-Do you think he still loves her? -How would I know that, Hunter? -I think he does. -How can you tell? -Well, the way he looked at her. -You mean when he saw her in the movie? -Yeah, but that’s…devamı-Do you think he still loves her?
-How would I know that, Hunter?
-I think he does.
-How can you tell?
-Well, the way he looked at her.
-You mean when he saw her in the movie?
-Yeah, but that’s not her.
-What do you mean?
-That’s only her in a movie… a long time ago… in a galaxy far, far away.
then he ran. he never looked back at the fire. he just ran. he ran until the sun came up and he couldn’t run any further. then when the sun went down, he ran again. for five days, he ran like this until every sign of man had disappeared.
İlk başlarda okurken bana çokça ergen kurgusu okuyormuş gibi hissettirdi (tam olarak şımarık amerikan kızların okuyacağı türden bir kitap gibi. bu her ne demekse artık). Kafa dağıtmak için, biraz da reading slump’tan kurtulmak için okumaya devam ettim ve ilerledikçe kitaba…devamıİlk başlarda okurken bana çokça ergen kurgusu okuyormuş gibi hissettirdi (tam olarak şımarık amerikan kızların okuyacağı türden bir kitap gibi. bu her ne demekse artık). Kafa dağıtmak için, biraz da reading slump’tan kurtulmak için okumaya devam ettim ve ilerledikçe kitaba olan bakışım değişti diyebilirim.
Ana karakterimiz Nora bir yazar temsilcisi. Kız kardeşi Libby’le annelerini küçük yaşta kaybediyorlar. Babaları zaten onlar çok küçükken gitmiş. Bu sebeple ikisinin de birbirinden başka kimsesi yok. Nora hem kontrolcü karakteri hem de yaşça biraz daha büyük olması sebebiyle Libby’ye hem annelik hem de babalık yapmış, kendinden çokça fedakarlıkta bulunmuş bir karakter.
Libby’nin bir gün çok sevdikleri bir kitabın olaylarının geçtiği kasabaya tatile gitmeyi önermesinden ve Nora’nın erkek ana karakter olan Charlie’yle tanışmasından sonra Nora’nın iç dünyasında değişen ve gelişen durumları okuyoruz diyebilirim çoğunlukla. Charlie’yle olan dostluktan aşka dönüşen ilişkilerini de elbette.
Uzun süreli yası, belimizi büken sorumlulukları (isteyerek veya istemeyerek yüklenmiş olduğumuz), yaptığımız seçimleri karakterler üzerinden güzel anlattığını düşünüyorum. Bu sebeple en başta belirttiğim ön yargımı kırdı. Fakat yine de kitaba bayılmadım çünkü çiğ kalan çok fazla yer vardı bana kalırsa ve anlatımında da yer yer sıkıntılar vardı. Çok üstünkörü bir çeviri zaten. Kendi türü içerisinde değerlendirilirse okey bi kitaptı. Ama ille de okuyun diyebileceğim bir kitap değil kesinlikle. İlgilisine ve türü sevenlere, keyifli vakit geçireyim, kafam dağılsın diyenlere önerebilirim sadece.
“On yıldır asla bir bütün olamayacağımın farkındaydım ve bu yüzden tek istediğim, günün birinde yine, yeterince şeye sahip olacağıma inanmaktı; acının bir gün geçeceğine inanmaktı. Benim gibi insanlar tamir edilebilmenin ötesinde değillerdir. Ne kadar büyük olursa olsun her buz bir gün çözünür ve hiçbir diken de kesilip atılamayacak kadar büyümez.”
