Merhabaaa 3. geleneksel bu yıl okuduğum kitaplara hoş geldiniz. Evet herkes bunu aylık yapıyor ama insanların bi ayda okuduğu kitapları 1 yılda okuduğum için ben yılda bir yıl yapıyorum. Bu sene sınav senem de olduğu için daha da az kitap…devamıMerhabaaa 3. geleneksel bu yıl okuduğum kitaplara hoş geldiniz. Evet herkes bunu aylık yapıyor ama insanların bi ayda okuduğu kitapları 1 yılda okuduğum için ben yılda bir yıl yapıyorum. Bu sene sınav senem de olduğu için daha da az kitap okumuşum. Ama her neyse hepsi birbirinden güzel kitaplarımı sizlerle paylaşmak istedim. Vay be bunu ilk yaptığım zaman geldi aklıma 2021'e girmiştik o zamanlar 😢 Duygulandım bi
Favori kitaplarımın yanına ✨ bu işareti koyuyorum. Çok da umrunuzdaymış gibi
1)L.M. MONTGOMERY-Yeşilin Kızı Anne
2)LOUISA MAY ALCOTT-Küçük Kadınlar
✨3)RIFAT ILGAZ-Hababam Sınıfı
4)FRENCH MOLNAR-Pal Sokağı Çocukları
5)ZÜLFÜ LİVANELİ-Huzursuzluk
6)FRANZ KAFKA-Babaya Mektup
✨7)AGATHA CHRISTIE-On Kişiydiler
8)HALİT ZİYA UŞAKLIGİL-Aşkı Memnu
9)ASLI ARSLAN-Sokak Nöbetçileri 2
10)AHMET ÜMİT-Aşkımız Eski Bir Roman
✨11)HAKAN GÜNDAY-Kinyas ve Kayra
12)ELEANOR COERR-Sadako
13)PAOLA PERETTI-Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe
✨14)HAKAN GÜNDAY-Zargana
15)N.G. KABAL-Saklambaç
✨16)GASTON LEROUX-Sarı Odanın Esrarı
17)ŞIRO HAMAO-Şeytanin Çırağı
18)AHMET ÜMİT-Patasana
19)İLHAMİ ALGÖR-Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
20)MARIE LU-Efsane
✨21)FRANK HERBERT-Dune
22)SHAKESPEARE-Hamlet
23)H.G. WELLS-Zaman Makinesi
✨24)MURAT MENTEŞ- Dublörün Dilemması
25)EMRAH SERBES-Deliduman
26)PABLO NERUDA-Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı
27)AZİZ NESİN- Bir Koltuk Nasıl Devrilir
28)AGATHA CHRISTIE-Nil'de Ölüm
Oriol Paulo❤️Ben Ben❤️Oriol Paulo İspanyol yapımı gizem filmi❤️ben Sen bu filmin çıkmasını aylarca bekle bekle. Sonra Netflix'e düşsün hic haberin olmasin. Hep ders yüzünden ya. Geçen baktım birileri izlemis yorum yapmış. Hemen ben de izlemeliyim dedim. Halitt sen izledin mi???…devamıOriol Paulo❤️Ben
Ben❤️Oriol Paulo
İspanyol yapımı gizem filmi❤️ben
Sen bu filmin çıkmasını aylarca bekle bekle. Sonra Netflix'e düşsün hic haberin olmasin. Hep ders yüzünden ya. Geçen baktım birileri izlemis yorum yapmış. Hemen ben de izlemeliyim dedim. Halitt sen izledin mi??? Oriol Paulo diyince aklıma sen geliyorsun valla.
Filmi spoiler vermeden biraz anlatayım sonra siz gidin hemen izleyin. Ardından gelin spoilerli kısmı okuyun canlarım.
Film bi dedektifin akıl hastanesindeki bi cinayeti araştırmasi için akıl hastanesine yalandan hasta numarası ile girmesiyle başlıyor. Bi polisiye filmi denilemez. Daha çok gizem ön planda. Hatta gerilim de var diyebiliriz. Belki de ben aksam evde tekken izlediğim için gerilmiş de olabilirim. Ya şimdi spoiler vermeden rahat rahat konuşamuyorum ki. Ha bir de şeyi söyleyeyim. Oriol Paulo bu filmin ilk çıkacağını söylediği zaman -yazın- ben hemen araştırmıştim. Nasıl bi filmmis diye? Ve bi kitaptan uyarlanacağını öğrenmiştim. Hatta bununla ilgili bir gönderi de atmıştım. Bu kitabı da biraz araştırınca Shutter Island'a benzediğini öğrendim. Ve filmi izleyince de haklı çıktım. Film Shutter Island'a cidden benziyor. İkisi de çok güzel. Burda kesinlikle karşılaştırma yapmıyorum. Kısacası Shutter Island'ı izleyip beğendiyseniz bu filme de bi şans verin derim.
SPOİLER
Gelelim spoilerli kisma. Şimdi içimi rahat rahat döküp film hakkında konuşabilirim. Oriol Paulo filmleri izlerken tahmin yapmayı her zaman sevmişimdir. Ama hiçbir tahminim tutmaz ayrı bir şey. Bu filmde de Alice'in suçlu olduğuna hiç inanmamıştım. Hep Alice'ı haklı buluyordum. Sonra gerçek doktoru öğrenince dedim Alice haksız. Sonra mahkeme falan da inandı. Dedim ki bu sefer haklı Alice. En son diğer doktor gelince." Noluyor lan?! "dedim. Ama benim tahminince Alice'in kocası Alice'in mal varlığına konmak için ona böyle bir komplo hazırlamış. Ama bunu o kadar iyi planlamış ki. Akıl hastanesinin müdürünü tutması. Doktorları farklı tanıtmasi. Bi ara dedim ki kardes para için bu kadar kafa yormaya gerek var mıydı?
Filmin ucu biraz açık bitti. Tam olarak kimin haklı olduğunu anlayamadık. Tıpkı Shutter Island gibi. Böyle filmleri daha çok seviyorum. Çünkü sonu izleyicinin tahminine bırakılıyor.
Bir de filmin başında gösterilen kesitlerin filmin ilerisini anlatması ama benim geçmişi anlattığını zanetmem. Bence filmdeki en güzel detay ve yediğim en güzel ters köşe buydu.
Şimdi geldi aklıma bu film The Game'de benziyor. Filmleri bir birine benzetmeyi severim ahshehrh
Karakterler hakkında konuşalım biraz da. Ya ben şu ikizlere nasıl üzüldüm anlatamam. Çocuk öldü ya nasıl ağlıyorum. Romula üzümlü kekim benim.
Bir de şu su fobisi olan adamı çok sevdim. Benim için çok ilginç bir karakterdi. O karakterin hikayesine daha fazla yer verselerdi keşke. Nasıl buraya geldiğini, neden bu kadar ayrıcalıklı olduğunu merak ettim. Hakkında ayrı bi film yapılacak bir karakterdi bence.
