İşte bu güzeldi. Top Gun dan sonra iyi de geldi. Yani öyle çok bayılmadım belki de bu tarz filmleri ince bulmadığımdandır ama gerçekten Top Gun' a göre daha keyif verdi. Ve "aa " dediğimiz bir hikayesi vardı. Şimdi düşünüyorum da…devamıİşte bu güzeldi. Top Gun dan sonra iyi de geldi. Yani öyle çok bayılmadım belki de bu tarz filmleri ince bulmadığımdandır ama gerçekten Top Gun' a göre daha keyif verdi. Ve "aa " dediğimiz bir hikayesi vardı. Şimdi düşünüyorum da iyiydi ya.
Yönetmen abimizin eline sağlık. Ve yaşlanmasına rağmen karizma olan Tom Cruise de.
Hayır ya olmadı. Havalı pilotlar, uçuş sahneleri, güzel kızlar, yakışıklı üniformalı erkekler, deha bir çocuk ve üstüne tehlikeli, okulun serseri takımı gibi birbiriyle zıtlaşan laf sokulduğunu sanan tipler.... Size acayip uzak hayatlar ve her izleyenin mutlaka "şu pilotluk da baya…devamıHayır ya olmadı. Havalı pilotlar, uçuş sahneleri, güzel kızlar, yakışıklı üniformalı erkekler, deha bir çocuk ve üstüne tehlikeli, okulun serseri takımı gibi birbiriyle zıtlaşan laf sokulduğunu sanan tipler.... Size acayip uzak hayatlar ve her izleyenin mutlaka "şu pilotluk da baya iyi aslında, pilot olsam ne kaybederdim sanki" diyebileceği ; Amerika hava donanmasına , pilotlarına , uçaklarına, jetlerine özendiren o film.
Bosnaya ırağa savaşa gittin falan diyor, biz de mal gibi ehehehe ağzımız sulanarak "ne yakışıklı karizma adamlar be" diyerek izliyoruz ama orada savaş değil soykırım yapıyor bu güzel çocuklar. Milletin evine tecavüz ediyor.
Elinde bu kadar imkan olsun, Tom Cruise gibi bir adam olsun sen git bütün emeğini enerjini bu filme harca. Yani bizim yaz dizisi çekenlerin izlensin diye emek ve enerjilerini ; çarpışıp aşık olan çiftlere ayırması gibi bir şey. Tamam çok kötüledim, Tom Cruise gibi iyi yanları da vardı. Ama cidden olmamış yani. Acayip iyi imkanları varken neden bu film, başka senaryo mu kalmadı elinizde, yani yine pilotlar falan uçuş cart curt olsaydı ama belgesel izlermiş gibi değilde bir hikayesi olan film izleseydik. Bu filmlerin sorunu da bu galiba.
Her neyse, bunu Tom Cruise için izleyebilirsiniz en fiyakalı olduğu zamanlar ama onun dışında sağlam bir hikaye yok ortada. Tabi görsel olarak özellikle hava kuvvetleri ile aranız iyiyse baya seversiniz ama onun dışında ben pek hoşlanmadım. Çerezlik gibi.
Yine de izleyeni bol. Allah daha da arttırsın. Belki sonradan filmi daha iyi anlarız, "aaa evet güzel filmmiş ben o zamanlar tam anlamamışım. " falan deriz.
Selam. İncelemeye şöyle başlamak istiyorum, İnsanın özü nerededir ve nereye bakar, yönü değişir mi? Yoksa öz bizim öyle hayatı insanı yaşamayı daha da bir romantikleştirdiğimiz kavram geçişlerinden biri mi? En en en anlamlı olana ulaşacağız diye kafayı yiyoruz. Ee insan…devamıSelam.
İncelemeye şöyle başlamak istiyorum,
İnsanın özü nerededir ve nereye bakar, yönü değişir mi? Yoksa öz bizim öyle hayatı insanı yaşamayı daha da bir romantikleştirdiğimiz kavram geçişlerinden biri mi? En en en anlamlı olana ulaşacağız diye kafayı yiyoruz.
Ee insan anlamlı olmalı. Anlam da özünde olmalı...Tarzında halk düzeyinde şiirsel tasvirler.
Pekala, hepsini unutun. Bir etkinliğe katılırken (gönüllü olmakla ilişkiliyse üstelik), yeni bir enstürman çalmaya başlarken, yurt dışına seyahate giderken, tatil için otel bakarken, okul kazanırken, o okulu okurken, yediğiniz yemekten gittiğiniz AVM'ye kadar sizi oralara iten temel güdü "anınızı paylaşmak" mı oluyor? Yok yani böyleyse de üzülmeyin. Ya da gerçekten doğa yürüyüşü yaparken doğayla bir bağ kurmak mı oluyor amaç? Hani o resmi paylaşmak da tamamen anı kalsın diye mi? Yoksa kendinizi kandıran bir sistem mi inşa ettiniz?
