Merhaba 🙋🏻♀️ bugün farklı bir kitapla geldim. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, miktrobiyotanın yani mikropların aslında o kadar zararlı olmadığını anlatıyor hatta bazı mikropların bize faydası olduğunu da detayli bir şekilde anlatıyor. Açıkçası ben bu kitabı okuduktan sonra mikroplarımı sevmeye başladım…devamıMerhaba 🙋🏻♀️ bugün farklı bir kitapla geldim. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, miktrobiyotanın yani mikropların aslında o kadar zararlı olmadığını anlatıyor hatta bazı mikropların bize faydası olduğunu da detayli bir şekilde anlatıyor. Açıkçası ben bu kitabı okuduktan sonra mikroplarımı sevmeye başladım hepsi benim yavrularım 😂
Genel olarak kitap akıcı bir dille yazılmış, benim gibi biri bile bu kadar kolay bir şekilde okuduysa herkes rahatlıkla okuyabilir diye düşünüyorum. Üstelik kitap genel kültür düzeyinde bilgiler barındırıyor yani bilmesek hayatımızda hiçbir şey eksilmez ama bilirsek de daha bilinçli oluruz.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de çizimleri oldu çünkü okuduğuklarım o çizimler sayesinde zihnimde yer buldu. Ve gerçekten o kadar güzel çizimler var ki... Okumanızı tavsiye ederim 😊
"Yaşam ve ölüm, kelimelerle tanımlayacağınızdan öte, çok uzun zamandır birbirlerine aşıktır. Yaşam, ölüme sayısız hediyeler gönderir... Ve ölüm onları sonsuza dek saklar." #Beyinde ararken b.a.ğ.ı.r.s.a.k.t.a buldum
Spoiler içeriyor
Merhabalar bugün Sergüzeşt kitabıyla geldim. Edebiyata çalışırken o kadar çok kitap özeti okumuştum ki Türk klasiklerinden nefret ediyordum özellikle de Sergüzeşt'ten. Çünkü romanda Dilber adındaki bir esirin sürekli satıldığı anlatılıyordu ve bu da çok zoruma gidiyordu hatta kitabın ilk sayfalarını…devamıMerhabalar bugün Sergüzeşt kitabıyla geldim. Edebiyata çalışırken o kadar çok kitap özeti okumuştum ki Türk klasiklerinden nefret ediyordum özellikle de Sergüzeşt'ten. Çünkü romanda Dilber adındaki bir esirin sürekli satıldığı anlatılıyordu ve bu da çok zoruma gidiyordu hatta kitabın ilk sayfalarını okurken o kadar çok daraldım ki bırakmayı bile düşündüm ama bir çekilişe katıldığımı hatırlayıp zor da olsa devam ettim.
Neyse kitaba gelecek olursak; dediğim gibi ilk sayfalarda Dilber'in satılması ve satıldığı evde çektiği eziyetlerden bahsediliyor.
Düşünsenize küçücük bir kız çocuğuyken sizi ailenizden ayırıp bir eve köle olarak getiriyorlar ve o evde eziyet üstüne eziyet çekiyorsunuz.
Ne zor değil mi ?
Ben romanı okurken kendi halime o kadar şükrettim ki... Eğer eski zamanlarda doğmuş olsaydım, bir ismim olmayacaktı herhangi bir halayık parçası olarak çağırılacaktım. Ne kötü.
Dilber ilk gittiği evde o kadar eziyet çekiyor ki bir gün kaçmaya yelteniyor ama nafile, geri dönmek zorunda kalıyor. Daha sonra bir şekilde o evden ayrılıyor ve başka bir eve satılıyor. Bu sefer gittiği evde o kadar eziyet çekmiyor ama kendini kötü hissettiği anlar oluyor.
Mesela evin oğlanı Celal Bey, onu bir oyuncaktan farksız görüyor ve bunu açık bir şekilde belli ediyordu. Kendisi resim yapan biyirdi ve Dilber'i kılıktan kılığa sokarak onun resimlerini çizerdi. Bu durum her ne kadar kötü gözükmese de onur kırıcıydı.
Bir gün Celal Bey ile Dilber'in arasında bir aşk başladı. Dilber tam da mutlu olduğu bir döneme girmişken hanımı bu durumdan rahatsız oldu ve oğluna esir bir kızı layık bulmayarak onu başka birine sattı.
Daha sonra da Celal acı çekti, Dilber acı cekti, Celal'in annesi acı çekti... Kısaca kimse mutlu olmadı. Klasik Tanzimat dönemi romanı.
Konu bakımından çok hoşuma gitmese de Samipaşazade Sezai'nin betimlemelerini çok beğendiğimi söylemek isterim. Yani yazılanlar tüm gerçekliğiyle zihninizde belirebiliyor ve bu da benim hoşuma gitti.
Eğer Türk edebiyatından bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim.
"Ağlamak, uğraştığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o gücün de mahvolduğu vakitlerdir ki onun yerine geçen etkili bir sessizlik en şiddetli acı gözyaşlarından daha çok gönül yakıcıdır. " 🏵️ #Sergüzeşt | Samipasazade Sezai
Spoiler içeriyor
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm ama bir türlü fırsatını bulamadığım bir eserdi. Daha doğrusu daha önceden okumaya başlamıştım ama bir süre sonra sıkılıp yarıda bırakmıştım, tekrar okuyunca yarıda bıraktığıma pişman olurken bir yandan da okumalar konusunda geliştiğimi hissettim. Neyse kendi duygularımı…devamıUzun zamandır okumayı düşündüğüm ama bir türlü fırsatını bulamadığım bir eserdi. Daha doğrusu daha önceden okumaya başlamıştım ama bir süre sonra sıkılıp yarıda bırakmıştım, tekrar okuyunca yarıda bıraktığıma pişman olurken bir yandan da okumalar konusunda geliştiğimi hissettim.
