Tufan aslında çok iyi başladı, atmosferi ve gizemiyle beni hemen içine çekti. Ama sonlara doğru olaylar gerçek mi yoksa hayal mi derken işler biraz karıştı, bazı mantık hataları da göze batınca o ilk baştaki etkisini kaybetti. Yine de atmosferi için…devamıTufan aslında çok iyi başladı, atmosferi ve gizemiyle beni hemen içine çekti. Ama sonlara doğru olaylar gerçek mi yoksa hayal mi derken işler biraz karıştı, bazı mantık hataları da göze batınca o ilk baştaki etkisini kaybetti. Yine de atmosferi için izlenir, farklı bir deneme olmuş.
172 Days... Kalbimi şuraya bıraktım. Gerçek bir hikaye olması etkisini zaten iki kat artırıyor. Aslında film hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki ama bir o kadar da hiçbir şey söylenmemeliymiş gibi... Bilemiyorum, şu an gerçekten çok doluyum. Sadece…devamı172 Days... Kalbimi şuraya bıraktım. Gerçek bir hikaye olması etkisini zaten iki kat artırıyor.
Aslında film hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki ama bir o kadar da hiçbir şey söylenmemeliymiş gibi... Bilemiyorum, şu an gerçekten çok doluyum. Sadece izleyin derim. 💔✨
Spoiler içeriyor
Unorthodox’u az önce bitirdim ve etkisi hala üzerimde, resmen boğazımda bir yumruyla kaldım. Bu sadece bir kaçış hikayesi değil; bir kadının kendi bedenini, sesini ve en önemlisi ruhunu prangalardan kurtarma savaşıymış. New York’un göbeğinde, Williamsburg’un o zamanın durduğu, kuralların nefes…devamıUnorthodox’u az önce bitirdim ve etkisi hala üzerimde, resmen boğazımda bir yumruyla kaldım. Bu sadece bir kaçış hikayesi değil; bir kadının kendi bedenini, sesini ve en önemlisi ruhunu prangalardan kurtarma savaşıymış. New York’un göbeğinde, Williamsburg’un o zamanın durduğu, kuralların nefes aldırmadığı dünyasından Berlin’in çok sesli hürriyetine uzanan bu yolculuk beni darmadağın etti. Shira Haas o kadar devleşmiş ki, o küçücük bedeniyle sergilediği o devasa korku ve kararlılık karışımı performans olmasa bu hikaye bu kadar içime işlemezdi eminim; resmen gözleriyle konuştu kız. Özellikle o göle girdiği sahnede peruğunu çıkarıp suyun üzerinde süzülüşü... O an sadece bir peruk çıkmadı, sanki yüzyılların ağırlığı omuzlarından kalktı ve ben de onunla beraber ilk kez derin bir nefes aldım. Berlin’in modernliğiyle o katı geleneksel yapının çarpışması, Esty’nin piyano başındaki o titreyen elleri ve sonunda kendi sesini bulup haykırması gerçekten izlediğim en sarsıcı şeylerden biriydi. Dini bir eleştiriden ziyade, bir insanın "ben buradayım ve benim de bir sesim var" deme cesaretini izlemek beni çok etkiledi. Tek üzüldüğüm nokta, bu kadar güçlü bir hikayenin sadece dört bölümde bitip gitmesi oldu; keşke çok daha uzun bir dizi olsaydı da Esty’nin o yeni dünyasındaki her adımını, kendini keşfedişini sindire sindire izleseydik. Eğer hala izlemeyen varsa çok şey kaçırıyor, bittikten sonra bile insanı uzun süre boşluğa baktıran, "özgürlük neymiş" diye sorgulatan tam bir başyapıt olmuş.
Bir Başarı Hikayesinden Çok Daha Fazlası... 🚀 Şu an bu satırları yazarken hala gözlerim yaşlı, etkisinden çıkmam biraz zaman alacak gibi... Bilmiyorum izleyen herkes aynı duygularla mı bitirdi? Aslında filme sırf Deniz Can Aktaş oynuyor diye, biraz da merakla başlamıştım…devamıBir Başarı Hikayesinden Çok Daha Fazlası... 🚀
Şu an bu satırları yazarken hala gözlerim yaşlı, etkisinden çıkmam biraz zaman alacak gibi... Bilmiyorum izleyen herkes aynı duygularla mı bitirdi?