Pekala, bunları da unutun.
Gerçeklik algınız nerede başlıyor ve nerede bitiyor? İtalya da renkli evlerin arasından geçerken aklınızdan "lan buralarda bir fotoğraf çekip atsak tam on yıl artık bir havamız giderimiz olur. " Kafasıyla mı yoksa gerçekten küçük ve minnoş italyayı gezmek istediğiniz için mi? Tarihiyle insanlarıyla orayı görmek için mi? Gerçeklik dediğiniz ve o gerçek dediğiniz olay tam olarak nerede başlıyor, nereye kayıyor, sonra nerede durup sırasını tam aksi olan yani gerçek olmayan dünyaya veriyor? "İnstagram kapanınca ağlamak" diye bir deyim var artık.
Tamam, şimdi hepsini hatırlayalım.
Kendinizi öylesine kaptırırsınız ki bu sözde "anı kalsın" olayına, bir süre sonra gerçek olmayan tekdüze bile olmayan, sıradan bile olamayacak kadar aşağılanmış bir hayatınız olur. Film de balıkçılıkla uğraşan bir abimizin kendini bu sahtekar dünyaya öyle yavaş yavaş yedire yedire adadığını görüyoruz ki, "ah be güzel abim, demek insan böyle tokatlanıyor " diyoruz filmde.
Tabi böyle dedik diye dolandırıcılık olayı da sanmayın . Sol kulağınızda çalıp da sağ kulağınızda bir türlü duyulmayan o ıssız tenha sağlıksız bir şarkıya dönüşüyor bu film bizim için. Çünkü hepimizin en zayıf noktası vurulup alnına çiçekler dizilip film diye önümüze konulmuş.
Daha da güzelleme yaparsak, italyanın insanı bile işlenmiş yani. Sosyal alt yapı üst yapı kanalizasyon falan hikaye. Hepsini yönetmen yapmış yani. Ben ortama bayıldım. Film de Allah razı olsun Yavuz abimin dediği gibi çok bilinmeyen ama çok güzel filmmiş. Öneridir izleyin.
Tabi film raf da yoktu. Bu eklediğim yularıdaki filmle aynı yönetmenin "Gerçeklik 2012 - matteo garrone " Filmini izlerseniz bu anlattığım filme iniş yapmış olursunuz.
10 ağustos 24
Haluk Bilginer - Şekspir Müzikali // Yorum ve notlar, (Tiyatro incelemeleri) : O kadar harika bir tiyatral müzikal izledim ki, Haluk Bilginerle yeni tanışmış oldum sanırım. Bu arada ben bu müzikali internetten izledim ve o yakın çekimlerle mimikler falan efsane…devamıHaluk Bilginer - Şekspir Müzikali //
Yorum ve notlar, (Tiyatro incelemeleri) :
O kadar harika bir tiyatral müzikal izledim ki, Haluk Bilginerle yeni tanışmış oldum sanırım. Bu arada ben bu müzikali internetten izledim ve o yakın çekimlerle mimikler falan efsane tatmin oldum. Birkaç alıntı var , onları paylaşacağım. Ayrıca o kadar güzel kareograflar vardı ki, yeni dönem de eğer hafif müzikal bir oyun düşünürsem kesinlikle bu oyunun kareograflarından ilham alırım.
Konu olarak, koca bir insanın doğumdan ölüme hayatı oynanmıştı. Haluk Bilginer ve oyuncuların tam ismini bilmiyorum ama ekip harikaydı. Yani sadece jest ve mimiklerine bile ödül verilebilir. Müzik yönetmenleri ve bestelerde de çok iyi iş çıkarmış.
Böyle sanatın damarı gibi bir şeydi bu oyun.
Yani mesela geçenler de Haldun Dormen ve Genco Erkalın da oyunlarını izledim ama Haldun Dormen son anda kütüğü kafamıza vururken ve Genco Erkal daha sade ama sert bir havası varken oyununun ; bu oyun içimizi sımsıcak etti. Coşturdu.
Ondan dolayı tavsiyedir, izleyiniz. Youtube da var zaten.
"Kendini karşı dürüst olan, sahtekar olamaz başkasına... "
"Ben bunların ne mal olduğunu bilirim "
"Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek sadece bir oyuncu. Sırası gelen sahneye girer. "
"Doğruluk da ısrar ve azim, yüreği sağlam tutar azizim. "
Ha şey bir de, o askerlik döneminde böyle etrafa "asarım, keserim " Lafları atan kısımlar gerçekciliğin abasını yakmıştı.
