"İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın "Nasıl görünüyorum?" sorusundan, "Nasıl görüyorum?" aşamasına geçmesiydi." 🦋🦋 🦋 Zülfü Livaneli/ Leyla'nın Evi 🦋
✨Ferenc Molnár Kimdir? 🦋Ferenc Molhar 12 Ocak 1878 yılında Budapeşte’de dünyaya gelmiştir. Ailesinin baskısı ile Hukuk Fakültesine girdi ama gazeteci olarak iş yaşamına başladı. Gazeteci olarak yayınladığı makaleleri ile adını duyurmayı başardı. Budapeşte’yi ve yaşayanları o kadar iyi tanıyordu ki…devamı✨Ferenc Molnár Kimdir?
🦋Ferenc Molhar 12 Ocak 1878 yılında Budapeşte’de dünyaya gelmiştir. Ailesinin baskısı ile Hukuk Fakültesine girdi ama gazeteci olarak iş yaşamına başladı.
Gazeteci olarak yayınladığı makaleleri ile adını duyurmayı başardı. Budapeşte’yi ve yaşayanları o kadar iyi tanıyordu ki konuları özenle seçerek rahat bir üslupla kaleme alıyordu.
Ferenc Molnar ilk romanını 23 yaşında iken kaleme aldı. Bu kitabında küçük burjuvaların hayatını büyük bir ironi ile anlatıyordu.
Bu ilk eserinden bir yıl sonra tiyatro oyunu olan Bay Doktor ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.
Yazarın ünlenmesine en büyük katkısı olan eseri Pal Sokağı Çocukları yayınlandığında 30 yaşını henüz doldurmamıştı.
Budapeşte’de kitap olarak yayınlanmaya başladıktan 2 yıl sonra Avrupa’da belirli dillere çevrildi. Kitap Macaristan’da tam 45 baskı yaptı. 1968 yılında beyaz perdeye uyarlandı ve Oscar’a aday gösterildi.
Pek çok ülkede oyunları sahnelenmeye başladı. Liliom isimli eseri büyük başarılarından biri oldu. Viyana tiyatrolarında sahnelendi.
Pek çok alanda eserler veren üretken bir yazardı. Ferenc Molnar eserleri kolay bir üslupla kaleme alınmıştır.
1920 yılından itibaren devamlı seyahat etmeye başladı. II. Dünya savaşının korkunçluğunda İsviçre ve Amerika’ya sığındı bu dönemde ağır bir depresyona girmesine rağmen bir kitap daha yazdı. Aradığı yaşamı bir türlü bulamayan yazar ruhsal olarak içine kapandı ve 1952 yılında 74 yaşındayken yaşama veda etti.
(Kaynak Scala Kitapçı)
🦋Birinci Dünya Savaşı’nda savaş muhabirliği yaptı.(Kaynak YKY)
✨Kitap Hakkında Kısa Bir Bilgi
🦋Kitap bilindiği üzere bir Macar romanıdır.1906 yılında yazılmış bir çocuk kitabıdır.Kitap, dünya çapında en ünlü Macar romanı olmuştur. Birçok dile çevrilen kitabın bazı ülkelerde (Birleşik Krallık ve İtalya gibi) okullarda okunması zorunludur. Ernő Nemecsek karakteri, çocuk edebiyatının Oliver Twist ya da Tom Sawyer gibi ölümsüz kahramanları arasına girmiştir.
Kitap herhangi bir yerde, herhangi bir yaşta geçebileceğinden dolayı, dünya üzerinde her yerde çok kolaylıkla okunabilmektedir.
(Kaynak Wikipedia)
🦋 Savaş muhabirliği yaptığı Yapı Kredi Yayınları olan kitaplarda mevcut sanırım güzel dostlarım. Bu da kitapta askeri düzene, savaş planlarına nasıl bu kadar hakim olduğunu gayet güzel açıklıyor diye düşünüyorum.
