
Mektup sahiplerinin daha çok taşradan yazıyor olmaları da ilginçtir. Ankara, İstanbul gibi merkezlerden, görebildiği kadarıyla, çok daha az talep gelirken; asıl talep patlaması taşrada yaşanıyordu. Ancak taşra deyince de dikkatli olmak gerekir. Çünkü, taşradan yazanlar 'çevre'nin temsilcileri değillerdir; aksine, onlar, 'merkez'in taşradaki temsilcileridir. Dolayısıyla, mektup sahiplerinin ezici bir kısmının 'merkez' de bulunduğunu dikkat almamız gerekir. Bu mektuplar, talepler, dilekler, ricalar; aslında 'merkez' de bulunanlar arasında gerçekleşmektedir. Bir anlamda hiyerarşik olarak 'merkez'in alt statüsünde bulunanlar üstten yardım istemektedirler.
Bunda yakınlık, akrabalık bağı olabileceği gibi, daha ziyade meslektaşlık ve tanış olmak da önemli bir unsur gibi görünmektedir.”
Herhangi bir derginin bu konuyla ilgili kısmından daha iyi değil, mesela Atlas dergisinin bir sayısında daha derli toplu bir anlatım görmüştüm. Fazlasıyla görsele boğulmuş, olsa olsa PDF’si okunup geçilecek bir şey.
“Ata’nın Anadolu'da milli Türk devletinin kurulma ideolojisi çerçevesinde belli bir tarih tezi vardı ve bunu bilimsel temellere oturtma ihtiyacını hissediyordu.” Bilimsel tabii canım yersen. Türk tarih tezi saçmalığını bilimsellik affeden hiçbir adama itibar etmem. İnalcık da bunun ne kadar zırva…devamı“Ata’nın Anadolu'da milli Türk devletinin kurulma ideolojisi çerçevesinde belli bir tarih tezi vardı ve bunu bilimsel temellere oturtma ihtiyacını hissediyordu.” Bilimsel tabii canım yersen. Türk tarih tezi saçmalığını bilimsellik affeden hiçbir adama itibar etmem. İnalcık da bunun ne kadar zırva olduğunu bilmesine rağmen şu mevzuda nato kafa nato mermer hep.
Onun haricinde klişenin klişesi İnkılap tarihi ders kitaplarından öte bi’ haltı yok.
Erken Cumhuriyet devrinde Kemalizmin nasıl bir ideolojiden öte dine tevil edilmeye çalışıldığına ışık tutan çok kavi bir metin. Tam bir dalkavuklar, soytarılar geçidi... “Elhamdülillah Laikiz”le beraber Türkiye’de meskûn belli bir çevrenin kafa yapısını çok iyi özetler. Hiciv versiyonunu arayanlar içinse…devamıErken Cumhuriyet devrinde Kemalizmin nasıl bir ideolojiden öte dine tevil edilmeye çalışıldığına ışık tutan çok kavi bir metin. Tam bir dalkavuklar, soytarılar geçidi... “Elhamdülillah Laikiz”le beraber Türkiye’de meskûn belli bir çevrenin kafa yapısını çok iyi özetler. Hiciv versiyonunu arayanlar içinse Dalkavuklar Gecesi vardır.