Paradoksdan paradoksa koşarken -2 1. baader-meinhof fenomeni (frekans yanılgısı) – yeni öğrendiğin bir şeyin her yerde karşına çıkması durumu. aslında fark etmediğin şeyleri fark etmeye başlamanla ilgilidir. 2. dunning-kruger etkisi– ne kadar az bilirsen, kendini o kadar çok bilge sanarsın;…devamıParadoksdan paradoksa koşarken -2
1. baader-meinhof fenomeni (frekans yanılgısı) – yeni öğrendiğin bir şeyin her yerde karşına çıkması durumu. aslında fark etmediğin şeyleri fark etmeye başlamanla ilgilidir.
2. dunning-kruger etkisi– ne kadar az bilirsen, kendini o kadar çok bilge sanarsın; ne kadar çok bilirsen, aslında ne kadar az bildiğini fark edersin.
3. tersine perspektif (içinden çıkınca daha iyi görmek) – bir şeyin içindeyken fark edemediklerini, dışına çıkınca net görebilmen. örneğin, geçmişte büyük bir sorun gibi görünen şeylerin aslında önemsiz olduğunu fark etmek.
4. gödel'in eksiklik teoremi– matematikte bile bazı şeylerin asla kanıtlanamayacağını gösteren bir teori. mutlak doğruların olmadığını, her sistemin içinde açıklanamaz boşluklar olabileceğini anlatır.
5. entropi ve zamanın ok'u – evrenin doğası gereği düzensizliğe (kaosa) doğru ilerlediğini ve bunun zaman algımızı şekillendirdiğini anlamak.
6. küçük dünya fenomeni– tanımadığın insanlarla bile sadece birkaç bağlantı uzağında olduğunu gösteren bilimsel bir kavram.
7. düşünce deneyleri(schrödinger'in kedisi, zeno paradoksu, truva atı vs.) – gerçekliği sorgulatan zihinsel deneyler, olaylara bakış açını değiştirebilir.
8. simülasyon teorisi – yaşadığımız dünyanın bir bilgisayar simülasyonu olabileceği ihtimali. gerçeklik algısını kökünden sarsabilir.
9. komşuluk etkisi ve bilişsel sapmalar– insanların, en rasyonel kararları aldığını sanarken aslında çevrelerinden ve önyargılarından etkilendiğini öğrenmek.
10. kuantum dolanıklık – iki parçacığın, aralarındaki mesafeden bağımsız olarak anında etkileşimde bulunması. uzay ve zaman algısını sorgulatır.
alt tarafı birkaç plaj görecektim, belki bir orman ya da çöl. okyanusa bakacak, farklı yemekler yiyecektim. bir hayvan sahiplenip birkaç insan tanıyacak, sevecek, bir kaç kitap birazda filim izler.sonra da çekip gidecektim bu dünyadan. ama öyle bir zamana denk geldik…devamıalt tarafı birkaç plaj görecektim, belki bir orman ya da çöl. okyanusa bakacak, farklı yemekler yiyecektim. bir hayvan sahiplenip birkaç insan tanıyacak, sevecek, bir kaç kitap birazda filim izler.sonra da çekip gidecektim bu dünyadan. ama öyle bir zamana denk geldik ki… ne zaman iyi, ne insan... hiç .
en korkunç 25 korku filmi `benim listem` (`hardcore` `liste)` 1. `martyrs` (2008, `pascal laugier`) – `fransız` ekstrem sineması, psikolojik ve fiziksel işkencenin zirvesi. 2. `hereditary` (2018, `ari aster`) – aile dramı üzerinden inen ağır ve boğucu bir kabus. 3. `noroi`:…devamıen korkunç 25 korku filmi `benim listem` (`hardcore` `liste)`
1. `martyrs` (2008, `pascal laugier`) – `fransız` ekstrem sineması, psikolojik ve fiziksel işkencenin zirvesi.
2. `hereditary` (2018, `ari aster`) – aile dramı üzerinden inen ağır ve boğucu bir kabus.
3. `noroi`: `the curse` (2005, `koji shiraishi`) – belgesel gibi başlayıp tüyleri diken diken eden `japon` lanet hikayesi.
4. `the witch` (2015, `robert eggers`) – dini baskı, doğaüstü korku ve folk hikayelerinin kusursuz birleşimi.