✨Kitap Hakkındaki Şahsi Düşüncem
🦋Öncelikle kitapta ilk takılmamız gereken nokta bence kız çocuğu neden kitapta yok yerine bu kitap hala nasıl çocuk kitabı olarak listelerde yer alıyor olmalı. Tartışılması gereken, takılmamız gereken nokta burası bence. Bu kitap hala nasıl çocuk kitabı olarak en çok okunanlar listesinde ve bu kitap hala nasıl çocuklar için öneriliyor?
Kitabın yazıldığı ve yazarın yaşadığı döneme bakarsak o dönemin özelliklerini taşıyor Macaristan’ın o dönemki içinde bulunduğu dönemi yansıtan dil ve kurgu elbette anlaşılır bir hal alıyor. Her an savaşa hazır bir nesil yetiştirmek, vatan sevgisini kendini vatanı uğruna feda edecek ve bunu yaparken hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacak bir nesil yetiştirmek için bu tür bir roman harika bir yöntem olabilir. Ama günümüze bakarsak bu kadar hiyerarşinin olduğu, güçlü olanın güçsüz olanı ezdigi, kurgu da olsa resmen akran zorbalığının aşikar bir biçimde gözler önüne serildiği bir kitabın hala çocuk kitabı adı altında satılması gerçekten çok tehlikeli. Bu kitabı okuyan çocukların nasıl tepkiler vereceği muallak. İlerleyen dönemlerde okuduklarını hayatlarına nasıl entegre edecekleri büyük bir soru işareti.
✨Karakterler ve kitabı okurken neler hissettim
🦋Kitabi okurken ben bir okuyucu olmaktan ziyade kitabın içindeki karakterler oldum. Boka oldum, Nemeçek oldum, kitabı dışarıdan okuyan bir göz olarak değil de yaşayan biri oldum. Yer yer kızdım, bazen güldüm bazende ağladım… Beni en çok üzen bir babanın çaresizliği bir çocuğun ölümü bir çocuğun hayallerine veda etmesiydi daha fazla konuşmama gerek var mı? Bilmiyorum. Tartışmaya açık bir kitap.
Körlük kitabında Jose neye dikkat çekmek istemiştir? Bunun için şimdilik iki farklı teorim var sırayla yazıcam birazcık uzun olabilir bunun için kusura bakmayın. Saramago’nun izinden gidip noktalama işaretlerini en aza indirerek devam etmeyi düşünüyorum. ☺️ Kitabı hiç bir teoriye bağlamadan…devamıKörlük kitabında Jose neye dikkat çekmek istemiştir?
Bunun için şimdilik iki farklı teorim var sırayla yazıcam birazcık uzun olabilir bunun için kusura bakmayın. Saramago’nun izinden gidip noktalama işaretlerini en aza indirerek devam etmeyi düşünüyorum. ☺️
Kitabı hiç bir teoriye bağlamadan ele alalım öncelikle.
Kitabın baş kahramanı Dr’un karısı olduğu için yazıma ilk onunla mı başlamalıyım bilmiyorum belki de önce kitabın üslubu ile başlamalıyım.
Yazar noktalama işaretlerini minimum seviyede tutarak okuyucuya alan tanımış bence yani kitaba daha kolay adapte olup olaylara rahat dahil olabilelim diye. Günlük yaşantımızda da noktalama işaretleri kullanmayız pek öyle değil mi? Duygularımızı ifade ederken veya mesajla bir duygumuzu dile getirirken düz bir şekilde yazarız ve bu duygu noktalama işaretleri olmadan da karşıdaki kişiye geçer. Burada da alışılmışın dışına çıkan yazar noktalama işaretlerini minimal tutarak okuyucuya tam anlamıyla o duyguyu vermiş ve hepimiz okurken resmen o sahneleri yaşadık.