Aslında filme sırf Deniz Can Aktaş oynuyor diye, biraz da merakla başlamıştım ama kesinlikle böyle bir derinlik beklemiyordum. Sadece bir film değil; 'yapamazsınız' diyenlere rağmen gökyüzüne bakma cesareti gösteren o pırıl pırıl gençlerin sarsılmaz inancı bu. 💫
O eski zamanların o kadar sade, o kadar zarif bir atmosferi var ki; oyunculuklar ve özellikle o muazzam müzikler sizi alıp o yıllara götürüyor. İmkansızlıklar içinde imkan yaratan Bandırmalı gençlerin mücadelesini izlerken hem göğsüm kabardı hem de 'gökyüzü bizimdir' demenin gururunu yaşadım. 👏
Bize hep 'otur oturduğun yerde' denilen bir coğrafyada, bu toprakların böyle vizyoner hikayelere çok ihtiyacı var. Eğer hayallerinizden vazgeçmek üzereyseniz ya da kendinize bir motivasyon arıyorsanız, bu film size ilaç gibi gelecek. Ne diyeceğimi bilemiyorum, tek kelimeyle muazzamdı. Mutlaka izleyin! 🍿🎬
Spoiler içeriyor
Vay be, koca bir dokuz sezonu sadece iki haftada bitirmenin o garip boşluğunu şu an iliklerime kadar hissediyorum. Sanki MacLaren’s Pub'dan az önce kovulmuşum da eve dönüyormuşum gibi bir hüzün var üzerimde. Ted her ne kadar bazen yorsa da kesinlikle…devamıVay be, koca bir dokuz sezonu sadece iki haftada bitirmenin o garip boşluğunu şu an iliklerime kadar hissediyorum. Sanki MacLaren’s Pub'dan az önce kovulmuşum da eve dönüyormuşum gibi bir hüzün var üzerimde.
Ted her ne kadar bazen yorsa da kesinlikle favorim; o kadar hatasına ve hayal kırıklığına rağmen o umut dolu romantikliğini hiç kaybetmemesi beni benden aldı. Marshall o saf sevgisi ve sadakatiyle kalbimi çaldı, gerçek bir dost resmen. Ama Lily için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, ona bir türlü tam ısınamadım; grubu bir arada tutan tutkal gibi görünse de bazen fazla bencilce kararları tadımı kaçırdı.
Barney zaten dizinin ana enerji kaynağıydı; o takım elbiseleri ve absürt teorileriyle beni her bölüm kahkahalara boğdu. Robin ise tam bir "sevsem mi sövsem mi" karakteriydi; özellikle Barney ve Ted arasındaki o bitmek bilmeyen git-gelleri, bir türlü ne istediğine karar veremeyip net olmaması beni izlerken gerçekten çok yordu
Yalnız asıl meseleye gelince, dokuz sezon boyunca "ha çıktı ha çıkacak" diye beklediğimiz o meşhur anne figürü benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Ted’in evlendiği kişi asla beklediğim gibi bir tip değildi, görsel olarak da karakter olarak da birbirlerine hiç yakışmıyorlardı; o kadar beklentiden sonra böylesini görmek açıkçası üzdü.
Diziyi izlerken kendimi sadece bir dizi değil, bir kırmızı halı töreni izliyormuş gibi hissetmem de cabası. Britney Spears'ın komik halleri, Bryan Cranston, Katy Perry, Jennifer Lopez, Enrique Iglesias, Bob Odenkirk ve Katie Holmes gibi dev isimleri görmek resmen yıldızlar geçidi gibiydi. Şu an kalbimde büyük bir "Sarı Şemsiye" boşluğu var. Bitirdiğim için pişman değilim ama bir daha asla ilk kez izliyormuşum gibi hissetmeyecek olmak üzücü. Neyse ki artık "Have you met Ted?" sorusuna verecek harika bir cevabım var!
Bu arada finali hakkında hiçbir şey yazmak istemiyorum.
Selamlar! ✨ Bu sefer yerli bir diziyle geldim. Yaklaşık 2 aydır bu projenin çıkmasını bekliyordum ve dün akşam ilk bölümü izledim. Normalde televizyonla çok aram yoktur ama Hudutsuz Sevda’yı hiç kaçırmadan izlerdim. Oradaki karakterini ve oyunculuğunu o kadar çok sevdim…devamıSelamlar! ✨
Bu sefer yerli bir diziyle geldim. Yaklaşık 2 aydır bu projenin çıkmasını bekliyordum ve dün akşam ilk bölümü izledim.
