İlk kez bir film hakkında nereden başlayacağımı bilmiyorum. Çok karmaşık, ama bir o kadar sade ve mantıklı. Sinematografik bir şaheser, ama bu “şaheser” tanımını tamamlayamayacak kadar natamam bir iş. Oradan başlayayım ki film yaklaşık 10 yıl devlet tarafından yasaklanmış. Filmin…devamıİlk kez bir film hakkında nereden başlayacağımı bilmiyorum. Çok karmaşık, ama bir o kadar sade ve mantıklı. Sinematografik bir şaheser, ama bu “şaheser” tanımını tamamlayamayacak kadar natamam bir iş.
Oradan başlayayım ki film yaklaşık 10 yıl devlet tarafından yasaklanmış. Filmin beşte biri kaybolmuş ya da yok edilmiş. Nihayet 1988 yılında yönetmen tarafından, eksik sahnelerin yerine şehir manzaraları fonunda senaryoyu anlatan bir seslendirme eklenerek film gün yüzüne çıkıyor. Kayıp sahneler çok önemli sahneler olduğu için film yarım kalmış hissi veriyor. Filmin konusu da bu yüzden tam olarak anlaşılamıyor.
Ama benim anladığım kadarıyla: “Dünya artık yaşanamayacak bir haldedir. Bu yüzden yaşanabilecek başka bir dünya bulmak için uzaya astronotlar gönderilir. Yeni buldukları dünyaya inerken kaza yaparlar ve bu 4 astronottan biri ölümcül şekilde yaralanır. Kısa süre sonra ölür. Astronotların kazadan sonraki ilk psikolojik travması bu olur.
İndikleri dünya ise sahipsiz değildir. Dünyanın kendi yerli halkları vardır. Bu halklar normal dünya halkları gibi değil, daha ilkel toplumlardır. Bu yüzden astronotlar onlar tarafından ilahi varlıklar, seçilmişler olarak kabul edilir. Zamanla astronotlar akıllarını yitirirler. Kendilerinin de tanrılaştığına inanırlar. Bir nevi istemeden sahte bir din ve mitoloji yaratırlar.
Bunu, astronotların diğer ikisi de öldükten sonra daha iyi anlıyoruz. Ancak geriye kalan tek astronot Piotr ölmez. Bir nevi filmdeki tek ölümsüz karakter olur.
Filmdeki bir diğer ana karakter de Marek’tir. Marek sonradan bu yeni dünyaya gönderilen bir başka astronottur. Yerli halk ise onun kurtarıcı peygamber olduğuna inanır. Marek ne kadar bunu inkâr etse de halkın onu kutsallaştırdığını görür ve bu peygamber rolünü üstlenir.
Filmde Sherm’ler diye bir düşman halk vardır. Denizin öbür tarafında yaşarlar. Astronotlar bu yeni dünyaya gelene kadar kimse Sherm’lerin varlığını bilmez ve bize gösterildiği kadarıyla bu dünyada savaş da yoktur. Astronotların gelişinden sonra, insanlardan doğan yeni insanlar denizin öbür tarafında ne olduğunu merak eder. Keşfe çıkarlar ve orada ne yaparlarsa Sherm’lerle savaş başlatırlar. Bu da insanların nereye giderse gitsin yanında yıkım ve kan götürdüğünü vurgulayan bir sahnedir.
Sherm’lerle süren savaşta bir Sherm esir alınır. Marek onunla konuşmaya çalışır. Şunu da belirteyim ki Marek’in omuzlarındaki yük o kadar ağırdır ki psikolojisi buna dayanamaz ve aklını yitirmek üzeredir. Sherm ile olan diyalogunda fark eder ki ölen insanlar ve aklını yitiren insanlar Sherm’e dönüşmektedir.
Daha sonra Marek bu savaşı bitirmek için Sherm’lerin yaşadığı yere, denizin öbür tarafına gider. Savaşı kazanır. Geri döndüğünde ise sevdiği kadın ona sırt çevirir. Marek döndükten sonra artık bir nevi insanlıktan çıkmıştır. Yavaş yavaş Sherm’e dönüşmektedir. Bu sahne de savaşın insandan mutlaka bir şeyler götürdüğünü gösterir.
Marek’i kutsallaştıran, ona peygamber diyen halk onu taşlayarak öldürür. Onu çarmıha benzer şekilde tahtaya çivilerler. Film de Marek’in ölümüyle biter.”
Filmin devamındaki sahneleri anlamadığım için benim için film orada bitmişti. Uzun yıllar filmin yasaklanma sebebi zaten açıkça bellidir. Çünkü film doğrudan Hristiyanlığı eleştirir ve dinin nasıl çarpıtıldığını gösterir. Dinin sadece güç ve otoriteyi elde tutmak için yaratılmış bir şey olduğu vurgulanır.
Çok uzağa gitmeden filmin açılış sahnesinde de bunu görürüz. Filmde Piotr karakteri tanrı, Marek karakteri ise İsa Mesih motifi olarak gösterilir.
Film tamamlanmış olsaydı, bugün Kubrick ve Tarkovski’nin filmleri hakkında nasıl konuşuyorsak, bu film hakkında da öyle konuşurduk bence. Film inanılmaz derecede Dune havası veriyordu. Seçilmişlik, savaş, dini temalar vs. birçok açıdan benzerdi.
Filmin 1978 yılında çekildiğini de düşününce aklıma bu filme sinematografik bir şaheser demekten başka bir şey gelmiyor. Emin olun filmden hiçbir şey anlamasanız bile görsellik ve atmosfer için sonuna kadar izlersiniz.