5. `audition` (1999, `takashi miike`) – ilk yarısı romantik gibi başlayıp kabusa dönüşen `japon` gerilimi.
6. `lake mungo` (2008, `joel anderson`) – düşük tempolu ama derinden işleyen found footage tarzı.
7. `eden lake `(2008, `james watkins`) – rahatsız edici derecede gerçekçi insan şiddeti.
8. `inside` (2007, `julien maury` & `alexandre bustillo`) – evine sızan bir kadının hamile bir kadına yaptığı dehşet verici saldırı.
9. `antichrist` (2009, `lars von trier`) – psikolojik korku, `grotesk` görüntüler ve semboller.
10. `norwegian wood `/ `angst` (1983, `gerald kargl`) – seri katilin zihninin içine rahatsız edici bir yolculuk.
11. `the medium` (2021, `banjong pisanthanakun`) – `tayland` kültüründen gelen doğaüstü korku, gerçekmiş gibi hissettiriyor.
12. `the sadness` (2021, `rob jabbaz`) – virüs temasını ekstrem şiddetle harmanlayan `tayvan` yapımı.
13. `the autopsy of jane doe` (2016, `andre ovredal`) – ceset üzerinden ilerleyen atmosferik ve beklenmedik korku.
14. `pulse` (`kairo`) (2001, `kiyoshi kurosawa`) – `japon` internet-hayalet temasının depresif, boğucu hali.
15. `begotten` (1989, `e. elias merhige`) – dini mitler ve ölüm üzerine yapılmış rahatsız edici deneysel bir film.
16. `the house that jack built `(2018, `lars von trier`) – seri katil psikolojisini rahatsız edici şekilde betimleyen kara film.
17. `possession` (1981, `andrzej zulawski`) – duygusal çöküş ve doğaüstü korkunun çarpıcı birleşimi.
18. `session 9 `(2001, brad anderson) – terk edilmiş akıl hastanesinde psikolojik çözülme.
19. `grotesque` (2009, koji shiraishi) – sadece mide kaldırıcı işkence değil, insan ruhunu da hedef alan `japon` dehşeti.
20. `the poughkeepsie tapes` (2007, `john erick dowdle`) – sahte belgesel formatında bir seri katil dosyası.
21. `salo, or the 120 days of sodom` (1975, `pier paolo pasolini`) – insan doğasının en karanlık yüzünü gösteren siyasi/bedensel dehşet.
22. `funny games` (1997, `michael haneke`) – izleyiciyi bile suç ortağı yapan psikolojik şiddet.
23. `the strangers` (2008, `bryan bertino`) – hiçbir sebep yokken yapılan ev istilasının dehşeti.
24.` i saw the devil` (2010, `kim jee-woon`) – intikam ve seri katil hikayesini ekstrem şiddetle anlatıyor.
25. `the lighthouse` (2019, `robert eggers`) – gerçeklikten koparan, tekinsiz, kapalı mekan psikolojik korkusu.
japon diyorum .." korkudan çığır açmış
sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler- 3 shutter island (2010, abd – martin scorsese) leonardo dicaprio, bir akıl hastanesinde kaybolan bir hastayı arayan dedektif rolünde. scorsese'nin usta dokunuşuyla, gerçeklik ve sanrı arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. final, beynini bir labirente…devamısonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler- 3
shutter island (2010, abd – martin scorsese)
leonardo dicaprio, bir akıl hastanesinde kaybolan bir hastayı arayan dedektif rolünde. scorsese'nin usta dokunuşuyla, gerçeklik ve sanrı arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. final, beynini bir labirente hapsediyor.
the mist (2007, abd – frank darabont)
stephen king'in öyküsünden uyarlama. bir kasabayı saran sis, korkunç yaratıkları ve insan doğasının karanlık yüzünü açığa çıkarıyor. finaldeki o yürek burkan karar, uzun süre peşini bırakmıyor. umut mu, çaresizlik mi?
identity (2003, abd – james mangold)****
bir fırtınada mahsur kalan yabancılar, bir motelde tuhaf cinayetlerle karşılaşıyor. john cusack ve amanda peet'in başrolde olduğu bu gerilim, son sahnede tüm bulmacayı altüst ediyor.
the prestige (2006, abd – christopher nolan)
iki sihirbazın (hugh jackman ve christian bale) bitmeyen rekabeti, takıntının ve fedakarlığın sınırlarını zorluyor. nolan'ın kurgusu, finalde sihir gibi bir ters köşe yapıyor. her numaranın bir bedeli var.