Finalini daha çarpıcı beklesem de sevdim, sakin ve güzeldi. Onun dışında işleyiş olarak beni şaşırtmadı. Gerilimin yükselmesini beklediğim yerlerde yükseldi falan. Yine de oldukça etkileyici bir filmdi bence. Çocuk oyuncu ilk başta beni düşündürse de sonradan onun da yıldızının parladığı…devamıFinalini daha çarpıcı beklesem de sevdim, sakin ve güzeldi. Onun dışında işleyiş olarak beni şaşırtmadı. Gerilimin yükselmesini beklediğim yerlerde yükseldi falan. Yine de oldukça etkileyici bir filmdi bence. Çocuk oyuncu ilk başta beni düşündürse de sonradan onun da yıldızının parladığı çok güzel bir sahne vardı, memnun kaldım o yüzden. Fransız mizahının yer yer kendini göstermesiyle de beklenmedik yerlerde gülümsetti. Sonda Chopin çalınca sinema salonunda koltuğa yapıştım bir süre ve son saniyeye kadar çıkmadım. Filmi iyi yapan en iyi şeylerden biri de müziğin kullanımıydı zaten bence. İlk andan izleyiciyi çekmesinin en büyük sebebiydi belki de (olayın gizemi ve çok ani gelişmesi de var elbette). İlle de sinemada izlenmeli mi? Bilmem, size kalmış ama evde de izlenir bence.
Benim okuduğum baskı yine can yayınları fakat Akşit Göktürk çevirisi. Eski bir baskı, eski bir çeviri yani. Maalesef çeviriyi beğenemedim. Neye dayanarak beğenmedin derseniz de İngilizce aslından da birkaç chapter okudum ve bazı kısımları karşılaştırdım. Çevirmen çok literal translation yapmış,…devamıBenim okuduğum baskı yine can yayınları fakat Akşit Göktürk çevirisi. Eski bir baskı, eski bir çeviri yani. Maalesef çeviriyi beğenemedim. Neye dayanarak beğenmedin derseniz de İngilizce aslından da birkaç chapter okudum ve bazı kısımları karşılaştırdım. Çevirmen çok literal translation yapmış, yani çok kelime kelime (word by word) çevrilmiş ve de çeviribilimde kullanılan localization (yerelleştirme) gibi teknikler göz ardı edilmiş gibi geldi bana. Bu da bazı yerlerde akıcılığa zarar vermiş ve kitabın anlatımına ket vurmuş bence.
Bununla birlikte eski bir baskı olması sebebiyle de şu anda kullandığımız Türkçeden ve yazım kurallarından oldukça farklı bir anlatımı vardı. Mesela “hiçbir” kelimesi “hiç bir” şeklinde yazılmıştı ya da ünlü daralması dediğimiz durumlar hiç yoktu. Bunlar o zamana göre doğru kullanımlar elbette ama okurken gözüme çok battı nedense.
Konusuna gelecek olursam Lady Chatterly (Constance ya da Connie), savaş sonrası kötürüm kalan kocası Clifford’a karşı içten içe bir tiksinti ve acıma duymaktadır fakat bu duygularının kaynağı kocasının kötürüm olması değil, evliliklerinin gelişigüzelliğindendir. Evliliğinde kocasının kötürüm kalmasından önce de var olan tutku eksikliği her iki karakteri de kendi içlerinde bir yalnızlığa itmiş ve özellikle Connie için bu durum katlanılmaz bir hal almıştır. Daha sonra Wragby’deki evlerinin koru bekçisi olan Mellors’la yolu kesişir ve ikisi arasında bir ilişki başlar.
Kitap ilk başlarda güzel başladı ve beni yakaladı, ortalarında beni reading slump’a soktu ve hayatımdaki yoğunluk sebebiyle bir türlü devam edemedim ve başka bir şey de okuyamadım. Sonlarıyla yine beni yakaladı ve bu uzun yolculuğun sonuna gelmiş oldum. Keşke şöyle olsaydı dediğim birkaç bir şey var:
-Mellors ve Clifford keşke daha derinlikli yazılsaydı. Fakat özellikle Mellors’ın iç dünyası bir tık daha derinleştirilmeliydi. Sondaki mektupla ve kitabın ortalarından sonra derdini anlamış olduk elbette ama ben sırf Mellors karakteri üzerine yazılmış bir kitap bile okumayı isterdim.
-Sayfa sayısına göre yan karakterleri yüzeysel buldum. Evet, belki çok uzun bir kitap değil ama kısa da değil. Yan karakterlerden, onların hikayelerinden, endüstri toplumunda yaşamanın nasıl bir şey olduğundan, sınıf çatışmasından, toplumsal baskıdan bahsediliyordu ama kitaba yedirilmemiş gibiydi sanki.
