MART AYI ÖZETİM İZLEDİKLERİM: ✔️Yıldızlararası OKUDUKLARIM: ✔️Yeraltından Notlar ✨127 sayfa ✨ Yayınlamayı unutmuştum. Unutmakta da haklıyım bence bomboş geçen bir ay olmuş
Spoiler içeriyor
Merhabalar değerli kitapsever dostlarım. Bugün konusuyla sizleri etkileyecek bir kitapla karşınıza çıktım. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Jose Saramago'nun 2005 yılında yayımladığı bir romandır. Jose Saramago'dan bahsedecek olursak daha önce hiçbir eserini okumadım ama "Körlük" kitabını çok duydum. Bu kitap…devamıMerhabalar değerli kitapsever dostlarım. Bugün konusuyla sizleri etkileyecek bir kitapla karşınıza çıktım. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Jose Saramago'nun 2005 yılında yayımladığı bir romandır. Jose Saramago'dan bahsedecek olursak daha önce hiçbir eserini okumadım ama "Körlük" kitabını çok duydum. Bu kitap hakkında bir eleştiri yapamam ama yazarımızın Nobel edebiyat ödülünü almasına vesile olan bu kitabın güzel olduğunu düşünüyorum.
Neyse asıl meseleye gelecek olursak kitap, "Ertesi gün hiç kimse ölmedi..." cümlesiyle okurları karşılıyor ve bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir zamanında insanlık tarihinin daha önce görmediği bir olayı konu ediniyor.
Ölüm görevine son veriyor...
Düşünsenize artık ölüm yok ve bu dünyada kapana kısılmışsınız. İlk başta kulağa çok güzel geliyor değil mi ? Benim hoşuma gitmişti. Ne güzel kayıp duygusu yaşamayacağım diyordum, annem ve babam sonsuza kadar benimle birlikte olacak. Hele ki bu aralar bu düşüncelerle kafayı bozmuş biri olarak gerçekten bunu çok isterdim ama ne yazık ki her güzel şeyin bir dezavantajı oluyormuş. Kitapta da bize bunlardan bahsediliyor; asansör düşüyor ve paramparça olmuş o vücut yaşamaya devam ediyor, acısını derinlerden hissediyor keşke ölsem de kurtulsam diyor ama yaşamak zorunda çünkü ölüm artık yok. Aynı şekilde yaşlılar derilerinin ağırlığı altında ezilirken ve kolunu bile kaldıracak güçleri yokken yaşamaya devam etmek zorundalar çünkü ölüm yok. Hani ince hastalık geçiren insanların vefatının ardından en azından kurtuldu, artık acı çekmiyor denilir ya burada öyle bir şey de yok. Kurtulamıyor insanlar.
Romanımızda hayat bu şekilde devam ediyor. Yaşlılar çoğalıyor, nüfus artıyor, hastaneler tıklım tıklım... Artık hastanedeki insanları evlerine gönderiyorlar çünkü yapacakları bir şey yok bu yüzden evlerde mutsuzluk bulutları geziniyor. Devletin de mutlu olduğu pek sayılmaz çünkü emekli olan insanlar artıyor ve nüfus genel olarak artarken tüketim de artıyor böyle böyle dertler diz boyu iken aylar sonra bir gün eflatun renkli bir zarf ortaya çıkıyor.
Bu zarfın içinde de ölümün artık geri geldiği ve gelmeden sekiz gün önce de ölen kişiye haber verileceği yazıyor. Bu haber de eflatun renkli zarfla ölen kişiye iletileceği belirtiliyor. Amaç haberi alan kişinin bu sekiz gün içinde borçlarını ödemesi ve ailesiyle veda etmesi için bir süre tanımak.
Durum böyleyken eflatun renkli zarfı alan insanlar derin bir bir karamsarlığa bürünüyor bazıları borçları ödemek şöyle dursun kendini alkole veriyor ve daha önce yapmaktan çekindiği çoğu şeyi yapmaya başlıyor.
Aslında bu roman neredeyse her insanın istediği bir olayı konu ediniyor. Yani ölümün olmamasını hepimiz isteriz. Bu sadece kendimiz için de değil, sevdiğimiz insanların ölmemesini isteriz. Eğer ölümsüzlüğe ulaşamıyorsak da en azından öleceğimiz tarihi öğrenelim diye düşünürüz ama bu da bizi karamsar olmaktan öteye götürmez.
Ölüm görevine bu şekilde devam ederken bir gün eflatun renkli zarf yerine ulaşamadan geri geliyor bu durum da ölümün işini zorlaştırıyor.
Ve daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapıyor.
