📌"Yaşam bir sabır oyunundan fazlasıdır." Koca bir aydan sonra bir kitap bitirebildiğim için mutluyum. Reading slumpa sokan kitaplar kapatılsın please. Umuyorum ki beni kitap okuyamama sendromumdan da çıkarmıştır. Bir evladın babasıyla arasındaki yaşamın hesaplaşmasını içeriyor bu eser. Bir tarafta sert…devamı📌"Yaşam bir sabır oyunundan fazlasıdır."
Koca bir aydan sonra bir kitap bitirebildiğim için mutluyum. Reading slumpa sokan kitaplar kapatılsın please. Umuyorum ki beni kitap okuyamama sendromumdan da çıkarmıştır.
Bir evladın babasıyla arasındaki yaşamın hesaplaşmasını içeriyor bu eser.
Bir tarafta sert mizaçlı, başarılı bir iş adamı ve otoriter bir karakter olan bir ebeveyn diğer tarafta narin ve içedönük bir evlat var. Bu karşılıktan doğan bir çatışma ve Franz Kafka'nın hissettiği bir yetersizlik hissi var.
Klasik "dediğimi yap yaptığımı yapma" diyen türk aile yapısı gördüm Franz Kafka'nın babasında. Koyduğu belli başlı kurallar var ve bu kurallara en başta kendisi uymuyor. Şaşırdık mı? Hayır. Kurallarına karşı mutlak itaat bekleyen bu adam Franz Kafka'nın gözünde bir tanrı yerine oturuyor.
Öyle ki Franz Kafka için babası herşeyin ölçütü oluyor. Her eylemini babasının karakteri ve başarıları üzerinden değerlendiriyor. Bu da maalesef ona yetersizlik hissi, özgüvensizlik ve suçluluk duygusu olarak dönüyor.
Çocukluğundan itibaren babası tarafından görülmeme, yüreklendirilmeme ve reddedilme gibi durumlar onu dünyadan da soyutluyor. Bu yüzden içe kapanık bir karakter haline geliyor. Devayı yazılarda buluyor ve bize, beni de çok etkileyen şu alıntıyı bırakıyor:
"Yazdıklarımın konusu sendin. Öyle ya, senin göğsüne yaslanıp yakınamayacaklarımdan yakınıyordum orada yalnızca. Kasıtlı olarak uzatılmıs bir vedaydı bu sana, gerçi senin tarafından zorla yaratılsa da, benim belirlediğim yönde gelişiyordu."
Öyle ya insan bazen yalnızca yazılarda yakınır durur. O insana gidip yakınamadığı için, yakınması zor olduğu için...
Kafka aynı zamanda babasıyla iletişimsizliğini de aktarıyor bize. Zaten aralarında ki bu sessiz hesaplaşma da -babasının yaptıgı psikolojik şiddet dısında- bundan kaynaklanıyor.
Zaten sevgili yazarımız babasının karşısında "konusma yetisini kaybettiğini" kendi kalemiyle söylüyor.
Doğrudan konuşarak babasıyla halledemediği bu meseleleri mektup yoluyla şikayet ediyor. Lakin bir yandan da babasını aklamak isteyen ve onu suçsuz bulan da bir tarafı var cümlelerinde.
Kafka, babasından kurtulmanın yolununda evlenmekten geçtiğini düşünüyor aynı zamanda. Ancak babası gibi bir "aile reisi" olamayacağı korkusu onu bu yoldan da alıkoyuyor. "Her iki evlilik girisimimin temelinde yatan düsünce tümüyle düzgündü: Bir aile kurup, bağımsız olmak."
Evliliği bir kurtuluş olarak gören onlarca genç kız gözümün önünden geçti bu söz ile.
"Evlenmek, bir aile kurmak, doğmak isteyen bütün çocukları kabullenmek, bu güvenilmez dünyada onları var etmek ve hatta biraz da yol göstermek benim inancıma göre hir insanın ulaşabileceği en yüksek noktadır. Ve son olarak burada da mesele su en yüksek nokta değil, ona uzaktan, ancak makul bir yaklasmadır; öyle ya, güneşin doğrudan ortasına uçmak gerekmez, ama güneşin arada bir vurduğu ve insanın azıcık ısınabildiği dünyanın temiz bir köşesine gidip sığınmak yeterlidir." Bu sözüyle "evlilik" kavramına ne kadar yüce bir şekilde baktığını görüyoruz. Zaten bu konuyu güneş metaforu ile vermesi muazzam. Okudugum an vuruldum söze.
Bir yandan da babası ile sürekli kendini kıyaslaması sonucu evlilikten de başarısızlıkla çıkacağını düşünüyor.
"O halde neden evlenmedim? Her yerde olduğu gibi tek tük engeller çıktı ama yasam bu engellere yaklasımdan ibarettir."
Oldukça pesimist bir insan olmasına rağmen bu sözüyle de hayata tümüyle karamsar bakmadığını gösteriyor.
Zira yaşam bu engellere yaklaşımdan ibarettir ve bu konuda seçimler de bizim elimizdedir... Gel de bu söz üzerine hayata küsmeye çalış şimdi.
"İnsan kötü bir şey yaptığını henüz öğrenemeden cezalandırılırdı adeta."
Çünkü ilk başta doğrusunu öğretmek yerine ceza vermek, bağırıp çağırmak her zaman daha çok işlerine gelir.
Kitap bana sadece yazarın babasıyla ilişkisini değil aynı zamanda türk ebeveynlerini de çokça gösterdi. Örneğin şu alıntıda da oldugu gibi. "Mesele, çocuklarına vereceğin herhangi bir ders değil, örnek bir yaşamdı; içindeki Yahudilik daha güçlü olsaydı, örneğin de daha ikna edici olabilirdi; tabii bu da bir suclama değil yine, senın suçlamalarına karşı bir savunmadır yalnızca." Yaşantılarına tam olarak katmadıkları şeyler vardır ve senden tam olarak o şeye uymanı beklerler. Kendileri tam olarak uymadıkları halde.