Kitap dönemine göre oldukça cesur bu arada, baya baya cesur hem de ve ben bu cesurluğunu, cinselliği bir doğayla bütünleşme hali olarak anlatmasını vs. sevdim. Neyi sevmediğim kısmı hala çok net değil sanırım kafamda. Aktarılış biçimi belki? Bilemiyorum. Kısacası ilgisini çekenlere öneriyorum bu kitabı sadece. Aşırı da sevmedim çünkü. Uyarlamasını merak ediyorum ama.
Teselli gibi bir kitap bu. Çocuk sizsiniz (kitaptaki “çocuk”u kastetmiyorum burda, yazarın dediği gibi her karakterden bir şeyler bulabilirsiniz kendinizde) ve başınızın okşanmasına, bazı güzel sözlere, yeterli olduğunuzu hissetmeye ihtiyacınız varsa, yetişkinlikte bu ihtiyacı daha da fazla duyumsadığınızı hissediyorsanız eğer,…devamıTeselli gibi bir kitap bu.
Çocuk sizsiniz (kitaptaki “çocuk”u kastetmiyorum burda, yazarın dediği gibi her karakterden bir şeyler bulabilirsiniz kendinizde) ve başınızın okşanmasına, bazı güzel sözlere, yeterli olduğunuzu hissetmeye ihtiyacınız varsa, yetişkinlikte bu ihtiyacı daha da fazla duyumsadığınızı hissediyorsanız eğer, içinde bulunduğumuz toplumun ve korkunç dünyanın üstünüze çullandığını, sizi sıktığını, sıktığını, sıktığını, sizden bir şey kalmayıncaya kadar sıktığını hissediyorsanız bu kitaba sığınabilirsiniz bence.
En azından 15 dakikalığına, belki yarım saatliğine... Ne kadar sürede okursanız artık.
Çizimlerinin ve hikayesinin minimalistliği ise kitabı daha da güçlü kılmış. Yer yer belli belirsiz çizimler, kendi içimizde de olduğundan belki haberimizin bile olmadığı belli belirsiz duyguları vurgulamış sanki. Bazen iç içe geçmiş bunlar, karışmış, karışmış, düğüm olmuş. Bazen apaçık orda durmuş. Bazen yağmurla ıslanmış, bazen rüzgarla uçup gitmiş, sürüklenmiş. Bazen karda ayak izleri kalmış. Bazen de küçük bi’ köpek patisiyle üstüne basmış.
“Çok tuhaf değil mi? Sadece dışımızı görebiliyoruz, oysa hemen her şey içimizde oluyor.”
Her ne kadar oyunculuklar iyi (han so mang karakteri hariç, onun oyunculuğunu beğendim), hikayesi orijinal olmasa da etkileyiciydi. “geçmiş”le “şimdi”nin dengesi iyi kurulmuştu. Kısa, sevimli ve biraz da duygulandırcak çıtır çerez bir dizi arayanlara önerebilirim.
Bu bir deneme kitabı fakat Erbaş’ın harika bir şair olmasının da etkisiyle düzyazı şeklinde şiirler gibi hissettiriyor okurken. 3 bölümden oluşuyor: I) Bir Gün Ölümden Önce II) İnsanın Acısını İnsan Alır III) Gülün Sesi Gül Kokar (Bu bölüm de ikiye…devamıBu bir deneme kitabı fakat Erbaş’ın harika bir şair olmasının da etkisiyle düzyazı şeklinde şiirler gibi hissettiriyor okurken. 3 bölümden oluşuyor:
I) Bir Gün Ölümden Önce
II) İnsanın Acısını İnsan Alır
III) Gülün Sesi Gül Kokar
(Bu bölüm de ikiye ayrılıyor: 1. şiirin sesiyle 2. kitaplardan esen) Bütün olarak yazmakla, yazarlıkla, şairlikle ve kitaplarla, şiirlerle ilgili yazılarından oluşuyor.