Neyse kendi duygularımı bir yana bırakıp kitaba geçecek olursak; Veronika adında genç bir kız, bir gün intihar etmek istiyor, nedenini soracak olursanız monoton bir hayat desek daha doğru olur. Yani Veronika yaşamın tekdüzeliğinden ve insanlar ne der duygusundan o kadar çok sıkılmış ki hayatı artık yaşamaya değer bulmuyordu. Fakat intihar girişiminde de başarılı olamayınca onu Villete adında bir akıl hastanesine kapatıyorlar. Aldığı aşırı doz ilaç, kalbinde bir hasara sebep olmuştu bu yüzden doktorlar bir haftalık ömrünün kaldığını söylediler.
Bu durum Veronika'yı çok hem korkutuyor hem de ölümü yaklaştığı için mutlu ediyordu.
Bir insan ölmek amacıyla denize atlar ama suyun içinde boğulurken hayat bir anda tatlı gelir fakat iş işten geçmiştir. Veronika için de aynısı olmuştu. Yani ölümden korkmuyordu ama Villete'de kaldığı süre boyunca hayatı sevmeye baslamıştı. Bu sadece kendi için de değil etrafındaki insanları da olumlu yönde etkilemişti.
Villete'de birçok kişi vardı. Bazıları gerçekten akıl hastasıydı bazıları da iyileşmesine rağmen hala burada duruyorlardı çünkü kendilerini yargılayan kimse yoktu. Herkes deliydi ve kimse "Neden onu öyle yapıyorsun?" diyerek karşısındakine laf etmezdi. Burada tedavi gören insanlar bu ortama alıştıkları için normal olarak nitelendirdiğimiz insanların olduğu yaşama yani Villete dışındaki yaşama ayak uyduramıyordu.
Delilik konusuna da güzel bir şekilde değinmiş Paulo Coelho, "Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkasından farklı olanlar." demiş mesela bu söz benim içime işledi, güzel bir yer edindi. Şimdiye kadar bendeki farklılıkları bir kusur olarak görüyordum ama bu kitabı okuduktan sonra daha farklı düşünüyorum.
Hem hepimiz aynılaşmaya başladık, sanki herkes birbirine benziyor sanki tek bir güzellik algısı var da insanlar o biçimlere bürünmek için her şeyi yapıyorlar.
Açıkçası bu kitap bende bazı farkındalıklar oluşturdu. Kitabı daha önce okumadığım için pişman değilim çünkü tam zamanında okuduğumu düşünüyorum. Bu aralar her şeyin monotonlaştığını düşünürken gerçekten aynı duyguları yaşayan birinin hayatını okumak bana iyi geldi.
Eğer kitabı okuyup da çok sıkıldıysanız belki zamanında okumamışsınızdır ama kötülenecek bir kitap da değil. En azından benim için 🌹
MAYIS AYI ÖZETİ İZLEDİKLERİM: 🔹Friends: The Reunion 🔹Duyguların Rengi OKUDUKLARIM: 🔹Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş 🔹Empedokles'in Dostları ✨446 sayfa✨ Pek verimli geçen bir ay olmadı umarım haziran ayını güzel geçiririm. 🧞♀️
Merhabalar bugün ırkçılığı derinlemesine işleyen bir filmi anlatacağım. The Help yani Türkçe adıyla Duyguların Rengi, 2011 yılında aynı adlı kitaptan uyarlanmış. Kitabını okumadım ama filmi beğendiğim için okuma listeme ekleyeceğim. Neyse filme geçecek olursak Minny ve Aibileen beyazların evinde hizmetçilik…devamıMerhabalar bugün ırkçılığı derinlemesine işleyen bir filmi anlatacağım. The Help yani Türkçe adıyla Duyguların Rengi, 2011 yılında aynı adlı kitaptan uyarlanmış. Kitabını okumadım ama filmi beğendiğim için okuma listeme ekleyeceğim.
Neyse filme geçecek olursak Minny ve Aibileen beyazların evinde hizmetçilik yapan iki kadındır. O zamanlar siyahiler sadece beyazlara hizmet etmek amacıyla yaşıyorlardı ve bu kast sistemi kadar kötüydü.
Üstelik siyahilerin tuvaletleri farklıydı, beyazların kullandığı tabak çanakları kullanamazlar, eğer yemek yaparken tadım kaşığını tekrar yemeğe kullanacak olurlarsa o yemeğin hepsini çöpe atıyorlardı... Ve bunun gibi aşağılayıcı birçok durumu yaşıyorlardı.
Beyaz kadınların tek amacı giyinip süslenmek, arkadaşlarıyla buluşmak ve partiden partiye gitmekti. Hatta bu atmosfere kendilerini o kadar çok kaptırıyorlardı ki kendi cocuklarına bile bakamıyorlardı. O küçük çocuklara siyahi kadınlar dadılık yapıyordı ve çocuklar gerçekten dadılarını anneleri gibi görüyor ve onları çok seviyorlardı fakat evlenip kendi hizmetcilerini tuttuklarında o merhamet yerini gaddarlığa bırakıyordu.
Daha fazla spoi vermek istemediğim için yarıda kesiyor ve bu tarz filmler izlemek istiyorsanız tavsiye ediyorum. İyi seyirler 🌼