Aslında hastanedeki çoğu hasta ilgimi çekti. Akıl hastanelerinden hep ürkmüşümdür ve bu film sayesinde daha da fazla soğudum. Ama bir gün akıl hastanesini ziyaret etmek ve ordakilerle konuşmak istiyorum.
Son olarak film için beklentilerim daha büyüktü onu söylemem gerek. Her ne kadar yorum boyunca filmi övsem de sevmediğim yerler vardı. Öncelikle film boyunca sıkıldığım çok yer oldu. Bazı kısımlar çok yavaş ilerledi. Bir de Oriol Paulo yeni filminin çıkacağını söyleyince diğer filmlere benzer tarzda bir şey hayal etmiştim. Cinayet falan... Evet bu filmde de cinayet vardı ama çok arka plandaydı. Film güzel ama dediğim gibi çok büyük beklentilerle başlamıştım. Küçük de olsa hayal kırıklığına uğradım. Ama yönetmenin ben de yeri çok ayrı. O yüzden filme asla kötü diyemem.
Bİ İNSANİN CANI ŞU BELGESELİ İZLERKEN TATLI ÇEKER Mİ YA? Belgeseli izliyorum tamam mi? İzlerken de kendime söz veriyorum şekeri hayatımdan çıkaracağım, bir daha tatlı bir şey yemeyeceğim... Sonra annem içerden bağırıyor "YAĞMUR KURABİYE YAPTIM GEL" ahwhehhe. Napiyım şimdi? Zaten…devamıBİ İNSANİN CANI ŞU BELGESELİ İZLERKEN TATLI ÇEKER Mİ YA?
Belgeseli izliyorum tamam mi? İzlerken de kendime söz veriyorum şekeri hayatımdan çıkaracağım, bir daha tatlı bir şey yemeyeceğim... Sonra annem içerden bağırıyor "YAĞMUR KURABİYE YAPTIM GEL" ahwhehhe. Napiyım şimdi? Zaten film boyunca bir sürü tatli gördüm, canım çekti tabi yiycem o kurabiyeyi.
Neyse yarından sonra şekeri bırakcam. Belki pazartesi başlarim emin değilim.
Şaka bir yana çok güzel belgeseldi. Ciddi anlamda yorum yapıp bu konu hakkında konuşmak istiyorum.
Geçenlerde favori youtuberım Neo'nun videosunu izliyordum ve bu filmi önerdi. Çok belgesel sevmem ama bu konular biraz ilgimi çektiği için izlemek istemiştim. Bu filme benzer videolar çeken bi kanal var "Fit Yemek" diye. Onun videolarını çok beğeniyorum. Siz de bu konulara ilgiliyseniz bi bakın derim.
Ben bi ara kafamı sadece kilo vermekle bozduğum için yediğim her şeyin kalorisini sayardım. Hatta diyetisyene falan da gitmiştim. Ama o kalori saymami çok saçma bulmuş sadece yediklerime dikkat etmemi söylemişti. Ve öyle bir diyet listesi vermişti ki içinde şekerin "ş" si yoktu. Çikolata falan geç bal bile yasaktı. Ama hayatımda aldığım en doğru kararı alarak o listeye bi 6 ay uydum ve cidden çok iyi beslenmiştim. Şimdi tamamen ona uymuyorum ama hala sağlıklı besleniyorum.Belgeselde yediklerimiz ruh halimizi etkiler diyordu. Buna cidden katılıyorum. Kendimi o zamanlar daha dinçte hissediyordum. Ve ayni kiloda olmama rağmen çok özgüvenliydim. Şuanda da böyle. Şuan anladımki sorun kilo falan değilmiş. Önemli olan psikolojiymiş. Ve beyinden geçen yolda midedir. Bi insan ne yerse odur.
Belgesel aslında baya eğiticiydi. Bi adamın 60 gün boyunca günde 40 çay kaşığı şeker almasının sonuçlarını anlatıyor bize. Deneğimiz şekeri 2 yıldır hayatından çıkarmış ve oldukça sağlıklı besleniyormuş. Deneyden önce verdiği kan tahlillerinde de gayet sağlıklı. Sonrasında 60 gün şeker almaya başlıyor. Ve bu şekeri çikolata veya atıştırmalık gibi düşünmeyin. Hepimizin zararsız sandığı meyveli yoğurt, bar, meyve suyu gibi şeyler. Deney sırasında birçok ülkeye gidiyor ve şekerin insanlar üzerindeki zararını örneklerle gösteriyor. Beni en çok etkileyen şey Mountain Dew içen çocuğun dişleriydi. Günde 12 kutu içiyormuş ve günde 40 çay kaşığı şekerden daha fazlaydı yanlış hatırlamıyorsam. Ve 18 yaşındaki bu gencin dişlerini görünce çok üzüldüm. Gerçekten çok kötüydü, bakamadım bile. Dişlerinin hepsini çektirip yeniden yaptırmak için dişçiye gidiyor. Fakat ağzı tamamen uyuşmuyor. Bunun nedeni ise Mountain Dew'in içindeki kimyasallarmış. Yüzündeki o çaresizliği görünce çok üzüldüm. Ama asıl can alıcı kısmı ise çocuk Mountain Dew içmekten hala vazgeçmeyeceğini söylüyor.
"Büyük" Şirketler istedikleri şeyi gerçekten başarıyor. Bu sadece içecekle veya şekerle de alakalı değil. Birçok hazır gıda üreticisinin tek derdi para. Nasıl daha fazla kazanabiliriz? İnsanları nasıl sömürebiliriz? Milyonlarca insanın sağlığı hiçbirinin umrunda değil. Yalandan tuttukları bilim insanlarıyla hepimizi kandırıyorlar. Evet cidden böyle. Kolanın zararlı olduğunu bilmeyen kaç kişi var? Yok sanırım. Ama neden sürekli içiyoruz? Neden kola yasaklanmadi? Çünkü bunun zararlı olduğunu ısrarla reddediyorlar.
Bir de şey var. Aromalı yiyecekler. Belgeselde bundan da bahsediliyordu. Birçok ürünün reklamlarıyla bizi kandırıyorlar. Bugün biyoloji hocamız Bim'de satılan gofretteki muz oranını söyledi ve şok oldum. Bence hocamız Sadece Enes izliyor. O da dün paylaşmış çünkü bunu aheehrh. Sizin haberiniz yoksa ben oranı söyleyeyim arkadaşlar %0.05 !!!! Baya var ama de mi? İşte hocamız böyle söyleyince ben şok oldum. Nasıl ya dedim? Muz tadi geliyor ama. O da ne kadar safsın der gibi bakıp açıkladı. Tatlandırıcılarla her şeyi yapabilirmişiz. Ve bir çok ürün böyle oluyormuş.
