Spoiler içeriyor
Bu uzun yazı tamamen spoiler içermektedir çünkü ilk iki kitaptan spoiler vermeden bu yazıyı yazmam imkansız 😂 ona göre okuyun ya da uzak durup okumayın 😂 Ve Brandon Sanderson’ın nasıl bir kafası var...ilk iki kitap çok güzeldi, evet. Ama şuan…devamıBu uzun yazı tamamen spoiler içermektedir çünkü ilk iki kitaptan spoiler vermeden bu yazıyı yazmam imkansız 😂 ona göre okuyun ya da uzak durup okumayın 😂
Ve Brandon Sanderson’ın nasıl bir kafası var...ilk iki kitap çok güzeldi, evet. Ama şuan bu kitabın muhteşemliğiyle ve beni şok edişiyle allak bullak oldum ben...Şok üzerine şok yaşadım son sayfalarda. Bu nasıl bir zeka...üstelik adam Sissoylu’nun ilk kitaplarını 2005,2006’da falan yayımlamış siz düşünün. Neyse,Spolu alan geliyor ***
Vin ve Elend’ın evlenmesi ve Son İmparatorluğun yeni imparatoriçe ve imparatoru olmalarının üstünden 1 yıl geçmiştir.
Önceki kitapta Vin kendisini çağıran gümlemeler sonucu Lord Hükümdar’ın sarayı Kredik Shaw’a gitmiş ve Miraç Kuyusu’nu bulmuştu. Burda Lord Hükümdar’ın metale yazılmış ve sanki bu günleri bekliyormuşcasına, insanlığa zorda kalmaları durumunda bıraktığı satırlara rastladılar. Ve aynı zamanda da zulalara. Zulalar başka şehirlerde daha olduklarına işaret ediyordu. Vin ve Elend insanlık için ihtiyaç duyulan bu erzakları bulmak amacıyla ve diğer şehirlerdeki insanları da kendi yönetimleri altına alıp kurtarmak için şehir şehir ilerleyip topraklarına toprak katarlar. Ki bu kendilerini yönetici ilan eden başka kişilerle çatışmak anlamına gelse de.
Dikiz casus olarak Urteau’ya gönderildi.
Sazed,Breeze ve Allrianne de yönetimi ele almak için hemen ardından gittiler. Serinin bu kitabında Dikiz’in iç dünyasına da girdik. Her zaman kendini yetersiz gören ve daha da güçlenmek isteyen Dikiz’e Kelsier’in ruhu görünmeye başlar. Kitabın buralarında muhtemelen birçok okuyucu da benim gibi mutlu olup “Geri döneceğini biliyordum.” demiştir. Ama kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı. Miraç Kuyu’sunda serbest bırakılan o güç Dikiz’in aklını manipüle ediyor. Hemalurji sayesinde. Yani Dikiz’in bedenine bir kazık sokarak ona lehimin gücünü veriyor ama aynı zamanda da onun düşüncelerini etkileyip onu kukla gibi oynatıyor.
Bu zihin manipülasyonu konusunda şok edici şeyler keşfediyoruz. Meğer ne kadar uzun süre önce başlamış...Vin’in annesinin küçük kız kardeşini öldürdüğünü biliyorduk. Meğer bu kız kardeş de tunç yakabilen bir Allomansermiş. Onu öldürdükten sonra Vin’in kulaklarına taktığı metal küpeyle bu güç Vin’in Sissoylu güçlerinin üstüne eklenmiş. İşte bu Vin’in allomantik güçlerin titreşimlerini çok çok iyi hissedebilmesini açıklıyor. Israrla hem bu küpeyi takma ve atiyum zulasını arama isteğini de. Bu oyunun yıllardır sürmüş olması şaşkınlıktan küçük dilimi yutturdu...
Vin, abisi Reen’in ölümüne bizzat şahit oldu mu,eğer olmadıysa belki de hala sağdır ve birgün tekrar karşılaşırlar diye düşünürken bir anda karşımıza Reen de çıkıyor. Ama o da Harap’ın zihin oyunu çıkıyor. Vin yıllarca zihninde abisinin sesini duyduğunu zannederken meğer hep kuyudan saldığı Harap’ın sesiymiş...
Kandra TenSoon’a ne oldu diye çok merak ediyordum. Anayurt’un anlatıldığı yerlerden çok etkilendim. Kandraların ahşap,kristal,kaya veya diğer şeylerden olan kemikleri...ahitlerine bu kadar bağlı oluşları ve doğaları...beni etkiledi. Ve en şaşırtan şey ise kandraların ilk nesil üyelerinin Terrisli olmaları...Lord Hükümdar Ferusimyanın yayılmasına engel olmak için kendi ırkından olan arkadaşlarını önce sishortlağına sonra da kandraya çevirmiş. Bu yüzden sishortlakları için kandraların kardeşleri/kuzenleri gibi bir şey diyorlarmış.