lake mungo (2008, avustralya – joel anderson)
sahte belgesel tarzında bir yas ve hayalet hikayesi. bir ailenin kaybıyla başlayan film, yavaş yavaş korkunç bir gerçekliğe dönüşüyor. final, tüylerini diken diken edecek bir keşifle kapanıyor. gördüğün her şey gerçek mi?
the autopsy of jane doe (2016, abd – andre ovredal)
bir baba-oğul otopsi ekibi, kimliği belirsiz bir cesedi incelerken doğaüstü bir kâbusa sürükleniyor. brian cox ve emile hirsch'ün oyunculuğu, filmin tekinsiz havasını taşıyor. sonu, tam bir şok dalgası. bıçağın altına ne yatıyor?
gone girl (2014, abd – david fincher)
rosamund pike ve ben affleck, mükemmel bir evliliğin karanlık yüzünü sergiliyor. fincher'in soğuk ve hesaplı rejisi, finalde seni hem hayran bırakıyor hem de rahatsız ediyor. aşk mı, manipülasyon mu?
the vanishing of sidney hall (2017, abd – shawn christensen)
logan lerman'ın canlandırdığı genç bir yazar, yazdığı kitabın gerçek hayatla kesişmesiyle kayboluyor. film, zaman çizelgeleri arasında zıplayarak gizemi örüyor ve finalde her şeyi yerle bir ediyor.
bad times at the el royale (2018, abd – drew goddard)
bir grup yabancının kesiştiği esrarengiz bir otel, sırlar ve ihanetlerle dolu. jeff bridges ve cynthia erivo'nun performansları, filmin gerilimini zirveye taşıyor. final, beklenmedik bir patlamayla geliyor. kimin sırrı daha karanlık?
the guilty / den skyldige(2018, – gustav möller)
tek mekanda geçen bir gerilim. polis memuru asger, bir acil durum çağrısıyla kendini bir kâbusun içinde buluyor. jakob cedergren'in sesi ve yüzüyle taşıdığı film, son sahnede aklını başından alıyor. gerçek suçlu kim?
annihilation (2018, abd – alex garland)
natalie portman, bir bilim ekibinin lideri olarak gizemli bir bölgeye giriyor. görsel olarak büyüleyici, felsefi olarak derin bu bilimkurgu, finalde evrenin doğasını sorgulatıyor. sen hâlâ aynı sen misin?
perfect blue (1997, japonya – satoshi kon)
bir pop yıldızının oyunculuğa geçişi, gerçeklik ve halüsinasyon arasında bir kabusa dönüşüyor. satoshi kon'un anime şaheseri, son sahnede zihnini paramparça ediyor. aynadaki yansıman gerçek mi?
the invitation (2003, güney kore – kim ki-duk)
sessiz ama yoğun bir kim ki-duk filmi. bir balıkçı köyünde geçen bu hikaye, aşk ve fedakarlığın sınırlarını zorluyor. final, ruhuna usulca bir yumruk indiriyor. sessizlik bu kadar mı ağır olur?
exam (2009, ingiltere – stuart hazeldine)
sekiz aday, gizemli bir iş görüşmesi için bir odada kilitleniyor. kurallar basit, ama cevaplar değil. tek mekanda geçen bu psikolojik gerilim, son dakikada her şeyi tersine çeviriyor. soru neydi, cevap ne?
the killing of a sacred deer(2017, irlanda/abd – yorgos lanthimos)
yine lanthimos, yine rahatsızlık verici bir atmosfer. colin farrell ve barry keoghan'ın başrolde olduğu bu modern tragedyada, aile ve lanet temaları iç içe geçiyor. final, seni soğuk bir gerçekle baş başa bırakıyor. kurbanı kim seçer?
the gift(2015, abd – joel edgerton)
joel edgerton'ın hem yazıp hem yönettiği bu gerilimde, jason bateman ve rebecca hall bir çifti oynuyor. eski bir tanıdık (edgerton) hayatlarına girince, geçmişin sırları teker teker dökülüyor. final, vicdanını ve ahlakını sorgulatıyor. hediye mi, lanet mi?