Belgeselde çok şaşırdığım bir şey daha vardı. Küçük hap gibi bir şey var ve onu dilinin üzerine yerleştirdiğin zaman ne yersen ye tadı sana tatlı gelir. Bu yediğimiz her şeyin özeti değil mi? İçinde ne olduğunu bilmiyoruz ama tatlı geliyor. Ani bi seratonin salgılıyoruz, mutlu oluyoruz sonra hop bir daha. Çünkü bu anlık bir şey. Şeker yedikce daha fazla yemek isteriz. Bunun sonu gelmez. Bağımlı olursunuz, kilo alırsınız, karaciğeriniz yağlanır, mutsuz ve yorgun olursunuz, sağlığınız bozulur ve belki de ölürsünüz. Deneğimiz 60. günün sonunda 8 kilo almıştı. Ve yeniden verdiği kan tahlillerinde de vücudu cidden çökmüştü. Bu etkiyi 60 günde görmek beni çok şaşırtti. Veee beni en en çok şaşırtan şey. Adamımız şekeri 1haftada bırakabildi. 1 hafta biraz zorlanarak geçirdi ve sonunda eski haline geri döndü. Bu bana çok zor geliyor. Tamam hayatımın bir döneminde ben de bırakmıştım ama benim için zor olmuştu. Şimdi de bırakmayı düşünüyorum ama zorlanacağımi biliyorum.
Bir de filmde çok güzel bir söz vardı. "Ben böyle sağlıklıyım, şekerle de mutluyum diye düşünebilirsiniz ama bunu kiyaslayacağinız bir deneyiminiz yok" buna benzer bir şey diyordu. Değiştirmiş olabilirim ama ana mantık aynı. Şuan hayatınızdan memnun olabilirsiniz. Çünkü buna alıştığınız için böyle düşünüyorsunuz. Ya şekeri hayatınızdan çıkarmayi deneseniz. Buraya kadar okuduysanız siz de benimle pazartesi günü şekersiz bir hayata başlayın. Bir hafta deneyelim bakalım.
Sözde Dilan'la beraber izleyeceğimiz film ahahshehe. Şimdi Dilan yazmış ki "Sınav filmini izleyelim." Benim de aklıma direk bu film geldi. Hani hem ikimiz de sınav öğrencisi olduğumuz için bizi anlatan bir film, Dilan ordan düşünmüştür dedim. Zaten izlemeyi de çok…devamıSözde Dilan'la beraber izleyeceğimiz film ahahshehe.
Şimdi Dilan yazmış ki "Sınav filmini izleyelim." Benim de aklıma direk bu film geldi. Hani hem ikimiz de sınav öğrencisi olduğumuz için bizi anlatan bir film, Dilan ordan düşünmüştür dedim. Zaten izlemeyi de çok istiyordum. Neyse açtım izliyorum güzel güzel. Hatta şey diyorum "Çok iyi hemen başla filme."İşte bitirdim filmi. Direk yazdım "Ağlıyorum ben bu nasıl filmdi?"diye. O da "Neye ağlıyorsun?" dedi. Ben de anlatıyorum "Kendimi gördüm filmde ona ağlıyorum." Arkadaşlar sonra anladık ki biz farklı filmleri izlemişiz. Sınav adli iki film varmış. Biri de yabanci bi film. Dilan onu izlemiş ben bunu. Yani baya beraber film izlemiş olduk aahahsheh
Ama film çok güzeldi o yüzden "tek başıma" izlemiş olsam da yorumunu yapacağım.
Hemen duygusal moda geçelim. Bu filmi sınav senenizde izlemeyin arkadaşlar. Yoksa benim gibi salya sümük ağlarsınız. Ya da ben her şeye ağladığım için olabilir. Ama empati yapabilmesı çok kolay bi film. Çünkü bu filmde anlatılanların çoğunu bütün öğrenciler yaşıyor. Burda eğitim sistemimizin ne kadar saçma olduğunu anlatmayacağım boşuna. Çünkü bu hepimizin bildiği bir şey. Milyonlarca insanın hayatı 1 sınava bağlı. Öyle olmasa bile bizi buna inandırıyorlar. Sınavı kazanamazsak bi geleceğimiz olmaz gibi dayatılıyor. Ben de bazen düşünüyorum ya yapamazsam ya başaramazsam diye. Hadi çalışıyorum tamam ama ya sınavda başka bir şey olursa, heyacan yaparsam, unutursam her şeyi. Bunları düşündükçe kafayı yiyorum. Bu psikolojiyi 1 sene daha kaldırmak çok zor. O yüzden mezuna kalmayı da hiç istemiyorum. Bu sınav benim son şansımmışim gibi geliyor.
Bir de bu dönemdeki diğer önemli şey aile. Filmde bu çok güzel işlenmiş. Her bir karakterin yaşadığı ailevi sorunlar, anne-baba baskısı...
Mert'in annesinin kanser olması, Sinan'ın babasından şiddet görmesi, Kaan'ın tıp okumak için zorlanması, Gamze'nin sınavı kazanamazsa evlendirilecek olması. Yani sadece sınav diyip geçmemek gerek. Bir insanin bütün psikolojisini etkileyebilir. Belki bu sorunlardan birkaçını yaşıyor olabilirsiniz, hatta daha fazlasını da. Öğrencilerin hem bunlarla başetmesi hem de sınavı kazanması bekleniyor. Henüz 17 yaşındaki bi gencin "gençliğini" elinden alıyorsunuz. Sonrada başarılı bi birey olmasını bekliyoruz. Cidden bu konuda ne kadar konuşursam konuşayım boş. Duymamaya, görmeyeye devam edecekler. Kendi çocukları yurt dışında özel okullarda okurken buradaki çocukların hayatlarını karartmaya devam edecekler.
Aslında içimi dökmeyi çok fazla istiyorum. Ama film yorumundan çok günlüğümden bir sayfaya dönecek burası. Filmden bahsetmeye devam edeyim. Filmdeki müzikler çok güzeldi. Ve her müzik girdiğinde öyle sahneler koyuyorlarki hepsinde ağladım. Ben film boyunca hep ağladım aslında. Kendime mi filme mi orası ayrı. Aslında film ağlattıği kadar da güldürdü. Karakterlerin hepsini çok sevdim. Acemi Cadı Toygar'ı görmek de çok sevindirdi valla. Çocukluk aşkım olur kendisi.
Ya bir de Jean-Claude'nin bu filmde oynamasına şok oldum. Görünce acaba yapay zekadan falan yüzünü mü kopyalamışlar dedim. Adamin filmde oynadığına hala inanamıyorum.
İsmail Hacıoğlu'nun oyunculuğu da çok güzeldi. Annesiyle olan sahnelerde mahvetti. Hele son sahne...
Sınav senenizde değilseniz izlemenizi kesinlikle öneririm. Mükemmel bir film
Spoiler içeriyor
"Bazı şeyler ya olması gereken zamanda olur ya da hiç olmaz." Bu kitap hakkında konuşmak istediğim çok fazla şey var. O yüzden birbirinden kopuk cümlelerle yazılmış karışık bir yorum olacak. Öncelikle biraz yazar hakkında konuşmak istiyorum. Emrah Serbes'i Behzat Ç…devamı"Bazı şeyler ya olması gereken zamanda olur ya da hiç olmaz."
