Spoiler içeriyor
Açıkcası kitabı pek beğenmedim hatta bir şeyler yazabilmek için biraz araştırma yapmak istedim çünkü kitapta genel olarak Finler ile Sovyetler Birliği'nin arasında geçen savaştan bahsediliyordu fakat o kadar sarmadı ki "Amaan ben daha ülkemin tarihini tam olarak bilmiyorum Finlerinkini bilmesem…devamıAçıkcası kitabı pek beğenmedim hatta bir şeyler yazabilmek için biraz araştırma yapmak istedim çünkü kitapta genel olarak Finler ile Sovyetler Birliği'nin arasında geçen savaştan bahsediliyordu fakat o kadar sarmadı ki "Amaan ben daha ülkemin tarihini tam olarak bilmiyorum Finlerinkini bilmesem de olur." deyip aklımda kalanları yazmaya karar verdim.
Anladığım kadarıyla Ruslar sadece sıcak denizlere inmek istemiyor, kuzeyin soğuk topraklarına doğru da genişlemek istiyordu. Sanırım gözü doymayan bir devlet.
Allah doyursun ne diyeyim.
Sovyetler Finlandiya'ya doğru ilerlerken bu ilerleyişi durdurabilmek için de Finler, Suomussalmi kentini boşaltıp bombalamaya karar vermişler. Herkes birer birer şehri boşaltırken sadece bir kişi oradan ayrılmayı reddediyordu o da bir oduncu olan Timmo'ydu.
Timmo'nun kasabadan ayrılmak istememesinin en büyük nedeni de bu şehirde doğup büyümüş olması ve kendini bu şehre tamamen ait hissetmesiydi. Ona göre kaçıp yabancı bir yere gitmek, kalıp düşmana yardım etmekten daha zordu.
Sevmediğim kısım, herkesin Timmo'yu hemen kabullenebilmesiydi sanırım. Çünkü düşman, "Neden kaçmadın?" diye sorduğunda "Burada kalmak istiyorum, sizin için odun keserim siz de ısınırsınız." deyip ikna edebiliyordu ve herkes onu lider kabul edebiliyordu yani ne alaka?
Hangi düşman savaş anında düşmanını dinleyip aralarına dahil etmek ister ki? Yani bence bu kısımlar inandırıcılığı azaltıyordu.
Daha sonra birkaç oduncuyla da birleşen Timmo'nun savaş dönemini, diğer karakterlerin de hayatından kesitleri okuduk ve çoğunu hatırlamıyorum. Sadece birinin eşinin ayakkabılarını yanından ayırmadığını hatırlıyorum hatta ilk başlarda çok üzülmüştüm çünkü bir gün ailesine geri dönme umudu vardı fakat son kısımda ailesinin yanına bile gitmemişti. Ona "Madem eşini görmeye bile gitmeyecektin neden o ayakkabıları yanınadan ayırmadın?" diye sormayı çok istedim.
Bu arada karakterlerin ismi o kadar karışıktı ki biri anlatılırken kim olduğunu hep unutuyordum bu yüzden karkaterler arasında bir karmaşa yaşamış olabilirim o kısmı da pek sevmedim.
Finler için bir tanım yapacak olsam yeniden başlayabilme umudu taşıyan ve bunu fiilen de başarabilen bir soy derdim. Finli bir insan tanımıyorum fakat hem Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında okuduğum kadarıyla hem de Yeniden kurmacılık felsefesini ele alıp eğitim sistemlerini temelden değiştirebilmeleri bu şekilde düşünmeme sebep oldu.
Kitapta da yaşlı çiftin evini temiz bırakıp bir mektup bırakarak gitmesi, Timmo'nun her seferinde etrafı temizleyip temiz çarşaf betimlemeleri bana hep umudu ve yeniden başlama arzusunu anımsattı. Kitapta sevdiğim tek kısım bu olabilir.
Onun dışında yazarın anlatımını da pek beğenmedim. Düşününce etkileyici bir şekilde anlatılabilirdi sonuçta bir savaş var ve kayıplar, o ait olduğun yerden kaçma mecburiyeti, ölüm korkusu... Etkileyici birçok tema vardı fakat ben hiç etkilenmedim. Sanki soğuk bölgelerde yaşayan insanların olaylara bakış açısı da soğuk oluyor yaa mesela bu konuyu bizim yazarlarımızdan biri yazmış olsaydı en az bir kısımda ağlamış olurduk.
Bu kitabın sonunu da hiç beğenmedim, anlamamış da olabilirim bilmiyorum çünkü öğretmen gelip Timmo'ya diğer oduncularla alakalı bir şeyler söyledi ve bir an kitap boyunca okuduklarımın gerçekliğini sorguladım.
Bir de kitabı odundan ziyade temiz çarşaf ve kahve ile kodlamış olabilirim çünkü ana karakterimiz kitabın yarısında çarşafları yıkayıp oturup keyif kahvesini içti. Evet evet kasaba yanarken kahvesini yudumladı, tam olarak öyle oldu.