James Clear’ın Atomik Alışkanlıklar kitabı, ilk bakışta bir tür sessizlik gibi başlar insanın iç dünyasına. “Küçük bir adım, büyük bir değişimin habercisidir,” der ve biz de başımızı çevirip o sesi dinlemeye koyuluruz. Çünkü hepimizin içinde, zamanın koynunda yitip giden onca…devamıJames Clear’ın Atomik Alışkanlıklar kitabı, ilk bakışta bir tür sessizlik gibi başlar insanın iç dünyasına. “Küçük bir adım, büyük bir değişimin habercisidir,” der ve biz de başımızı çevirip o sesi dinlemeye koyuluruz. Çünkü hepimizin içinde, zamanın koynunda yitip giden onca kararlılığın ardından hâlâ sönmemiş bir umut kıvılcımı vardır. Ve yeniden başlamak, bu kez sürdürmek, bu kez gerçekten değiştirmek, yapılabilecek tek şey gibi gözükür hedefin en sonunda. Kitap işte tam da bu noktaya dokunur: alışkanlıkların aslında kadere ait olduğunu lakin küçük darbelerle büyük heykelleri nasıl yonttabileceğimizi anlatır. Ve bu yönüyle, başlangıçta insana bir tür düzen vaadi sunar; parçalanmış bir zihni, "her şey yoluna girer" vaadiyle ayakta tutar.
Ancak sayfalar geçtikce, bu düzenli yapının içinde bir tekdüzeliğin sesi duyulmaya başlar. İlk sayfalarda merakla içine çekildiğimiz fikirler, giderek kendi etrafında dönmeye başlar. Aslında kitabın sistemi nettir: ipucu, arzu, tepki ve bunları hak edenin aldığı bir ödül. Bu sistem de kendi içinde ana gruplara ayrılır. Görünür kıl, cazip hâle getir, kolaylaştır ve tatmin edici yap. Başlangıçta harika bir yol gibi duran ve sayfalarda okuyucuyu zinde tutan bu plan zaman geçtikce adeta aynı sokağın farklı fotoğraflarını göstermeye başlar. Her biri biraz benzer, her biri biraz tanıdık. Bir süre sonra insan o keşif duygusunu yitiriyor. Nasıl anlatabilirim tam bilmiyorum lakin zihin, sürekli ve sürekli boyalı olan yere farklı bir boya sürüldüğünü görünce istemsizce de olsa baygınlık geçiriyor. (Mecazen) Kitabın dili açık, sade ve örnekleri zengindir ama o açıklık, zamanla bir derinlik kaybına dönüşüyor. Bu çok büyük bir eksiklik bana göre. Hatta bakış açısını şu yöne çevirmek de pek ala mümkün. Şöyle ki, anlatımların bazıları, insanın karmaşasını fazla düzleştirir. Bizi birer irade makinesine indirger. Oysa bazen alışkanlıklar, yalnızca sistemle kurulmaz; kimi zaman bir yasla, kimi zaman bir yenilgiyle, kimi zaman da bir yalnızlıkla doğar. Depresyonun, yoksulluğun, travmanın içinden geçen birinin alışkanlık yolculuğu; sadece “görünür kıl" demekle başlamamıyor. Ama beyefendimize göre her şey pek mümkün, pek sıradan...
Bu tekdüzelik sebebiyle kitabı yarıda bırakan biri olarak, (çok nadir bir davranışımdır) bende kalan his şudur: Atomik Alışkanlıklar, mükemmel bir giriş ile içine çeker sizi ama ardında her zaman verebileceği bir şey bırakmaz. Girişte karşılaştığınız ışık, içeride çoğalmaz; aksine zamanla sönükleşir. Çünkü kitap, aynı şeyi çok güzel çalar ama başka bir şarkıya geçmez. Bence insan, değişim yolculuğunda yalnızca düzene değil, anlam arayışına da muhtaçtır. Yalnızca sistemli cümlelere değil, yüreğine dokunan cümleler ile hayatına yön verir. Bu hâliyle Atomik Alışkanlıklar, bazıları için anlamlı gibi gözüken bir başlangıç kitabı olabilir; fakat kimileri için de yarım kalmış, sığ bir kitap... Çok büyük ümitlerle başlamıştım ama hayal kırıklığına uğradım. Zira bu kadar satması, uzun zamandır bestseller listelerinden inmemesi benim beklentimi yükseltmişti ama yanılmışım.