Beğendim.
Sessiz Işıklar Taşlara yazılmış ölümler Belirsiz bir gülüşün Sessiz ışıkların Mavi göğün evine benzer Onu korumalıymış Ama aşkı da hak ediyormuş Cebinde ne varsa Ölüme harcamış Susuzluğunu öldürmeye Çaresizliğin kafasına sıkmaya O nasırlı elleri Dağ yolunda kararmış alınları Boğarak öldürmek…devamıSessiz Işıklar
Taşlara yazılmış ölümler
Belirsiz bir gülüşün
Sessiz ışıkların
Mavi göğün evine benzer
Onu korumalıymış
Ama aşkı da hak ediyormuş
Cebinde ne varsa
Ölüme harcamış
Susuzluğunu öldürmeye
Çaresizliğin kafasına sıkmaya
O nasırlı elleri
Dağ yolunda kararmış alınları
Boğarak öldürmek için
Anlat bana kızının saçlarını
Kansız dudaklarını
Suyla boyanmış sabrını
Hiç gelmeyecek o adamı
Anlat bana ölümlü ellerinle
Sessizliğin
Tenime çarpıyor
Kaldı izi suskunluğun
Yüreğimdeki şarkı
Konuşmayı unutmuş bu adamın
Nasıl ulaşsın dudaklarına
Ses etme öldür diye
Hisset beni
Yolun izlerinde
Güneşin söndüğü topraklarda
Büyük istanbulun kanında
Hastalık gibi gezerek
Hisset beni
Savaşı durduramam
Ölümü hafifletemem
Acına dokunamam
Sesim çıkmaz ki korkudan
Yüreğimi ezmişler
Sakin suyun yolunda
Kanım tenini içemeden
Savaş onu akıtmış toprağa
Tenin soğuk
Çığlığın sıcak
Beni hissetmekten
Yorulmuş bakışlarla
Gözlüyorum seni
Belki savaş biter diye
Özlüyorum seni
Belki savaş seni almaz diye benden
Elif Turcan
...
Savaşım bizden aldıklarına...
Spoiler içeriyor
Microhabitat / Film Üzerine Notlar "Hayattaki amacım borçsuz yaşamak." "Benim için ; sigara, viski ve sen. Bütün rahatlığım bunlardan ibaret. Ve şimdi sen beni bırakıp gidiyorsun. Ben nasıl sensiz yaşayacağım?" Merhaba, şubat tatilimin ortalarındayım ve güzel gidiyor izlediğim filmler. Bu…devamıMicrohabitat / Film Üzerine Notlar
"Hayattaki amacım borçsuz yaşamak."
"Benim için ; sigara, viski ve sen. Bütün rahatlığım bunlardan ibaret. Ve şimdi sen beni bırakıp gidiyorsun. Ben nasıl sensiz yaşayacağım?"
Merhaba, şubat tatilimin ortalarındayım ve güzel gidiyor izlediğim filmler. Bu filmi de iyiki izlemişim, diyorum şuan. İlk başlarda filme biraz soğuktum çünkü sahnelerdeki dekorlar, oyuncuların verdiği duygular vs bana çok yüzeysel gelmişti. Ama film gittikçe içime işlemeye başladı ve sonunda "Evet, harikaydı gerçekten." dedim. Sanki elimde çok tutsam kırılacakmış gibi hissettiğim bir film. Belki tekrar izlerim, normal de tekrar tekrar izlemek bana on bin film de bir olur ama bunu izleyeceğim galiba.
Yularıda yaptığım ikinci alıntı tamamen aslında filmin baş kahramanı Mi-so nun bütün hayatının teması ya da ana fikri mi demeliyim? Film başladığında maddiyat olarak çok zorlu koşullarda yaşamaya çalışan, kirasını ödemeye çalışırken sigaraya zam gelmesi ile viskisini bırakmak zorunda kalan ama viskisini de bırakmayacağı için sürekli açığa çıkan hesabını tamamlamaya çalışan ve aslında pek de hesabındaki açıklar tamamlanmayan ; evlere gidip temizlik yapan bir kızın hatta 30 yaşındaki bir kadının hikayesini izliyoruz.
Bu arada ben Mi-so nun 30 yaşında olduğunu başka bir yerden okudum yoksa bana göre 20 li yaşlarında, çok tatlı.. Aynı son sahnelerde ona yapılan benzetmeler gibi "şık ve sevimli" "gülümsemesi oldukça özel olan" ve denildiği gibi gerçekten Mi-so yu hatırlayınca yüzünüzde tatlı bir tebessüm oluşuyor.