Sonunu da siz merak edin istedim. Zaten çoğu şeyi anlattım. Normalde böyle yapmayacaktım sizi meraklandıracaktım ama şu çenemi tutamadım. 😅
Kitabın genel hatlarına bakacak olursak yazarımız nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanmamış ve bu da biraz kafanızı karıştırabilir yani okurken diyaloglar bile virgülle ayrıldığından kimin konuştuğunu anlamak için tekrar tekrar okuyabilirsiniz ama ileriki sayfalarda normal bir durummuş gibi gelecek.
Şimdiden iyi okumalar sağlıcakla kalın. 🪷
Merhabalar bugün Interstellar yani Yıldızlararası filmiyle karşınızdayım. Uzun zamandır film izlememiştim hatta bu ay izlediğim tek film diyebilirim. Bir ara bu filmi izlemeye başlamıştım fakat yurt internetiyle en fazla 30 dakikasına kadar gelebilmiş ve internete söve söve kapatmıştım. Bugün düzenlenen…devamıMerhabalar bugün Interstellar yani Yıldızlararası filmiyle karşınızdayım. Uzun zamandır film izlememiştim hatta bu ay izlediğim tek film diyebilirim. Bir ara bu filmi izlemeye başlamıştım fakat yurt internetiyle en fazla 30 dakikasına kadar gelebilmiş ve internete söve söve kapatmıştım. Bugün düzenlenen film gecesi etkinliğinde bu filmin olduğunu öğrenince koşa koşa gittim diyebilirim.
Film, dünyanın artık eskisi gibi verimli olmadığı zamanlarda yani ekilen buğdayların bile yenilemeyecek bir durumda olduğu zamanlarda Nasa'nın yeni bir gezegen arayışını konu alıyor. Düşününce ne gerek var diyorsunuz yani dünyamız var işte, hayat var, bildiğimiz yerler ama filmde kıtlık had safhada ve insanlığın kurtuluşu için yeni bir yer bulunması gerekiyor.
Film çok uzun sürmesine rağmen çok etkileyiciydi. Özellikle sonlara doğru o kadar üzüldüm ki anlatamam. Murph'nin babasına gönderdiği kayıtta "Bugün aynı yaştayız artık gel" demesi ve zamanında hayalet olarak adlandırdığı kişinin aslında babasından gelen mesajlar olması ve de son olarak Murph' nin babasından daha yaşlı olarak dünyaya göz yumması. (Jupitere de göz yummuş olabilir burada tereddüt ettim.)
Neyse uzun lafın kısası; genel olarak etkileyici bir filmdi. Bazı yerlerde bilimsel terimler kullanıyor bu biraz kafa karıştırıcı olabilir ama bilim kurgu izleyenlere çok tuhaf geleceğini zannetmiyorum ve izlemenizi tavsiye ediyorum. 👍🏻
Merhabalar uzun zamandır yoktum. Bu süreçte ne kitap okuyasım ne de dizi veya film izleyesim geliyordu. Normalde böyle zamanlarda içimi rahatlatan, bana enerji veren kitaplar okumak daha iyi geliyordu ama maalesef ki bu kitabı okumak zorundaydım. Ben de okudum. İçim…devamıMerhabalar uzun zamandır yoktum. Bu süreçte ne kitap okuyasım ne de dizi veya film izleyesim geliyordu. Normalde böyle zamanlarda içimi rahatlatan, bana enerji veren kitaplar okumak daha iyi geliyordu ama maalesef ki bu kitabı okumak zorundaydım. Ben de okudum.
İçim o kadar kararmıştı ki yeraltı adamıyla aynı durumda hissediyordum kendimi hatta bazen kitabı elime bile almak istemiyordum. Neredeyse bir ay boyunca elime debelenip duran bu kitap ruh halim iyi olsaydı favorilerime bile ekleyeceğim bir türe dönüşebilirdi.
Dostoyevski öyle müthiş bir yazar ki 19. yüzyılda bile günümüzdeki insanları yazabilmiş. Ya da insanlar geçmişte de şimdi de aynı durumdaydı bilemeyiz.
Genel olarak kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm "Yeraltı" adıyla yeraltı adamının düşüncelerinden oluşuyor. Bu bölüm açıkçası beni zorladı çünkü o kadar ağır ki bazen dediklerini anlayamıyorum. Belki benden kaynaklanan bir şeydi bu.
İkinci bölüm ise "Notlar" adıyla yayınlanmış ve yeraltı adamının hayatından birkaç kesite yer vermişti.
Notlar bölümünde üç ayrı hikaye yer alıyor ve bunlarda genellikle yeraltı adamını umursamamalarını, onu hep ezmelerini ve buna karşı yeraltı adamının da intikam alma arzusunu anlatıyor.
