Ah Leylâ, Leylim Leylâ Ahmet, bazı mektupların sonlarına adını yazmak yerine 'senin' imzasını atıyor. Anlarsan güzel cümle. Leylâ, Ankara'da bir vakit; bilirsiniz Ankara öyle bir şehirdir ki grisini sigaradan alır " burası Ankara bu şehirde sigara içmenin zararı yok" şehrindedir.…devamıAh Leylâ, Leylim Leylâ
Ahmet, bazı mektupların sonlarına adını yazmak yerine 'senin' imzasını atıyor. Anlarsan güzel cümle.
Leylâ, Ankara'da bir vakit; bilirsiniz Ankara öyle bir şehirdir ki grisini sigaradan alır
" burası Ankara bu şehirde sigara içmenin zararı yok" şehrindedir. Evlidir, dertlidir, yazar çevresi epey geniştir. Ahmet, kışın Diyarbakır'ında avlulu evinde tütün içerek ısınır ve Ahmet bazı aylar Leylâ'sına mektup gönderebilmek için tütününden kısar. Ahmet, soğuk şehir Ankara'ya yâr olan Leylâ'dan daha çok üşür. Bazı zamanlar cevapsız bırakır mektupları Leylâ. Bizim gözü kara kaşı kara yârimiz Leylâ acep neden böyle gecikir?
Ahmet çok sever.
Ahmet, Leylâ'sını en bi çok sever. Sever sevmesine de neye yarar. Leylâ, mapusta yeşil soğan özlemi çeken Ahmet'in sevdasından ne anlar ki. Leylâ; Diyarbakır'ın taş duvarlı evlerinde, sokaklarında, sur içinde gezen, Tarancı ile komşu olan Arif'ten ne ister? Madem bir şey istemez, neden iki yakası bir araya gelmeyen Ahmet'ten ellerini çekmez?
Leylâ, bozgunusun bu dünyanın. Ahmet abimden güzel değil bile gözlerin. Varsın senin olsun şehirler, cemiyetler, elle tutulur işler. Ahmet'in geceleri senin için yaşadığı aşkı var. Varsın senin olsun sevilmeler, ağırlanmalar, misafir edilmeler. Ahmet abimin biçare yazgısı var.
Leylâ,
Sevmeyi, neleri nice ya da nasıl sevmeyi, (nedenli ya zırva da olsa) sana öğretmek, kabul ettirmek gibi bir çabam olamaz elbet. Bu her şeyden önce sana saygısızlık, seni önemsemezlik olur. Gelgelelim -bu benim kara bahtımdır- sana kul, sana divâne olmanın "aşırılığını" sevmediğini söylüyorsun. Bir doz, bir ayar meselesinden çok, bir çeşit acımaklı tersleme! Bu bahiste yerden göğe haklısın. Zaten sen asla haksız düşmeyeceksin. Ne var ki hayatım, sebep gösterme ya da deliller üzerinde düşünmekle geçtiği halde, bu bahiste kafamdan çok yüreğimi verdim sana. "Verdim" yanlış galiba! Mesele vermekle bitmezmiş meğer. Kabul ettirmek, yüzümü dönünce bir kenara âlelade fazladan ve hurda bir nen gibi attırmamak varmış. Öğrettin, sağ ol. Ne diye böyle sıcak, böyle dost, böyle "hayır" denilemeyecek bir havadasın? "S..tir çekme" nin bu sendeki çeşidini bin yıl yaşasam öğrenemezdim. Bkz1°
Öyle ki Ahmet abi, Leylâ'yı severken karşılıksız aşkından binaenaleyh Leylâ'sı incinmesin diye dalgınlığını saklar ve üzülme diye ısrar eder. Kahrım kendime der.
Sonra Leylâ bazen neler düşünüyorum bilsen, bütün bu bağlardan kurtulup başka yerlere kaçmak, çocukken rüyalarımı çalan sıcak iklimlere doğru uçmak istiyorum... Amma yine de biliyorum ki Leylâm, bu imkânsız. Bkz2°
Ahmet, içini bile Leyla'sına döküyor, ummadığı aşkın karşılığına umarsız kendini Leylâ'sız düşünemiyordu.
Doyulmaz ve vazgeçilmez güzellikte, sarhoşlukta hayatlar vardır. Acı bile olsalar onları yaşamak sana ve senin soyundan kimselere vergidir. Tanrının, tabiatın ya da kendi varlığının sana bağışladığı bu büyük şansı tepme. Hor görme.
Seni cehennem bir hasretle öperim. Bkz3°
Ne söylesem Ahmet'in divâneliği beni lal eder. Böyle mutlak bir sevgiyi hayatta bir kere tatmanız temennisi ile...
Ha unutmadan!
Nicesin, dılemın?
1: Arif A., Leylim Leylim, syf. 23
2: Arif A., Leylim Leylim, syf. 203
3 Arif A., Leylim Leylim, syf. 130