Anne babasını kaybetmiş, kirası arttığı için evinden taşınıyor ve bütün eşyalarını sığdırdığı bavulu ile bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuk da teyzesini, arkadaşlarını ziyaret ediyor ve onların evine gidip kalıyor. Tabi bu bavuluyla onların evine gitmesi ani olduğu için her avde farklı bir sorunla karşılaşıyor. Arkadaşları ona tuhaf şeyler teklif ediyor ya da arkadaşlarının ailesi bazen problemlere yol açıyor. Eskiden çok iyi anlaştığı arkadaşlarına birden gece kalmak için ziyaretler yaptığında arkadaşları ona bambaşka bir insanmış gibi davranabiliyor. Farklı sorunlarla karşılaşıyor vs.
Ve biz de tüm film boyunca Mi-so nun bu yalnız ; viski, sigaradan ve yüzündeki o tatlı tebessümünden ibaret olan hayatını izliyoruz. Bar da kaldığı geceler, içmeyince saçının beyazlaşmaya başladığı o garip ilacı, kim ona ne yaparsa yapsın nazikce hayata tutunuşu.. Sanırım o harika bir insan. Eğer onu bugün görsem evime gelip bir süre kalmasına izin verirdim ve onunla yaşardım.
Ve aslında Mi-so nun mesela hepimiz gibi endişeleri yok. Yani biz olsak birine iki saat oturmaya bile gittiğimizde rahatsızlık olur mu diye vs düşünebiliriz. Hatta bir sahne de Mi-so nun bir arkadaşı ona nasıl böyle utanmadan beş parasız kalmasına rağmen sigara ve viskiye devam ettiğini, üstüne onları sevdiğini söyleyebildiğini, insanların evine gidip özel aile hayatlarını umursamadan kalmayı teklif ettiğini soruyordu.
Onları hiç rahatsız ettiğini düşünmediğini soruyordu. Mi-so da aynı şunları söylemişti.
"Seni bu kadar üzdüğümü bilmiyordum. Özür dilerim. Benim için bunlar sorun değil çünkü arkadaşlarım benim evime gelip kalsa ben hiç bunu sorun etmem."
Kendisinden yola çıkarak böyle düşünüyordu ve arkadaşı da ona "çünkü senin bir ailen yok." demişti. Aslında burada onun canını acıtmaktan çok gerçek bir noktaya parmak basmıştı. Mi-so nun devam eden düzenli bir aile ortamı olmadığı için bir arkadaşı onun evine gelse düzenin bozulacağı bir durum yoktu. Ama arkadaşları için durum böyle değildi hepsinin farklı önceden kurulmuş düzenleri vardı.
Ama şimdi düşünüyorum da Mi-so nun ailesi olsa bile yine de arkadaşlarını kabul ederdi. Çünkü dediğim gibi çok benzersiz bir kız.
Mesela bir sahne de,
"nasıl yaşayacağımı bende bilmiyorum. Sadece şuanlık bu bana yeter. " demişti. Yani sürekli bir hırs, yükselme kaygısı, geçmişi bırakıp yeni ve harika sayfalar açma türünden hayalleri hedefleri yoktu hayat hakkında. Sadece ona yetecek kadar bir şeyler istiyor. Yatacak bir yer, viski, sigara, tabi eski erkek arkadaşı da vardı ve insanlarla muhabbet sohbet. Hayatı bunlardan ibaret aslında. Evet belki daha fazlası olsa hayır demez ama daha fazlası için şundan kısayım bundan kısayım biriktireyim gibi falan düşünmüyor. Çok böyle içinden gelerek yaşıyor sanki.
Koşmuyor, hıza sahil olarak sevdiği şeyleri unutmuyor. O paltosu, kırmızı eldivenleri, ağzındaki sigarasıyla hüzünlü ama hayatından memnun bir kadın gibi. Ona bayılıyorum gerçekten.
Bizlerin hayatı 2x hızında ve her şeyi görüp hiçbir şeyi tam yaşayamayarak geçerken onun hayatı 0.5x hızında ve her anını yaşıyormuş gibi, hayatı en derin yerinden keşfetmiş gibi kaygısız. "Neyi kaçırdım, en iyisine mi sahibim, en iyisi bu değilse ne yapacağım, nasıl idare edeceğim, kaçırdıkları telafi edebilir miyim, hayatım neden en iyisi değil..." Vs vs türündeki sorularımızın tam tersinde bir dinginliği var.
Düşünsene 30 yaşındasın, temizlik yaparak hayatını kazanıyorsun, elinde koca bir bavul kalacak yerin yok, her şeye rağmen insanlara gülümsüyor ve onları anlamaya çalışıyorsun, hayattaki amacın borçsuz yaşamak.