Bu kitap hakkında konuşmak istediğim çok fazla şey var. O yüzden birbirinden kopuk cümlelerle yazılmış karışık bir yorum olacak.
Öncelikle biraz yazar hakkında konuşmak istiyorum. Emrah Serbes'i Behzat Ç romanının yazarı olarak biliyordum. Kütüphaneye de Çekiç ve Gül romanını almaya gitmiştim. Ama sadece bu kitabı kalmıştı ben de bari bunu alayım dedim. Kitabı okumaya öyle başladım. Dediğim gibi yazarı hiç tanımıyordum nerdeyse. Eve gelince biraz kimdir neyin nesidir diye baktım. Aslında okuduğum kitapların yazarlarını hep 2. planda tutmayı tercih ederim çünkü dört dörtlük insan yoktur. Çok iyi eserleri olan ama yaptığı birkaç hata yüzünden sevilmeyen pek çok yazar var. O yüzden yazarların kişisel hayatlarıyla ilgilenmiyorum. Hakan Günday, Murat Menteş,Aziz Nesin, Sunay Akin gibi birkaç istisna var ama. (Lütfen bu yazarlar hakkında kötü şeyler yazmayın) Her neyse ne diyordum. Hah zaten ben YouTube'a Emrah Serbes yazınca hemen ilk sırada trafik kazası olayı çıktı. "Emrah Serbes sonunda 'T' yok." Belki biliyorsunuzdur bu sözü. Yazarın hayatını araştırmak huyum değildir çünkü yazar yüzünden kitabından da soğumak istemem. Ama maalesef bu sefer bunu başaramadım. Ha olayda kim haklıdır, olayın aslı nedir bilmiyorum. Çok araştırmadım ama alkollü bir şekilde araba kullanıp bi aileyi katletmek çok etik değil sanki🤷🏻♀️
Her zaman yaptığım gibi yapıp kitabın yazarını ayrı bi planda tutup kitabı okumaya devam ettim. Ve ilk 100 sayfası benim için çok güzel geçti. Çağlar ve Çiğdem adında iki kardeş. Kardeşini çok seven ve onun için her şeyi yapabilecek bir abi. Okulda çok başarılı, çok iyi dans eden, bütün arkadaşları tarafından sevilen ve Evliya Çelebi İlköğretim okuluna giden Çiğdem.
Çiğdem'in muhteşem dans yeteneğini herkese göstermek için bi yarışmaya katılıyorlar. Belediye başkanı dayıları da sağolsun elemeye çıkabiliyorlar ama ilk turu gecemiyorlar.
Kardeşinin tek gözyaşına kıyamayan Çağlar kardeşini ünlü etmek için elinden geleni yapıyor. İşte kitapta olaylar bunun etrafında başlıyor. Hatta kitabın konusu resmen bu. Toz pembe bi hikaye gibi geldi değil mi? Ben de öyle sanmıştım. Hatta kitabın Gezi Olayları'yla ilgili olduğunu bile bilmiyordum.(Bu olaya sonra geleceğiz.) Sadece kendi halinde yaşayan Çağlar'ın hikayesini anlatıyor sanmıştım. Arkadaşlar bir şey diyeyim mi NAH öyleymiş. Kitabin ilerisinde neler nelerrr oluyor. Bölüm bölüm hepsinden bahsedeceğim.
SPOİLER
İlk bölüm: MEĞER ÇAĞLAR Bİ DELİYMİŞ HER ŞEYİ KAFASINDA KURUYORMUS
Evet tam olarak böyle. Kitapta Çağlar'ın dayısıyla geçen bi konuşması vardı. Dayısı bütün gerçekleri Çağlar'ın yüzüne vuruyordu ve biz okurlar da olayın gerçek yüzünü o zaman öğreniyorduk. Meğer Çiğdem hiç bir arkadaşı tarafından sevilmiyormus, dans yeteneği falan da yokmuş, hatta yaşıtlarina göre çok kilolu olduğu için bir nevi zorbalık görüyormus. Çağlar'ın bize anlattığı gibi kibar birisi de değilmiş. Bir arkadaşını merdivenlerden itmis, öğretmenine küfürler ediyormus. Ben bunları öğrendiğim zaman şok olmuştum ama bu yönünden dolayı kitabı bir tık daha sevdim. Çağlar gerçekleri görmezden geliyor sadece kendi görmek istediği şeyleri görüyor. Kitabın sonlarına doğru arkadaşının çok güzel bir sözü vardı "Her şeyi başka bir şey zannedip duruyorsun. Gırgır geçeyim derken uydurduğun şeyleri gerçek zannetmeye başladın. Hayal âleminde yaşıyorsun. Vaktini bunlara harcayacağına gerçekleri görmeye harcasaydın böyle mi olurdun!"
Çağlar karakteri yeri geldiğinde sevdiğim yeri geldiğinde nefret ettiğim birisi oldu. Çok bilmiş tavırları, annesine olan gereksiz öfkesi, ergen ergen cümleleri bunalttı beni.
Bir de kardeşi Çiğdem hakkında konuşmak istiyorum. Kitap boyunca bu çocuktan nefret ettim. Ben hayatımda böyle şımarık bir çocuk görmedim ya. Kitabin içine girip boğasım geldi. Bazı yerlerde "keşke kilolu olmasaydım, bu yüzden intihar etmek istiyorum" dediği zaman üzüldüm ama bu ona olan nefretimi azaltmadı. Kitap zorbalık konusu üzerinde çok durmamış. Yoksa bu konu hakkında konuşmayı da düşünüyordum ama başka şeylerden bahsedeyim.
İkinci bölüm:EKŞİ'YE GİRİP AYDINLANMAK
Şimdi benim ara ara yaptığım bir hata var. O da okuduğum kitap hakkında Ekşi'de yorum okumak. Ne zaman bu hataya düşsem bir daha olmayacak diyorum ama oluyor maalesef. Ekşi kitlesi yine her şeyi eleştirip bir eksik bulmayı başarıyorlar. Hele Hakan Günday hakkında okuduklarim beni delirtmişti. Her neyse hem burda bi tık haklılar. Neyse benim kitapla ilişkim güllük gülistanlık giderken Ekşi'ye bir gireyim dedim. Ve yorumları okumaz olaydım. Kitaptan hemen soğudum. Sonra o önyargıyla kitaba devam etmek çok zor oldu. 2 günde bitecek kitap 1 buçuk haftada bitti. Ama haklı oldukları ve benim inatla inkar ettiğim bir kısım var. Bölüm üçte o
Üçüncü Bölüm:17 YAŞINDAKİ İKİ OĞLAN 9 YAŞINDAKİ Bİ KIZA AŞIK OLUYOR.
