*iyi bir kadın bir erkeği etkiler , zeki bir kadın onda ilgi uyandırır , güzel bir kadın büyüler , anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur . ( helen rowland ) *kadın kendi başına ne gül goncasıdır , ne de…devamı*iyi bir kadın bir erkeği etkiler , zeki bir kadın onda ilgi uyandırır , güzel bir kadın büyüler , anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur .
( helen rowland )
*kadın kendi başına ne gül goncasıdır , ne de diken . koklamasını bilirsen gül , tutmasını bilmezsen diken olur .
( refik halid karay )
*kadın , insanın gölgesi gibidir ; kovalarsanız kaçar , kaçarsanız kovalar .
( chamfort )
*kadınların gözleri keskin , zekaları uyanık , düşünceleri vesveseli olur .
( guy de maupassant )
*kadınlarda feci olan şey , ne onlarla ne de onlarsız yaşanabilmesidir .
( byron )
*kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar .
( alexandre dumas filles )
*bir kadın ya sever , ya da nefret der ; ortası yoktur .
( pubillius syrus )
*kadın öyle bir konudur ki , onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir .
( tolstoy )
*en mükemmel kadın , çocuklarına babalarının yokluğunda baba olabilecek kadındır .
( goethe )
*A good woman influences a man, an intelligent woman arouses interest in her, a beautiful woman enchants, and an understanding woman has it. ( helen rowland ) *Woman is neither a rosebug nor a thorn in itself. If you know…devamı*A good woman influences a man, an intelligent woman arouses interest in her, a beautiful woman enchants, and an understanding woman has it.
( helen rowland )
*Woman is neither a rosebug nor a thorn in itself. If you know how to smell a rose, if you don't know how to hold it, there will be a thorn.
( refik halid karay )
*Woman is like the shadow of man; if you chase, it runs away, if you run away, it chases.
( chamfort )
*Women have sharp eyes, their intelligence is awake, their thoughts are smart.
( guy de maupassant )
* what is disastrous in women is that it can be lived neither with them nor without them.
( byron )
*Women never feel sorry for the man they don't like.
( alexandre dumas filles )
*A woman either loves, or says hate; there is no middle.
( pubillius syrus )
*Woman is such a subject that no matter how much you examine it, it is always brand new.
( tolstoy )
*The most perfect woman is the one who can become a father to her children in the absence of their father.
( goethe )
aşk nedir? dostoyevski: aşktır şeyh galib: mumdan kayıklarla ateş denizini geçmektir platon: akıl hastalığıdır aristo: acı çekmektir freud: libidodur dante: esarettir o. wilde: yanlış anlamadır goethe: zaman kaybıdır murakami: makarnadır mevlana: inançtır
“Siyahi ve isyankar şarkıcı Bob Marley’in benim çok sevdiğim bir sözü var. Giderken geride kalana diyor ki: “Bir yıldız gibi kayar giderim hayatından, yapacağın tek şey dilek tutmak olur benim arkamdan.” diyor. Çok güzel bir söz deyiş çok.”
HESABI ÖDEMEDEN NEREYE MUSTAFA? Ankara’da havanın kapalı… Sıkıntılı olduğu bir eylül akşamı… Avrupa’nın üstünde savaş rüzgârları esiyor… Çankaya Köşkü’nün havası hüzünlü… Atatürk hasta ama… Memleket meselelerinden ayrı kalmak mümkün mü? Sanki yolun sonuna geldiğini hisseder gibi… Akşamüstü saatleri… Yanında… Nuri…devamıHESABI ÖDEMEDEN NEREYE MUSTAFA?
Ankara’da havanın kapalı…
Sıkıntılı olduğu bir eylül akşamı…
Avrupa’nın üstünde savaş rüzgârları esiyor…
Çankaya Köşkü’nün havası hüzünlü…
Atatürk hasta ama…
Memleket meselelerinden ayrı kalmak mümkün mü?
Sanki yolun sonuna geldiğini hisseder gibi…
Akşamüstü saatleri…
Yanında…
Nuri Conker var…
Selanik’ten hem mahalle hem okul arkadaşı…
Albaylıktan emekli ve…
Paşalık dahil…
Hiç bir makam/mevkii kabul etmemiş gerçek dost ve sırdaş…
Kadim dost Nuri Conker, o gün…
Arkadaşının havasını dağıtmak ister…
Çocukluk günlerinden söz eder…
Bal gibi sohbet, uzayıp gider…
İstanbul’a ve gençlik günlerine gelir…
Harbiye ve sonra akademideki günleri anarlar…
Yedi Tepeli kentte yaşadıkları akıllarına gelir…
Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler...
