📘 “Geçmişe Mazi Derler” – Tarihi Dert Etmeyin, Gülerek Öğrenin! “Maziye dalmak okyanusa dalmaktan daha keyiflidir” diyor Ahmet Sarbay. Ve haklı! Bu kitapta tarih, bize okul sıralarında “ezberle ve geç” diye dayatılan kuru bir ders değil; aksine, dedikodusu bol, kahkahası…devamı📘 “Geçmişe Mazi Derler” – Tarihi Dert Etmeyin, Gülerek Öğrenin!
“Maziye dalmak okyanusa dalmaktan daha keyiflidir” diyor Ahmet Sarbay. Ve haklı!
Bu kitapta tarih, bize okul sıralarında “ezberle ve geç” diye dayatılan kuru bir ders değil; aksine, dedikodusu bol, kahkahası eksik olmayan bir aile yemeği gibi. Oturuyorsun, geçmişin tabağından bir lokma alıyorsun, sonra da “Yok artık, bu da mı olmuş?” diyorsun.
🕰 Peki Ne Anlatıyor Bu Kitap?
Kısaca: Geçmişin “sırlarını” döküyor ama tarih öğretmeni gibi parmak sallamadan.
Yazar, bizleri “tarihi figürlerin delilikleri, saplantıları ve küçük çılgınlıkları” arasında dolaştırıyor.
😂 Birkaç Örnekle Ne Demek İstediğimi Anlayacaksınız:
1. Caligula’nın Atı ve Senato Macerası
Roma İmparatoru Caligula, deliliğiyle meşhur bir karakter. Ama durun, öyle klasik “kafayı kırmış” değil…
Adam, atını senatör yapıyor! Evet evet, atına altın semer takıyor, ona özel ahırlar yaptırıyor ve sonra da meclise yolluyor. Sebep mi?
– “Senatörlerin zekâ seviyesinden atım daha üstün” diyor.
Yani hem taşlıyor hem şaşırtıyor.
2. Uçan Osmanlı Silahı (!)
Kitabın bir yerinde Osmanlı döneminde kullanılan “uçan silah”tan bahsediliyor.
Okurken “Vay be, Osmanlı roket mi yaptı?” diye hevesleniyorsun.
Sonra bir bakıyorsun, “uçan silah” dedikleri şey, mancınıkla atılmış koca bir kütük!
Yani uçuyor, evet… ama düşeni de bir daha uçuracak hâle getirmiyor.
3. Azizlerin Banyo Takıntısı
Orta Çağ Hristiyan azizlerinin bazıları banyoyu günah sayıyor.
“Yıkanmak neymiş, ruh kirlenince yıkanır mı hiç?” diyenler var.
Bir tanesi o kadar uzun süre yıkanmıyor ki, vücudundaki bitler “şehit” ilan ediliyor!
Bitleri öldürenleri “günahkâr” sayıyorlar.
Tarihe bak be, bitin bile kutsalı var!
🤓 Bilgi Var, Mizah Var, Samimiyet Bol
Ahmet Sarbay, akademik kaygılardan çok, okurun kahkahasını ve merakını ön planda tutuyor.
Bir profesör gibi değil, mahalleden bir abimiz gibi anlatıyor.
“Gel sana bir şey anlatayım da bak nasıl şaşıracaksın” diyor ve anlatıyor.
📖 Kimler Okumalı? Bence herkes !?!
• Tarih okumaktan sıkılan ama “başka bir türlüsünü” merak edenler,
• Mizahı seven ama “kitabımda bilgi de olsun” diyenler,
• Bir dost meclisinde “Geçen okuduğum bir şey var…” diye lafa girip ortalığı şenlendirmek isteyenler,
• Ya da sadece “Hayat çok ciddiye alınmayacak kadar absürt” diyenler.
🎁 Sonuç: Bu Kitapla Geçmişe Gülersin
“Geçmişe Mazi Derler”, tarihin ne kadar eğlenceli olabileceğini gösteriyor.
Yani, geçmiş sadece ders kitaplarında sıkıcı cümleler arasında kaybolmasın…
Biraz bit, biraz at, biraz da Osmanlı mancınığıyla süslenmiş bir tarih turuna kim hayır diyebilir?
