mitolojinin büyük aileleri atreus soyu: “agamemnon ile çocukları” Bölüm -1 oiympos'da yapılan toplantıda ilk zeus konuştu; insanlar tanrılara karşı yakışık almayan davranışlarda bulundukları, bir de kendi kötülükleri sonucumda ortaya çıkan şeylerden ölümsüzleri sorumlu tuttukları için iyice çattı. “agamemnon'un oğlu orestes…devamımitolojinin büyük aileleri atreus soyu: “agamemnon ile çocukları”
Bölüm -1
oiympos'da yapılan toplantıda ilk zeus konuştu; insanlar tanrılara karşı yakışık almayan davranışlarda bulundukları, bir de kendi kötülükleri sonucumda ortaya çıkan şeylerden ölümsüzleri sorumlu tuttukları için iyice çattı. “agamemnon'un oğlu orestes tarafından öldürülen aigisthos'u hepiniz tanırdınız,” dedi. “agamemnon'un karısını nasıl sevdiğini, sonra onun troia'dan dönen kocasının nasıl öldürdüğünü hepiniz bilirsiniz. biz ödevimizi yaptık bu konuda. hermes'i yollayarak kendisini uyardık. atreus'un” oğlunun öcü orestes tarafından alınacak dedik, ama bu dostça öğüdümüz bile onu yolundan çeviremedi. şimdi cezasını çekiyor.”
iliada'dan alınan bu bölümde atreus soyu ilk olarak söz konusu edilmektedir. odysseia'da, phaiak'lar ülkesine düşen odysseus, onlara hades'te karşılaştığı ölüleri anlatırken içlerinde en çok agamemnon'a acıdığını söyler. ona nasıl öldürüldüğünü sorunca, şu karşılığı almıştır: “sofrada yemek yerken başıma bir balta indi. algisthos, karımla birleşerek yaptı bunu. beni evine çağırdı, sofrada öldürdü. adamlarımı da öldürdü birer birer. çarpışmada, savakta ölenleri görmüşsündtir; ama kimse bizim gibi şarap çanaklarının, donanmış sofralann yanında, bir şölende ölme-miştir. kassandra'nm çığlığını duydum. klytaimnestra onu üstümde öldürdü. ellerimi uzatmaya çalıştım ama olmadı, ölüyordum.”
ilk anlatılan öyküde, agamemnon, karısının sevgilisi, tarafından öldürülür. yüzyıllar sonra, isa'dan önce 450'de aiskhylos'un yazdığı oyun ise oldukça değişiktir, öc, tutku gibi çeşitli duyguları işleyen bu büyük oyunda agamemnon, bir kadınla bir erkek arasındaki yasak sevgi yüzünden değil, öz kızını öldürdüğü için ölür. bir annenin sevgisi, içinde beslediği öc duygusu, onu ölüme sürükler. aigisthos silik kalır. klytaimnestra'dır önemli olan.
atreus'un iki oğlu, troia'daki yunan kuvvetlerinin komutanı agamemnon ile helena'nın kocası menelaos apayrı yaşadılar; sonları da birbirine benzemedi, önceleri kardeşi kadar ün kazanamayan menelaos, sonraları yükseldi. troia düştükten sonra karısını da geri aldı. athena'nın yolladığı rüzgârla mısır'a kadar sürüklendi gemisi, ama sonunda sapar sağlam yurduna döndü, helena'yla mutluluk içinde yaşadı.
troia düştüğü zaman, komutanlar arasında agamemnon kadar talihlisi yoktu, öteki gemileri uzak ülkelere sürükleyen fırtınadan sapasağlam çıkmıştı gemisi. şehrine girdiği zaman bütün tehlikeleri atlatan şanlı bir önder gözüyle bakıyorlardı kendisine. karaya ayak bastığını duymayan kalmamıştı onun. agamemnon, parlak bir savaştan sonra evine kavuşan en başarılı komutandı.