O ufacık ama ünlü meyhanede…
Yaşadıkları unutulmaz akşamlar gelir akıllarına…
Hatta…
Paraları olmadığı zaman…
Nasıl meyhaneciye “yaz hesaba” dediklerini hatırlarlar…
Bazen o küçük piste fırlayıp…
Rumeli havaları eşliğinde…
Zeybek oynadıkları bile gelir gözlerinin önüne…
Atatürk keyiflenir…
Sanki hastalığını unutmuş gibidir…
Kısa bir sessizlik olur…
Nuri Conker, aklına geleni hemen söyler:
“İster misin Mustafa, atlayıp trene gizlice İstanbul’a gidelim, önce Boğaz’da gezeriz, sonra ver elini Beyoğlu, Apostol’a uğrarız... Kimse görmeden döner geliriz…”
Gazi, çok sevinir…
Gözleri ışıldar; “Nasıl yaparız ki Nuri?” der…
Nuri Conker kararını vermiştir; her şeyi ayarlar…
İstiklal Savaşı’nda orduya cesaret vererek…
Conk Bayırı’nın alınmasının mimarı bu kahraman asker için…
İstanbul operasyonu, çocuk oyuncağıdır…
Nitekim…
İstanbul ekspresinden üç kompartıman alınır…
Gece trene binilir; kimsenin ruhu bile duymaz…
Hafiften de olsa…
Tanınmamak için kıyafetler değiştirilir…
Kaçakları(!) Haydarpaşa’da Conker’in bir arkadaşı karşılar…
Sonra?
Ver elini Boğaziçi…
Gezerler, yürürler, denizi seyrederler…
Boğaz havasını ciğerlerine çekerler…
Sonra istikamet Beyoğlu…
Tünel’e gelince de doğrudan Apostol’un yerine giderler...
Akşamüstünün tüm güzelliği örtmüştür İstanbul’u…
Saat 17.00 olmuştur, bile…
Meyhanenin müdavimleri yavaştan gelmeye başlar…
(Bi’parantez açalım, sözün burasında…)
İstanbul’da eğlence yerlerini işletenler işlerini iyi bilirler…
Özellikle Rumlar…
Osmanlı’dan kalma gelenek ve görenekleriyle hizmetin piridirler…
Meyhane’nin sahibi Apostol…
Bi’ara Nuri Conker ile göz göze gelir…
Şimşek çakar kafasında…
Tanımıştır, gelenleri…
Eski müşterisi Atatürk’ü ve dostunu…
Çok sevinir ama…
Nuri Conker hemen uyarır; “Sakın bozma” der ve ekler:
“Eskisi gibi davran, gelenleri de çevirme, sadece bizimle garsonlar hariç, kimse fazla ilgilenmesin, hafifçe demlenelim…”
Akşam ilerlemekte, keyif ise artmaktadır…
Mustafa Kemal ise gençlik günlerine döndüğü için çok mutludur...
Bi’ara merak edip, Nuri Conker’e de sorar:
“Galiba bizi hiç kimse tanımadı!”
Nuri Bey’in tek endişesi içeriye girip çıkan birilerinin dışarıda bu olaydan söz etmeleridir… Apostol güvence verir, “Sen merak etme Paşam…”
Artık sıra Rumeli türkülerine, çalmaya / oynamaya gelmiştir...
Tavernanın her köşesi…
Şarkı ve türkülerle çınlamaya başlar…
Hatta…
Atatürk bile dans edip, türkülere eşlik eder…
Kuşkusuz…
Gazi Mustafa Kemal, oyunu sezmiş ama…
Artık o da bozmayıp, eğlenmeye devam eder…
Aslında…
Kadim dostu Conker’in kıyağının farkındadır…
Dostluk da…
Zaten bu değil midir?
Ayrılma zamanı gelmiştir…
Haydarpaşa’dan trene binilecektir, erken kalkmak gerekir…
Ayağa kalkar Mustafa Kemal…
Madem (!) kimse onu tanımamıştır, o da kapıya yönelir…
Arkasından bağırır Apostol:
“Mustafa hesabı ödemeden nereye gidiyorsun?”
Gazi, döner ve şöyle der:
“Yaz hesaba bre Apostol!”
Birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar…
Bu arada bütün taverna ayağa kalkar ve dinmeyen alkışlar…
Tavernadakiler hep bir ağızdan bağırırlar:
“Bizim Mustafa, seni bırakmayacağız ama sen de bizi bırakma, daha sık gel…”
"şükür cehalet bitti! kimse okumuyor, herkes yazıyor. kimse öğrenmiyor, herkes biliyor. kimse susmuyor, herkes konuşuyor. kimse çekilmiyor, herkes ortada. kimse kederlenmiyor, herkes şenlik." şükrü erbaş
Spoiler içeriyor
"ayrılığın bu denli acı olmasının bir diğer nedeni insanın unutulmak fikri karşısında hissettiği korkudur. terk edilen insan günün her dakikası sevdiği insanı düşünür ve kendi kendine sorar: 'o da beni düşünüyor mudur? ben aklına geliyor muyumdur?' sadece kendi kendine de…devamı"ayrılığın bu denli acı olmasının bir diğer nedeni insanın unutulmak fikri karşısında hissettiği korkudur. terk edilen insan günün her dakikası sevdiği insanı düşünür ve kendi kendine sorar: 'o da beni düşünüyor mudur? ben aklına geliyor muyumdur?' sadece kendi kendine de sormaz. etrafında bu ayrılığı bilen herkese sorar, terapiye gidiyorsa terapistine de sürekli bu soruya sorar: 'acaba o da beni düşünüyor mu?' çünkü ayrılık acısı çeken biri için unutulmak yok olmak anlamına gelir."