Ve filmin son sahnesinde işte normal olarak artık Mi-so nun hayatının daha da iyiye gideceğini falan düşünüyordum. Ama o aradan yıllar geçmesine rağmen yine aynıydı sadece saçları daha çok beyazlaşmıştı. Yine aynı bar da viskisini içti, sigarasını yaktı ve kurduğu kamp gibi bir çadıra gitti. Yani yine evi yoktu.
Güzeldi ya. Son sahneler, arkadaşları ile olan geçmiş fotoğrafları ve hepsinin Mi-so hakkında bir şeyler demesi... Ben sıcacık oldum.
Ha bir de son sahneler de arkadaşları Mi-so hakkında konuşurken, onun hayatı acaba nasıl gidiyor diye merak ediyorlardı ve arkadaşlarından biri "Zaman her şeyi iyileştirir" dedi mi - so için. Ama zaten Mi-so hasta değildi. Onun hayatı bizim gözümüzde ona taktığımız yaralı, hüzünlü, kötü ve iyileşmesi gereken bir hayat değildi. O zaten zamanın kendisini kullanıyordu. O yüzden aynı kaldı filmin sonunda da. İyileşecek bir Mi-so hiç olmadı çünkü.
Son olarak daha önce yazdığım ama film ile ilişkili olan şiirimi buraya bırakıyorum. Okuyabilirsiniz.
Yalnızdım
Ben hep yalnızdım
Hiç kalabalık olmadım ki
Hiç kalabalıklara sığamadım ki
Sana tüm yüreğimi ortaya koyup gülerken bile
Gözlerimle hüzünlerini fethettiğimde bile
Ben hep yalnızdım
Arkada başka şarkılar çalıyordu
Birbirine karışan duygularım seni özlerken bile
Ben hep yalnızdım
Üst üste binmiş gökler
Bize sevdiklerini anlatırken bile
Ruhun avuçlarıma dolup taştığında bile
Ben hep yalnızdım
İki kişilik ölüm varmış dedi öğretmenim
Bizi yan yana toprağa gömerlerken bile
Ben ölüm günü de yalnızdım
Elif
A: ya ben size bir şey sorucam. Siz nasıl bu kadar mutlusunuz? Kıyamet koptu, umurunuzda değil be! B : ona sırrımızı söyleyebilir miyim? C : (kafasıyla onaylar) B : buraya gel, söyleyeceğim. A : (yaklaşır) B : ÇÜNKÜ BİZ ÇOK…devamıA: ya ben size bir şey sorucam. Siz nasıl bu kadar mutlusunuz? Kıyamet koptu, umurunuzda değil be!
B : ona sırrımızı söyleyebilir miyim?
C : (kafasıyla onaylar)
B : buraya gel, söyleyeceğim.
A : (yaklaşır)
B : ÇÜNKÜ BİZ ÇOK AMA ÇOK APTALIZ.
...
Şunların cinsini hep unutuyorum ama sincapla sıçan arasında ki bu varlıklar heralde, (bilen yazsın :'') şuan tam gündemin üzerine konuşuyor. Hani soykırım oluyor dünyanın bir yerinde, insanlar vahşice katlediliyor, öldürülüyor, ekmekleri yok, su yok, elektirik yok, ülkeye çıkış ve giriş yok...kullanımı yasak fosfor bombası kullanılıyor ve hala bu kıyamete duyarsız şekilde yaşayanlar var. Starbacks mekanlarını dolduranlar, hiç mi vicdanınız sızlamıyor, senin ekmeğin için gluten yok, onun ölüsü için kefeni yok. İsraildeki bazı yahudi kesimler bile bu soykırıma karşı çıkmak için sokaklara dökülmüşken dünyanın onlarca yerinde boykotlar ve yürüyüşler düzenlenirken, hala o aptal kitle var malesef. Benden ne olur ki deme, 8 milyar insan aynısını demezse koca bir ordu oluruz. Boykot et, orada insanların her gün öldürüldüğünü haykır, sessiz kalma bu vahşete, sokaklara çık ve bağır herkes uyansın diye, aptal rolü oynayıp kıyamete sessiz kalma. "Benden olmaz, benden olmaz.." dite diye zaten bir arpa boyu yol katedilmez. Müslümansan eğer dua et onlar için,
"Eğer inanmışsanız üstün gelecek olan sizsiniz. O halde gevşemeyin ve üzülmeyin."
Ali İmran / 139
Ve Müslüman değilsen bile zaten bu vahşeti senin görebildiğini ve karşı çıkacağını biliyorum. Tıpkı şuan dünyanın her yerinde aynı dine mensup olmammaıza rağmen zulme karşı çıkanlar gibi. Ama biz zaten böyle olaylar da hep kendi içimizdeki pisliklerden darbe yiyoruz. Müslümandır ama kuran okumayı, boykot etmeyi, ses çıkarmayı, Mazlumun hakkını savunmayı boş ve gereksiz bulur. Ona göre dünyanın merkezi kendisidir ve kıyamet kopsa da umrumda olmaz. Yarın ki kıyamet dünyanın merkezinde kopacak ama. Çıkarmadığınız her ses için bedelini ödeyeceksiniz.
