Spoiler içeriyor
“Eksikliğini duyduğum renk sendin…” 20 yaşındaki Ichijoin Lili gelecek vaat eden bir ressamdır. Resim konusunda daha çok ilerlemek istese de ailesinin onun için başka planları vardır. Kendisinden ya ailesinin kimono butiğini devralması ya da izdivaç yapıp çoluk çocuğa karışması beklenmektedir.…devamı“Eksikliğini duyduğum renk sendin…”
20 yaşındaki Ichijoin Lili gelecek vaat eden bir ressamdır. Resim konusunda daha çok ilerlemek istese de ailesinin onun için başka planları vardır. Kendisinden ya ailesinin kimono butiğini devralması ya da izdivaç yapıp çoluk çocuğa karışması beklenmektedir. Fakat Lili sonunda resim eğitimi konusunda ailesini ikna eder. Lili İngiltere’deki Saint Thomas isimli bir sanat akademisine gönderilir.
Saint Thomas soylu,avam,kadın veya erkek herkesin katılabildiği,geleceğin en iyi ressamlarının çıktığı seçkin bir okuldur. Fakat artık bazı kızların bu okula kaydolma amacı farklıdır. Onlar sanat peşinde değillerdir,soylu ve zengin erkeklerin peşindelerdir. Lili sadece 6 ayını geçireceği Saint Thomas’ta birinci olmalıdır. Çünkü ancak birinci olursa Londra’da kalabilecek ve eğitimine devam edebilecektir. Birinci olamazsa da Japonya’da dönüp aile işini devralacaktır.
Lili’nin Londra’daki ilk günü çok ilginç geçer. Londra’nın karmaşasında yolunu kaybettiğinde oldukça iyi resim çizen tuhaf ve pasaklı bir çocukla karşılaşır. Yüzü boyadan -hatta kömürden- kapkara olan bu sarışın çocuğa sonra okulda da rastlar. Bu tuhaf sessiz çocuk Saint Thomas’ın birincisi Kit Church’ten başkası değildir. Herkesin yeteneğini takdir ettiği Kit’in gözlerinin bir farklı olduğunu söylerler. O,prizma gibi olan bu gözlerin ardından dünyayı bir farklı görüyordur. Resimlerini not kaygısıyla değil,gördüğü şeyleri unutmamak için çizmektedir.
20.yüzyılın İngiltere’sinde Japon bir genç kadın olarak Lili,buradaki macerasını devam ettirebilmek için Kit ile rekabet etmeye başlar. Zaman zaman zorbalığa uğrar ve bazen de tökezler. Ama sadece teknik çizime odaklanan genç kadın sonunda hiç tatmadığı bir duyguyla tanışır ve duygularını sanatıyla da ifade etmeyi öğrenir. İki rakip birbirlerinin içinde “bir şeyler” uyandırır.
BA YIL DIM !!!!!!!!
O kadar güzeldi ki…uzun süredir izlediğim en güzel animeydi bence. Tablo gibi sahneler vardı. Resmen o sahnelerde durdurup ss alasım geldi. Çizimlere bayıldım. Anime Hana Yori Dango’nun yazarının elinden çıkmış.
Karakterleri de çok sevdim. Japon ve İngiliz karakterler haricinde Hintli ve İrlandalı gibi başka arkaplandan gelen birbirinden farklı karakterler vardı. Ben bu sanatçıların iç dünyalarına daha da çok odaklanmalarını isterdim ama yaşadıklarını çok gerçekçi buldum. Kimi özgür ama tutkudan yoksun,kimi duygularını henüz ifade etmeyi öğrenememiş, kimi de bu zorlu rekabetin içinde asıl amacını unutmuş vs vs
Bunların haricinde Lili ve zambakla (Lily) ilgili kelime oyunlarını ve zambağı bu kadar güzel kullanmalarını çok sevdim. Zambak animenin en önemli öğelerinden biriydi.
İzlerken yer yer sanki bir İngiliz dizisi izliyormuş gibi hissettim. Keşke İngiliz karakterler İngilizce seslendirilseydi. Lili de Japon arkadaşlarıyla konuşurken ve kendi iç dünyasındayken Japonca seslendirilip geri kalan zamanlarda İngilizce seslendirilseydi. Hatta İngilizcesi aksanlı olsaydı vs Böyle bir şey yapılsa türünün ilk örneği gibi bir şey olurdu sanırım. Bu hayalimi yapmış olan bir anime varsa yorumlarda yazar mısınız?
Bu animenin bir dizisinin yapılmasını o kadar çok isterdim ki. Ama her şey tamamen animedeki gibi olmalı.
Bayıldım…son iki bölümde ara ara fenalık geçirdim ama Love Through A Prism 2026 daha yeni başladığı halde yılın en iyi shoujo animelerinden bence. Güzel bir büyüme hikayesi de içeriyor.