Spoiler içeriyor
Yazar, uzun zamandır kitaplarını okumak istediğim halde ertelediğim ama çok merak ettiğim biriydi. Bu kadar tanışık olduğumuzu bilmiyordum. Bilseydim belki de yaşadıklarıma daha hazırlıklı olurdum. Kendisi beni üç beş yerimden bıçakladı. Yazarın ustalık eseri olduğunu okumuştum bir yerde. Yazanın hakkı…devamıYazar, uzun zamandır kitaplarını okumak istediğim halde ertelediğim ama çok merak ettiğim biriydi. Bu kadar tanışık olduğumuzu bilmiyordum. Bilseydim belki de yaşadıklarıma daha hazırlıklı olurdum. Kendisi beni üç beş yerimden bıçakladı.
Yazarın ustalık eseri olduğunu okumuştum bir yerde. Yazanın hakkı var. Yazar, umuma uygulanan bir sınavda insanın kaygıyla tüm beynini kullanması gibi kitabı yazarken bir an olsun düşünmeyi bırakmamış, zihnini esirgememiş.
Yanlış anlaşılmasın ama, bunu sınavdaki gibi rekabetten doğan bir kaygıyla yaptığını düşünmüyorum. Zaten Mihail'i tanımış bir insan deri değiştirir gibi böyle çocukça hislerden soyunmaya başlar. Ve maalesef bir kere büyüyen bir daha çocuk olamaz.
Kısa bir dostluktu, çok kısa bir kitaptı.
Köye gittiğimizde bazen inek yeni doğurduysa yengem bize ağız adında peynirimsi bir süt gönderir. Bu ağızı gidip marketten alamazsınız, sofraya konduğu an da biter. O an, ekmeğinizi ne kadar bandıysanız o kadardır hakkınız. Ömrünüzde bir daha denk gelecek mi bilmeden tadını çıkarırsınız.
İşte öyle bir tat bıraktı kitap. Doyurmadı ama on kilo sütten daha fazla besledi.
Kitabın şöyle bir başlangıcı şöyle bir hikayesi vardı demek çok zor. Yazar düşündürmek üzere tasarlamış daha çok. Dostluğu, acının öğretebileceklerini, kadınları...
Dostu çıkarsızca ve beklentisizce sevebilmeyi...
Sevginin de çeşitleri varmış. Eşe, evlada, ana babaya duyulan ve onlardan karşılığı beklenen sevgi varmış, bir de dosta duyulan karşılıksız, çıkarsız sevgi. Ben bunların ayırdını bilmeden yaşamışım. Leana'yı sevmek başka, Mihail'i sevmek başka... Anayı sevmek başka Petrov'u sevmek başka...
"
...
-Nasıl hala? Sizi hiç tanımıyorum. İnsan bir saatte tanınmaz”
Adrien, üzgün üzgün boynunu büktü.
-Yazık! Oysa ben, birini sevmek için, zamanın önemli olmadığını düşünüyordum.
-Evet, ama bir insanı sevmek için, ilkin onu tanımak gerekir.
-Tam tersini söylemeli, bir insanı tanıyabilmek için, ilkin onu sevmek gerek. İlgilendiğimiz insanlar bize kendilerini sevdirirler; böylece onları tanımamıza olanak verirler. Bütün yürekleri açan anca sevgidir.
...
"
Bir sürü alıntı not ettim ama hepsini paylaşmam sıkıcı olur bu yüzden sizler için seçeceğim ve yorumlarda sabitleyeceğim.
Gelelim kitapta hoşuma giden birkaç noktaya. İşçilerin şekerli ve okkalı Türk kahvesi istemesi ve Romanya'daki çay kültürü beni çok eğlendirdi. O kısımları çift dikiş gittim. Çok tanıdıktı dört litre çay içen o insanlar.
İşin aslı eskiden anlamazdım demlik demlik çay içen büyükleri. Şimdi şimdi anlıyorum. İnsanın üstünde bir ağırlık olduğunda içini sağlam bastırıyor. Aldığı hararet başkaymış meğer. Her akşam gündem etmediğimiz sıkıntılarımızı çayla paylaşıyormuşuz.
Belki de bu yüzden insan biriyle tanışırken ya da derdini paylaşırken çay söyler. Oysa neşeli anlara ya da fiziksel yorgunluğa kahve eşlik eder.
Çay felsefesi de yaptığımıza göre bir konuya daha değineyim hemen: şefkat ve adalet.
Karısını taşla döven ama elindeki tek gümüşle karısına alamadığı için kendine de içki söylemeyen o adam. Şefkatli mi, hayır ama adaletli mi?
Yaşadığı acılar, hayat onda farklı anlamlar ve değerler oluşturmuş.
Öyleyse, o adam değilken Petrov gibi sanatçı iyimserliğine sahip şu Milo iyisi mi bunu yorumlamasın.
Yıllar önce böyle bir kavgaya dalmıştı çünkü Milo da. İki kardeşti, biri ağabeydi benimkinde. Otobüsten atlayıp yanlarına nasıl koştuysam otobüsteki bir delikanlı peşimden gelmişti. Ailemin uzun süre esprisini yaptığı o delikanlıyı olaydan sonra bir daha hiç görmedim, adını bile hatırlamıyorum ama Adrien olsun kitabın hatrına. Anmak isterim, çünkü hiç tanımadığı ve aptalca bir cesaretle sokak kavgasından bir çocuğu kurtarmaya çalışan bir kızı, benzer bir aptal içgüdü ile korumak istemişti.
Sonrasında kitaptaki gibi içmeye değil belki ama bir kafeye götürmüştük. Adrien ve Petrov gibi onları yargılamanın hadsiz günahını işleyip af dilemiştik bir nevi. Çocuklar, acı hayatlarını, bir simitle geçen hapis günlerini, açlığa nasıl birlikte direndiklerini anlatmıştı.
Küçüğünü sokak ortasında öldüresiye tekmeleyen abisine bir yumruk indirebilecek kuvvetim olsaydı ben de indirir miydim o an?
Sonrasında olayı Mihail'e anlatamadım ama. Petrov kaldım belki de bu yüzden, belki de Adrien. En çok hangisiyim bilemiyorum.
Mihail tanıdım. Ama Adrien gibi toprağı avuçlarımda hissedemedim.
Kitapları seviyorum, romanları çok çok. Yaşamadan hayat tecrübesi kazanıyorum. Yaşlı birinin kendi rızasıyla söze girmesi ve tecrübelerini aktaranakadar susmaması gibi.
Kitap kısacık zaten. Tavsiye etmek haddim değil ama bu hazzı siz de tadın isterim.
Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Alıntıları yorumlarda bulabilirsiniz :))