Bu soykırım da tarafsız olmazsın. Aptal olma ve karşı çık.
+"konuyla ilgili bilgim yok" / ARAŞTIRMALSIN
+"Her iki taraf da hatalı" / ARAŞTIRMALSIN
+"benimle bir ilgisi yok" / ARAŞTIRMALSIN
+"politika umrumda değil "/ ARAŞTIRMALSIN
Bu konu POLİTİK değil
Bu konu ANLAŞMAZLIK değil
Bu konu YENİ değil
🇵🇸🇵🇸NEHİRDEN DENİZE ÖZGÜR FİLİSTİN 🇵🇸🇵🇸
Heiran Hayal et, dünyaya daha dün geldin, küçücük bir bebeksin. Kırmızı yanakların var, ellerini sıkıyorsun ve kundağının içinde ağlıyorsun. Annenin sıcaklığını arıyorsun ve aç olduğun için ağzını büküp duruyorsun. Çok miniksin ve bütün savaşlardan, kötülüklerden habersizsin. Ama sana çok üzücü…devamıHeiran
Hayal et, dünyaya daha dün geldin, küçücük bir bebeksin. Kırmızı yanakların var, ellerini sıkıyorsun ve kundağının içinde ağlıyorsun. Annenin sıcaklığını arıyorsun ve aç olduğun için ağzını büküp duruyorsun. Çok miniksin ve bütün savaşlardan, kötülüklerden habersizsin. Ama sana çok üzücü bir haberim var güzel bebek. Sen bir Afgan olarak dünyaya geldin. Savaşın soluklarıyla sefalet içinde yaşayan Afgan bir aileye doğdun. Korkma, canın acımayacak. Sadece daha büyümeden mesela beş yaşındayken annenin gözlerinin önünde kafasının koptuğunu göreceksin. Ya da arkadaşlarınla oynarken birden arkadaşlarından biri az önce yaşıyorken şimdi ölmüş olacak. Korkma, canın acımayacak. İleride mülteci kamplarına götürecekler seni, daha savaşın s sini bile öğrenmeden kamplarda binlerce insanla birlikte kümes gibi yerlere sıkıştırılacaksın. İnsan gibi davranmayacaklar sana güzel bebeğim. Çünkü sen bir Afgan olarak dünyaya geldin. Savaştan ve ölümden kendini kurtarmak için başka ülkelere gitmek isteyeceksin ama seni denizlerde öldürecekler güzel bebeğim. Korkma, canın acımayacak. Gittiğin ülkeye varsan bile başka mültecilerin çokluğu yüzünden o ülkede aşağılanacaksın. İsminle, renginle, dilinle, kıyafetinle dalga geçecekler. Bir kızı seveceksin, çok içten seveceksin belki de çünkü sende herkes gibi sevmek istiyorsun ama Afgan olduğun için senin yüzüne bile bakmayacaklar. Çünkü sen Afgan olarak dünyaya geldin bebeğim. Annenin ölümünü gördün, ağır yaralandın, evinin yıkıldığını gördün, aşağılanmalara maruz kaldın, kaçtın.. Ama kimse seni hayat hakkında bu kadar mücadeleci ve direniş dolu olduğun için tebrik etmiyor. Senin tek derdin yaşamaktı. Kimse senin acılarını fark etmiyor güzel bebeğim. Çünkü sen dünyaya Afgan olarak geldin. Senin tek suçun bu. Savaşı sen başlatmadın, yoksulluğu sen çıkarmadın ama sen Afgan bir aileye doğdun. Korkma, canın acımayacak, çünkü seni defalarca öldürdüler.
Film, İran'daki bir ailenin güzel ve okuyan kızı ile Afgan bir adam arasındaki sevgiyi konu alıyor. Film boyunca adamın Afgan olduğunu o kadar net hissettim ki, çaresizliği boğazımda hissedebiliyordum. Tıpkı ülkemizdeki Suriyeliler gibi, şuan katledilen filistinliler gibi. Senin suçun ortadoğu da doğmaktı.
Aslında filmi bu başrol ikilinin aşkı açısından ele alırsak, farklı noktalara değinmeliyim. Çünkü mahi denilen başrol iranlı kızımız, bence sağlıklı bir sevgiye sahip değildi. Yani o kadar zorluğa rağmen yine de adamı hep seçti. Ve dedim ki, gerçekten aşk böyle bir şey mi? Gözün kapalı onun arkasından gitmek mi? Ya da kız, saplantılı mı? Çünkü son sahnelerde çocuğunu bile tam düşünmeden adamı aramak için yollara düştü. Veya eleştirel düşünme hocamızın dediği gibi, kavramlarımız değişti.