Veeee bu oğlanlardan biri kızın abisi. Diğeri de onun en yakın arkadaşı. Ya bu nasıl ensestlik bu nasıl bi pedofillik ya. Aklım almıyor benimmmm. Sizin alıyor mu arkadaşlar. Bu iki arkadaştan biri diyorki "Ben senin kardeşine aşığım onunla 10 yil sonra evlencem. Hem sen de ona aşıksın" Bu konuşmadan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Kitap bu olayı normalleştirmiş mi ben mi yanlış anladım. Hani size Çağlar'ın kardeşini şöyle böyle sevdiğini anlattım ya. Çağlar sürekli kardeşine sevgilim, bebeğim, yavrum, canım diye hitap ediyordu. Yani ben de daha kitabın sonunu okumadığım için yoktur öyle bir şey ya Ekşi'dekiler kafayı yemiş diyordum. Normal bi abi sevgisidir diye düşünüyordum. Ama değilmiş. Bu sondaki olay kitaptan beni tamamen soğuttu. Yeter artık dedim yeter.
Dördüncü Bölüm: KİTABIN ASIL KONUSU OLAN AMA 2. PLANDA KALAN GEZİ PARKI OLAYI
Şimdi ben bu olay hakkında uzun uzun konuşmak istiyorum. Ama bakıyorum zaten kitap hakkinda yeterince konuşmuşum. O yüzden ben yavaştan bir gireyim konuya gittiği yere kadar diyelim. Aslında benim bu olay hakkındaki bilgim çok sınırlıydı. Yani elbette Gezi Olayları'ni biliyordum ama hiç araştırmamiştım. Çünkü siyasetten nefret ederim, siyasetten anlamam, haber kanallarından da nefret ederim, iktidardan da nefret ederim, muhalefetten de nefret ederim. Şimdi bu bir çoğunuza günümüz sorunlarına karşı duyarsız kalmak gibi gelebilir. Bu devirde siyasetten anlamak zorunlu hale geldi. 10 yaşındaki bir çocuk bile siyaset hakkında çok şey biliyordur. Bir röportaj onla yap neler neler der. Keşke böyle olmasaydı. Keske gençler siyasetle ilgilenmek zorunda kalmasaydı. Bu seçimde oy kullanacağım o yüzden seçimden önce benim de bi siyasetle ilgilenmem gerek.
Ne diyordummm. Gezi Parkı.
Gezi Parkı bundan 9 yil önce yaşanan o zamanki gençlerin Taksim meydanında verdiği büyük bir direniştir. Kitapta bu kısımla alakalı yerleri okurken o parkta olabilmeyi çok istedim. Ne bileyim ordaki kişilerle konuşmak, insanlara yardım etmek, beraber o parkı savunmak...
Kitapta beğendiğim nadir yerlerden birisi de Gezi Parkı'nın anlatıldığı yerdi. Keşke olaylar başka bir şekilde başlayıp buraya gelseydi dedim. Çağlar'ın kardeşi kitapta hiç olmasaydı. Bu saçma sapan abi-kardeş ilişkisi olmadan Gezi Parkı'nı anlatsaydı yazar bize dedim. O zaman severdim kitabı.
Ha bir de Gezi Parkı diyince aklıma Duman'ın Eyvallah şarkısı geliyor. Çok güzel şarkıdir. Şuan bu yorumu okuyorsaniz hemen gidip dinleyin.
En son bi toparlamak istedim. Kitabı sevemedim. Bitsin diye zorla okudum. Zaten kaç gündür elimde kitap. Kütüphaneye biran önce götürmem gerek. Tavsiye etmiyorum okumanızı. Ama yine de siz bilirsiniz.
Çooook özlemişim. Ya bi kitap okuyup onun hakkında konuşmadan geri rafa kaldırmak nasıl bir duygu bilir misiniz? Ben size söyleyeyim, çok kötü. Okuduğum bütün kitaplar hakkında saatlerce konuşmak istiyorum. Bir de okurken alışkanlık olmuş şey yapıyorum, işte Raf'ta yorum yazarken…devamıÇooook özlemişim. Ya bi kitap okuyup onun hakkında konuşmadan geri rafa kaldırmak nasıl bir duygu bilir misiniz? Ben size söyleyeyim, çok kötü. Okuduğum bütün kitaplar hakkında saatlerce konuşmak istiyorum. Bir de okurken alışkanlık olmuş şey yapıyorum, işte Raf'ta yorum yazarken bu kısımdan bahsederim, bunun hakkında şunu derim. Sonra aklıma Raf kullanmadığım gelince hüzünleniyorum. Öncelikle birkaç cümleyle son birkaç ayımdan bahsetmek istiyorum. İsterseniz okumayın, geçin buraları. Aslında benim yorumlarımın hepsi kişisel oluyor ama siz bilirsiniz. İlk söylemek istediğim şey açığa geçtim. Bu aralar çok meşhur oldu zaten. Raf'taki birkaç kişi de geçmiş, öyle gördüm. Açığa geçtiğim için günümün çoğu bana kalıyor ve bu muhteşem bir şey. Okula gittiğim zaman kendimi hayatsiz gibi hissediyordum. Ama şuan iyiyim. Okul yerine dershaneye gidiyorum. Günümün çoğu orda geçiyor. Dershane ortamı>>>
Akşamları evde oluyorum. Kitap okuyorum, Friends izliyorum. Ya da Himym izliyorum. Yeni diziye başlamak hala yasak.
Deneme netlerim yükseliyor. Ve bu duruma çok seviniyorum. Verdiğim emeğin karşılığını almak mutlu ediyor. Pazar kpss sınavına girdim. Genel yetenek çok kolaydı. Genel kültürden de Elizabeth'cim sağolsun 3. Charles sorusunu yaptım.
Ne kadar boş bir insan olduğumu gördünüz. Şimdi kitap yorumlamak istiyorum.
Aslında bu kitabin filmi benim için özeldi. Yani hiç izlememiştim ama bu film, İncir Reçeli, Delibal, Aşk Tesadüfleri Sever, Issiz Adam... İşte çok bilinen kült olmuş aşk filmlerini özel biriyle izlemek istiyordum. Gerçekten o kişiyi bulduğum zaman bu filmleri sadece onunla izlemek ve sadece onunla konuşmak...
Merak etmeyin arkadaşlar aşka olan inancım ölmedi ama bu yaz yanlışlıkla bi hata yaptım. Benim için hiç özel olmayan biriyle bu filmi izledim. Neyse yaptık bi hata bari yorumlayalım. Aslında önce kitabını okuyup sonra filmini izledim. Ama filmini daha çok beğendim. Yani kitapta verilmek istenen çok üstü kapalıydı ve aşk o kadar da ön planda değildi. Kitapta ön planda olan şey baş karakterin girdiği buhran ve kendi içindeki tartışmasıydı. Belki de Müzeyyen'den ayrıldıktan sonraki halini okuduğumuz için böyle olabilir. Keşke biraz da ilişkilerinin ilk zamanlarını görebilseydik. Sadece tartıştıkları ve ayrıldıkları kısmı okumak öncesinde büyük bir aşk olduğunu düşündürtmüyor bana. Ama cıvıl cıvıl bi aşk anlatılsaydı kitabın türü bambaşka olurdu. Bu kitap postmodern bi kitap. Modern insanın, modern yaşamdaki karmakarışık duyuları...