Bir diğer alıntı da ise benim en çok ayar oldugum şeyi göreceğiz. -->
"Beni oldum olası, senin çalısman sayesinde hicbir yoksunluk çekmeden huzur, sıcaklık ve bolluk icinde yaşamakla suçlardın (üstelik yalnızken ya da başkalarının önünde yapardın bunu; başkalarının önünde yapmanın aşağılayıcı yönüne duyarlık göstermezdin, çocuklarının meseleleri her zaman herkese açıktı.)"
Çocukluk meseleleri her zaman herkese açıktı... Siz ailevi bir konuyu başkalarının yanında açınca kıyametler kopar ama sizin meseleleriniz ayman açık insanlara meze olur. Alıntıyı okuyunca elim ayağım titremedi değil valla. Bu kafa da bulunan ebeveynlere ayar oluyorum >>
Defolun bu dünyadan, bu dünyada yeriniz yok. Zira ebeveyn olmanın ilk kurallarından biri de kendi çocuğuna en çok bu konuda sahip çıkmaktır zannımca. En çok da en ihtiyacı olan zamanda, o çocukluk çağlarında...
Mektubun en çarpıcı ve belki de en acı verici kısmı sonuydu. Kafka, sayfalarca süren haklı isyanının ardından, sanki babası ona cevap veriyormuş gibi bir kurgu yapıyor. Babasının ağzından kendini suçluyor. Babasının ona "sen de masum değilsin, aslında bu mektubu yazarak beni suçlu hissettirmeye çalışıyorsun ve bu da senin bir tür saldırın" dedirtiyor.
Bu durum, Kafka’nın babasından ne kadar kaçarsa kaçsın, aslında babasının sesini kendi içine bir 'iç ses' olarak hapsettiğini gösteriyor. Öyle ki, kendi haklılığını bile savunurken yine babasının gözüyle kendine bakıp kendini haksız çıkarıyor.
Okurken elimi ayağımı titreten, beni yer yer öfkelendiren yer yer de hüzne boğan bir eser oldu. 'Reading slump'tan çıkmak için ağır bir top gibi aslında ama insanı kendi gerçeğiyle yüzleştirdiği içinde iyi oluyor bir noktada.
Ebeveyn olmanın sadece karın doyurmak ve barındırmak olmadığını, asıl meselenin o çocukları kırmadan dökmeden büyütmenin "asıl mesele" olduğunu hatırlatan bir eserdi benim için.
Sonuç olarak Kafka, babasına gönderemediği bu mektubu aslında kendine yazmış... Kendi içindeki o devasa otoriteyle hesaplaşarak özgürleşmeye çalışmış. Sayfalarca kendi iç sesiyle savaşmış. Belki de bu kitabı okumak, bizim de kendi içimizdeki 'ebeveyn seslerini' ayırt etmemize ve o sesi susturup kendi sesimizi bulmamıza yardım eder, bilmiyorum...Yaşam, o engellere verdiğimiz tepkilerden ibaretse umarım bizler, Kafka’nın aksine o güneşin altında ısınacak güvenli köşeyi bulabiliriz. Hepimize dilerim bunu raf ahalisi...
📌Çok işim var diye senden kaçmam, çoğunlukla odamda uzanmak içindi.
📌Evlilik korkusunun bazen kisinin kendi ebeveynine karsı işlediği günahlarının acısını ileride kendi çocuklarının ondan çıkaracağı yolunda duyduğu endiseden kaynaklandığına dair bir görüş vardır.
📌Beni çileden çıkaran seyin seni etkilemesi gerekmez artik ya da tersi, senin için masumiyet olan benim için suç sayılabilir ya da tersi; sende sorunsuz kalan bir şey beni mezara götürebilir.
📌Birinin önünde çıkacağı beş alçak merdiven basamağı, bir başkasının önündeyse tek ama o beş basamağın toplamı kadar yükseklikte bir basamak olması gibidir bu; birinci kisi yalnızca bu beş basamağı değil, daha yüzlercesinin ve binlercesinin üstesinden gelecektir, büyük ve çok yorucu bir yasam sürmüs olacaktır, ancak çktığı basamaklardan hiçbiri onun gözünde ikinci kişi için o tek, ilk, yüksek, sahip olduğu bütün güçleriyle tırmanılması olanaksız, ne yukarı ve elbette ne de dışına çıkabildiği basamağın taşıdığı anlamı taşımış olmayacaktır.
📌Senin sırf fiziki yapın bile beni eziyordu. Örneğin aynı kabinde sıklıkla soyunduğumuzu anımsıyorum. Ben sıska, çelimsiz, kuruydum; Sen güçlü, boylu boslu ve iriydin. Daha kabindeyken bile kendimi acınası bulurdum, Üstelik yalnızca senin değil bütün dünyanın karşısında bu böyleydi. Çünkü sen benim için her şeyin ölçütüydün.
📌Ben her zaman yüzkarasıydım; ya senin komutların yerine getirirdim - bu yüzkarasıydı, çünkü komutlar benim için geçerliydi- ya da dik kafalilik ederdim ve bu da yüzkarasıydı, çünkü nasl olur da sana karsı dik kafalı davranabilirdim; ya da örneğin senin gücüne senin iştahına senin becerikliliğine sahip olmadığım için sana itaat edemezdim, ama sen yine de doğalmış gibi bunları beklerdin benden; tabii en büyük yüzkarası buydu.