"Gündüzümde gecemdesin çalınmasın söylenmesin sen benim şarkılarımsın." Yusuf karakterini canlandıran Emre Kınay'ın kaleme aldığı mahallenin romanın da olan olayları izliyoruz. Sıcacık bir dizi olmasına dair onlarca yorum okudum. Raf için olsun YouTube için olsun onlarca yorum okudum buna dair. Evet,…devamı"Gündüzümde gecemdesin çalınmasın söylenmesin sen benim şarkılarımsın."
Yusuf karakterini canlandıran Emre Kınay'ın kaleme aldığı mahallenin romanın da olan olayları izliyoruz.
Sıcacık bir dizi olmasına dair onlarca yorum okudum. Raf için olsun YouTube için olsun onlarca yorum okudum buna dair. Evet, güzel bir dizi ama sımsıcak ve abartılacak kadar bir dizi mi bilemiyorum. Çünkü ben çok çok nadir sahneleri dışında pek fazla benimseyemedim diziyi.
Tek benimsediğim bir nokta oldu o da abartısız sahneleriydi. Klişe bir söz vardır ya hani "bizden, bizim insanımızdan sahneler" falan diye. Öyle sahnelerdi. Abartısız, süsü püsü olmayan sahnelerdi. Gerçekten bir kenar mahallenin insanının hayatını yansıtmışlar ama bana eksik geldi. Çok eksik geldi. Bu kadar gerçekçi olması mı beni uzaklaştırdı diziye yoksa düşündüğüm gibi cidden eksik miydi birşeyler? Senaryo eksik geldiği içinde böyle hissetmiş olabilirim.
Oyuncular çok bilinen kişiler. Zuhal Olcay'ı ben daha çok şarkılarından biliyorum. "Ankara'da aşık olmak" parçası ile tanımıştım zaten kendisini. Uğur Polat ile de "Aşk tesadüfleri sever" filminde partnerlerdi. Yine orada da görmüş ve sevmiştim. Lakin Zuhal hanımın burada ki oyunculuğunu hiç beğenemedim. Çok mimiksiz ve ruhsuzdu. Ali karakteri dışında bana o istediğim duyguyu verebilende olmadı zaten. Bu yüzden Ali karakteri dizide en sevdiğim karakterdi. Uğur Polat'ı bu anlamda kutluyorum.
Ali'nin efendiliğini, hayatta bir amaca sahip olması ve bu amaç uğruna yaşamasını falan çok güzel aktarmış.
Ayrıca Ali bunların dışında yaşamış olduğu şeylere rağmen de oldukça nazik ve insanların sınırlarını bilen bir insandı. Buna göre yaşayan, buna göre kendine idealler belirleyen bir insandı. O yüzden Ali'nin ben de yeri >>>>
Dizide ki her karakterin hayata dair bir amacı vardı. Hepsi hayatın bir ucundan tutup ayakta kalmaya çalışan insanlardı. Bunu yaparken de çoğunlukla birbirlerine dayandılar, birbirlerinin limanı oldular. Bu sırada kimi aşkı buldu, kimi yitirdi, kimi de bu konuda kendine bir yer bulamadı. Lakin günün sonunda hepsi birbirine sığındı, bir komşuluktan daha çok koca bir aile izledim. Ev alma komşu al diye boşuna dememiş eskiler.
Bu yönüyle dizi güzeldi ama dediğim gibi ben dizinin ruhuna dair bir şey hissedemediğim için sürekli aşağı çekildim, bu da beni bitse de gitsek moduna soktu maalesef.
"35 yaşındayım. Daha hiçbir şey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın ama kenarındayım, o kesin. Hem de en kenarında, bizim mahalle gibi şehrin dibinde." Yusuf'un dudaklarından dökülen bu sözler beni de ister istemez sorgulamaya itti. 21 yaşında ben neresindeydim hayatın? Kenarında mı, kıyısında mı? Yoksa yolun başında mı? Girdiğim hayatlarda mı, kaleme aldığım yazılarımda mı? Belki de hepsinde, bilmiyorum...