Kitaptaki müzik alıntıları beni en çok etkileyen şeylerden biriydi. İsmi geçen bütün müzikleri dinledim. Yazar cidden zevkli birisi.
Diğer bi hoşuma giden şey ise karakterimizin kapı kilitleri ile yaptığı sohbet. Bunu çok sevdim. Bu kitabı okuduktan sonra insanın kapı kilitlerine olan ilgisi artıyor shshsh
Bir de yazar bir şey anlatırken ordan oraya atlaması bunu yaparken de bizi de içine çekmesi çok güzel. Kitapla zerre alakası olmayan ama okurken de ne okuyorum dedirtmeyen çok güzel bölümler var. Aslında bu son cümlem kitabın özeti oldu. Kitabı ağustosta okumuştum. Aslında gecen ay yeniden okudum. Ama çok akılda kalmıyor. Zaten bir nevi başucu kitabı yapmak istiyorum. Her sayfasını pos-itledim nerdeyse sürekli açıp açıp okumak çok güzel.
Haymatlos'un Müzeyyen şarkısı da çok güzel değil mi? Bilmiyorsaniz kesinlikle dinleyin.
Okurken bu karakterler birbirini nasıl sevmiş hiç anlayamadım. Adam tamamen hayalperest kadın ise çok realist. Zıt kutuplar birbirini çekmez arkadaşlar! Zaten ilişkinin sonu da belli. Kadın başka birine gitti. Ah be Müzeyyen.
Ekşi'de bi yazı okumuştum. Kitabin ilk basimlarında sonunda "belki bitmemiştir" gibi bir şey yazıyormuş. Ondan sonraki basimlarda ise "bitse ne olur, bitmese ne olur" yazıyıyor. Sanırım yazarımızın da aşka olan inancı kalmamış.
Kabul ediyim biraz abartılmış ve popüler kültürün etkisiyle herkesin okuduğu bir kitap. Ama bunda filmin etkisi çok büyük. Filmi hiç olmasaydı bu kitap hakkında belki de başka şeyler düşünecektim. Emin değilim.
Aşırı birbirinden kopuk ve iğrenç cümlelerim ile yazdığım yorum bitti. 3 ay olmuş affedin. Ha şimdi şey mevzusu var ben hani gitmişim? Bunu başta diyecektim ama unuttum. Açığa geçtiğim için çok zamanim oluyor. Bu yüzden arada eski telefonumu(yani Iphone 4 olmayan telefonumu) açıp Raf'a veya başka şeylere giriyorum. Kitap okumak için de zamanım oluyor. Yani Raf'i okuduğum kitapları yorumlamak için kullanacağım. Haftada bir iki defa yazar giderim. Arada da sohbet ederiz. Aslında son okuduğum kitap hakkında da konuşmayı çok istiyorum. Ama üst üste bir sürü gönderi de atmak istemiyorum. Konusunu unutmazsam Dublörün Dilemması hakkında da bir şeyler yazarım. Murat Menteş mükemmel bir yazar ya. Neyse ben çooook konuştum. Her zamanki gibi birkaç alıntıyla yorumu bitiyorum canlarımm
"Evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhu mu olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi"
"Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı."
"Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, o da yok muydu bu dünyada?"
"Uzaklaşan şeylerin gözden gidişini görmemek için, gözlerimizi başka yöne çevirsek bile, yine de ne bok yemeye bir taraflarımızda geyik gibi bakardık?"
"Ya sevmenin kendisini ya da seven hali ile kendini seviyor."
"Fakat nedense biri yarım sayar ve iki yaparak tamamlamaya çalışırlar. İki lanet bir sayıdır, kendine yetmez ,hep üçe koşar ve sonra sil baştan."
Bu aralar farklı kültürlerin mitolojilerini araştırıyordum. Zaten Yunan mitolojisini çok severim. (En popüler ve bilindik olduğu için ilk Yunan mitolojisiyle başlamıştım.) Yenilerde de bir kitap aldım. Cadının Yüreği diye. İskandinav mitolojisini anlatıyormuş. Kitabı okumadan önce biraz İskandinav mitolojisini araştırıyım dedim.…devamıBu aralar farklı kültürlerin mitolojilerini araştırıyordum. Zaten Yunan mitolojisini çok severim. (En popüler ve bilindik olduğu için ilk Yunan mitolojisiyle başlamıştım.) Yenilerde de bir kitap aldım. Cadının Yüreği diye. İskandinav mitolojisini anlatıyormuş. Kitabı okumadan önce biraz İskandinav mitolojisini araştırıyım dedim. İşte birkaç saat internette yazılar okudum, videolar izledim. Sonra şunu düşündüm."Ey Yağmur sen Yunan ve İskandinav mitolojilerini araştırıyorsun da bir kere açıp kendi kültürünün mitolojisine baktın mı?" Sonra kendi içimde bi vicdan azabı yaşadım. Ve Türk mitolojisine bir yerden başlamaya karar verdim. İnternette Türk mitolojisi hakkındaki en önemli kaynağın bu kitap olduğu yazıyordu. Hatta bundan sonra yazılan kitaplar bile bu kitabı örnek alarak yazmış. Ve işin ironisine bakınki Türk tarihi hakkındaki bir kitabın yazarı yabancı. Aaaa şaşırdık mı? Ne kadar sahip çıkıyoruz kendi kültürümüze ya(!)
Neyse kitaba gelelim. Kitap bir nevi sözlük gibi. Türk tarihinden ve mitolojisinden belli başlı kavramlar ve açıklamaları var. Başlamak için mükemmel bi kitap seçmişim. Sizin de bu konu hakkında çok fazla bi bilginiz yoksa bu kitap ile başlayabilirsiniz. Herkes kitabın çok sade bi dili olduğunu söylemiş ama bana biraz ağır geldi ya. Sanki bi makale okuyormuş gibi hissettim. Sanırım roman tarzında okumaya alışık olduğum için bi olay olmayınca kitaba odaklanamıyorum. Bu biraz yordu beni çünkü bazı yerleri birkaç defa okumak zorunda kaldım. Aslında düşününce ilk defa bi kitabı iyi vakit geçirmek için değil de bilgilenmek için okudum. Benim için büyük bir adım.
Açıkçası kitabı okumadan önce daha ayrıntılı olur diye düşünmüştüm.Yani bahsedilmeyen çok fazla şey vardı. Ya da bi paragrafla anlatıp geçilmiş.
Bir de olayları İlyada ve Odessia'da olduğu gibi hikayeli bir şekilde bekliyordum. Bu tarz şeyleri okumayı daha çok seviyorum çünkü. Bu tarz bildiğiniz bi kitap varsa önerebilir misiniz?
Ha bir de şunu keşfettim. Yazar çoğu yerde Kaşgarlı Mahmut'tan alıntı yapmış. Yani yarısını da Kaşgarlı abimiz yazmış gibi. Bu yüzden bir sonraki okuma listeme Divanü Lügatı Türk'ü ekledim.