Normalde televizyonla çok aram yoktur ama Hudutsuz Sevda’yı hiç kaçırmadan izlerdim. Oradaki karakterini ve oyunculuğunu o kadar çok sevdim ki, Deniz Can Aktaş’a olan bu sevgimden dolayı yeni dizisine de hemen başladım. İlk bölüm beklentimi karşıladı, gayet güzeldi. Umarım ilerleyen bölümlerde de bu tempo devam eder. 🙏
Spoiler içeriyor
Hi Guys Christopher Nolan neden her filminde beynimizi yakmadan rahat edemiyor acaba? Adam resmen zamanı ve hafızayı oyuncak yapmış. Hikayeyi tersten anlatarak bizi Leonard’ın o darmadağın zihnine hapsediyor; film bittiğinde kimin haklı kimin suçlu olduğunu ayırt edemez hale geliyorsunuz. Aslında…devamıHi Guys
Christopher Nolan neden her filminde beynimizi yakmadan rahat edemiyor acaba? Adam resmen zamanı ve hafızayı oyuncak yapmış. Hikayeyi tersten anlatarak bizi Leonard’ın o darmadağın zihnine hapsediyor; film bittiğinde kimin haklı kimin suçlu olduğunu ayırt edemez hale geliyorsunuz.
Aslında en korkuncu da şu; insan inanmak istediği gerçeği kendi elleriyle yaratabiliyormuş. Leonard’ın kendine bile yalan söylemesi, o notlar, o dövmeler... Gerçekten her filmi ayrı bir olay ama bu film sinemanın zirve noktalarından biri olabilir.
-Bana yalan söyledin! Öteki kadının yanına dönmek için... +Anlamıyor musun? Öteki kadın sensin! - Hayır! Sen benimle evlisin. Öteki kadın o! Her yerde karşıma çıkan bu meşhur sahne yüzünden listemdeydi ama kalabalık listede sıra bir türlü gelmemişti. Dün akşamki öneri…devamı-Bana yalan söyledin! Öteki kadının yanına dönmek için...
+Anlamıyor musun? Öteki kadın sensin!
- Hayır! Sen benimle evlisin. Öteki kadın o!
Her yerde karşıma çıkan bu meşhur sahne yüzünden listemdeydi ama kalabalık listede sıra bir türlü gelmemişti.
Dün akşamki öneri üzerine sonunda izleyebildim. Emily'nin fedakârlığı ve o gotik atmosfer tek kelimeyle büyüleyiciymiş.
Spoiler içeriyor
İyi akşamlar Raf ailesi 🌸 Dünkü ricam üzerine iki kişinin ( @dr.bayraktar @tosbikk ) önerisi ile Bajrangi Bhaijaan izlemiş bulunmaktayım. Film genel olarak çok etkileyiciydi ama dürüst olmam gerekirse müzikal sahneler gereksiz yere çok uzatılmış. Sahneler arasındaki o uzun klipler…devamıİyi akşamlar Raf ailesi 🌸
Dünkü ricam üzerine iki kişinin ( @dr.bayraktar @tosbikk ) önerisi ile Bajrangi Bhaijaan izlemiş bulunmaktayım.
Film genel olarak çok etkileyiciydi ama dürüst olmam gerekirse müzikal sahneler gereksiz yere çok uzatılmış. Sahneler arasındaki o uzun klipler olmasa, 2.5 saatlik film tertemiz bir 1.5 saatte bitermiş ve temposu çok daha akıcı olurmuş. Hikaye anlatılırken araya giren o uzun müzikler bazen odak noktasını dağıtıyor.
Ancak filmin duygusal yükü o kadar güçlü ki, teknik kusurları bir kenara bırakabiliyorsunuz. Özellikle Munni’nin annesiyle kavuşma anı ve o efsane final sahnesi beni resmen paramparça etti; iki sahnede de gözyaşlarımı tutamadım. Sınırdaki o son haykırış ve veda, sinema tarihinin en dokunaklı anlarından biri diyebilirim.
Başroldeki Salman Khan'ı ilk kez bu filmde izlememe rağmen performansını gerçekten çok başarılı buldum. Karakterin o çocuksu saflığını, dürüstlüğünü ve karşılık beklemeden yardım etme isteğini çok doğal yansıtmış. Rolün hakkını vererek, o masumiyeti izleyiciye geçirmeyi başarmış. Abartıya kaçmayan ama etkileyici bir oyunculuk sergileyerek hikayeyi resmen sırtlamış götürmüş. Kısacası; temposu biraz daha hızlı olsa kusursuz olurmuş ama bu haliyle bile kalbimde derin bir iz bıraktı.