Eskiden aşk demek, gözü kapalı sevdiğinin arkasından gitmek ve kendini ona bırakmaktı. Bu aşk da, ben yokum sen de yoksun. Sadece biz varız. Ve bu aslında ölümüne bir aşk. Ama şuanki aşk tanımımıza bakarsak, karşılıklı saygı sevgi ve ikimizin de ayrı ayrı bireyler olarak bir ilişki kurduğu olgu. Yani şuanki aşk kavramımız, daha çok benmerkezcilikten yola çıkıp birlikteliğe ulaşıyor. Ama filmdeki ve genellikle eskilerin anlayışı biz olmaktır. Sonradan biz büyür büyür ve ikimizi de içine alır. Bu biraz daimonik taraflarımızla ilişkili. Çok dürtüsel ve sınırsız bağlanma. Hepinize sorsam çoğunuz "sağlıksız, tavsiye edilmez" diyecek. Çünkü öyle zaten. Ama bizler de daimoniğimizin peşinden gitmeyi kaybediyoruz bireyselliğe vurgu yaparken. Daimonik içinde çok uluslu bir arzu barındırıyor çünkü. Ve biz arzumuzu gün geçtikçe köreltip bunu daha insani ilişkilere koymaya çalışıyoruz.
Yani tartışılır bu muhabbet daha da, toparlamak gerekirse iki farklı kültürden gelen ve birleşmelerinin zorlu olduğu iki insanın ilişkisini ; toplumun ve ailelerin bu ilişkiye bakışını, ilişkinin kişileri nasıl daimonikleri doğrultusunda değiştirdiğini anlatıyor.
Düşük kalitede izlediğim için gözlerim izlerken biraz kör olmuş olabilir ama sevdim. Kıza bazen çok gıcık oldum, bazen de onu gerçekten anlamaya çalıştım. Farklı bir hikaye. Çok abartmadan izleyin.
Ayrıca bu aralar malum kanayan yaram Filistin olduğu için şuraya bir şiir bırakıyorum, vakit varsa okuyabilirsiniz, yorum yapabilirsiniz. Sağlıcakla.
Bardağımdaki Kan
Serin yalnızlık uğuldayacak kalabalıkta
Benim kalabalığım yetişecekti oysa
Ama kıydılar devrim şarkılarıma
Üzgün kaldı coşkumun baharı
Yarına selamımı söyle
Bugünü kaybetsem de o benim olacak
Hiç acımam yok bakışlara
Üstüne basa basa çıkacağım bayrağımla
Çift kubbe ufuklarda sarıya çalınca
Ölümün zerafeti ile karşılayacağım seni
Hiçbir şey bu kadar keskin ve güzel değil
Bardağıma yaşımı doldurdum
On bir yaşımdan taştı sular
Kan rengini alıyor su taştıkça
Ben filistin de öldüm çünkü
Gazanın sokaklarındaydım güzelliğimi saçarken
Umursanmadı haksız yere ölümüm
Ölümümün sebebini soranların bardağı kırıldı
On bir yaşında daha hayatın sabahındayken
Adice bedenim parçalandığı için
Mavi yasaklanmalı dünyaya
Göğü görmeye herkesin hakkı olmamalı
Yaşım bardaktan dökülüp yerine kan koyduklarında
Gördüğünden içtiğine kadar ahım var
Gördüğün her mavi de yangınım var
Diri diri yakıldım
Eteklerime cesetler bulaştı
Ekim kasımla oynaşırken tepelerde
Kurşun sesiyle zamanı delip geçtim
Saatler benimle yaralandı
Açık bir pencere bıraktım zamanın koynunda
Yakılmama karşı çıkan şu üç beş kişi
Tarihi yarıp kavuşabilir bana
Bütün güzelliğimle ölüyüm
Ama gelip cansız bedenime dokunabilirsin
Bardağımdaki kanı dünyanın üzerine dökebilirsin
Gel ve mavileri boya kanımla
Elif TURCAN