Kitapta karakterlere isim vermeyen yazar bence evrensel bir dil kullanmış. Yani kişisel bir isim kullanmak yerine benzetmeler kullanarak karakterlerle daha kolay bağ kurmamız sağlanmış oldu. En azından benim için öyle oldu. Kitabı okurken yer yer duygusal çöküş yaşadığımızı düşünürsek kitabı içselleştirdik ve bu yazarın ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Kitap içerisindeki olay örgüsüne gelecek olursak. İnsanların beyaz bir körlüğe hapsolması ile yaşanan bir panik ve çöküş görüyoruz. Bu çöküş ile birlikte insanların nasıl medeniyetten uzaklaşıp hayvani duygularla hareket ettiklerini görüyoruz. İnsanlar önce temizlikten vazgeçiyor mesela, oysa modern hayatın başında gelir temizlik hijyen. İnsanlar önce bunu kaybediyor sonrası yavaş yavaş geliyor zaten. Gücü elinde tutan (buradaki güç simgesi silah) tüm köyü yönetiyor. Bu köyde gasp, hırsızlık, aşağılama, taciz, tecavüz, şiddet, cinayet ne ararsanız var. Yönetimin çökmesi ile birlikte insanlıkta çöktü ya da insani duyguların çöküşü kötülüğü doğurdu.
Bir insanın kendi menfaatleri doğrultusunda ne kadar kötü ve acımasız olabileceğini gözler önüne seren bir kitap olmuş diyebilirim.
Teori 1.
Burada Dr’un karısı vicdanımız olarak ele alınmış olabilir. Körler ise hırslarımız, tutkularımız, körü körüne bağlandığımız veya savunduğumuz her şey diye düşünüyorum. Vicdanımız her şeyi görür ama yaşadığımız duygular bazen bunlara sesimizi çıkarmamızı engeller. Bu suskunluk karşısında da bir çok yıkım meydana gelebilir. Kitapta bu yıkımlar ahlaki olarak ele alınmış bence. Tecavüze uğrayan kadınlar cinayetler vicdanen bizi rahatsız eden olgulardır diye düşünüyorum ama buna rağmen üç maymunu oynamaya devam ederiz. Gözlerimiz görse kaç yazar ki öyle değil mi vicdanımız kör olduktan sonra. Kitapta da kör olanlar hırslarına tutkularına yenik düşenler en temiz olarak nitelendirilen Dr’un karısı diyebiliriz niyesini açmak gerekirse gözleri gören tek kişiydi eğer isteseydi kendisi için fazla yemek alabilirdir evinden çıkmak zorunda bile değildi kendisi için daha temiz bir alan oluşturabilirdi birçok seçeneği vardı ama yapmadı. Kör olmamasının nedeni de bu olabilir diye düşünüyorum.
Teori 2.
Yayında bir hocamız yaratıcıya bir serzeniş olabilir demişti düşününce bu bana çok mantıklı geldi. Şöyle bir bakış açısı ile bağ kurdum.
Akıl hastanesi = Dünya
Dr'un karısı = her şeyi herkesi gören yaratıcı
Körler = tüm insanlık
Yönetim = İnsanlık için indirilen kuralların yazılı olduğu kitaplar.
Hergün belirli saatte yayınlanan mesaj = belki de bizim için hergün aynı saatlerde okunan ezandır. Veya bir kilisenin ayin çanıdır. Diğer dinlere pek hakim değilim ama elimden geldiğince genel bakmaya çalışıyorum.
Yaratıcı kullarını yarattı ve dünyaya gönderdi. Hepimize bir irade güç verdi. Kimimiz bu iradeyi doğru kullandı kimimiz eline yüzüne bulaştırdı. Gücü yönetemeyenler kötülüğe başvurdu. Yaratıcı kulları için yazılı metinler gönderdi ama kulları bunu dikkate almadı duydu belki ama anlamadı. Hergün huzuruna çağırdı ama kulları duymazdan geldi.Sonra dünya bir kaosa sürükledi güçlü olan güçsüze eziyetler etti. Yaratıcı bunları görüyor evet yeri zamanı gelince müdahale de ediyor belli musibetlerle ama biz kulları bunları görmezden gelip yine bildiğimizi okuyoruz.
