Hiçlik Hiçbir şey (Nothing) belgeseli evrenin kökenine dair Gottfried Wilhelm Leibniz’in Monadoloji kitabında dile getirdiği “Neden bir şey var da, hiçbir şey yok değil?" (Neden bir şey var da, hiçlik yok 1714) o ünlü sorusuyla başlıyor. Belgeselde "hiçlik" kavramı kuantum…devamıHiçlik
Hiçbir şey (Nothing) belgeseli evrenin kökenine dair Gottfried Wilhelm Leibniz’in Monadoloji kitabında dile getirdiği “Neden bir şey var da, hiçbir şey yok değil?" (Neden bir şey var da, hiçlik yok 1714) o ünlü sorusuyla başlıyor.
Belgeselde "hiçlik" kavramı kuantum alan teorisi çerçevesinde ele alınıyor.
Belgesel Torriceli’nin deneyi ile başlar. Bu deney bilim tarihinde "boşluk" fikrinin fiziksel olarak kanıtlandığı ilk deneylerden biridir.
Evangelista Torricelli, 1645 yılında deneyde, cıva dolu bir cam tüpü ağzı aşağıya gelecek şekilde cıva dolu bir kaba daldırmıştır. Tüpün içindeki cıva seviyesi bir süre sonra düşmüş ve tüpün üst kısmında bir boşluk oluşmuştur. Bu boşlukta herhangi bir madde (hava dahil) bulunmadığı düşünülmüştür. Böylece, bu boşluk "vakum" olarak tanımlanmış ve atmosfer basıncı fikri doğmuştur.
Bu deney "hiçlik" kavramını fiziksel evrende deneysel olarak düşünebileceğimizi göstermesi bakımından bilimsel bir araştırma haline bürünmüştür.
Torriceli gibi biri daha hiçliğin her yerde olabileceğini söylemişti. Blaise Pascal.
Pascal’ın yaptığı deney, atmosfer basıncının yükseklikle değiştiğini ve borometredeki boşluğun gerçekten bir boşluk olduğunu gösterdi ve doğada boşluğun gerçekten mümkün olduğunu, bunun deneysel olarak gözlemleneceğini göstermiştir.
Aristoteles’ten 1645'ten yana doğada boşluğun mümkün olmadığı düşünülüyordu. Aristoteles yanılıyordu. Doğa boşluktan nefret etmiyordu. Boşluk doğanın olağan haliydi.
Michelson ve Morley 1887 yılında hiçliğin var olduğuna dair daha güçlü bir deney yaptılar. Bu eter kavramıyla ilgiliydi.
Eter kavramı, antik felsefeden 19. yüzyıl fiziğine kadar doğa anlayışında çokça yer edinmiştir.
Eter, Antik yunanda göksel cisimlerin içinde bulunduğu "beşinci element" olarak kabul edilirdi. Beşinci element, (Quintessence) toprak, ateş, su ve havadan sonra gelen “beşinci öz” olarak düşünüldü.
Bu deneyde dünyanın eter içinde hareket ettiğini varsayarak, bu harekete göre ışığın değişmesi gerektiğini düşündüler. Eter için: Eğer eter maddesi varsa, tıpkı dünyanın güneşin etrafında dönmesi gibi, onun varlığını hissedebilecektik. Michelson'a göre eğer bu eter maddesi resmi doğruysa, dünyada farklı hızlı olan iki ışının yönlerine bağlı olarak bir eter maddesi rüzgarında hareket ediyor olmalıydı. (Nothing).
1905'te Einstein’in özel görelilik kuramı, ışığın bir eter maddeye ihtiyacı olmadığını gösterdi. Bundan hareketle (deneyden) Michelson ve Morley’in deneyinden çıkın sonuç şuydu: Eter maddesi yoktur.
Eter maddesinin olmadığı kabul edilince, doğanın en küçük parçacıkları artık dış ortamdaki kirli havının etkisi olmadan, boşlukta doğrudan gözlemlenebilir hale geldi. Bu fizikte büyük bir etki yarattı. Boşluk sayesinde X ışınları keşfedildi ve Rutherford atomun yapısını çıkarmada boşluğu kullandı.