Kitaplardan Esen bölümünde bahsi geçen yazarlar / şairler:
•Nazım Hikmet
•Pablo Neruda
•Cahit Külebi
•Ceyhun Atuf Kansu
•Orhan Veli
•Paul Celan
•Gülten Akın
•Şükran Kurdakul
•Metin Altıok
•Hulki Aktunç
•Hasan Ali Toptaş
•Abdülkadir Bulut
•Kemal Özer
•Hayati Baki
•Zerrin Taşpınar
•Salih Bolat
Birkaç alıntı:
“Üstündeki uzaklığa bakılırsa, sesini kimsenin dinlemediği evlerden geliyor olmalıydı.”
“Zamanın ağırlığını duymak için öyle yılların geçmesi gerekmiyordu. Susmaktan yontulmuş kara kuru birer heykeldi herkes.”
“Ah, yetişkinliğin her şeyi küçümseyen bilgiçliği... Şaşırma yetisini yitirenin yaşama sevinci olur mu?”
“Bunun üstüne çok düşündüm. Susarak ya da koşarak yaşadıklarımız, payını bizden geceleri alıyor sanırım. Kalabalığın yarattığı bir sonuç ama ayrıntılar kalabalığı kaldırmıyor desem, bilmem ki ne söylemiş olurum. Sonra neden sevinçler değil de acılar gidip gidip geçmişten karşılık bulur kendine? Ve neden insan, ne kadar acı geçerse geçsin, çocukluğunu okşar durur yaşlandıkça? Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor. Yine de boğucu sıcaklarda bir bardak su gibi güldüğüm olur. Yaşamak tek boyutlu bir eylem değil ki... Dipten yüze kaç kapıdan geçer insanın duyguları, kim bilebilir?”
Ben Ocak 2022’de okumaya başlamışım bu kitabı ve 5 Ekim 2023 itibariyle bitirdim son bölümü. Bunun sebebinin son kısımdaki bilmediğim yazarlar/şairler üzerine yazılan bölümler olduğunu düşünüyorum. Kalan bölümleri ise çok ama çok büyük bir keyifle okudum. Altını çizmediğim tek bir sayfa yok diyebilirim.
Yazarı ve yazdıklarını çok seveceğimi düşünürek başladım kitaba. İlk yarı öyle de oldu fakat ikinci yarı beklentilerimi pek karşılamadı. İlk yarıda Walter ile Kitty’nin ilişkisini ve aradaki gerilimi okumaktan çok keyif almıştım ama ikinci yarıda daha değişik yerlere doğru gitti…devamıYazarı ve yazdıklarını çok seveceğimi düşünürek başladım kitaba. İlk yarı öyle de oldu fakat ikinci yarı beklentilerimi pek karşılamadı. İlk yarıda Walter ile Kitty’nin ilişkisini ve aradaki gerilimi okumaktan çok keyif almıştım ama ikinci yarıda daha değişik yerlere doğru gitti ve aslında hikayeden Walter’ı çıkarınca çok da bir derinlik kalmadı gibi geldi bana. Bence Kitty’nin karakteri, duygu ve düşünce dünyası çok daha derinlikli anlatılabilirdi, ana karakter o sonuçta. Sonu da beni tatmin etmedi çünkü kapağın arkasında “kadın uyanışı” gibi bir ibare vardı ve bence çok da öyle bi’ son değildi.
Beklentiyi çok yüksek tutmadan okunursa keyifli olur çünkü dediğim gibi kitabın yarısından keyif aldım, yarısından almadım. Biraz oldu bittiye geldi gibi hissetmedim değil.
Konusu: Kitty evde kalmamak uğruna, aceleyle yaptığı bir evlilik sonucu mutluluğu bir türlü bulamaz ve kocasını aldatır. Kocası Walter bir bakteriyologdur ve durumu öğrendikten sonra olanları okuyoruz biz.
Hong Kong’da, sömürü zamanlarında geçiyor hikaye. Arka planda bir salgın durumu da var. Bu ögeler hikayeye derinlik katmış açıkçası, onlar da olmasa okuyun diye çok tavsiye etmezdim. Ama ben yine de diğer kitaplarını merak ettim yazarın. Ay ve Altı Peni’de ressam Paul Gaugin’in hayatından etkilenerek bi’ hikaye yazmış mesela. İnsanın Esareti romanı ise İngiliz Edebiyatı’nın iyi romanlarındanmış ve yazarın hayatından izler taşıyormuş.