Tavsiyem: Bu kitabı alın, otobüste, kafede, çay içerken okuyun.
Ama dikkat edin; gülerken insanlar size garip garip bakabilir!
Ortamlarda satacağınız komik ciddi eğlenceli ve gerçek bilgiler !!?
fransa ve yamyamlık ;
avrupa tarihine bakildiginda insan eti yemenin oldukça yaygin oldugu görülür. max kemmerich, haçlılar'dan çok daha önceleri galyalilar'in insan eti yediklerini hieronymus'tan nakletmektedir
tarihçi charles seignobos söyle anlatir:
"1026 yilinda uzun süren yagmurlardan sonra büyük kithk ya-sandi. zaten fakir olan halk perisan oldu. açhktan o kadar çok insan öldü ki, ancak toplu mezarlara gömülebildi. aç kimseler mezarlar açip ölüleri yiyordu. bazilani yoldan geçenleri yakalyor, bazilan da çocuklari yumurta, elma vs. vermekle kandirip kaçinyorlardi."
"adamin biri burgonya bölgesindeki tournus pazarina pismis insan eti götürmeye kalkinca yakalandi ve oracikta yakildi. adami gömdüler. o aksam ölüsünü biri çıkarıp yerken yakalandi, o da yakildi.
tournos un 20 km civarinda macon civarinda münzevi bir kilise vardi. arasira ziyaret için gidilirdi. kiliseye yakin bir kulübede yasamaya baglayan biri, yakaladigini bu kulübede öldürüp parçali-yormus. günün birinde dinlenmek icin içeri giren bir yolcu etraftaki insan parçalarmi görlince macon'a gidip ihbar eder. yapilan aras-tirmada 48 kisinin artign bulunur. herif, macon'a getrilip yakılır.
ingiltere
ortaçag avrupasi'nda kıtlık ve açlık çok sık görünürdü. genellikle kötü tarim sartlarina ilaveten yöneticilerin vicdansızlığı, açlıkla birlikte ölümcül hastalıkların yayilmasina sebep oluyordu. öyle ki, 1348 ve 1375 yılları arasinda ingiltere'de ortalama yasam süresi sadece 17-18 idi.
tarihin bu döneminde britanya adasinda yaklasik 95 açlık tespit edilmistir. 1310-1330 yillan arasinda peş peşe yasanan kötü hava sartlari yüzünden 1315'te yiyecek fiyatları patlama yapar. büyük bir açlik başlar. 1317'ye gelindiginde her hafta binlerce insan ölür.
açlik sirasinda toplumsal kurallar birbirine girer. çocuklann büyük bir kismi aileleri tarafindan terk edilir. sahipsiz çocuklar yamyamlara yem olur. sonrasinda aileler kendi çocuklarini yemeğe baslşlar.
meshur "hansel ve gretel" ismiyle bilinen hikâye bu felâketlerden esinlenerek yazilmistir.
almanya
şifa niyetine, insan ürünlerini kullanmak "aydinlanma çagi" avrupasi'nda çok yaygındır. paris, berlin ve londra gibi merkezlerde her eczanenin rafinda bir şeyler bulmak mümkündü. bu konuyla ilgili eczaci johann schroeder, ölü bedenin nasil bir hayat iksiri hâline getirilebilecegini şu sözlerle ifade eder:
"hastalik yüzünden ölmemis genç ve esmer birinin cesedi bir gece ayışığında bekletilmelidir. böylece kokusuz, tütsülenmis bir et gibi olur. önce küçük parçalara ayrılır,daha sonra şaraba yatırılı..."
danimarka
19. yüzyil danimarkasinda başı kesilen mahkûmlann altında ellerinde kaplarla bekleşen insanlar görmek mümkündü. eger mahkum gençse, akacak taze kan "sara" (epilepsi) hastaligina iyi geldigine inanilirdi.
hollanda
orange hanedanindan william'in taht üzerindeki taleplerini destekleyen bir protestan gürûhu, john de witt'i önce öldürürler, sonra da pişirip yerler .
roma
1492'de papa viii. innocentius ölüm dösegindeyken, doktorlar üç tane çocugun kanını kendisine içirirler. sonuç; hem papa, hem
de çoçuk ölür.
haçlilarin yamyamliklari
iznik
haçlılar, aykırı damak zevkinde efsanedirler.