Okumak için güzel bir kitap hatta muhteşem bir kitap. Ama bence bu tarz kitaplar ilk okuyuşta kavranan kitaplardan değil. Anlamamız için defalarca okumamız gerekiyor. tavsiye ederim 😊
ŞUBAT AYI ÖZETİM İZLEDİKLERİM: ✔️Sherlock Holmes ✔️Leyla ile Mecnun (birinci sezon) OKUDUKLARIM: ✔️Amok koşucusu ✔️Olağanüstü Bir Gece ✔️İngiliz Casusunun İtirafları ✨144 sayfa✨ Bu ay geçen ay gibi verimli olmadı. Nedense hiçbir şey yapasım yoktu ve gerçekten çok bunaltıcı bir aydı.…devamıŞUBAT AYI ÖZETİM
İZLEDİKLERİM:
✔️Sherlock Holmes
✔️Leyla ile Mecnun (birinci sezon)
OKUDUKLARIM:
✔️Amok koşucusu
✔️Olağanüstü Bir Gece
✔️İngiliz Casusunun İtirafları
✨144 sayfa✨
Bu ay geçen ay gibi verimli olmadı. Nedense hiçbir şey yapasım yoktu ve gerçekten çok bunaltıcı bir aydı.
Normal şartlarda bu uygulamaya girer sürekli aktif olurdum ama dediğim gibi, üzerimde nedenini bilmediğim bir ağırlık çökmüştü.
Neyse fazla uzattım. Sherlock dizisini izledim ve gerçekten mükemmel bir diziydi keza Leyla ile Mecnun da öyle. Tabi Leyla ile mecnun'u bir sezon izledim ama şimdiden herkese tavsiye edebilirim.
Kitaplar da zaten yorumlarını yaptığım kitaplardı. Begendiklerim vardı ayriyeten yarım bıraktığım vardı. Dedim ya üzerime bir ağırlık çökmüştü kitap okuyasım da gelmiyordu. Umarım Mart ayı aynı şekilde devam etmez. Gerçi hocaların tavsiye ettiği kitapları okumam lazım ama ona bile üşeniyorum. Böyle zamanlarda siz ne yapıyorsunuz? Bu içinizdeki bıkkınlıktan nasıl kurtuluyorsunuz ? Sanırım bir tavsiyeye ihtiyacim var. 😊
Merhaba bugün sizlere İngiliz Casusunun İtirafları kitabıyla geldim. Normalde takıntılı biri olduğum için kitapları bitirmemezlik yapmam ama ilk defa bir kitabı yarım bıraktım. Dil olarak ağır bir kitaptı ve bence herkesin okuyabileceği tarzdan bir kitap değildi. Zaten sonradan öğrendiğime göre…devamıMerhaba bugün sizlere İngiliz Casusunun İtirafları kitabıyla geldim. Normalde takıntılı biri olduğum için kitapları bitirmemezlik yapmam ama ilk defa bir kitabı yarım bıraktım.
Dil olarak ağır bir kitaptı ve bence herkesin okuyabileceği tarzdan bir kitap değildi. Zaten sonradan öğrendiğime göre gerçek gibi gösterilen bu olay kurgusu, aslında yazarımızın bir hayal ürünüymüş ve bence İngilizleri övmek dışında bir önemi yok.
Kitabı okurken vay be acaba gerçekten İngiliz casusları bu şekilde toplumumuza karışmış mı diye düşünürken dayanamadım kitabın yorumunu yapan birkaç sayfayı inceledim ve aslında öyle bir casusun olmadığını öğrendim.
Bence bir kitap hayal ürünü olabilir bu çok normal bir şey ama eğer kitaptaki olayların gerçek olduğunu diretiyorlarsa orada bir sıkıntı vardır. Bu yüzden şüpheye düştüm ve devam edemedim.
Yarım bıraktığım bir kitabı da okumanızı tavsiye etmem.
Merhabalar bugün karşınıza Olağanüstü Bir Gece kitabıyla çıkıyorum. Ben bu kitabı koridor yayıncılıktan okudum ve dışının ciltli olmasından kaynaklandığını düşünüyorum, hevesle başladım fakat o kadar ilgimi çeken bir kitap olmadığı kanaatine vardım. Kitap Stefan Zwaig adı altında basılmasına rağmen Baron…devamıMerhabalar bugün karşınıza Olağanüstü Bir Gece kitabıyla çıkıyorum. Ben bu kitabı koridor yayıncılıktan okudum ve dışının ciltli olmasından kaynaklandığını düşünüyorum, hevesle başladım fakat o kadar ilgimi çeken bir kitap olmadığı kanaatine vardım.
Kitap Stefan Zwaig adı altında basılmasına rağmen Baron Fredrich Michael von R. adındakı bir subayın yazmış olduğu anılarıdır. Stefan Zwaig bu kitaba hiç müdahale etmemiştir.