Körlük dediği dünyevi tutkular yüzünden edebi hayattan vazgeçmek, dünya üzerindeki hırslara tutkulara harama boyun eğmek. Bunun sonucunda kazandığın ne varsa kaybetmek belkide…
Ölüm diyoruz. Ölünce ilk ismimiz kaybediyoruz mesela isminin bir önemi kalmıyor nefes alırken ismin Asya olsa ne Ömer olsa ne ölünce cenaze oluyorsun cenaze geldimi diyorlar en basit örneği ile. Bu kitapta ölenlerin cesetleri dinlerine uygun bile defnedilmedi mesela. Kim oldukları bile belli değil çünkü ölünce her şeylerini kaybettiler kimliklerini kaybettiler. Körlükle kişiliklerini ölümle de kimliklerini kaybettiler. Bir kaosla birlikle insanlıklarını kaybettiler. Bu kitapta da böyle malesef gerçek hayatta da böyle.
Menfaatleri doğrultusunda insanlar her türlü kötülüğü yapabilir yeterki güç ellerinde olsun.
Yaratan bunu görüyor duyuyor biz kulları olarak ona yönelmeyi reddediyoruz. Kitaplarına gönderdiği mesajlara kulak vermek yerine kendi kurallarımızı yazıp kendi bildiğimizi okuyoruz. Umarım kendimi doğru ifade edebilmişimdir 🤭🦋
⭐⛹🏻⛹🏻♀️⭐ Aamir Khan yapımı harika bir filmle geldim bugün sizlere. Biraz önce bitti veee hemen sizlerle paylaşmak istedim ☺️ Ben genel anlamda Aamir Khan filmlerini çok seviyorum zaten özellikle böyle farkındalık yaratmak için olanlarını ayrı bir seviyorum. Filmi izlerken çoook…devamı⭐⛹🏻⛹🏻♀️⭐
Aamir Khan yapımı harika bir filmle geldim bugün sizlere. Biraz önce bitti veee hemen sizlerle paylaşmak istedim ☺️
Ben genel anlamda Aamir Khan filmlerini çok seviyorum zaten özellikle böyle farkındalık yaratmak için olanlarını ayrı bir seviyorum. Filmi izlerken çoook eskilere bile gitmiş gelmiş olabilirim.
Neyse gelelim filme, film bilindiği üzere özel gereksinimli bireyler ile bir basketbol takım koçu arasında geçiyor. İzlerken birçok konuda farkındalık yaratacağına inanıyorum bu filmin. İnsanların, özel bireylere eksik insan gözüyle bakması, onların farklılıklarını kabul etmek yerine deli, aklı kıt vs gibi etiketlerle ötekileştirmesi malesef şu anda bile günümüzde mevcut. Hatta bunu eğitimli diye nitelendirebileceğimiz kişiler bile yapıyor, bile diyorum çünkü eğitimli bir birey bunu yapıyorsa eğitim almamış, bu kişiler hakkında bilgi sahibi olmayan insanların bu etiketleri yapması kadar doğal ne olabilir ki. Her neyse film zaten başta bu etiketlemeler ile başlıyor zaten ve yüzümüze tokat gibi vuruyor acı gerçeği "herkes deli demiyor mu?" evet gerçek tam anlamıyla bu herkes onlara deli diyor, kimisi sakat diyor, kimisi geri zekalı...