Önceki kitapta Tindwyl’in kaybından sonra
Sazed’e hayatın nasıl anlamsız geldiğini görmüştük. Uzmanlık alanı dinleri incelemek olan ve kendi ırkının kayıp dinini arayan Sazed
inançları konusunda ikileme düşmeye başlıyor. Araştırmaları konusunda hevesini yitiriyor.
Ve bir süreden sonra TenSoon sayesinde bu dinin kayıp olmadığını,ilk nesil kandralarda olduğunu fark ediyor. Cevabı aramak için Anayurt’a gidiyor.
Sisler insanları hasta ediyor sanıyorduk. Meğer sis,Muhafaza’nın bedeniymiş ve aslında insanlara Allomansi veriyormuş. Hasta olan insanlar da allomanser olduklarını fark etmemişler.
Muhafaza ne mi?
Muhafaza ve Harap’ın hikayesi de çok etkileyici. Bir sikkenin iki yüzü gibiler. Ancak birlikte bir şeyleri yaratabiliyorlar. Ama Muhafaza koruma gücüne,Harap da yok etme gücüne sahip. İnsanları Muhafaza’nın isteğiyle birlikte yaratıyorlar. Ama Harap da bir şart koyuyor. Zamanı gelince onları yok edebilme şartı. Muhafaza bunu da kabul ediyor. İnsanları yaratırken Muhafaza,kendi gücünden bir parçayı feda ederek insanlara akıl bahşediyor. Harap insanları yok etmek istediğinde güçsüz olan ve doğasında yok etme olmayan Muhafaza çözümü Harap’a bir zindan yapmakta buluyor. Onu o kuyuya hapsediyor. Fakat ardından çok güçten düşüyor. Neredeyse yok olmanın eşiğinde. Harap ise zindanından kurtulmak için an kollayarak insanların zihinlerini manipüle ediyor.
Vin küpelerinden kurtulduktan sonra sislerden muhafazanın gücünü alıyor. Dünyayı çevreleyen bütün sisi bedenine çekiyor. Bu satırları çok heyecanlanarak okudum...İnsanlar asırlarca sislerden korktu. Sis çıktığı an evlerine kapadılar kendilerini. Ama meğer Sis onları yaratan şeymiş.
Serinin bu kitabında hemen hemen bütün kayıp yapboz parçaları yerine oturuyor gibi bir şey. Hatta Lord Hükümdar kötü biri değilmiş diyoruz. O da Harap’ın kurbanı. Fakat sonra son 50-60 sayfaya geldiğimizde kendimizden geçiyoruz...neler neler oldu...üst üste ters köşeler de yaşadık. Yazıda bu kısımdan sonrasını sağlıklı bir kafayla yazdığımı düşünmüyorum 😂 çünkü hala şuan kendimde değilim...
Kandralar Karar Günü geldiğinde onurlarıyla hayatlarına son verdiler...Atiyum meğer Harap’ın bedeniymiş...onun bedeninin parçalarıymış...ve bunca atiyum Kandraların gözetiminde Anayurt’ta korunuyormuş.
Muhafaza Vin’i kendi varisi olarak çok küçükken seçmiş gibi bir şey. Vin Muhafaza’nın gücünü alarak tanrı oluyor. Atiyuma yani kendi bedenine ulaşmak isteyen Harap ile savaşıyor. Bu savaşta binlerce canlıyla birlikte hem Vin,hem Elend hem de Harap ölüyor. Bu arada Muhafaza neden insanları yaratmış onu da anlıyoruz. Çünkü doğasında yok etme olmadığı için Harap'ı kendi yok edemez. Ama insanlar,onlara bıraktığı güç sayesinde edebilir. Yani o da aslında Harap gibi uzun süre boyunca planını ince ince işlemiş.
Bunca zaman Çağların Kahramanı’nı Vin sanıyorduk. MEĞER SAZEDMİŞ! Sazed birbirine zıt bu iki gücü alarak Çağların Kahramanı oluyor. Dünya’yı Kelsier’ın eski yazılardan okuduğu,eşi Mare’in çok eski bir çizimde gördüğü ve çok beğendiği o çiçeklerle dolu eski haline geri döndürüyor. İnsanlığa Sırdaşların bilgilerini bırakıyor ve Dikiz’i,hep daha çok güçlenmek isteyen,çetede kendini gereksiz ve güçsüz gören bu genç adamı Sissoylu yapıyor. Kitabın sonunda çeteden kalanlar sığındıkları mağaralardan çıkıp mavi gökle ve yeşil dünyayla tanışıyorlar.
Ben bir süre kendime gelebileceğimi sanmıyorum. Vin ve Elend için kalbim kırık...Sonraki kitap Dikiz ile ilerleyecek sanırım. Sanderson son YouTube canlı yayınlarından birinde Sissoylu’nun beyaz perdeye aktarılacağını söylemiş. Bakalım,neler olacak.