primer (2004, abd – shane carruth)
düşük bütçeli bir zaman yolculuğu bulmacası. iki mühendis, tesadüfen bir zaman makinesi icat ediyor ve olaylar çığrından çıkıyor. karmaşık, zihin yakan kurgusu ve son sahnedeki belirsizlik, seni defalarca düşündürüyor. zamanı kim kontrol eder?
the invitation(2018, güney kore – kim kwang-tae)
sessiz bir köyde geçen bu film, bir davetiyeyle başlayan gizemli bir hikayeyi anlatıyor. kim kwang-tae'nin minimal ama ağır atmosferi, finalde duygusal bir patlamayla sarsıyor. bir davet, her şeyi değiştirir mi?!
old (2021, abd – m. night shyamalan)
shyamalan'ın zamanın hızlandığı bir plajda geçen tuhaf hikayesi. bir grup tatilci, saatler içinde yaşlanıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor. final, klasik shyamalan usulü bir ters köşeyle
geliyor. zaman, en büyük düşman mı?
the night house (2020, abd – david bruckner)
rebecca hall, kocasının intiharından sonra onun sırlarını çözmeye çalışan bir kadını oynuyor. evin gölgelerinde saklanan gerçekler, hem doğaüstü hem insani bir korkuya dönüşüyor. son sahne, ruhunu titretiyor. gölgeler ne fısıldıyor?
the ritual (2017, ingiltere – david bruckner)
dört arkadaşın isveç ormanlarındaki yürüyüşü, pagan bir kabusa dönüşüyor. folklorik korku ve psikolojik gerilim harmanlanırken, final seni ilkel bir korkuyla yüzleştiriyor.
dogtooth (2009, yunanistan – yorgos lanthimos)
lanthimos'un erken dönem bombası. dış dünyadan izole edilmiş bir ailenin çarpık düzeni, rahatsız edici bir gerçekliğe açılıyor. final, özgürlük ve esaret üzerine ağır bir soru bırakıyor. ev, güvenli bir yer mi?
the witch(2015, abd – robert eggers)
17. yüzyıl new england'ında bir ailenin dini takıntıları, doğaüstü bir korkuya dönüşüyor. anya taylor-joy'un büyüleyici performansı ve eggers'ın kasvetli atmosferi, finalde tüylerini diken diken ediyor. şeytan mı, insan mı?
take shelter (2011, abd – jeff nichols)
michael shannon, kıyamet benzeri rüyalar görmeye başlayan bir aile babasını oynuyor. gerçek mi, paranoya mı belirsizken, final her şeyi kristalleştiriyor. shannon'ın bakışları bile yeter. fırtına geliyor mu?
it follows (2014, abd – david robert mitchell)
bir lanetin peşine düştüğü genç bir kadının hikayesi. minimalist korku, retro synth müzikler ve o bitmeyen takip hissi… final, seni hem rahatlatıyor hem huzursuz ediyor.
a tale of two sisters/ janghwa, hongryeon (2003, güney kore – kim jee-woon)
kore korku sinemasının incilerinden. iki kız kardeşin üvey anneleriyle yaşadığı gerilim, psikolojik bir labirente dönüşüyor. final, kalbinin tellerine dokunurken aklını karıştırıyor. gerçek, kimin gerçeği?
the babadook (2014, avustralya – `jennifer kent)
bir anne ve oğlunun, gizemli bir çocuk kitabından fırlayan yaratıkla mücadelesi. essie davis'in performansı ve kent'in yasla korkuyu harmanlayan rejisi, finalde bambaşka bir anlama sıçrıyor. korkularınla yaşayabilir misin?
let the right one in / lat den ratte komma in (2008, isveç – tomas alfredson)
bir vampir hikayesi, ama alıştığın gibi değil. 12 yaşındaki bir çocukla gizemli bir kızın dostluğu, hem masum hem ürkütücü. final, aşk ve fedakarlığın karanlık yüzünü gösteriyor. kim kimi kurtarır.
the man from earth (2007, abd – richard schenkman)
tek mekanda geçen, diyalog odaklı bir bilimkurgu. bir profesör, arkadaşlarına 14.000 yıllık bir sırrını açıklıyor. düşük bütçesine rağmen, finalde aklın havada kalıyor.
hard candy(2005, abd – david slade)
ellen page (şimdi elliot page), bir pedofili tuzağa düşüren genç bir kızı oynuyor. psikolojik gerilim, güç dinamiklerini tersyüz ederken, finalde adaletin sınırlarını sorgulatıyor. avcı mı, av mı?