Tüm bu olanlar dünyada hiçliğin olabileceği ihtimalinin olmadığını gösteriyordu. Kuantum dünyası bunun farklı olduğunu gösterecekti.
Werner Heisenberg, 1927’de ortaya koyduğu belirsizlik ilkesiyle, bir şeyin olmama ihtimalinin olup olmadığı sorgulandı. Bir şeyin yeri hakkında ne kadar çok sey bilirsem nasıl hareket ettiğiyle ilgili bilgimizin azaldığını gösterdi.
Kuantum düzeyde, hiçbir şey "tam olarak hiçbir şey değildir. Ama hiçlik, bir şeyin olmama ihtimali olarak daima vardır.”
1928 yılında Paul Dirac, hem kuantum mekaniğini hem de özel göreliliği birleştiren bir denklem kurdu. Madde ve anti madde. Ortaya negatif ve pozitif enerjili parçacıklar attı. Peki bu negatif enerji hiçlik ile ilgili miydi? Evet.
"Boşlukta tüm negatif enerji seviyeleri doludur. Eğer biri boş kalırsa, bu pozitrondur.”
A Theory of Electrons and Protons (1930)
Dirac "hiçlikten” bir şeyin olabileceğini teorik olarak gösterdi. Artık hiçlik, "yokluk” değil; "görünmeyen varlık" haline geldi. Hiçlik görünüşe göre var olan ve yok olan sanal partiküllerle doluydu.
Boş bir hiçlik olarak düşündüğümüz kuantum dünyası etrafımızdaki her şeyi şekillendiriyor. Bizler de madde ve anti maddenin yok olmasının kalıntılarıyız.
Antik Yunan felsefesinden beri hiçlik üzerine konuşuyoruz. Felsefede hiçlik, varlığın, var olmanın, karşıtıdır. Hiçbir şeyin olmaması durumudur. Antik Yunan filozofları hiçliğe deneysel değil (Sadece antik yunan felsefesi değil felsefe de böyle yaklaşmaz.) düşünsel ve ontolojik bir zemin üzerinden yaklaşırlar. (Bu hiçlik felsefede yokluk anlamına gelmez, varlığın sınırlarını anlamak için ele alınır.)
Parmenides, Aristoteles ve Platon gibi filozoflar hiçliği farklı tanımlamış, Heidegger ve Sartre bu soruları daha sonra tekrar gündeme getirerek hiçliğe yeni bir bakış açısıyla yaklaşmış ve tanımlamışlardır.
Parmenides, Doğa Üzerine kitabında ”varlık vardır. Yokluk yoktur." diyerek hiçliği kesin bir şekilde reddetmiştir.
Platon'a göre hiçlik varlığın bilgisel yokluğudur. Yani bizim hiçlik dediğimiz kavram, mutlak yokluk değil, idealara olan uzaklıktır.
Aristoteles ise doğada boşluk olmadığını söyleyerek, her şeyi nedenlere bağlar. Her şeyin bir nedeni olduğu için de (maddi neden, formel neden, ereksel neden, hareket ettirici neden) "hiçlik" gerçeklikte yoktur.
Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre bu filozoflardan farklı olarak hiçliği farklı tanımlamış, yeni bir anlam kazandırmıştır.
Heidegger'e göre hiçlik, bizde bir anlam yarattır. Hiçlik sadece bir yokluk değildir. (Das nichts selbst nichtet ~ Hiçlik kendini hiçler. Was is Metaphysik S.103)
Sartre ise hiçliği bilinç ile açıklar. Bilincin varlığın içine hiçliği soktuğunu ifade eder. Kendinde varlık (pour-soi), hiçliği varlığın içine sokar.
Felsefe, fizik varlığa iki farklı açıdan yaklaşıyor. Felsefede hiçlik, fizikteki gibi ölçülebilir, gözlemlenebilir veya deney yolu ile sınırlı değildir. Fizikteki eksik ve eleştirilecek taraf, hiçliğe fiziksel olarak bakıp onun felsefi ve ontolojik tarafını göz ardı etmesidir. Felsefede ki hiçlik kavramı varlıkla daha da özünde varlığın sorgulanması, varoluşsal bir sorgulama ile ilgilidir.