Şimdi sizi kültürlendiricem arkadaşlar. "Yağmur ile Kültür Saatine" hoş geldiniz.
Kültür 1)Kitapta ismi fazlaca geçen bi devlet var. Hiung-nu. Şimdi ben bunlar Türk mü değil mi anlamadım. Sizi kültürlendiricem dedim ama daha ben bilmiyorum sshshsheh. Neyse durun kitapta Türklerin çoğu kültürlerinin bu devletle olan benzerliklerinden bahsediyor. Ve kitapta bunların Türk değil Çinli olduğundan bahsediyor. Ama internette ise Türk olduğu yazıyordu. Neyse bilen bizi kültürlendirsinki konseptimiz bozulmasın.
Kültür 2) Bir Türk tarafından çizilmiş en eski dünya haritası Kâşgarlı Mahmud'un haritasıdır.
Kültür 3)Türklerin Alp Er Tonga olarak tanıdıkları kişi aslında İranlı kahraman Afrasiyâb.
Kültür 4) Türkler ölülerin mezarına öldürdüğü kişi sayısı kadar taş eklermiş. Buna Balbal denir.
Kitabı okurken birkaç bilginin altını çizdim ki böyle bi bölüm yaparım diye. Ama sonuna doğru çok sıkıldım ve erindim. Yeter artık bitsin diye okudum. Başta nasıl hevesliydim görün aahshsheh
4 bilgiyle idare edin amaaan. Ben olmasam bunu da bilmiyordunuz.
✨ALINTI TİME✨
"Cehennem ise, belkide hiçbir zaman ölülerin bir ikamet yeri olmamıştır. Her ne kadar dünyevi hizmetler karşılığında ahirette bir ödül yoksa da, cezalar henüz bu dünyada ölüm şeklinde verildiğinden, kişinin ölüm şekli ve ritüellerin yerine getirilip getirilmemesi ölünün kaderini belirleyebilmektedir"
"Önemli Türk gruplarının ölülerini ağaç'lara asma geleneği, mutlaka yeniden doğuş ve aynı zamanda ölülerini göğe sunma ve onları göğe uzanan yola çıkarma umudundan kaynaklanmaktadır."
"Çok ilginç bir anekdot, tüm canlıyı hatırlatmak için bir başın yeterli olduğunu göstermektedir."
"Kaşgarlı Mahmut tarafından alıntılanan bir atasözü 'Avcı ne kadar hile bilse, ayı o kadar yol bilir' demektedir."
"Türklerin yabancı dinleri benimsemeleri
sonucu eskiden kalma dinleri birden kaybolmamıştır. Eski dinleri yalnız büyük kültür merkezlerinin dışında yaşayanlarca muhafaza edilmemiş, bu merkezler de dahi bu eski gelenekler unutulup yitmemiştir. Zamanla gittikçe daha çok unutulup kaybolan bu eski gelenekler, günümüze kadar en azından birer ilke olarak hayatta kalmıştır."
Raf'ın bana kattığı güzel kitaplardan birsi. Değerinin bilinmediğini düşünüyorum. Çok az kişi okumuş. Bence polisiye sever herkes tarafından okunması gerek. Kitap aşırı heyacanlı başlıyor. Sarı bir oda, içerde bi kaza gerçekleşiyor. Kapı ve pencere kapalı. Ama suçlu odada değil. Peki…devamıRaf'ın bana kattığı güzel kitaplardan birsi. Değerinin bilinmediğini düşünüyorum. Çok az kişi okumuş. Bence polisiye sever herkes tarafından okunması gerek.
Kitap aşırı heyacanlı başlıyor. Sarı bir oda, içerde bi kaza gerçekleşiyor. Kapı ve pencere kapalı. Ama suçlu odada değil. Peki nerde? Nerden kaçtı?
Bu giriş beni kitaba öyle bi bağladıki. İlk okuduğum zaman 100 sayfa birden okumuştum. Ama sonradan araya başka şeyler girince kitaba 2 hafta sonra devam edebildim. Yani yaklaşık bir ayda bitirdim kitabı. Ama inanın en fazla 3 günde bitirilecek kitap. Ben hiç ara vermeden yeniden okumayı düşünüyorum bi ara. Çünkü arada kopmalar oldu benim için.
Kitaptaki olay gizemini sonuna kadar koruyor. Şöyle düşünebilirsiniz "Baştaki olay nasıl 300 sayfa boyunca çözülemiyor, tek bir olay olması sıkmaz mı?" diyebilirsiniz. Ben öyle düşünmüştüm açıkçası ama tek bir olay olmuyor. Anlamlandıramadığım birkaç olay daha oluyor kitapta. Mesela 4 kişi saldırganı kovalıyorlar ama bi anda saldırgan ortadan kayboluyor. Ve bu 4 kişi birbiriyle çapışıyor. Saldırgan nere gitti? Bunun gibi birkaç olay daha var. Siz bu olayları çözmeye çalışırken bi anda kitap bitiyor zaten.
Hep bi tahmin yürüttüm katil kim diye ama sonu beni şaşırttı. Hiç beklemediğim biri çıktı.
Ama açıkçası katil beni tatmin etmedi. Sarı Odanın ve Dönemeçli koridorun(size anlattığım diğer olay) esrarı beklediğim gibi olmadı. Genelde "katil kim" temalı kitaplarda son 50 sayfa en sevdiğim kısım olur ama bu kitapta pek öyle olmadı. Belki ben tam olarak anlamadım. Ama özellikle Sarı Odanın hikayesi hiç beklediğim gibi değildi. Okuduğum zaman "Ne bu muymuş?" dedim. Ama bu sadece bana böyle gelmiş olabilir. Çünkü ben daha büyük bir şey bekliyordum. Bu kitabın kötü olduğu anlamına gelmez. Ayrıca sonundan bağımsız çok güzel bir kitaptı. Hakkını yemem. Katil kim temalı şeyler seviyorsanız kesin okuyunnnn.
SPOİLER
Şu tatmin olmadığım kısmı anlatmam gerek. Katil gelip Matmazel Stangerson'a saldırıyor. Sonra gidiyor. Matmazel Stangerson'da bu yarayı sarıp babasıyla çalışmasına devam ediyor. Nasıl ya? Babası veya Jacques Baba bu yarayı nasıl farketmiyor? Ya da kız bu acıya nasıl dayanıyor? Anlamadım ben.
Bir de "Matmazel Stangerson'ın sırrı" çooook saçmaydı. Cidden başka bir şey bulamadın mı yazar bey demek istedim. Neymiş geçmişte bu adamla berabermiş. Şimdi kimse duymasın diye de saklamayı tercih etmiş. Ablacım siz evleneceğinizi falan herkese duyurmuşsunuz zaten. Sevgilinden ayrıldıktan sonra 1 hafta geri birlikte olman bir şey değiştirmez. Yani bunu baban öğrenseydi hiçbir şey olmazdı bence. Ölümü göze alabilecek bir şey değillll. Ha bir de çocukları varmış. Eee nolcak al yanına büyüt. Salak bi adamla uğraşmana değer mi? Valla ben Darzac'a çok üzüldüm. Raubatille olmasa boşu boşuna hapse girecekti adamcağız. Kitabı okumadıysanız sonki bahsettiğim şeyden pek bir şey anlamazsınız. Ama okuduysanız sizinde bu konu hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum.
