Ophelie sonunda Thorn’un kendisiyle neden evlenmek istediğini öğrenir. Düğünlerine az bir zaman kalmışken Ophelie sarayda Kutup kemerinin aile ruhu Faruk’un koruması altına girer. Fakat sarayda şüpheli olaylar dönmeye başlar. Thorn’un baba tarafı olan Ejderha klanında güç dengeleri değişir,Ayışığı Elçiliğinde bir…devamıOphelie sonunda Thorn’un kendisiyle neden evlenmek istediğini öğrenir. Düğünlerine az bir zaman kalmışken Ophelie sarayda Kutup kemerinin aile ruhu Faruk’un koruması altına girer. Fakat sarayda şüpheli olaylar dönmeye başlar. Thorn’un baba tarafı olan Ejderha klanında güç dengeleri değişir,Ayışığı Elçiliğinde bir bir önemli insanlar arkalarında hiçbir iz bırakmadan kaybolur ve Elçi Archibald’ın Ağ klanında bütün klana bir sersemlik hastalığı bulaşır.
Taze çiftin düğünü ile birbirlerine özel güçlerini verecekleri Yeti Töreni kapıdayken genç Ophelie aile ruhlarının sırrına dair önemli bir şey keşfeder.
Çok beğendim! İlk kitap güzel bir giriş kitabıydı. İkinci kitap ise olayı bambaşka bir yere taşıdı. Ne kadar ilginç şeyler vardı. Kitap zaten çok sürükleyiciydi ama özellikle son 100 sayfa ayrı bir güzeldi. Hop oturup hop kalktım diyebilirim. Seriye mutlaka devam edeceğim! Keşke dördüncü kitabı da hemen çıksaydı da elimin altında olsaydı. Hikaye nereye gidecek şuan aşırı merak ediyorum.
Burada spoya giriyorum***
Kutup çok başkaydı. İlk kitap ve ikinci kitabın başlarına kadar Ophelie, Elçi Archibald’ın koruması altında onun sarayında kalıyordu. İhtişamlı,mükemmel bir saray ve çok çetin kışların yaşandığı halde hep güneşli,sıcak olan bir yer düşünün.
Peki ya bunların hepsi bir illüzyon desem?
Bütün bu illüzyonun altında küflü duvarlar,yırtık perdeler ve kırık mobilyalar var. Dışarıda aslında mevsim hep kış. Hava çok soğuk ve güneş hep çok uzakta. Her yer dağ,kayalık ve ormanlık.
Dahası Serap klanı üyeleri kendilerini de illüzyonlarla süslüyorlar. Yırtık ve bakımsız elbiselerinin üstünü bir “serap” ile kaplıyorlar.
Saraylılar sahteliğin içinde zevk dolu günler geçirirken binbir odalı sarayın en alt katında da normal halk eşliğinde zor şartlar altında çalışarak acı çekiyor. Binbir odalı saray derken de kelimenin tam anlamıyla öyle. Sarayın mimarı Hildegard Ana bir sürü illüzyonlu oda ve
yukarı aşağı ya da sağa sola giden asansörler inşa ederek dehasını göstermiş. (Bazı odalar illüzyonla üst üste bile biniyor. Pusulu Gülü denen geçit odaları var vs )
Saray çalışanları para yerine “kum saati” kazanıyor. Bu kum saatleri pimini çektiğinizde sizi bir süreliğine güzel diyarlara götürüyor. Ya nefes alabileceğiniz kırlara ya da şehvet dolu odalara vs ışınlanıyorsunuz. Ama bunlar da sahte…kum saatleri işçiler için zorlu çalışma şartlarına küçük bir mola. Zenginler için de tatlı bir kaçış.
İkinci kitapta sonunda kum saatlerinin gizemi ortaya çıktı. Meğer insanlar pimi çektiklerinde alt katlardaki fabrikaya gidiyormuş. Yan yana bir sürü yatakta yatan insanlar illüzyon etkisiyle kendilerinden geçiyorlarmış. (Tabi kum saatinin zamanı dolunca pimi çektikleri yere geri dönüyorlar.) Sarayda çalışmayan halk da yine zorlu koşullar altında,kıtlıkla hayatını sürüyor.
Yazımda Ejderhalar ve Ağ klanından bahsetmiştim. Onlara da kısaca değineyim. Ejderha klanı zihinsel güçleriyle insanların -ya da başka canlıların- sinir sistemlerine sızıp onlara acı çektiriyorlar. (Tıpkı Thorn gibi.)
Sarayın erzağını tehlikeli avlara çıkarak onlar sağlıyorlar. Ağ klanı da aralarında ağ gibi bir bağ olan koca bir klan. Klandan biri bir şey öğrendiğinde,yaşadığında diğer herkes de aynı şeyi öğreniyor. Sonsuz bir iletişim ağı mevcut. Tabi bu biraz aynı odada konuşan bin insan gibi bir şey. Birinin ne dediğini duymak için konsantre olmak gerekiyor. Ama Archibald gibi nadir görülen yetenekler kendi klanından birinin zihnine girip onun bedenini kullanabiliyor.
Önceki kitapta bütün güçleri etkisiz hale getiren Nihilist klanının son üyesi Gaelle’i görmüştük. Bu kitapta Görünmezler,inanılmaz hafıza yetenekleriyle Vakanüvisler,Valkürler,ormanlara sürülen Gözden Düşenler ve -kelimenin tam anlamıyla- Güçten Men Edilenler var. Henüz bu diğer iki klandan çok bahsedilmese de İknacılar ve Uyuşturucular’ın da varlığından haberdarız. Yazarın kafası gerçekten çok başka. Gelecekte Gözden Düşenler ne yapacak çok merak ediyorum. Çünkü Thorn sayesinde affedildiler. Yıllardır ormanda zorlu koşullarda hayatta kalarak oldukça güçlendiler.
Gelelim aile ruhlarının gizemine. Kitap bize küçük “yamalar” sundu. Odin isimli özel güçleri olan küçük bir erkek çocuğunun bakış açısından kardeşleri ve yaşadıkları anlatılıyor. Kardeşlerin biri ilk kitaptan tanıdığımız Artemis. Diğerleri de Uranüs,Helena,Polluks,Midas ve Venüs. Hepsinin de Odin gibi özel güçleri var.
Bir de Tanrı var.
Tanrı “çocuklarım” dediği bu çocukları bir şekle sokmaya çalışıyor. Onlardan istediği rolleri oynamalarını istiyor. Odin ise karşı koyuyor. Adını bir hikayeden duyduğu bir prensin adıyla,Faruk olarak değiştiriyor ve isyanı sonucu mu bilinmez ama bütün aile ruhları geçmişlerini unutuyor. Muazzam güçleri var,ölümsüzler ama sadece “anda” yaşayabiliyorlar.
Aile ruhlarının gizemini tamamen keşfedemedik ama ben her okuduğumda acaba “göksel varlıklar mı bunlar” diye düşünmeden edemedim. Aklıma Marvel’ın The Eternals filmi geldi. Odin ve kardeşlerinin ismi mitolojiden bildiğimiz tanrılarla vs aynı.
Serinin takipçisiyim ❤️ Thorn nereye gitti çok merak ediyorum. Ve Ophelie ile güçlerini birbirlerine verdikten sonra okuyucu değil de Aynadan Geçen olacağını tahmin ediyordum!