Normalde bir günde bitirilebilecek bu kitabı ben erteleye erteleye hatta okumamak için bahaneler bularak 5 günde tamamladım. Konusu ilgimi çekse pek ses etmem. Sonuçta her kitap akıcı olmak zorunda değil ama konu bağlamında da pek beğendiğim bir kitap değil maalesef.
Çoğunluğun beğendiği bir kitabı beğenmeyince biraz tuhaf hissediyorum sanki anlatılmak istenen bir mesaj var da o mesajı anlamadığım için beğenmiyormuşum gibi.
Neyse genel olarak kitap hayattan hiçbir zevk almayan, sadece yaşamak için yaşayan donuk bir adamı konu alıyor.
Karakterimiz bir at yarışında bilet çalıyor ve o biletten haksız kazanç sağlayınca içinde yaşadığı vicdan azabını gözler önüne seriyor.
Ama o hırsızlığı yaparken de donuk hayatında bir hareketlenme hissediyor ve vicdanıyla kendisi arasındaki o gelgit sonucunda hiç unutamadığı o olağanüstü geceyi yaşıyor.
Daha fazla spoi vermemek adına burada duruyorum.
Kitabı tavsiye edip etmeme konusunda kararsızım ama dediğim gibi belki ben kitaptan alınması gereken mesajı almamışımdır.
Spoiler içeriyor
Polisiye denince istisnasız aklınıza gelecek bir dizi olduğunu ve bunun da hakkını verdiklerini düşünüyorum. Diziyi izlerken o kadar çok duygu değişimi yaşadım ki anlatamam yani bir bölümü şaşkın bir biçimde izlerken diğer bölümde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Genel olarak…devamıPolisiye denince istisnasız aklınıza gelecek bir dizi olduğunu ve bunun da hakkını verdiklerini düşünüyorum.
Diziyi izlerken o kadar çok duygu değişimi yaşadım ki anlatamam yani bir bölümü şaşkın bir biçimde izlerken diğer bölümde ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Genel olarak bakıldığında Sherlock Holmes her bölümde bir vaka ile karşımıza çıkıyor ve o vakayı da mükemmel bir biçimde çözüyor. Ama bazen Sherlock'un yetenekleri o kadar abartılıyor ki göz devirmemek için kendinizi zor tutabilirsiniz.
John watson' a gelince dizi boyunca minnoş bir doktor olarak görünen abimiz son bölümlere gelince şerefsizliğin kitabını yazdı resmen tabi bunu spoi vererek size aktarmayacağım. Zaten diziyi izleyince ne demek istediğimi anlarsınız.
Jim moriarty. İsmini söylemek bile yeterli diye düşünüyorum çünkü kendini o kadar bıktıracak ki ölmen ayrı dert yaşaman ayrı dert diyeceksiniz ki ben hala Moriarty' nin öldüğüne inanmıyorum o ayrı bir konu.
Mycroft Holmes ise ilk başlarda çok fazla değinilmeyen ama son bölümlerde neredeyse Sherlock kadar önemli bir karakter olarak karşımıza çıktı. Hatta Mycroft'un Sherlock'tan daha zeki olduğunu üstüne basa basa bize aktardılar. Burada biraz kafam karışmış olabilir.
Neyse genel olarak diziye bayıldım. Polisiyeye merak salan birinin izlemesini kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitaplarını daha okumadım ama okumayı düşünüyorum kitap yorumunda görüşmek üzere 🙋🏻♀️
Amok koşucusu bir doktorun, hastasının isteğini reddetmesinden sonra yaşadığı vicdan azabını anlatıyor. Stefan Zwaig Malezya'da çok fazla görülen amok hastalığını bu kitapla bize tanıtıyor. Şimdiye kadar bu kitabın ismini görüyordum ama ne anlama geldiğini bilmiyordum. Bu kitap sayesinde öğrenmiş bulunmaktayım…devamıAmok koşucusu bir doktorun, hastasının isteğini reddetmesinden sonra yaşadığı vicdan azabını anlatıyor.
Stefan Zwaig Malezya'da çok fazla görülen amok hastalığını bu kitapla bize tanıtıyor.
Şimdiye kadar bu kitabın ismini görüyordum ama ne anlama geldiğini bilmiyordum. Bu kitap sayesinde öğrenmiş bulunmaktayım ve şu an kendimde gördüğüm birkaç belirti yüzünden amok hastalığına kapıldığım düşüncesiyle kendimi yiyip bitirmekle meşgulüm. Sanırım birkaç onedio testi çözmem lazım 😂
Neyse genel olarak güzel bir kitaptı. Zaten kısa olduğu için hemen okunup bitecek bir kitap o yüzden okunmasını tavsiye ediyorum.
İyi okumalar 👓