kendisini karşılayanlar arasında kafalarından iyi şeyler geçmediği yüzlerinden belli olan kişiler vardı yine de. ''çevresini kötülük sarmış agamemncn'un,'' diyorlardı. “saray eski saray değildi artık. dili olsa da söylese.”
sarayın önünde krallarını bekleyen büyükler, daha da karamsardı. alçak sesle, çok iyi hatırladıkları geçmişi konuşuyorlardı. babasına bütün yüreğiyle inanan küçük, temiz iphigeneia geliyordu akıllarına, hançerlere, katı yüzlere bırakılan o güzel kız… agamemnon kendi istememişti bunu; troiaya yelken açmak için tatlı bir yel bekleyen orduya söz geçirememişti. yine de bu kararda, babadan oğula geçen o korkunç kanın etkisi vardı. yaşlılar lanet denen şeyi biliyorlardı.
kan susuzluğu
içlerine işlemiş.
yeni kanlar akıtıyor
eski yaralar kapanmadan.
iphigeneia öleli on yıl olmuştu, ama bu ölümün sonuçları o güne kadar kalmıştı. her günahın yeni bir günah doğurduğunu biliyordu yaşlılar. belki de bir şey olmaz diye avunmak boşunaydı; biliyorlardı, öç saraya girmişti bile, agamemnonü bekliyordu.
kızının öldürüldüğü aulis'ten döneliberi, kıraliçe klytaimnestra'nm içine öc duygusu yerleşmişti. çocuğunu öldüren kocasına bağlı kalmadı, kendine bir sevgili buldu. herkes biliyordu bunu; agamemnon'un döndüğü haberi saraya ulaştığında klytaimnestra'nın sevgilisini yollamadığını da biliyorlardı. sarayda neler dönüyordu acaba? kara kara düşünürlerken kiralın arabası avluya girdi. çok güzel, tuhaf görünüşlü bir de kız vardı arabada. herkes sevinç çığlıkları atıyordu. nöbetçiler selâm dururken büyük evin kapıları açıldı. eşikte kraliçe göründü.
yüksek sesle başarısının sürmesi için tanrılara yakarıyordu kral. kraliçe ona doğru ilerledi. yüzü ışıl ışıl, başı dikti. agamemnon'dan başka orada bulunan herkes, kocasını aldattığını biliyordu onun; yine de böyle bir durumda sevgiden, özlemden söz açmak gerekirdi coşkun sözlerle kocasını karşıladı klytaimnestra. “sen bizim güvencimizsin,” dedi; “güçlü koruyucum uzsun. seni görmek, azgın bir fırtınadan sonra denizcinin karayı görmesi, susuz yolcunun gür pınarlara varması gibi bir şey.”
agamemnon aşırılığa kaçmadan karşılık verdi karısına, sonra saraya doğru yürüdü. arabadaki kızı gösterdi priamos'un kızı kassandra'ydı bu kız. karısına, onu ordunun kendisine armağan ettiğini söyledi. tutsak kızların en alımlısıydı kassandra. klytaimnestra ona iyi davranmalıydı. bu sözlerden sonra karı-koca saraya girdiler, kapılar bir daha açılmamacasına kapandı arkalarından.
kalabalık dağılmıştı; sessiz yapının, kapalı kapıların önünde tedirgin yaşlılar bekleşiyordu yalnız. garip bakışlarla tutsak prensesi süzüyorlardı. sözlerine kimsenin inanmadığı bir bakıcı olduğunu duymuşlardı onun; söyledikleri sonradan hep çıkarmış. korku içinde onlara döndü prenses, nereye getirilmiş olduğunu sordu. yanlılar onu yatıştırmak istediler; bu evde atreus'un oğlunun oturduğunu söylediler. “tanrının nefret ettiği ev bu!” diye haykırdı kassandra. “insanların öldürüldüğü, döşemelerin kanla kızardığı bir ev!” yaşlılar şaşkınlıkla, korkuyla birbirlerine baktılar. onların düşündüklerini bu yabancı nereden biliyordu? “çocukların ağlayışını duyuyorum,” diye inledi kassandra.