Eksik olan onlar mı biz mi? Ya da onların normali ile bizim normalimiz aynı mı olmalı? Belki bizim normalimiz anormaldir? Dedim ya başta beni çok eskilere götürdü bu film diye lisede zorunlu bir ay gönüllü bir ay olmak üzere toplam iki ay rehabilitasyon merkezinde staj yapmıştım yalan söyleye gerek yok başta asla istememiştim çünkü ben duygusal biriyim ve bunu kaldıramazdım. Bilmediğiniz bir ortamda önce sizi eğitimciler yönlendirir onlar ne derse onu yaparsınız bizde öyle yapmıştık aklıma geldikçe nefret ediyorum kendimden 17 yaşındasın bu bir bahanemi asla değil ama belki o eğitimci dediğimiz insan bizi doğru yönlendirseydi 1 hafta boyunca o insanlara bağırıp çağırarak üstünlük kurmaya çalışmazdık. Onlarında diğer çocuklar gibi olduğunu geç fark etmezdik ve kendimize en azından benim için kendime bir vicdan azabı yüklemezdim bir haftalık bir eziyet benim yıllarıma mâl oldu ve olacakta... Her neyse o dönem 7 yaşından 40 yaşına kadar bir çok öğrencimiz vardı ve ne gördüm biliyor musunuz onlara bir damla sevgi verirseniz onlar size dünyaları verir... Filmi izlerken tüm o günler geldi aklıma ilk baştaki tavrım tutumum onların bana tutumları sonra tıpkı Aamir Khan'ın ki gibi bir silkelenme ile kendime gelişim sonra kurulan o bağlar. Komedi tarzında dram yer yer güldüm, yer yer gözlerim doldu.
Umarım izleyenler için bir farkındalık olur ve film amacına ulaşır. Böyle filmlerin sayısı artmalı, insanların bakış açıları değişmeli.
Neyse yazımı filmden birkaç alıntı ile bitireyim en iyisi 🦋
" Kalpleri bu kadar büyük olanların hiçbir eksiği olamaz."
"Ben onları eksik sanıyordum ama bugün anladım ki eksik olan benmişim."
Herkesin kendi normali vardır. Sizin normaliniz sizin onların normali onların."
🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋
Hayatı bir şekilde ucundan yakaladığımız, mutsuzluklardan ziyade mutluluklara odaklandığımız, başkalarından çok kendimiz için yaşadığımız zaman, bir şekilde belki de her şeyi yoluna koyardık. Raydan çıkmış gibi savrulurken sağa sola, birilerine iyi gelebilmek için her şeyi kenara bırakıp kocaman bir gülümseme,…devamıHayatı bir şekilde ucundan yakaladığımız, mutsuzluklardan ziyade mutluluklara odaklandığımız, başkalarından çok kendimiz için yaşadığımız zaman, bir şekilde belki de her şeyi yoluna koyardık. Raydan çıkmış gibi savrulurken sağa sola, birilerine iyi gelebilmek için her şeyi kenara bırakıp kocaman bir gülümseme, çocukça gelen bir neşe herkese umut olurdu, belki de garip bir yaşama sevinci olurdu... Ne bileyim böyle olursa her şey daha iyi olurdu. Olmuyormuş ama olsaydı güzel olurdu. Olmayınca olmuyormuş, zorlamaya gerek yokmuş sanırım.🦋🦋
Attığınız adımlara dikkat edin, zira çocuklar ayak izlerinizi takip eder. Çocuklar söylediklerimize, davranışlarımıza öyle bir adapte olurlar ki aynadaki yansımamızın beden bulmuş hali gibi karşımıza çıkarlar. O yüzden dikkatli olmak gerek. İyi birer insan olmaları için kurduğumuz her cümle güzellik…devamıAttığınız adımlara dikkat edin, zira çocuklar ayak izlerinizi takip eder.
Çocuklar söylediklerimize, davranışlarımıza öyle bir adapte olurlar ki aynadaki yansımamızın beden bulmuş hali gibi karşımıza çıkarlar. O yüzden dikkatli olmak gerek. İyi birer insan olmaları için kurduğumuz her cümle güzellik barındırmalı içinde. İnsanların farklılıklarına saygı duyan, insanları küçümsemeyen yardım sever birer insan olmaları için atılmalı tüm adımlar. Yoksa yanlış atılan adımların sonucunda doğru bir birey olmalarını beklemek yanlış olur.