İSRAİL* ASKERİ, BİNLERCE FİLİSTİNLİ ÇOCUĞU, AİLEYİ VE İNSANI KATLEDİYOR. HİÇBİR AYRIM GÖZETMEDEN HEPSİNİ BOMBALIYOR VE UZUVLARI KOPAN FİLİSTİNLİLERİ VAHŞİCE KATLEDİYOR. İSRAİL* ASKERİ, KENDİSİNE AİT OLMAYAN TOPRAKLARI İŞGAL EDİYOR VE BAŞKALARININ HAKLARINA TECAVÜZDE BULUNUYOR. ORTADA ÇOK BÜYÜK BİR KATLİAM VAR VE…devamıİSRAİL* ASKERİ, BİNLERCE FİLİSTİNLİ ÇOCUĞU, AİLEYİ VE İNSANI KATLEDİYOR. HİÇBİR AYRIM GÖZETMEDEN HEPSİNİ BOMBALIYOR VE UZUVLARI KOPAN FİLİSTİNLİLERİ VAHŞİCE KATLEDİYOR. İSRAİL* ASKERİ, KENDİSİNE AİT OLMAYAN TOPRAKLARI İŞGAL EDİYOR VE BAŞKALARININ HAKLARINA TECAVÜZDE BULUNUYOR. ORTADA ÇOK BÜYÜK BİR KATLİAM VAR VE HALA HAMASIN YAPTIKLARINI ÖNE SÜRÜP YA DA FİLİSTİNLİLERİN VE ARAPLARIN GEÇMİŞİNİ ÖNE SÜRÜP ONLARCA VAHŞETİ GÜLEREK, UMURSAMAYARAK DESTEKLEYEREK İZLEYENLER VAR. HEPİNİZ BUNUN BEDELİNDEN SORUMLUSUNUZ VE BU KATLİAMA SUSTUĞUNUZ İÇİN, YA DA DESTEK VERDİĞİNİZ İÇİN YARIN VİCDANLARINIZ KANLA BOYANMIŞ OLACAK VE HAYVANLARDAN BİR FARKI KALMAYANLARA DÖNÜŞECEKSİNİZ.
KENDİNİZE GELİN VE ELİNİZDEN NE GELİYORSA FİLİSTİN İÇİN ÇABALAYIN. ASILSIZ İFTİRALAR VE BAŞKA NEDENLİ SUÇLAR İÇİN ORTADAKİ KATLİAMI GÖRMEZDEN GELMEYİN.
Tanrıya inancınız olmayabilir ama en azından insana, insan onuruna inancınız olmalı. Bu insanlık dışı davranışı hiçbir ideoloji, görüş, fikir DESTEKLEYEMEZ VE ONAYALAYAMAZ, NORMAL GÖREMEZ.
Sömürüldüm İyi Taraflarımdan Çarpıştı arzularımız Korkunç sulardı boğulduğumuz yer Bağlanmak en basit olanıydı Bağlanmadan sevmeye devam etmek Hala yaşam ortasından kesilmemişcesine Uhde bir isteğin kıvılcımıyla Sarararak dönüşmek sonbahar elçilerine Sana iyi haberler getirdim Volta atan kibirler üzerimde Yıkılmana şahit lazım…devamıSömürüldüm İyi Taraflarımdan
Çarpıştı arzularımız
Korkunç sulardı boğulduğumuz yer
Bağlanmak en basit olanıydı
Bağlanmadan sevmeye devam etmek
Hala yaşam ortasından kesilmemişcesine
Uhde bir isteğin kıvılcımıyla
Sarararak dönüşmek sonbahar elçilerine
Sana iyi haberler getirdim
Volta atan kibirler üzerimde
Yıkılmana şahit lazım
Benim gözlerim yetemiyor kanıtlamaya
Fazlası fazlası ve sonunda tükenen sömürülen
Güzellikle yürütüldüm
Sana açamadım arka kapılarımı
Vedaydı benim odalarım çünkü
Şikayet gam yedi acıdan
Hepsine üstün geldi inanmak
Bilmek yollarda ölüp gitti
Sırra sahip değilim artık
Çiziklerle dolu kızıllığım
Kan gölgesini üzerimde bırakıp gitti
Toynakları yaralandı gidemedi
Kısacık sürdü içindeki şer
İçimi yedikçe yedi ama
Ben o inanan varlık
Sömürüldüm iyi taraflarımdan
Yıkılıyorum bana doğru açan çiçeklerin üstüne
Azımsanmayacak bu acı
Beni yok ettiği yerden vurulacak
Pişman olmadan aslında
Çok içten bir yok oluş hissederek
Anlayacak inanmanın bedelini.
Ve ben
O inanan varlık,
Sükuta erecek artık mezarında.
Elif Turcan
....
Soru : Bilmek ve inanmak aynı şey midir? Aralarındaki fark nedir, veya tamamen zıtlar mıdır? Ve dahası bir şeyi biliyorsak, ona inanıyor muyuz dur, ya da bir şeye inanıyorsak, onu biliyor muyuzdur? Yahut bir şeyi biliyorsak artık ona inanmıyor muyuzdur, ya da inanıyorsak artık onu bilmiyor muyuzdur?