“kanayan yaralar için ağlıyorlar,
bir baba şölen sofrasında.
yediği et kendi çocuklarının eti ”
thyestes'le oğulları… nerden duymuştu bunu? çılgınca sözler dökülüyordu kızın dudaklarından. sanki bu evde yıllar boyunca olup bitenleri, işlenen günahları kendi gözleriyle görmüştü. sonra geleceği söyledi kassandra. o gün iki kişi daha öldürülecekti biri kendisivdi. “ölümü bekleyeceğim,” diyerek saraya doğru ilerledi. o uğursuz eve girmesine engel olmaya çalıştılar, ama boşunaydı. kapılar onun da üstüne kapandı. bir süre sessizlik kapladı her yanı; sonra acı çeken bir adamın sesi duyuldu ansızın: “tanrım! vuruldum!” sonra yine sessizlik.
yaslılar korku içinde btrbirlerin'e sokuldular. kiralın sesiydi bu. ne yapsalardı? “kapıyı kırın! çabuk! çabuk!” diye bağırırlarken kapılar açıldı. kraliçe eşikte duruyordu.
elbisesi, elleri, yüzü, koyu kan lekeleriyle kaplanmıştı klytaimnestra'nın. kendine güvenir bir hali vardı yine de. “kocam ölü yatıyor içeride,” dedi, “kendi elimle cezasını verdim.” elbisesinde, yüzünde onun kanının leke1 eri duruyordu işte. kendini savunacak değildi. çocuğunu öldüreni öldürmüştü, o kadar.
sevgilisi gelip yanında durdu. thyestes'in en küçük oğlu aigisthos, o korkunç şölenden sonra doğmuştu. agamemton'a kin beslemezdi, ama çocukları öldürterek şölen sofrasına koyan atreus ölü olduğuna göre, cezayı oğlu çekmeliydi.
kraliçeyle sevgilisi kötülüğe kötülükle son verilmeyeceğini bilirlerdi. yine de, bu ölümün yeni kötülükler doğuracağını akıllarına bile getirmediler. “artık ikimiz de kan dökmeyeceğiz,” dedi klytaimnestra. “bundan böyle ülkeyi biz yöneteceğiz. her şey yoluna girecek.” boş bir umuttan başka neydi ki bu? iphigeneia'nm iki kardeşi vardı. elektra adlı bir kızla orestes adlı bir delikanlı. orestes orada olsaydı, aigisthos ne yapar yapar öldürürdü onu; ama delikanlı güvenilir bir dos-tun yanma yollanmıştı. kızı öldürmeyi aigisthos kendine yakıştıramadı, ona acı çektirmekle yetindi. tek umudu vardı elektra'nın: bir gün orestes gelip babalarının öcünü alırdı belki. aigisthos ölmeliydi, ama onun suçu annesininkinin yanında ne kadarcık kalıyordu ki? babanın öcünü almak için anneyi öldürmek doğru muydu? uzun yıllar boyunca, klytaimnestra ile aigisthos egemenliklerini sürdürürlerken, günlerini hep acı acı düşünerek geçirdi elektra.
orestes daha da büyüyüp kılıç kullanacak çağa gelince, durumunun ne kadar güç olduğunu anladı. bir oğulun babasını öldürenleri öldürmesi, en başta gelen ödeviydi. ama annesini öldüren insana ölümlüler de, ölümsüzler de canavar gözüyle bakarlardı. en kutsal ödevi, en büyük suçla sıkı sıkıya bağlanmıştı. doğru olanı yapmak “isterken, iki kötü yoldan birini seçmek zorunda kalacaktı: ya babasını unutacak, ya annesini öldürecekti.
içini yakan kuşkuya dayanamayarak yola çıktı orestes. delphoi'ye gidip apollon'a akıl danışacaktı. duru sesiyle tanrı ona yol gösterdi:
öldürenleri öldür.
ölüme ölümle karşılık ver,
eski kanlara, kanla.