"pierre l'ermite komutasindaki ilk haçlı ordusu, 1096 senesinde iznik önlerine geldiginde, ellerine geçirdikleri türk çocuklarini pisirmek için parçalayip kızartırlar. etlerini yerler, kafalarını da mancınıkla sur içine atarlar.şöyle ki türklerin cesaretini almak için desturuyla yamyamlık yaparlar ve ve pierre l 'ermitetürklerin ölümsüz olmadığını onlarında yenilebileceğini ( savaş kaybetmemeleri sebebi )insan olduklarını görmeleri için vatikan'ın emirliyle yaptırmıştır ki zaten ordu barbar ve düzen olmadığı için açlıklarını bastırmak için yamyamlık yapmıştır .
antakya
antakya önlerine geldiklerinde yamyamlığım, din ve devlet isbiliği ile nasil organize bir sekilde icra edildigini görürüz.
askerler, yiyecek sıkıntısı yüzünden i. bohemond'a dert yanarlar. o da esirlerin getirilmesini ister. içlerinden begendiklerini ayırır.
bunlari bogazlattiktan sonra kebap yaptırır ve komuta kademesiyle birlikte yer. artanını askere dagıtıt. ancak ordunun geri kalanina yetecek kadar esir yoktur.fakat pierre l'ermite, verdigi yemek tarifiyle hizaya getirmisti.
"açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. gidin ölmüş türkler'in cesetlerini toplayin. tuzlayip pişirşrseniz çok lezzetli olur ve türkler gibi korkusuz olursunuz."
askerler, papazin dediklerini yapmislar, fransiz milli destani
chanson d'antioche bu acikli olay, söyle anlatilmisti:
"haçlılar karınlarını doyururken, surlann üzerindeki türkler olayi seyrediyorlardi."
halep
alışmış kudurmuştan beterdir derler ya, haçlılar artik her gittikleri yerde yamyamliga devam ederler. antakya' dan sonra "halep' in
maarra kasabasi'nda sehit düsmüs türk askerlerini, doğrayıp etlerini kizartarak yemişler.
"açlık öylesine bir hall almisti ki, askerler kasaba civarndalki bataklıkta 15 gündür bekleyen türk cesetterini büyük bir istahla yediler. susuzluklarını giderebilmek için at ve eseklerin damarlarin kesip kanlarını ve idrarlarini ictiler. bazilari lagimlara kuşaklarını ve paçavralarını daldıtıp bunlarda toplanan suyu emerlerdi. kimi de arkadasinin idrarini avuçlanna doldurarak içerdi."
büveyhoğulları
bagdat
miladi 1055 yilinda büveyhiler zamaninda bagdat'ta ve diger beldeleri de içine alan geniş bir bölgede peş peşe kıtlık ve toplu ölümler meydana gelir. ebu mansur fülâd'in uyguladigi yanli ekonomik politika, isi çigirindan çikarir. ticaret yollar kapanir, stokçuluk yüzünden bagdat'a gida girmez olur.
halkin gidebilecegi hiçbir yer yoktur. azerbaycan ve buhara' dan gelen haberler de iç açici degildi. ahvaz, buvat ve buralara bagli mintikalarda da veba salgini meydana gelmistir. ebu muhammed isimli bir âlimin 700 fikih ögrencisi vardi. kendisi vefat ettigi gibi on ikisi hariç bütün ögrencileri hayatlanni kaybetmisti.
bunun en büyük sebebi de açlıktı. zira insanlar, leşleei ve kokusmus seyleri yemek mecburiyetinde kalmislardi. bunlan da bulamayanlar, mezarlara dadanirlar. kabirleri açarak ölüleri çikarırlar.
sultan debis bin ali, adamlarindan birini elçi olarak bir yere gönderir. geri gelmeyince durumunu arastrir. bir grup mülhid tarafindan öldürüldugü ve pişirilip yendigi ögrenilir.
selçuklular, bölgeyi ele geçirip bagdat' a girdiklerinde stokçuluk engellenir. ticaret yollarinin güvenligi tesis edilir. insanlar hayli rahatlamis olurlar.
.