"Bu alemde artık kadınların hepsi yeniktir erkekler ise yenik olsa da galiptir" Aslında uzun zamandır izlemek istediğim ama izlemeye bi türlü zaman bulamadığım film. Birkaç defa Tv'de denk gelmiştim ama hep yarım yamalak izledim. Bugün de filmi izlememe çok saçma…devamı"Bu alemde artık kadınların hepsi yeniktir erkekler ise yenik olsa da galiptir"
Aslında uzun zamandır izlemek istediğim ama izlemeye bi türlü zaman bulamadığım film. Birkaç defa Tv'de denk gelmiştim ama hep yarım yamalak izledim. Bugün de filmi izlememe çok saçma bir şey neden oldu. Raf'ta biri film önerisi istiyordu. Başka birisi de(adını unuttum) profilimde tekrar izlenmesi gereken filmler diye kategori var oraya bak demişti. Ben de baktım ve bu film gözüme çarptı sonra açtım izledim işte. Teşekkürler Raf mükemmel bi film izlememe vesile oldun.
Film hakkında konusmadan önce şunu söylemek istiyorum. Film boyunca kahkaha atıp sonunda hüngür hüngür ağladım. Bir de evdekileri uyandirmamak için ses çıkarmamaya çalışıyorum. Birisi napiyorsun dese cevap da veremem. Salak gibi Hacivat ve Karagöz'ün öleceğini bilmeme rağmen belki kurtulurlar diye izledim.(Her zaman Pollyanacı bir insanım.) Ama öldüler.
Ortaokulda inkılap öğretmenim bir şey anlatmıştı. Türkler İslam dinine girmeden önce savaşlarda kadınlar çok ön plandaymış."Kadın evde otursun çocuğuna baksın" kafası yokmuş asla. Ama İslam dinine girdikten sonra kadınların rolü değişmiş. Çocuk doğuran, ev işi yapan bi insana dönüşmüş. Biz İslam dinini sanırım çok yanlış anlamışız demişti öğretmenim. Haklı sanırım. Aslında insanımız aynı ama din değiştirmiş insani... Neyse din konusuna daha fazla değinmek istemiyorum. Zaten kendi içimde de emin olamadığım bir şeyi burda anlatmaya gerek yok.
Gelelim yapılan siyasi eleştirilere. Filmi izlerken şeyi düşündüm. Acaba bu film şimdilerde çekilse nolurdu. Daha doğrusu çekilebilir miydi? Ya da Hacivat ve Karagöz'ün hazin sonu yeniden mi yaşanırdı? Sanırım böyle bi filmi yeniden çekmek imkansız. Hatta nasıl hala televizyonda gösteriliyor anlamıyorum. Zübük filmi gibi yasaklanmasını falan beklerdim. Neyse şeytanın aklına karpuz kabuğu düşürmeyelim.
Uzun söze gerek yok. Film şaheser açın izleyin. İzlemeyenler hemen izlesin. İzleyenler de bir daha izlesin. Bu film asla unutulmasın.
Ya ben pır eki uç dürt baş sahnesinde de çok ağladım ya aahwhshe.
Böyle karanlık temalı, fantastik, aşk ve gizem konulu dizileri çok seviyorum. Bir de dönem dizisiyse yeme de yanında yat. 1 aylık Amazon üyeliği aldım.(Bedava diye) Sınav dönemime de gelse o bir ayı dolu dolu geçirmek için her şeyi yaparım. Yorumunu…devamıBöyle karanlık temalı, fantastik, aşk ve gizem konulu dizileri çok seviyorum. Bir de dönem dizisiyse yeme de yanında yat. 1 aylık Amazon üyeliği aldım.(Bedava diye) Sınav dönemime de gelse o bir ayı dolu dolu geçirmek için her şeyi yaparım. Yorumunu paylaştığım Dayı filmini izledim. Bir de bu diziyi. Bu diziden sonra da Outer Range'e başlamayı düşünüyorum. O da fantastik bi diziymiş yine tam benlik. Siz de Amazon'un 1 aylık ücretsiz üyeliğini kullanırsanız öneri olsun. Bakın bunlara. Ha bir de The Boys izlemeden olmaz. Sezon sayısı fazla olduğu için onu yeni bi üyelik açıp izlerim sonra.(Beleşçiliğimi sorgulamayın, param yok.)
Dizimize dönelim. Dediğim gibi fantastik bir dizi. İçinde perilerin, puckların(boynuz kafalı insanımsı yaratıklar), sentorların ve daha ismini bilmediğim bir sürü yaratığın olduğu bir dizi. Ama asıl güzel olan şey insanlar ile bu yaratıkların iç içe olması. Her ne kadar çok fazla ırkçılık olsa da insanlar ve perilerin ilişkisi çok güzel anlatılıyor. Dizi 7. veya 8. yüzyılda geçiyor. Kostümler, mekanlar o kadar güzelki.Her şey çok ilkel. Sanki bundan 1000 yıl sonra teknoloji önce çok gelişmiş sonra her şey yok olmuş. Ve sonucunda da ortaya farklı yaratıklar çıkmış. Bu benim teorim böyle bir şey yok.(Biraz Whel Of Time'dan çalmış olabilirim.)
Dizinin hikayesi daha da güzel. Önce bi polisiye dizisi gibi başladı. Müfettiş'in gizemli bi vakayı çözmeye çalışması ve bunun dahilinde gerçekleşen olaylar. Zaten cinayetler dizinin sonuna kadar sürüyor. Ben 7. bölümdeyim. Ve katilin kim olduğunu hala bilmiyoruz. Ama hikaye yavaş yavaş açılıyor. Karakterlerin daha yakından tanıyoruz. Geçmiş ilişkilerini görüyoruz. Beni çok şaşırtan şeyler oldu ama spoiler olacağı için söylemiyorum. Heyecanı olsun. Küfretmeyin sonra bana.
Dizide diğer bi sevdiğim şey de Philo ve Vignette arasındaki aşk oldu. Zaten Orlando Bloom'a edilecek laf yok. Kendisini çok seviyorum. Cara Delevingne'i ilk defa bu dizide tanıdım. İkilinin arasında harika bi enerji var. Oyuncu seçimi çok güzel olmuş. Ama bu ikilinin aşkını sadece 1 bölüm izleyebiliyoruz. İlerde ne olur bilmiyorum ama harcamayın şu ikiliyi ya. Uyumlarına bayıldım.
Normalde kolay kolay bir diziyi bitirmeden yorum yapmazdım. Ama bu sefer dayanamadım. Koşun izleyin şu diziyi. Çok güzel
Son olarak bana harika bir şarkı keşfetmemi sağladığı için diziye teşekkür ederim. I will fly for you❤️