Herkese keyifli okumalar.
Kara kule serisinin ilk kitabı: silahşor. Her şeyden önce çeviri biraz kötü geldi bana, bu da anlaşılmasını biraz zor kılıyordu kitabın (noktalama vs. de tam doğru kullanılmamıştı, bu yüzden bazı yerleri tekrar okumak zorunda kaldım). Başka bir etmense kitabın kurgusu…devamıKara kule serisinin ilk kitabı: silahşor. Her şeyden önce çeviri biraz kötü geldi bana, bu da anlaşılmasını biraz zor kılıyordu kitabın (noktalama vs. de tam doğru kullanılmamıştı, bu yüzden bazı yerleri tekrar okumak zorunda kaldım).
Başka bir etmense kitabın kurgusu ve olayların aktarılış biçimiydi. Bir kere hiç bilmediğimiz bir evrende ve zamanda geçiyor kitap fakat sayfaların ilerlemesine rağmen bize açık açık anlatılmıyor da. Bir silahşör olduğunu, bir siyahlı adam olduğunu ve de siyahlı adamın silahşörün düşmanı olduğunu ve silahşörün onu kovaladığını biliyoruz sadece.
Ara ara, kopuk kopuk bazı isimlerle karşılaşıyoruz ama kitabın sonlarına kadar kim kimdir, olaylar nasıl o hale geldi pek oturmuyor. Sadece uzun bir yolculuk, kovalamaca var. Bir de o yolculukta olanlar. Yolda karşılaşılan insanlar ve olaylar bir hayli garip ama bu garipliğin nedeni de pek anlaşılmıyor, anlatmamayı seçiyor yazar. Belki de uzun bir seri olmasıdır sebebi. Muhtemelen yazar serinin her kitabında azar azar verecek bize bu bilgileri çünkü bu kitapta da denildiği gibi henüz “başlangıcın sonunda”yız daha. Belki de yaklaşamamışızdır, henüz 2. kitabı okumadığım için bir şey diyemiyorum fakat yolculuk hız kazanarak devam edecek gibi gözüküyor.
Şu an söyleyeceklerim spoiler mı bilmiyorum ama bana acaba bu kitaptaki mekanlar ve insanlar ölümden sonra hiçbir yere gidememiş varlıkların araf gibi bir yerde kalıp kalmadıklarını düşündürttü. Emin değilim öyle olup olmadığından, 2. kitap gösterecek olan biteni.
İlk kitabı tavsiye eder miyim? Ederim. Fakat seri hakkında konuşmak için henüz erken. Okudukça yorum girmeyi planlıyorum.
liseden mezun olmak üzere olan bir çiftimiz var: sam ve julie. sam bir gün julie’yle ettiği bir kavga sonrası trafik kazası geçiriyor ve hayatını kaybediyor. daha sonrasında julie’nin gayriihtiyari bir şekilde sam’i araması ve sam’in de telefona cevap vermesiyle hikaye…devamıliseden mezun olmak üzere olan bir çiftimiz var: sam ve julie. sam bir gün julie’yle ettiği bir kavga sonrası trafik kazası geçiriyor ve hayatını kaybediyor. daha sonrasında julie’nin gayriihtiyari bir şekilde sam’i araması ve sam’in de telefona cevap vermesiyle hikaye başlıyor. hiçbiri spoiler değil, daha en başta oluyor hepsi. sadece bir yas sürecini işlediği için tetikleyici kısımları olabilir, özellikle de çok sevdiğiniz birini kaybettiyseniz.
genç yetişkin/ romantik türünde çıtır çerez bi’ şeyler okumak isterseniz önerebilirim bu kitabı. özellikle ortaokul ve lise çağlarında olanlar için. benim gibi üniversite son sınıf öğrencisiyseniz de okuyabilirsiniz tabi :D yaş sınırı yok bence, eğer keyif almaya bakarsanız.
mantık hatası vs takılmadan romantik kitap ihtiyacınız geldiğinde bir seçenek olabilirr